Müşteri Ne İster?

Benim burada ele alacağım müşteri tipi iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. alanlarda hizmet alan müşterilerdir öncelikle bunu belirteyim.

Müşterinin sözlük anlamına baktığımızda; “Hizmet, mal vb. alan ve karşılığında ücret ödeyen kimse” şeklinde bir tanımla karşılaşıyoruz.

Bu tanımı iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. hizmet alanlarına uyarlayınca, ödenilen ücret, müşterinin her şeyi isteyebileceği ya da her şeyi yaptırabileceği anlamına gelir mi?

Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım, bir durumla bunu ciddi olarak düşünmeye başladım. Özellikle müşterinin onca söylediği yanlış şeyi düzeltmemin ve doğrusunu anlatmamın ardından, “Ben size para veriyorum, ben müşteriyim, ben ne dersem öyle yapılacak…” demesi inanın çok manidardı. Beni kendime getirdiği için kendisine huzurlarınızda teşekkür ederim. Ama bu demek değildir ki ben sırf bir iş yapmam için şirketime para ödeyen bir firmanın kurumsal iletişim yetkilisinin istekleri doğrultusunda doğrusunu bildiğim işin yanlışını yapacağım.

Sevgili Ali Saydam hocamızn Marketing Türkiye’deki son yazısı “PR müşterisi ne ister?” başlıklıydı.

Yazıdan bir iki bölümü sizinle paylaşayım; Müşteri ne istiyor?; Okumaya devam et “Müşteri Ne İster?”

Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç Tasarımcılara Tavsiyeler 3

Blogumda yayınladığım; “Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç İletişimcilere Tavsiyeler” şeklinde bir yazı dizim var. Bu dizi içerisinde bu sefer iletişimin bir vazgeçilmezi olan tasarım dünyasından bir ismi misafir ediyorum.

Ahmet Emek…

Bakalım Ahmet, genç arkadaşlarımız için ne gibi tavsiyelerde bulunmuş.

Ahmet Emek çok kısaca bize kendinden bahseder misin?

8 Eylül 1981’de Afyon’da doğdum. Haliç Üniversitesi GSF Grafik Tasarım Bölümünde (Burslu)  okudum. Lizbon ULHT Universidade Lusofona’yı Erasmus öğrencisi olarak okudum. Lizbon Mediaway’de stajımı tamamlayarak bir kaç ajansta çalıştıktan sonra şu an Zarakol İletişim’de görev yapmaktayım.

İlkokulda yapmış olduğum resimlerin panolara asılması beni Güzel Sanatlara yönelten bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Güzel Sanatlar okumadan önce piyasada çalışarak tecrübeler edindim. Aynı zamanda hocalarımın sayesinde çizimimi geliştirerek yetenek sınavlarına hazırlandım. Ve hayalim olan Güzel Sanatlarda okuyarak ne kadar güzel ve eğlenceli bir mesleği seçtiğimi bir kez daha fark ettim.

Toplumda aynı birçok iletişim biliminde olduğu gibi hatta ondan öte tasarım konusunda da eğitim almaya gerek olmadığı, bireysel olarak olan bir yeteneğin evde photoshop’u yalayıp yutarak geliştirilebileceği ve piyasaya işler yapılabileceği inancı var, senin bu konuda ki görüşlerin nelerdir?

Programlar birer araçtır. Bir çalışma yapıyorsanız fikir gerekir. Güzel Sanatlar okuyarak bu işin eğitimini alıyorsunuz ve farklı şeyler görmeye başlıyorsunuz. Çünkü bakış açınız tamamen değişiyor. Bundan dolayı kesinlikle eğitim alınması gerekiyor. Bunun örneklerinden birisi de benim. 3-4 yıl kadar piyasada alaylı olarak tabir edebileceğimiz şekilde çalıştım. Ama sürekli bir noktada kaldım. Sadece gerekli iş akışını tecrübe edinebildim.

Öğrenciyken staj yapma konusunda ki fikirlerin nelerdir? Güzel sanatlar ya da tasarım öğrencileri nasıl daha iyi geliştirebilirler?

Öğrenciler staj yaparken mutlaka kendilerini geliştirebilecek bir matbaa ya da ajans seçmelidirler. Bence matbaada staj yapmaları daha mantıklı. Çünkü işin fırını orasıdır. Ekmeği yapmak için ajansa gitmek lazım. Güzel Sanatlar öğrencileri kendilerini geliştirebilmek için mutlaka yazılı ve görsel olan her şeyi takip etmelidirler. Çünkü her şeyden haberdar olmamız gerekiyor. Okumaya devam et “Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç Tasarımcılara Tavsiyeler 3”

Facebook Reklamlarının Yanlış Yönetimi

 İçimiz dışımız sağımız solumuz her yer reklam değil mi?

Sosyal medya ya da bendeki adıyla dijital medya ile ilgili konuşmalar, sohbetler    yaparken hep insanların geleneksel iletişim yöntemlerinin kirliliğinden ve baskıcı yapısından sıkıldığı için bu mecranın bu kadar hızlı büyüdüğünü anlatıyoruz.

 “Geleneksel iletişim yöntemlerinin kirliliği ve baskıcı yapısı…”

Bu cümlemi şu şekilde açıklayabilirim; ben sırf Hürriyet okuyorum diye x markasının reklamını görmek zorunda değilim hatta iki sayfada bir reklam görmek her sayfada reklam görmek zorunda hiç değilim, sırf Atv’de Çocuklar Duymasın izliyorum diye y markasının reklamını izlemek zorunda değilim, temizlikçi Emine’yi kullanılarak yapılmış bir ürün yerleştirmeyi izlemek istemediğimi ciddi anlamda herkesle tartışabilirim… vb.  kirlilik dedim çünkü o reklamın hedef kitlesi içinde değilim, baskıcı yapı dedim sırf mecra para kazanacak diye ben o reklama maruz kalmak istemiyorum.

Geleneksel iletişim yöntemleri üzerinde kişişel iletişim yapmak pahalı ve zahmetli olduğu için markalar kitle iletişimi yapmak zorundalar. Bir iletişimci olarak bunun sonuna kadar arkasındayım. Ama gelenekseller üzerinde yapılanlardan dolayı son 5 sene içinde devasa bir mecra, bir iletişim kanalı haline gelen ve markalara, ajanslara neredeyse a’dan z’ye kadar detaylı bir konumlandırma ve hedefleme imkanı sunan, sanal ortamda kişilerin attığı her adımı bir “big brother” edasıyla takip edip datalandıran ve bu datayı anlamlı kılmaya çalışan bir mecra olduğunu söyleyen sosyal medyada, dijital medyada yine aynı kitle iletişimin yapılması çok yanlış.

Ne kadar yanlış olduğunu soldaki görselden görmeniz mümkün.

Yanda kişisel facebook profilimin sağ tarafında çıkan facebook ads, flyer, facebook sponsorlu bağlantılar adları ile anılan reklamların bende bıraktığı izi görebilirsiniz.

Ben bilinçli bir kullanıcıyım da kimi zaman facebook’a böyle geri bildirimler veriyorum, bu reklamlar benim için ilgisiz diyorum ve o da sağolsun çok düşünceli bir kanal ki bana; “erdal’cığım madem sen bu reklamı beğenmedin, neleri beğeneceğini bana söyle ben de sana ona göre reklamlar göstereyim” diyor. Okumaya devam et “Facebook Reklamlarının Yanlış Yönetimi”

İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…

İletişimcilerin yapacağı en büyük hatalardan birisi hatta en yapılmaması gerekeni hedef kitlelerine ulaştırmak için çalıştıkları markaların hedef kitlelerinden uzakta hatta onlardan bi’ haber yaşamaları olsa gerek.

Ama yapılmıyor mu? Maalesef yapılıyor.

Bunun nedenini; reklam, halkla ilişkiler ve pazarlama alanında çalışanlarda “Enaniyet Everest”  olmuş yani benlik duygularıyla birlikte egoları o kadar büyümüş ki halktan uzaklaşmışlar şeklinde açıklayabilirken, sosyal ve digital medya üzerine çalışanların çoğunda zaten iletişim bilgisinden yoksunlukla birlikte klavye iletişimciliği kavramı başlayınca  “hedef kitle” de ne bilgisizliği olarak açıklayabiliriz.

Bundan daha kötüsü, markaların kurumsal iletişim departmanlarında çalışıp ajanslara ilgili markanın hedef kitlesini a’iken k, b’iken z şeklinde briefleyen kurumsal iletişimciler de bu atmosferde nefes alıp veriyor olması.

Neyse sektörel eleştiriyi bırakıp konumuza geri dönmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde sosyal ağlar üzerinde bazı ilanlar düştü. İlanlar bir tam hizmet ajansı olan Genna tarafından hazırlanmış.

 “Hedef kitlelerin yanında olmak.”

“Biz, hedef kitlelerin yanındayız, gelin müşterimiz olun sizi onlara ulaştıralım çünkü biz onları tanıyoruz.” Okumaya devam et “İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…”

Misafir Görüşler, Emrah Tıraş’tan Tavsiyeler, “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…”

Evet arkadaşlar; bu hafta blogumuzda bir misafirimiz var; Emrah Tıraş. Emrah’la benim muhabbetim uzun yıllara dayanıyor, kendisi çiçeği burnunda bir iletişim fakültesi halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümü mezunu Facebook‘ta sektörle ilgili değerli sayılabilecek paylaşımlar yapıyor, yine öyle bir paylaşımda kendisinden yaptığı “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…” paylaşımını detaylandırıp, bloguma misafir yazar olmak isteyip istemeyeceğini sordum. O da sağolsun beni kırmadı. Neyse ben lafı fazla uzatmadan sözü Emrah Tıraş’a bırakıyorum.

“Reklam İlaç Değil, Reçetedir…”

Reklam; televizyon, radyo, gazete, billboard, dergi, ve internet gibi araçların aracılığıyla bir ürün ya da hizmet hakkında insanlara bilgi vermektir. Kısaca reklamın yapılmasının nedeni insanlara bilgi aktarmaktır.

Gördüğüm, duyduğum, takip ettiğim kadarıyla ülkemizde reklamın tanımı bu tanıma çok uymuyor. Reklamverenlere göre reklam satışları artırmak için kullanılan bir pazarlama aracıdır. Hatta reklam veren ajansına derki, “satışlar düşük bu aralar, bana şöyle, güzel, eğlenceli, yaratıcı… bi reklam yapta bizim satışlar artsın”.

Sosyal medyaya olan ilginin artmasıyla bu anlayış daha da yaygınlaştı; abi bana Facebook’ta (feysbokta) bir fan sayfası açta ‘like’ edenler çoğalsın, satışlarım artsın diyorlar. Burada suçlu sadece reklamverenler değil, reklamcılarda suçlu, çünkü bazı reklamcılar, müşterilerini doğru yönlendirmiyor, bir reklam yapalım da satışların patlasın diyorlar. Kim sadece reklam yaparak satışlar artar diyorsa yanlış diyor. Peki, işin doğrusu nasıl olmalıdır; eğer bir iletişim (reklam, halkla ilişkiler…) kampanyası yapılacaksa, ürünün ya da hizmetin pazarlama ve marka yönetimi çalışmaları tam olarak yerine getirilmiş olmalıdır ki iletişim kampanyası başarılı olabilsin. Okumaya devam et “Misafir Görüşler, Emrah Tıraş’tan Tavsiyeler, “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…””

İletişim Sektörlerinin Geleceği Zeki ve Etkin Beyinlerde

Dün mezun olduğum üniversite, fakülte ve bölüme öğrenciliğimin ardından farklı bir pozisyonda Sevgili Hocam Selin Türkel’in daveti üzerine, Princeples of Public Relations (halkla ilişkilerin ilkeleri) dersinin final proje sunumlarında jürilik yapmak üzere misafir olarak gittim.

10 saatte 19 farklı grup içinde 90 öğrenci arkadaşımızın bu ders kapsamında bir dönem boyunca öğrendikleri bilgiler ile hazırladıkları dönem projelerini dinledik, değerlendirdik, her sunumun ardından onlarla mini sohbetler yaparak önümüzdeki yıllar için onlara küçük püf noktaları vermeye çalıştık.

Çok değil 4 sene önce aynı derste, aynı hoca karşısında benzer bir sunum yapmış bir arkadaşları olarak görüşlerim umarım onlar için bir önem taşımıştır.

Tüm görüşlerimi aynı sıralardan geçmiş, o zaman kendime koyduğum hedefleri ve ruh halimi çok iyi hatırlayan, bugünse sektörün iletişim bilimleriyle donanmış, bu eğitimi almış genç iletişimcilere olan ihtiyacını bilen, içinde çalıştığım sektöre beslediğim büyük bir saygıyla her yerde bölüm milliyetçiliğimi hiç çekinmeden vurgulayan biri olarak yaptım.

Emin olun arkadaşlar yarın sizler olursanız halkla ilişkiler olacak, reklam olacak, pazarlama olacak, dijital medya olacak, medya planlaması vb. olacak ve tüm bütünleşik iletişim bilimleri sizlerle ileriye gidecek.

Eğer sizler olmaz ve kendinizi iyi geliştirmezseniz yarın birileri çıkıp Pr öldü, reklamcılık öldü dediğinde sizler/bizler işsiz güçsüz kalıp, boş avuçlarımızı semaya kaldıracağız.

Bu dediklerimden hemen karamsarlığa düşmeyin çünkü ben kendi adıma dün güzel umutlar biriktirdim sektörümüz için.

Niye mi? Okumaya devam et “İletişim Sektörlerinin Geleceği Zeki ve Etkin Beyinlerde”

Nice To Tweet You @ieusapkatakimi

24 Nisan Salı günü daha önce duyurduğum üzere Sosyal Medya Uygarlığında Marka Yönetimi Etkinliğinde mezun olduğum okul olan İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümünün misafiri olarak İzmir‘deydim.

Etkinlikte;  Sosyal Medya ve Türkiye’deki durum Cüneyt Devrim – iab,  Sosyal medyanın marka yönetimi üzerine etkileri Emre Kanaat – Vodafone, Erhan Acar- Hürriyet, Tüketici krallığının yeni tahtı sosyal medyada yapılması ve yapılmaması gerekenler Olcay Sunucu – Moova, Ali Güraçar – 41?29!,  İçimizden Biri: Erdal Erdoğdu – Zarakol 2.0, Sosyal medyada başarılı marka yönetiminin sırları Doritos Akademi: Fatmagül Güzel – Tribal DDB ve Arda Erdik- Medina DDB, Irmak Emekdaş – PepsiCo konuşmacıları sahne aldı.

Ben hariç tüm konuşmacılar iletişimin yeni kanalı üzerine bilgi ve tecrübelerini İzmir’li sosyal medya meraklılarıyla, iletişim öğrencileriyle paylaştılar. Son dört yılını İzmir’de geçirmiş ve bu sektörün doğuşuna burada şahit olmuş biri olarak abartısız söylüyorum ki etkinlik şimdiye kadar İzmir’de yapılan en iyi etkinlikti.

Konuşmacıların kalitesi, etkinliğin planlanlaması, organizasyon, duyurumlar, misafirperverlik gerçekten çok başarılıydı.

Birde bu etkinliği halihazırda öğrencilik hayatları, dersleri, sınavları devam eden öğrenci arkadaşlarımın hiçbir beklentileri olmadan, özel zamanlarından taviz vererek yaptıklarını/organize ettiklerini düşündükçe adı Şapka Takımı olan bu ekibe gerçekten Şapka çıkarmamak elde değildi. Okumaya devam et “Nice To Tweet You @ieusapkatakimi”

24 Nisan’da Sosyal Medya’nın Ustaları İzmir’de

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü ve bu bölümün öğrencileri tarafından kurulan Şapka Takımı ‘nın organize edeceği “Sosyal Medya Uygarlığında Marka Yönetimi” isimli etkinlik için sosyal medyanın usta isimleri İzmir’e geliyor.

Bu izlediğiniz videoda da söylenildiği üzere üniversitemin, fakültemin, bölümümün hatta geçtiğimiz sene bu etkinliğin vol 1’i olarak değerlendirebileceğimiz “Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi” etkinliğini organize ederek içinde yer aldığım takımın organize edeceği etkinlikte “İçimizden Biri” başlığıyla bana da kısa bir bölüm ayrılmış.

Geçtiğimiz seneler içerisinde aynı sıralarda oturan biri olarak bu etkinlikte yer alacak olmak inanın bana şimdiden çok büyük heyecan ve mutluluk veriyor.   Okumaya devam et “24 Nisan’da Sosyal Medya’nın Ustaları İzmir’de”

Reklamlarda Ünlü (celebrity) Kullanımı

Reklamlarda ünlü kullanımı reklamcılık tarihi kadar eski bir uygulama olsa gerek. Tabi ilk zamanlardaki ünlüler küçük toplum içinde söz sahibi olan isimlerken, medyaların ve popüler kültürün gelişmesi ile daha büyük kitleleri peşinden koşturan isimlerin kullanılması yaygın hale geldi. Bu doğrultuda her geçen gün bir ünlüyü kullanan bir marka yeni bir reklam filmiyle karşımıza çıkıyor. Peki, markalar reklamlarında neden ünlüleri kullanıyorlar?

Pazarlama gurusu Philip Kotler, “Şirketler, kendi adlarını parlatmak için ünlülerin havalarını ödünç almaya başladılar” diyor. Rakamlar da Kotler’in bu saptamasını haklı çıkarıyor. Bugün Amerika’da reklamda ünlü insanların kullanımı yüzde 50 oranında. Türkiye ise bu oran bazen yüzde 70’lere ulaşıyor. Amaç, ünlülerin popülarite, güven ve dikkat duygularından yararlanmak. Üstelik “Ünlü Satar” (Celebrity Sells) kitabının yazarı Hamish Pringle bu durumun gelecekte daha da artacağını söylüyor. Çünkü marka ve ünlü kişi doğru eşleştirildiğinde satışlar 2’ye hatta 3’e katlanabiliyor1.

Satışların 2’ye hatta 3’e katlanması gerçekten çok büyük etki ve ROI yani yatırımın geri dönüşünün bir göstergesi olsa gerek.

Ülkemizle ilgili reklamlarda ünlü kullanılmasıyla ilgili ilk ve iyi örneklerden biri olarak Zeki Müren ve Ajda Pekkan’ın birlikte oynadıkları Alo reklamına ulaştım.

Bu reklam sonrasında neler oldu? Okumaya devam et “Reklamlarda Ünlü (celebrity) Kullanımı”

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial