Covid-19 Pandemisinde İletişim

Sonunda Covid-19 Pandemisinde İletişim isimli kitabımızın okumasını bitirebildim. Çok daha hızlı okuyabilirdim ama kitap içerisinde yer alan önemli isimlerin yazdığı değerli bilgileri sindire sindire okumak istedim. Akademisyen Yayınevi tarafından çıkarılan kitabın benim için en büyük önemi, iletişim sektörünün önemli isimleri ve hocalarının yanında ismimin de yer alması oldu.

Bana böyle bir imkan tanıdıkları için Değerli Hocam Burcu Öksüz ve telefon görüşmelerimiz ile tanıştığım Prof. Dr. Tevhide Serra Görpe Hocama çok teşekkür ederim.

Burcu Hocamın benim için yeri her zaman ayrı olmuştur, asistanlığından bugüne muhabbetimiz bozulmamış̧ ve kendisi birçok farklı zamanda bana destek olmuştur. Bugün bu sektörde iş yapıyorsam onun da bunda hakkı var. Hatırı da bende daim olacaktır.

Sektör uzmanlarının yakından tanıdığını düşündüğüm, iletişim sektörünün usta isimleri Sayın Salim Kadıbeşgil, Gonca Karakaş ve Fügen Toksü‘nün yazdıkları bölümler gerçekten önemli noktalar barındırıyor.

Beni kendi öğrencilerinden ayırmadığını düşündüğüm uzun yıllardır muhabbetimizin devam ettiği Değerli Hocam Doç. Dr. Ferah Onat ile aynı kitap içerisinde yer almak benim için çok değerli oldu. Kendisine ve kitaptaki diğer hocalarıma selam ve saygılarımı sunarım.

Kitap, Koronakaos Bildiğimiz Bütün Ayarları Bozdu! bölümü ile başlıyor ve iletişimin gücüyle değişime yön verme, böyle bir dönemde lider iletişimi, risk ve kriz iletişimi, kamu ve yerel yönetimlerde iletişim, iletişim danışmanlığı ajanslarının faaliyetleri, çalışanlara yönelik iletişim faaliyetleri, turizm iletişimi gibi birçok önemli başlığı içinde barındırıyor. Kitap iletişim sektörüne hayırlı olsun, umarım ilgilileri için bir faydaya vesile olabiliriz.

Dijital İletişim Atölyesi, iletişim sektörüne yeni bir soluk olsun

Size güzel bir haber vermek istiyorum. İletişim sektörü geçtiğimiz günlerde yepyeni bir ajans kazandı. Bu ajansın benim için en büyük özelliği benim üniversite bitirme ödevimin uzun yıllar sonra çok sevdiğim, uzun yılardır birlikte çalıştığım iki dostum, kardeşim, ağabeyim tarafından hayata geçirilmiş olması. Dijital İletişim Atölyesi yani DİA ‘nın temeli uzun yıllar önce benim tarafımdan atıldı ama mevcut görevlerimden dolayı hep köşede bekleyen bir fikir olarak kalmıştı. Bugünse gerek ajans tarafında gerekse kurum tarafında uzun yıllardır markalara iletişim hizmetleri sunan ekipler içinde yer alan Sevgili Hamza Şamlıoğlu’nun ajans başkanlığında, üniversiteden sınıf arkadaşım, kurumsal pazarlama dehası Sevgili Doğan Balcan‘ın ajans başkan yardımcılığında yeni yılla birlikte hizmet vermeye başladığı Privia Security, PriviaHub, Zemana, deepware, berqnet, bulutklinik ve Avelieer markalarıyla iletişim sektörüne giriş yaptı.

Hamza abi ve Doğan markalara, Medya iletişimi, Etkinlik Yönetimi, Sosyal Medya İletişimi, Dijital Reklam Yönetimi, Online Montioring, Grafik Tasarım, Web Tasarım ve Kodlama, Arama Motoru Optimizasyonu, Video – Prodüksiyon gibi hizmetleri vermeyi hedeflemişler ama ben sonuna kadar inanıyorum ki ilerleyen süreçte bu hizmet başlıkları artacaktır ve Dijital İletişim Atölyesi (DiA), kurduğu uzman ekibiyle de sektörde farklılaşmayı başaracaktır.

Sevgili abim, Hamza Şamlıoğlu ajansı hakkında, “Uzun yıllardır farklı sektörlerde önemli projeler yürüten bir ekip olarak bir araya gelerek DİA’yı kurmaya karar verirken amacımız markalara ve kreatif özellikli çalışanlara sınırsızca hayal kurabileceği ve hedeflerini gerçekleştirebilecekleri bir ajans deneyimi sunmak oldu. DİA’nın işleyiş süreçlerini de tamamen bu fikre uygun şekilde kurguladık. DİA; markaların dilinden konuşan, onların hedeflerini anlayan ve bu yolda markalara yeni bir vizyon sunabilmek adına fikirler üretme heyecanı taşıyan bir ekip ile yola çıktı. Bunun yanında genç yaratıcı insan kaynağının markalar ile amaç birliği içinde özgürce hayal ettikleri projeleri hayata geçirebileceği, alanında deneyimli ve öğretmeye istekli  “ustaların” öğrenmeye hevesli genç “çıraklar” ile birlikte markalar için değer ürettiği bir çalışma alanı yaratmayı hedefliyoruz. Çünkü biz Dijital İletişim Atölyesi olarak, iletişimde usta çırak ilişkisinin önemine inanıyoruz.” demiş.

Yolun bahtın açık olsun DİA, güzel işler yap, etik davran, sektöre katma değerli işler ve mutlu çalışanlar kat.

Sağlık Bakanlığı, Sağlık İletişimi, Süreç Yönetimi İletişimi, Kriz İletişimi, Stratejik İletişim, Reklam, Ünlü Kullanımı ve Koronavirüsü

Ülke olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Dünyayı tam anlamıyla kasıp kavuran koronavirüs salgını ülkemizde de etkisini gösteriyor. Ülkemizde bu sürecin ve hastalığın ilk muhatabı olan Sağlık Bakanlığımız da ilk andan itibaren bence elinden geldiğince hatta bir kamu kuruluşunun elinden geleceğinden çok daha iyi şekilde bu sürecin operasyonel boyutu kadar iletişim sürecini de yönetmek için çalışıyor. Bu arada yazımın başlığını biraz garip ya da saçma bulabilirsiniz ama bu iletişim sürecinin bana çağrıştırdığı iletişim faaliyetleri bunlar. Hatta düşündükçe çok daha fazlasını da bulabiliriz. Öncelikle Sayın Bakanımız Fahrettin Koca’yı, Sağlık Bakanlığımızı ve bu süreçte emeği olan herkesi tebrik etmek isterim. İşin sağlık operasyonu boyutunu değerlendirmek benim haddime değil ama iletişim boyutu hakkında az çok bir şey yazabilirim diye düşünüyorum. Öncelikle bu süreç iletişiminde 360 derece iletişim faaliyetlerinin neredeyse hepsinin kullanıldığını söyleyebiliriz. Mesajlar iyi belirlendi, çok seslilik yerine süreç sözcüsü olarak Sağlık Bakanımız ön plana çıktı, mesajlar mecralara eş zamanlı, ilk elden ve doğru şekilde servis edildi. Yalan, asılsız ve yanıltıcı mesajlara karşı tedbirler alındı. Hem Bakanlık tarafında hem de Sayın Bakanımızın kişisel sosyal medya kanalları üzerinden insanların kolayca paylaşabileceği sosyal medyanın doğasına uygun içerikler hızlı ve sürekli şekilde paylaşıldı. Neredeyse tüm kanaat önderlerinin sürece katılımı ve hem Bakanlığımızı hem de Bakanımızı desteklemesi sağlandı. Basın toplantıları düzenlendi, mesajların paylaşımı için iyi tasarımlar yapıldı, video içerikler oluşturuldu, ünlü kullanımı yapıldı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı YENI%25CC%2587%2BKORONAVI%25CC%2587RU%25CC%2588S%2BBROS%25CC%25A7U%25CC%2588RU%25CC%2588.pdf.pdf-01.jpg

Bu süreç bir sağlık iletişimi faaliyetidir; Ülkemizde sağlık iletişim deyince maalesef akla ilk gelen iş, saç ekimi ya da protez diş yapımı noktasında yurt dışından hasta getirmek anlaşılmaktadır. Bu işe normal anlamıyla da uzman olan bir doktorun ya da sağlık tesisinin uzmanlık alanları hakkında halkı bilinçlendirme noktasında yaptığı iletişim faaliyetleridir diyebiliriz. Şu an Bakanlığımız üzerinden devletimizin yaptığı tüm faaliyetler sağlık iletişimi noktasında gerçekten başarılı olarak kabul edilebilir.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Basın Açıklaması

İletişimde süreç yönetimi dediğimiz bir iş vardır, genellikle yaptığımız işler tek kurşunluk işler olmamakla birlikte öncesi, esnası ve sonrası olan bir süreci kapsamaktadır. Süreç ne kadar iyi yönetilirse eğer yapılan iletişim çalışmalarında kullanılan bilgilerde yalanlar, kandırmalar yoksa iş o kadar başarılı olur. Ama günün sonunda sizin yalan söylediğiniz ya da bazı gerçekleri gizlediğiniz ortaya çıkarsa maalesef bu süreç sizi krize götürecektir. Şu anki gidişatta biraz kervanı yolda düzüyorlarmış gibi bir izlenim olsa da süreç iyi yönetiliyor gibi.

Hani bir söz var ya “siz ne söylerseniz söyleyin, söyledikleriniz karşınızdakinin anladığı kadardır” diye bizim yaptığımız tüm iş, kaynak olarak hazırladığımız mesajların alıcılar (hedef kitleler) tarafından anlaşılır olmasına çalışmaktır. Süper metinler yazabilirsiniz ama eğer hedef kitlenize hitap etmiyorsa maalesef anlatmak ya da söylemek istedikleriniz anlaşılmayacaktır. Sağlık Bakanlığımız bu iş için öncelikli mesaj olarak 14 Kural diye bir şey belirledi ve farklı yollarla tüm ülkemize bu 14 mesajı en iyi şekilde anlatmaya çalışıyor. Şu an gördüğüm kadarıyla 7’den 70’e neredeyse herkes bu kurallara uymaya özen gösteriyor. Bu da uygulanan mantığın doğru olduğunu bize gösteriyor.

Şimdi bu işin bütününe baktığımız PR var, sosyal medya kullanımı var, tasarım ve video üretimi var, etkinlikler var ve tabi reklam tarafı var. Birçok farklı içerik sizin reklamınız olabilir, kimi zaman bir tasarım kimi zaman bir ses kaydı kimi zamansa bir film. Sağlık Bakanlığımız yine 14 kural mesajlarını kullandığı reklam filmleri çekmiş ama bunda tıp profesörleri, uzman doktorlar yerine şu an prime time da oynayan iki dizinin başrol oyuncularını kullanmış. Hekimoğlu dizisinde Ateş Hekimoğlu rolünü canlandıran Sevgili Timuçin Esen ve Mucize Doktor dizisinde Ali Vefa rolünü canlandıran Sevgili Taner Ölmez bu iki reklam filminde Sağlık Bakanlığımızın mesajlarını bizlere iletiyorlar. Bu konuda daha iyi iki isim kim olabilirdi diye sorsanız ben de olsam ne yapar ne eder bu iki isimle çalışırdım diyebilirim. Gerçekten doğru tercih çünkü iki isim de canlandırdıkları karakterler ile şu an izleyenlerinin kalbini de prime time daki raytingleri de çok iyi çalmış durumdalar.

Peki stratejik iletişim bu işin neresinde derseniz her ne kadar geçmiş bir tecrübe olmasa da, işler gerçek zamanlı olarak şu an planlansa da burada yazmaya çalıştığım şeylerin bütünü zaten bize işin stratejisini veriyor. Şu an bu işin yönetimini kim yapıyorsa doğru bir stratejiyle süreci yönetiyor diyebiliriz. Umarım sistemin çarkları bir yerde hata vermez.
Bunun ötesinde kriz iletişimi nerede diyenleriniz olacaktır, şu an Bakanlığımız zaten bir kriz döneminin iletişimini yönetiyor kimi markanın ürününün üretiminde sıkıntı çıkar kriz olur, kimi markanın çalışanları markayı krize sürükleyebilir vb. Sağlık Bakanlığı gibi bir markanın krizi de maalesef bu şekilde olur.
İnşallah duam odur ki bu süreçte gizlenen gerçekler yoktur ve tüm süreç gerçekten şeffaf şekilde hedef kitleler ile paylaşılıyordur. En azından ülkem, tüm çevrem ve ailem için bunun olduğuna inanmak istiyorum çünkü eğer gizlenen gerçekler varsa ve yarın öbür gün ortaya çıkarsa işte o zaman kaos ortamı oluşacak ve bambaşka bir kriz süreci başlayacaktır ve emin olun ülkemizde öyle bir krizi yönetebilecek iletişim uzmanı yok.

Offline Etkinliklerin Online Yayınında Müzik Telifi Sorunu

Artık neredeyse tüm dijital platformlar üzerinde telif hakları noktasında çeşitli yaptırımlar uygulanıyor. Özellikle müzik eserlerinde ya da herhangi bir yayıncıya ait olan video içeriklerinin izinsiz olarak kullanılması durumunda youtube ya da facebook eş zamanlı olarak kısıtlamalar yapabiliyor.

En çok rastladığımız kısıtlamalar, müzik eserlerinde ses kısma ya da bir yayıncıya ait eserlerin yayın kısıtlaması yapılması olsa gerek.

Geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir açılış etkinliğini eş zamanlı olarak sosyal medya kanallarımız üzerinden de yayınlıyorduk. Canlı yayın esnasında ortam müziğine hem youtube hem de facebook üzerinde eş zamanlı olarak telif atıldığını gelen bildirimler ile fark etmiş olduk. Böylelikle offline bir etkinliğin online yayınının da müzik telifi kısıtlaması ile karşılaşılabileceğini eş zamanlı olarak yani (yani program bitip de kaydın kanalları düşmesi ile değil) online yayın esnasında şahit olduk. Canlı yayınımızın belirli bir kısmı sessiz şekilde yayınlandı.

Bu demek oluyor ki markalar bundan sonraki süreçte yapacakları etkinliklerde de kullanacakları müziklere dikkat etmeleri gerekiyor ve muhtemelen yakın gelecekte “markalara hak sahipleri tarafından siz şu etkinliğinizde bize ait olan şu müzikleri kullanmışsınız” şeklinde tebligatların da gelmesi yakın gibi gözüküyor.

Ama bu noktada da sıkıntı yaşamamak için fark ettiğimiz bir püf nokta da şöyle oldu, eğer müzikler ortam sesi ile birlikte arka planda çalar ve ayrıştırılamaz nitelikte olursa yani ortam sesi müziğin üstünde olursa sanki telif problemi ile karşılaşılmıyor.

Aykut Enişte Filminin PR’ına Destek

Az önce Youtube’da Aykut Enişte isimli Türk filminin fragmanına denk geldim, ardından bu film neymiş diye BKM’nin Youtube sayfasına bakınca filmin PR ile ilgili olarak çeşitli videolar çekip yayınladıklarını gördüm.

“PR neydi? PR emekti..”

Bu doğrultuda ekip oyuncuları da belirli bir emek harcamışlar. Bunu gibi birkaç video daha var. Tabi gerçek anlamda da bu videolar dışında gerçi büyük medyalar tarafından görülmese de gerçek bir PR çalışması da yapılmış. Yani 24 Mayıs’ta İzmir’de gerçekleştirilen gala gecesi için öncesinde basın bülteni gönderimi yapılmış benzer olarak Düzce ve Adana’da organize edilen özel gösterim için de AA ve İHA üzerinden haber servisleri yapılmış ama dediğim gibi google aramalarına göre büyük haber siteleri yerine küçük yerler görmüş bu haberleri. Diğer taraftan Habertürk’te Mehmet Çalışkan’ın ve Sabah’ta Funda Karayel’in yaptığı özel sayılabilecek haberler hariç. Bu iki haber bence doğru PR çalışmaları.

“Beyaz Show’a Artık Beyaz Çıkmıyor..”

Ana akım medya kanallarında yani Hürriyet, Milliyet ya da Kanal D, ATV ya da popüler dergilerde yer almak ben bu işe başladığım zamanlarda PR için çok ama çok önemliydi hele de Beyaz’a, Okan Bayülgen’e konuk olmak gerçekten ertesi gün şöhret olmayı sağlıyordu. Ama filmin başrol oyuncusu Cem Gelinoğlu üstteki videoda bunu da tiye almış. Beyaz Show’a artık Beyaz çıkmıyor diyerek çok doğru bir yerden de yakalamış olayı.

Artık medya kanalları çok kabuk ve çehre değiştirdiler, yeni gelişen medyalar kendi içlerinde kanalcıklar oluşturarak kendi kitlelerini etkiler ve harekete geçirebilir hale geldi. Bu doğrultuda Bu filmin başrol oyuncusu olan Cem Gelinoğlu da bu videolarla sosyal medya fenomenliği ile geldiği bu noktada en güçlü olduğu kanalı kendi lehine PR aracı olarak kullanmayı hedeflemiş. Bence doğru da yapmış ama arkasında BKM gibi bir güç varken 360 dereceye yakın aktif bir pazarlama iletişimi yapmamak da düşünülemez.

Harici gazel; mesela ilk videodaki doğa için çal video serilerinde yer alma fikri yerine şu an BKM Mutfak’ın en popüler oyuncularından biri olan Atakan Çelik’e gitar ile aşağıdaki şarkıyı söyletmek çok daha iyi bir fikir olabilir ama tabi dışarıdan biri olup içerideki yapıyı ve hiyerarşiyi bilmeyen biri olarak söylüyorum bunu.

Bir PR videosundan esinlenerek bir PR emekçisi olarak konu hakkında bloglamak istedim. Umarım sürç-i lisan etmemişimdir. Gişeleri bol olsun.

Hı Hı, Evet, 25 Kuruşa Hepimiz Birer Reklam Panosuna Dönüşeceğiz

Son günlerde gündemi meşgul eden konuların başında alış veriş poşetlerinin ücretli hale gelmesi ve 25 Kuruşa satılacak olması geliyor. Bir iletişimci olarak bu işe nereden nasıl bir yorum yapacağımı ilk başlarda bilemedim ama üzerinden zaman geçmeye başladıkça bazı şeyler netleşmeye başladı. Bu yazıya bugüne kadar atmadığım tarzda da bir başlık atmayı istedim. Çünkü bu tartışma bana biraz komik geldi.

Biz iletişimciler olarak kendimiz de dahil olmak üzere hedef kitleler içerisinde yer alan bireylerin markanın birer elçisi olması için çalışırız. Bu mantıkla da kişiler, markayı konuşsun, logoyu üzerinde taşısın, sosyal medyada ürün, hizmet ve fikirlerimizi paylaşsın isteriz. Şimdi bir düşünün, çantanıza, masanıza, evinize, dolabınıza bakın ücretini ödeyerek aldığınız kaç ürünün üstünde logo ya da isim yok? Yani ücreti ödemiş olsanız da neredeyse aldığınız tüm ürünlerde markaların ismi ya da logosu muhakkak vardır.  Bu ismi ya da logoyu kimi zaman göğsünüzün üstünde kimi zaman sırtınızda kimi zamanda elinizde taşırsınız. (Hatta kimi zaman o logoyu üzerinde taşımak kişi için bir prestij kaynağıdır)

Şimdi diyeceksiniz ki biz onları isteyerek alıyoruz ama poşetler zorla satılıyor ya da satılmak isteniyor! İş aslında öyle değil, plastik poşet kullanımıyla ilgili olan süreç ne poşet satanlar ne de poşet alanlar tarafından istenilen bir durum değil. Tamamı ile yasal süreçlere dayanan ve asıl amacı zaten markete poşet sattırmamayı, müşteriye poşet aldırmamayı amaçlayan bir proje ile karşı karşıyayız. Her ne kadar eksik olsa da mantıkla düşünüp, poşet kullanımı, çevreye ve ekonomiye zararları vb. çok basit google aramaları ile  durumun önemini çok daha iyi anlayabiliriz.

Bir üstteki cümlede “her ne kadar eksik olsa da” dedim, çünkü çevresel anlamda düşündüğümüz çevreye tek zarar veren şey poşet değil, yazın pikniğe gidip piknik sonrası artıkları toplarken bir poşetin içine koyulan tüm materyalleri düşünün, cam/plastik şişeler, kağıt atıklar, et mamullerinin altındaki plastik malzemeler vb. Eğer hem çevre hem ekonomi düşünülüyorsa bence tüm atıksal malzemeler için benzer bir uygulama ya da muadil uygulamalar geliştirilmeliydi.

Çok iyi hatırlıyorum çocukken, depozitosuz süt şişesi yoktu şimdi neredeyse depozitolu olan yok, eskiden cam şişe kolalar vardı bugünkü gibi küçük değil litrelik şişelerden bahsediyorum, diğer taraftan alkollü içeceklerin şişelerindeki durum ne şu an? Niye firmalar kendi ürün kaplarını geri çağırmıyorlar artık?

Diğer taraftan belediyelerin geri dönüşümlü ürün toplama oranları ne acaba? Kaç binada, kurumda geri dönüşümlü ürün toplama kutuları var? Çöplerden atık toplayan (ortaokuldayken bir Hocam onlar için en iyi çevreciler onlar demişti, hep o gözle bakarım o kişilere) kişiler olmasa çöp atım/arıtma tesislerindeki geri dönüşüm sistemleri ne durumda acaba?

Bu ve benzeri birçok soru zihnimin bir köşesinde dururken gündemimizde 25 kuruşa alışveriş poşeti var, olay birde sadece bazı indirim marketleri üzerine kalmış durumda. Diğer büyük market zincirlerindeki durum ne? Onlar poşetleri bedava mı veriyor yoksa onlardan alışveriş yapanlar 25 kuruşa reklam panosu olmayı çoktan kabul ettiler mi ya da onlar zaten çevreye saygılı kişiler ve hemen bu durumu kabul edip ona göre aksiyonlarını mı aldılar mı? Yine sorular, hep sorular..

Burada iş yine biz iletişimcilere düşüyor, bu poşet olayının taraflarındaki kurum, kuruluş, belediye, bakanlık vb. kim varsa “artık paralı, yasak, bunun yasası var” demek yerine çıkıp, güzel bir bilinçlendirme kampanyası organize edip bu işin faydalarını toplumun her kesimine anlatmak lazım. Yaptık oldu mantığıyla hareket etmek günümüz iletişim toplumunda maalesef çeşitli muğlaklıklara neden olabiliyor.

Spor Pazarlamasına Giriş

Aktif blog yazısı yazamadığım için yazdığım yazılara genellikle “geçtiğimiz günlerde..” girizgahı ile başlar oldum. Bu yazımda da maalesef aynı şekilde bir giriş yapacağım. Aslında bu temalı bir yazıyı çok uzun süredir yazmak istiyordum ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Eğer o zaman yazıyı yazmış olsaydım uzun yıllar Greco-romen güreş ile uğraşmış, hala bir güreş tutkunu olarak Türkiye Güreş Federasyonu üzerinden örnekler verecektim ama bu yazımda örneklerimiz başka kişi ve kurumlar üzerinden olacak. Ama belki yine örneklerimiz içerisinde Güreş Federasyonumuzu da atıfta bulunurum.

Geçtiğimiz günlerde Facebookta yandaki paylaşımı gördüm. Ardından aklıma geldi ve Spor Bakanlığımız, Halter Federasyonumuz, Olimpiyat Komitemizin facebook ve sosyal medya hesaplarına baktım acaba kimse Naim Süleymanoğlu’nu hatırlayıp konu hakkında herhangi bir paylaşım yapmış mı diye. Maalesef herhangi bir paylaşıma denk gelemedim. Buradan hareketle bu kurumların sosyal medya hesaplarına bir göz atmak istedim.

Spor Bakanlığımızın profesyonel bir sosyal medya iletişimi var, ya bu işi kurum içinde bir birimle yapıyorlar ya da bir ajansla çalışıyorlar ama bu işi uzun süredir ciddiye alarak profesyonelce yönetiyorlar. Onların bu konu üzerindeki eksikliği, sosyal medyanın doğası gereği, daha sosyal daha aktif içeriklerin buralarda paylaşılması gerekirken bakanlık isminin ağırlığını çok hissettiriyor olmaları.  Okumaya devam et “Spor Pazarlamasına Giriş”

Siz de “Çocuk Gibi Bak”maya Ne Dersiniz?

Benim de mezunu olduğum ve mezunu olmaktan her zaman gurur duyduğum İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nün değerli Hocaları ve öğrencileri son dönemde duyduğum en güzel projelerden birini şu günlerde inci gibi işliyorlar. Bu güzel proje için öncelikle hepsini can’ı gönülden tebrik eder, başarılar dilerim.

‘Çocuk gibi bak’ adını verdikleri proje kapsamında vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyeli çocuklara karşı olumsuz söylemlere ‘dur’ demeyi, dedirtmeyi hedefleyen öğrenci arkadaşlarım, mülteci çocuklarla birlikte resim yapıyor, sokak oyunları oynuyor, yaşamın renklerini birlikte keşfediyor. Yani özetle onlara çok büyük destek oluyorlar. Peki kim bu arkadaşlar, çektikleri videodan izleyelim mi?

İEÜ İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden değerli hocalarım, üzerimde hakkı ve emeği çok olan Prof. Dr. Ebru Uzunoğlu,  Doç. Dr. Selin Türkel ile sektörün önde gelen isimleri arasında yer alıp, tecrübe ve bilgilerini öğrenci arkadaşlarımızla paylaşan Aytül Özkan’ın danışmanlığında yürütülen projede Enginalp Erkısa, Bahadır Tunahan Civan, Alican Cura, Yiğit Kocayol, Yavuz Kaya, Ecem Çelik, Büşra Germir, Şevval Asena Çelik, Duygu Uçkaç, Buğu İrem Kaymakçı, Yasemin Ece Çiçek, Murat Yılmaz, Aytül Öteçelebi, Turuhan Alkır, Emre Ekin, İdil Tuba Salar, Erel Karanfil, Aytuna Yüken isimli arkadaşlarım da görev alarak, gerçekleştirdikleri toplumsal bilinçlendirme projesinde mülteci çocuklara yönelik nefret söyleminin önüne geçilmesini ana amaç olarak belirlemişler.  Okumaya devam et “Siz de “Çocuk Gibi Bak”maya Ne Dersiniz?”

İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası

Dün akşam facebookta önüme bir video düştü hem hemen izledim hem de şu an Halkla İlişkiler eğitimi alan kardeşimle paylaştım ve izlemesini istedim. Sizler de eğer bu mesleğin öğrencileri ya da uygulayıcıları arasında yer alıyorsanız aşağıdaki videoyu muhakkak izlemelisiniz.

Videoda eli, emeği olan tüm kardeşlerimi canı gönülden tebrik ederim. Ben kısmi bir zamandır (2010’dan bugüne) blogumda iletişim bilimleri özellikle Halkla İlişkiler üzerine yazılar yazmaya çalışıyorum. Nacizane bu sektör içerisinde de işler yapmaya çalışıyor, bu mesleğin ekmeğini yiyorum. Buradan aldığım deneyimle de üniversitelerde öğrenci arkadaşlarımızın ve hocalarımızın misafiri olup arkadaşlarımıza hem nacizane bildiklerimizi anlatıyoruz hem de neredeyse gittiğim her yerde mesleklerine sahip çıkmaları konusunda  tavsiyede bulunuyorum.

Okumaya devam et “İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası”