Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?

betimleGeçtiğimiz günlerde başlığımızdaki soruyu bir maille aldım. Böyle soruları seviyorum çünkü benim, kendi işimi düşünmemi sağlıyor. Bütünleşik pazarlama iletişimin alt branşlarında (halkla ilişkiler, reklam vb.) eğitim alan öğrenciler ilk başlarda çevrelerine ileride ne iş yapacaklarını anlatmakta zorlanırlar, işe girdikten sonra da ne iş yaptıklarını anlatmak da… Bu aileleri için bile geçerlidir. (Geçtiğimiz günlerde bir ajansımız bu konuyla ilgili çok güzel bir film çekti burada onu izleyebilirsiniz. İzlemek için tıklayın)

İşte ne yaptığımız konusunu ailelerimize bile anlatamazken, bizim işimizin en önemli noktası olan “fikir satma” konusunu nasıl anlatabiliriz bir düşünelim. (Bu arada bununla ilgili onlarca kitap var, ilgili arkadaşlarımın o kitapları okumasını muhakkak tavsiye ederim.)

Şimdi bir ayakkabı, bir bardak, bir elbise, cep telefonu ya da her neyse elle tutulur, gözle görülür, ölçüsü, boyutu, malzemesi, özellikleri belli bir nesneyi/ürünü satın alma noktasında kaçımız ne kadar zorlanır ya da düşünür. Ama o elbiseyi, ayakkabıyı internetten alırken kaçımız acaba olur mu, acaba nasıl durur, yakışır mı diye düşünmez?

Bizim işimiz bunun da bir tık ötesinde, hani çocukken bir şarkımız vardı ya; “orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesek de, görmesek de, o köy bizim köyümüzdür…” işte bizim işin o uzakta olan köyü müşterilerimize göstermeye çalışmak, onları o köye götürüp, orada soğuk bir ayran içmiş edasını onlara yaşatabilmek. Yani, işimiz bir hayali, düşünceyi çok iyi betimleyerek karşımızdakilere anlatabilmek. Okumaya devam et “Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?”

Erdal Eroğlu değil Erdal Erdoğdu :)

Geçtiğimiz sene Bahçesehir Üniversitesindeki dersine konuk olduğum ve Sosyal Medya Kriz İletişimi anlattığım İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü Hocası Sevgili İdil Karademirlidağ Suher  Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programının Kriz İletişimi ve Yönetimi dersinin kitabında konu danışmalığı ve yazarlığı yaptı. İlgili dersin Yeni Medyada Kriz İletişimi bölümünde benden de görüşlerimi paylaşmamı istedi. Ben de kendisini kırmadım ve nacizane konu ile ilgili bilgimi kendisiyle paylaştım. Kitapta hem adım hem de blog linkim kaynak olarak gösterilecekti ama adım  Erdal Eroğlu , blogumun linki de www.erdaleroğlu.com olarak yazılmış.

Her ne kadar isimler yanlış yazılmış olsa da bu kitap içinde olmak benim için güzel oldu.

Bu doğrultuda bana bu şansı veren İdil Hocama çok ama çok teşekkür ederim.

 

Kitaplar basıldıktan sonra bu hatayı düzeltme şansımız olmadığı için ne diyoruz, erdal eroğlu değil Erdal Erdoğdu, www.erdaleroğlu .com değil www.erdalerdogdu.com 🙂

Aöf Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden konuyla ilgili sorusu olan tüm öğrenci arkadaşlarım, sorularını İletişim bölümünden çekinmeden sorabilirler.

sosyal medya ve kriz yönetimi 1sosyal medya ve kriz yönetimisosyal medya ve kriz yönetimi 2

 

 

2013 İlk Çeyrek En Beğendiğim İletişim Kampanyaları

Son dönemde özellikle beğendiğim reklamların sayısının artmasıyla birlikte böyle bir yazı yazmak istedim. Umuyorum, inceleme ve takip etme fırsatım oldukça benzeri yazılarımın devamı gelir. Sizler de beğendiğiniz işleri benimle paylaşırsanız onları da incelemek isterim. Bakalım hangi başlıklarla hangi iletişim kampanyaları dikkatimi çekmiş. Biraz uzun bir yazı olacak gibi, şimdiden iyi sabırlar 🙂 iyi okumalar dilerim.

1-      Ünlü Kullanımı

Bir reklam kampanyasında ünlü kullanımı marka için büyük kazanç getirse de bununla birlikte büyük riskleri de yanında getirmektedir. Kazançtan kastım, ünlünün sevenleri hazır bir kitledir ve reklamın konuşulması ya da görülmesi noktasında bu markaya fayda sağlar. Riskler ise, öncelikle o ünlünün sevmeyenleri vardır. (özellikle sosyal medyanın etkisinin artmasıyla) Ve bu sevmeyenler söyledikleriyle marka imajına zarar verebilirler. Ama ondan bundan daha önemlisi ünlünün markanın önüne geçmesidir. Kimse markayı hatırlamaz ama “aaa x ünlüsünün reklamı” çıktı denilir.

Son dönemde ünlü kullanımında en beğendiğim reklam Digiturk’ün “Dilediğin Zaman Dilediğin Yerde” kampanyasındaki Nil Karaibrahimgil kullanımı. Nil çoğu zaman reklam filmlerine sesiyle hayat veriyordu ama bu sefer Digiturk’un reklam yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Marka mesajları anlaşılır ve marka görülür düzeyde. Bu da bence reklam kampanyasını başarılı yapıyor.

2-      Başarılı metin/jingle

Reklamı başarılı kılan en önemli nokta; “metin”dir. Basılı reklamlarda kaleme alınan metin öne çıksa da video/ses reklamlarında bence jingle her zaman 3-0 öne geçiyor. Son dönemin en başarılı jingle’ı, dilime pelesenk olan sözleri ve müziğiyle bence Auris Reklamı. Bekle hayat geliyoruz biz… Okumaya devam et “2013 İlk Çeyrek En Beğendiğim İletişim Kampanyaları”

Sosyal Medya Uygarlığında Reklamcılık Etkinliği

 Benim de mezunu olduğum İzmir Ekonomi Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü‘nün öğrencilik yıllarımda ekibi içinde yer aldığım öğrenci topluluğu olan Şapka Takımı bu sene Sosyal Medya Uygarlığında Reklamcılık etkinliği ile karşımızda.

2011’de Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi , 2012’de Sosyal Medya Uygarlığında Marka Yönetimi etkinliklerini organize eden Şapka Takımı bu sene de geleneği bozmayıp, “Sosyal Medya Uygarlığında …” temasını devam ettirmiş.

26 Mart 2013’te 09.15 – 13.45 saatleri arasında İzmir Hilton’da organize edilecek etkinlikte iletişim sektörü açısından, İzmir’de pek denk gelip, dinleyemeyeceğiniz isimler konuşmacı olarak yer alıyor.

Bu etkinliklerin fikir ağabeyi olarak ben, (isim babası değerli hocamız Burak Amirak‘tır) kendi adıma dört yıl önce kurduğum bir hayalin  her geçen yıl iyileştiğine, kalite kazandığına sahit oluyorum.

Eğer sizler de o gün daha üniversitede okuyan gençlerin nasıl kaliteli bir etkinlik organize edebileceğine ve sektör uzmanlarının ne kadar faydalı bilgiler paylaşabileceğine şahit olmak isterseniz online kayıt yaptırmanız bunun için yeterli olacaktır. Ben sizin yerinizde olsam bu fırsatı kaçırmazdım. Çünkü İzmir içinde sektörel bilgi ve tecrübe bakımından bu kadar iyi isimlerle bir araya gelmek her zaman mümkün olmaz. Şimdiden katılım gösterecek herkese iyi dinlemeler dilerim.

Yaşar Üniversitesi Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı

sosyal medya uzmanligiİzmir’in önde gelen vakıf üniversitelerinden biri olan Yaşar Üniversitesi’nin düzenlediği sosyal medya uzmanlığı sertifika programı 16 Şubatta başlıyor. Eğer çok büyük bir aksilik olmazsa ben de bu eğitim programında eğitmenler arasında  yer alacağım.

Sosyal medyaya İzmir’de giriş yapmış, bu konu üzerine etkinlikler organize etmiş, ilk iş tecrübelerini burada  kazanmış biri olarak İzmir‘de böyle eğitim programlarını görüyor olmak, ondan öte bir şekilde katkı sağlayabiliyor olmak inanın beni çok mutlu ediyor.

Şimdi size biraz programdan bahsedeyim,

Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika programı, pazarlama, reklam, halkla ilişkiler mesleği uygulayıcılarına, öğrencilere ve hedef kitlesi ile sosyal medya üzerinden iletişime geçmeyi hedefleyen işverenlere yönelik hazırlanmış bir eğitim programıdır.

Programda eğitmen olarak  sosyal medya konusunda uzmanlaşmış profesyoneller, akademisyenler, aktif kullanıcılar seçilmiş ve bu uzmanlar tarafından titizlikle hazırlanmış içerik için çeşitli modüller tasarlanmıştır.

Bu eğitim programı’nın amacı, pazarlama, iletişim ve pazarlama iletişimi sektörlerinde hızla gelişen sosyal medya uygulamalarını programlayıp yönetecek sosyal medya uzmanı kaynağı açığını kapatmak ve sosyal medya iletişimini bilen, kaliteli ve yaratıcı sosyal medya uzmanı yetiştirmektir.

Ben bu eğitim programında Kriz 2.0: Online İtibar ve Kriz Yönetimi ve Sosyal Medyada Etkinlik Yönetimi derslerini vereceğim.

Aynı hafta sonu İstanbul’dan birlikte geleceğim Sevgili Hamza Şamlıoğlu Sosyal Medyada Strateji Geliştirme ve Kampanya Yönetimi ve  Sosyal Medya Platformları: Bloglar ve Blogger İlişkilerinin Yönetilmesi eğitimlerini, Erdem Baltacı ise İçerik Yönetimi  dersini verecek. Derslerin detaylarını aşağıdan okuyabilirsiniz.

Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına; 🙂 eğer bu yazımı okuyor ve konuya ilgi duyuyorsanız ben de size küçük bir hediye vermek isterim.

28 şubat perşembe akşamına kadar bu yazımı twitterdan paylaşıp bana mention (@erdalerdoğdu) verenler ve ardından bloğumun iletişim sayfasından bana iletişim ve okul bilgilerini mail atan İzmir’den  5 üniversite öğrencisi (lisans – yüksek lisans) arkadaşımızı 2-3 martta vereceğimiz Kriz 2.0: Online İtibar ve Kriz Yönetimi, Sosyal Medyada Etkinlik Yönetimi, Sosyal Medyada Strateji Geliştirme ve Kampanya Yönetimi,  Sosyal Medya Platformları: Bloglar ve Blogger İlişkilerinin Yönetilmesi ve İçerik Yönetimi  derslerinde (ücretsiz olarak) misafir edeceğiz. İlgili arkadaşlarımın ilgilenmesi dileğiyle. 🙂

Okumaya devam et “Yaşar Üniversitesi Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı”

Sosyal Medya İletişimin Olması Gereken Altyapısı

sosyal medya iletisimi

Yukarıdaki görsel benim birçok sunumumda yer verdiğim bir altyapı haritası. Üniversitelerde halkla ilişkiler, reklamcılık, pazarlama gibi lisans eğitimi alan arkadaşlarımız kaçar kere şu görseldeki maddeleri içeren kampanyalar, projeler hazırladılar bilmiyorum ama ben öğrenciyken çok kere hazırlamıştım. Çünkü bize öğretilen şekilde yapılan tüm iletişim faaliyetlerinin bir hedef kitlesi, amacı, ölçümlemesi, içerik detayı vb. özelliklere sahip olması gerekmekteydi. Bugün gelinen noktada yapılan sosyal medya iletişimlerinde ise maalesef bu nitelikleri bulmak pek mümkün değil. Bunun birçok sebebi vardır elbet ama benim gözümde sosyal medya iletişiminin facebookta sayfa açmaktan, twittera girdi yapmaktan öte bazı özelliklere/incelemelere sahip olması gerekmektedir.

1-      Brand Promise DNA – Markayı DNA’sına kadar tanımak;

Burada sosyal medya iletişimi yapan arkadaşlarıma, ajanslara büyük bir görev düşüyor. Öncelikle yönetimlerini yaptıkları markaları çok iyi tanımaları gerekiyor. Özellikle halkla ilişkiler eğitimi alan arkadaşlar iletişim kampanyalarında birincil ve ikincil araştırmaların nasıl yapıldığını iyi bileceklerdir.

2-      Stakeholders/Influencers/Brand Ambassadors – Paydaşlar/Etkileyiciler/Marka Elçileri

Her markanın dolasıyla markaların yaptığı iletişim çalışmalarının da bir hedef kitlesi vardır. Ben her zaman markanın ilk hedef kitlesinin (müşterisinin) çalışanları olduğunu düşünürüm. Eğer sosyal medyada da çalışanlar, paydaşlar birincil etapta birer marka elçisi edasıyla marka hakkında olumlu konuşturulabilirse yaratılmak istenilen WOM’un ilk adımı atılmış olacaktır.

3-      Community – Topluluk

Marka olarak sosyal medyada olsanız da olmasanız da markanız hakkında konuşan ya da sizin direkt hedef kitleniz içinde olanlar internette yer alıyorlar. İşte önemli olan nokta, bu kişileri nasıl bilinçli bir marka topluluğu haline getirebileceğinizin ön araştırmasını yapıyor olmanız. Okumaya devam et “Sosyal Medya İletişimin Olması Gereken Altyapısı”

Reklamın kötüsü, iletişimin iyisi!

Reklamın iyisi kötüsü olur mu?

Sorusu iletişimciler ve iletişim müşterileri arasında yaygın bir sorudur. Birçok iş bilmez kişi de buna halk ağzıyla; ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ şeklinde cevap verir ya da bu mantıkla düşünür. Ama bu düşünce yanlıştır. Çünkü reklamın iyisi kötüsü olur.

Bunun için birçok sebep sayabilirim.

–         Kurum mantığı bakımından kötü reklam.

–         Strateji bakımından kötü reklam.

–         İletişim dili bakımından kötü reklam.

–         Çekim bakımından kötü reklam.

–         Hedef kitleleme bakımından kötü reklam.

–         Kurum kimliğiyle uyuşmayan reklam.

–         İtibara zarar verici reklam.

–         Metin bakımından kötü reklam.

–         Tasarım ve dizayn bakımından kötü reklam.

–         Seslendirme bakımından kötü reklam.

–         Yanlış reklam yüzü seçimi bile bir reklamı kötü yapabilir. Okumaya devam et “Reklamın kötüsü, iletişimin iyisi!”

İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!

Ben neredeyse her gün iletişim fakültesi halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve reklamcılık ya da reklamcılık öğrencilerinden 1-2 tane mail alıyorum. Kimisi daha okulunun başında 1. 2. Sınıf öğrencisi, ileride ne yapabilirim diye soruyor, kimisi 3. 4. Sınıf öğrencisi okul bitti, işi gücü nereden bulacağız, bu saatten sonra ne yapacağım keşke bu bölümü okumasaydım diye dert yanıyor.

Dün hem İstanbul üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir mail aldım, hem de akşam Ege üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir öğrenci ile telefonda konuştum.

Biri daha 1. sınıfım ileride sizin gibi nasıl olabilirim diye sordu, diğeri bu bölümü okuyorum ama okuyacağım da ne olacak diye dert yandı.

Aslında bu karamsarlık sadece iletişim öğrencileri için değil tüm öğrenciler için geçerli bir durum.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar belli. Hukuk da okusanız, reklamcılık da okusanız, öğretmenlik ya da mühendislik de okusanız iş bulma noktasında benzer muğlâklıklar ve karamsarlıklar sizleri bekliyor.

 Şu gün baktığımızda yaklaşık ülkemizde 50 tane üniversitede iletişim fakültesi, halkla ilişkiler ve reklamcılıkla ilgili bölümler mevcut.  

Ortalama her okuldan 50 mezun verilse totalde her yıl 2500 yeni mezunumuz olur. Bu iktisadi idari bilimler, hukuk, ilgili öğretmenlik ya da mühendislik bölümlerine nazaran bence az bir sayı.

Peki, bu mezunlar nerelerde çalışabilirler! Okumaya devam et “İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!”

Utku Şen’e Suç Duyurumdur!

Bu sabah 10 Kasım yürüyüşleriyle ilgili bir tweet attım. Tweetimin özetinde ya da Türkçesinde şunu demeye çalışmıştım; Hükümetin yürüyüş yasaklarına ithafen, sen ne kadar kapan kurarsan kur, yasak koyarsan koy, doğa onu aşacak şeyler yaratabilir. Yani sen yasaklasan da yasaklamasan eğer insanlar yürümek isterlerse yürürler, ahanda örneği İzmir’liler… Tamamen demek istediğim buydu. Ve çoğu insan da bunu bu şekilde algılayıp RT’ledi hatta İzmir Büyük Şehir Belediyesi bile.

Ama içlerinden biri çıkıp beni bu tweetimden dolayı Atatürk’le hakaretle ve vatansızlıkla suçladı.

Bu benim gibi vatanını, ülkesini ve ülkesinde yaşayan her insanı çok ama çok seven birisi için kabul edilemez bir hakarettir, iftiradır.

Bu tweet üzerine arkadaştan davacı olacağıma dair birkaç tweet attım.

Bunun üzerine sağolsun birkaç arkadaşım da bana destek olmak için tweetler attı.  Malumunuzdur ben markalar için sosyal medya iletişimi yapan ve bu konu üzerine eğitimler veren biriyim. Markalarımızla ilgili olarak her gün birçok itham ile karşı karşıya kalıyoruz. Aslında yürüteceğim tüm işlemleri adım adım biliyorum. O yüzden ekran görüntülerim ve tüm linklerimi kaydetmiştim.

Ama ilgili arkadaş yaptığı hakaretin nereye varacağını görünce hemen ilgili tweeti sildi ve profil ismini değiştirdi.

Ama dedim ya biz de masum köylü değiliz hani. Küçük bir google aratması ile Utku Şen isimli bir web sitesine ulaştım. Tabi bu sitenin bana hakaret eden Utku Şen isimle kişiye ait olduğunu nereden anladın diye sorarsanız,

Ona da bi kanıtımız vardır. Resmi büyüterek yukarda bana hakaret eden kişinin kullanıcı adıyla eşleştirebilirsiniz.

Marka toplantılarında ya da verdiğim eğitimlerde hep, kimse klavyenin ona verdiği güç ya da delikanlılıkla ne bir markaya ne de bir kişiye hakaret etme, onun hakkında asılsız iddalarda bulunma hakkına sahip olamaz. Nasıl ki geleneksel mecralarda bu bir suçtur, sosyal medyada da aynı şekilde suç kabul edilmektedir.

Ama bu arkadaşımız web sitesindeki referanslarından gördüğüm üzere hackermış umuyorum ki blogumu hackler ama önce avukatımla biraz uğraşacak.  Yani aşağıdaki gibi twitter kullanıcı adında  bir değişiklik yapmış olması ve profilini gizliye çevirmiş olması onun için bir kurtuluş teşkil etmiyor. Bu arada umarım web sitesindeki mail adresi doğrudur! utkusen21@…..

Kamuoyuna duyurulur.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial