İlmin Zekatı Onu Paylaşarak Ödenir…

hakan turkkusuDün akşam Twitter’da daha önce İzmir’de tokalaşma fırsatı yakaladığım Hakan Türkkuşu’na İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde verdiği ders ile ilgili olarak bir tweet attım. Ardından aramızda mini bir diyalog yaşandı.

Hakan Türkuşu ’nun kim olduğu konusunda fikri olan var mı aramızda? Ama ben kısaca kendisini tanıtayım size;

Profesyonel yaşamında çeyrek yüzyılı geride bırakan Hakan Türkkuşu, farklı sektörlerden sayısı bini aşan marka adına, dört kıtadan pek çok ülkede, etkinlik yönetiminden medya ilişkilerine uzanan geniş bir yelpazede, toplam 12 binden fazla çalışmada görev aldı.

 Türkiye’deki ilk stadyum konseri (Byran Adams), Türkiye’de A’dan Z’ye tasarlanan ilk road-show (Jean Karavan), 10 yıl emek verdiği “en büyük serüven” Camel Trophy elemelerine Türkiye’nin 2 kez evsahipliği yapan tek ülke olması, Kazakistan’ın ilk raft milli takımı (Camel White Water Challenge) seçmeleri, Türkiye’de ilk kez düzenlenen açıkdeniz sürat teknesi yarışı Class 1, New York Borsası’nda işlem gören ilk Türk şirketi olan Turkcell adına Wall Street sokak etkinlikleri, Türkiye’de ilk Formula 1 naklen yayınları (ancorman) ve ülkemizin ilk evsahipliği, Okumaya devam et “İlmin Zekatı Onu Paylaşarak Ödenir…”

26 Ocak, 26 yaş, 26 teşekkür…

Geçtiğimiz günlerden, 26 Ocak’ta ne mutlu ki 26 yaşıma girdim. Daha çok gencim, bunun farkındayım ömrüm oldukça aynı o gün yüzlerce arkadaşımın dilediği gibi ‘nice seneler’ göreceğim. Benim hayata bakış açılarımı beni yakından tanıyanlar bilirler aslında ama şu iki cümle bu konuda size ipucu verecektir; şair der ki; ‘Dün geçti, bu güne bak, yarının var mı? Gençliğine güvenme ölen hep ihtiyar mı?’ ve ekler ‘Ey nefesleri sayılı kişi, bir gün elbet bu sayı tamamlanacak, gecesi olmayan bir gün, sabahı olmayan bir gece muhakkak yaşanacak, üzülme, ölümdür perde ardından haber, hiç güzel olmasa ölür müydü peygamber…’!

Yazıya biraz karamsar mı başladım, ne? Aslında karamsarlık değil yaptığım, hayatın nereye gideceğini yaşarken kabullenmek ve yaşadığım her anı sahiplenip, hepsine saygı duymaya çalışmak benimkisi…

Yaş 35 yolun yarısı ama daha yolu yarılamaya bile çok var. O yüzden bu yaşa kadar tüm yaşanılanlara saygılar!

          İlk teşekkür Yaradana! Bugüne kadar aldığım tüm nefesler ve bana verdiği her şey için tüm şükürler ve hamdlar O’na olsun!

          Doğum günlerinde en çok ailelere teşekkür edilmeli, onların ellerinden öpülmeli. Ben bunu böyle kabullendim. Bu yaşıma kadar benim için yaptıklarına ne kadar teşekkür etsem azdır, Annem, babam, ablam ve kardeşim. Son nefesime kadar canımdan öte kanımda olacak olanlar. Bana öğrettikleriniz ve benim için yaptığınız her şey için binlerce kez teşekkür ederim. Okumaya devam et “26 Ocak, 26 yaş, 26 teşekkür…”

Hastalık da hayata dahil…

 ‘Hastalık gelmeden önce sıhhatin, Yaşlılık gelmeden önce gençliğin, Fakirlik gelmeden önce zenginliğin, Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, Ölüm gelmeden önce dünya hayatının…’ (hadis’i şerif) sözünün sırrıyla hayata bir bakış açışı kazandırmak lazımdır. Ama bu her zaman kolay değildir. İnsan dünyevi hayatın büyüsü içinde büyük bir telaşe ile yaşar gider ve kolay kolay bilmez ona verilenlerin kıymetini. Gün gelir ahlanır vahlanır ama iş işten geçmiştir. İşte sağlık da böyle genel olarak kıymeti bilinmeyen değerlerimizden bir tanesi.

Ben genç yaşıma karşın belli başlı rahatsızlıklar geçirdim, ameliyat oldum. Yaklaşık son 3 aydır da çeşitli rahatsızlıklarla uğraşıp duruyorum. Doktorlar psikolojik ya da stresten deyip geçiyorlar. Bana öğütlerde bulunuyorlar, bende her ne kadar elimden gelmese de onları dinlemeye çalışıyorum. Çok dua ediyorum, ne mutlu ki elim ayağım tutuyor, ayaktayım, nefes alıyorum ve kalbim hala atmaya devam ediyor diye.

Kimi zaman öylesine insanlarla karşılaşıyorum ki kimisinin bazı uzuvları yok, kimisi dışarıdan öylesine sağlam ama içlerinde öyle bir hastalık onları adım adım büyük sona götürüyor. Bu yüzden hayattan dersler çıkarmayı çok seviyorum ve elimden geldiğince uygulamayı da. İnandığım inanç sistemi bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu ve imtihanların türü ne olursa olsun her zaman sabrı ve sonra hamd ve şükretmeyi öğütlüyor. Okumaya devam et “Hastalık da hayata dahil…”

Bana ben olmayı öğreten tüm öğretmenlerin gününü kutlarım!

Anne karnında başladım hepimiz gibi öğrenmeye, o yüzden ilk öğretmenim annemdir benim.

Bu dünyaya gözlerimi açmamla birlikte babam ve ablalarım girdiler öğretmenlerim arasına, yürümeyi onlardan öğrendim, konuşmayı, birinin eline sımsıkı yapışıp ondan güç almayı, sana can gözüyle bakan gözlerden yüreğime sevgi depolamayı öğrendim. 12 yaşındaydım kardeşim doğduğunda, ağabeyliği öğrendim, kendimden küçüğü gözümden sakınmayı, ona bir şey olmasından korkmayı öğrendim. Ailemden hayata bağlanmayı, karşılıksız sevgiyi, en zorda kalınan anlarda birilerinin duasını hissetmeyi öğrendim…

 Sonra kocaman ailemin güzel insanları çok şey öğretti bana, büyükbabam babaannem, ananem, dedem, halam, amcalarım, dayılarım, yengelerim, kuzenlerim elbet hepsinden bir şeyler öğrendi büyürken bu çocuk!

Ümraniye Ahmet Cevdet Paşa İlköğretim Okulunda başladım okula, ilk öğretmenimin adı Hikmet Karagöz’dü. Dünyalar tatlısı, sessiz, sakin, hanım hanımcık bir kadıncağız. Bize ilimin cehaleti nasıl alacağını öğretmeye çalıştı 5 yıl boyunca.

Ortaokul’u Ümraniye Mehmet Ali Yılmaz İlköğretim Okulunda okudum. Onlarca iyi yürekli öğretmenim oldu. Ali Çakmakçı, Serap Ünal, Altan Göcer, Ahmet Gencal, Hasan Hüseyin Aydın, Gülümser Yazıcı, Murat Hoca ve niceleri hiç çekinmeden emeklerini harcadılar bizim için.

Lise yılları geldiğinde ise kendimi Kadıköy Anadolu İ.H.L sıralarında buldum. Benim için değil o sene okula başlayan tüm arkadaşlarımız için bir dönüm noktası olmuştu bu başlangıç. Yalnızca eğitim almadığımızı dostluğu, kardeşliği, bir kahvenin hatırının hakkını vermeyi bu sıralarda öğrendiğimizi şimdi daha iyi anlıyorum. Hangi hocamın adını sayayım ki size; Nurhan Bulu, İpek Özaydın, Yasemin Pençe, Fatma Muttalipoğlu, Enver Çakmak, Kezban Ulutürk,  Hasan Kaya, Bekir Doğan, Mustafa Engin, Şeref Akbaba, Mustafa Adaş, Ahmet Demirel, Ayşe Sönmez, Ahmet Kılıç, Müslüm Kaban, Veysel Akdoğan, Faruk Salman, Faruk Özcan,  Burhan Öztürk, Osman Erdem, Fatih Solak, Ertuğrul Hoca,  Haydar Doğan, Ali Çicek… Hazırlıktan lise 3’e kadar bize hocalıktan öte, ağabeylik ablalık yaptılar ve okulu evimiz bildirdiler. Okumaya devam et “Bana ben olmayı öğreten tüm öğretmenlerin gününü kutlarım!”

9 Eylül’den 9 Eylül’e İzmir’le geçen 4 sene

 9 Eylül 2007’de ilk ayak bastığımın akşamıydı 85. kurtuluş kutlamaların. Senin kurtuluşunun üzerinden geçen koskoca 89 yılın içinde 4 yıl misafir ettin beni koynunda. İlk başlarda zordu sana uyum sağlamak, yeniydi her şey, yalan söylemeyeyim sevememiştim seni, aslında senin suçun da yoktu bunda, sen sadece oturuyordun bu ülkenin en batı tahtında. Kaçmaya çalıştım senden, bahaneler uydurdum kendimce. Ben sana laflar attıkça, sen bana dostlar/güzellikler hediye ettin. Kordonun çimlerinde tattım çiğdemin tuzunu. Çayın yanına hiçbir şey yakışmamıştı sanki Gevrek ve Boyoz kadar. Günbatımı ayrı bir güzeldi Asansör’de. Kabakçiceği dolmasının tadı bir başkaydı Şirince‘de. Ah bi de şu rakıya olan sevdan olmasaydı daha bir çok sevecektim seni. Ama Foça’da denizin kokusu sardı dostluğumuzu, Saat Kulesi ne de güzel duruyordu sol bileğinde, Kızlar Ağası her gelen misafiri kahvesiyle ağırlıyordu muhabbetinde ve sen her geçen gün daha da güzel bir yer ediniyordun ve ben iyiki‘ler biriktiyordum yüreğimde.

Zaman çabuk geçti seninle, gün geldi elveda dedik dostane bir şekilde.

Tüm misafirperverliğin, bana hediye ettiğin güzel günlerin ve değerli dostlar için teşekkürler İzmir!

Bir daha kurtuluş mücadelesi vermemek dileklerimle, kurtuluşunun 89. yılı kutlu olsun.

Ramazan Bayramımız Mübarek, Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Ramazan geldi, bu sıcaklarda nasıl olacak, günlerde çok uzun, su içmeden onca saat nasıl duracağız … derken koskoca ay bitti ve hayırlısıyla bayrama kavuştuk.

Bugün bayram hemde en çiftesinden, hem dini hem millisinden…

Bayramlar dostluktur, bayramlar muhabbettir, bayramlar güzelliklerin vesilesi, kalplerin sevgi ile güzelleşmesidir.

Hadi büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizden gözlerinden öpelim, paramız varsa harçlık yoksa şeker verelim, kapımıza geri çevirmeyip muhabbetimize buyur edelim, büyüklerimizi ziyaret edelim, onlara saygı gösterelim ki yaşımız ilerlediğinde yalnız kalmayalım saygıyı yaşayalım.

Hani bir cümle var ya; ‘nerde o eski bayramlar’ diye hani şu babalarımızın dedelerimizin kurduğu inşallah biz ilerleyen yaşlarda bu cümleyi kurmayız.

Ve inşallah biz ilerde hiç ama hiç yalnız kalmayız.

 

Bu video aslında çok şey anlatıyor, umuyorum ki anlayabiliriz! Yalnızlığı hiç yaşamamanız dileklerimle bayramınız mübarek olsun…

Ve bu sene 30 Ağustos Zafer Bayramı ile Ramazan Bayramı aynı güne denk geldi. Tarihi şanlı zaferlerle dolu milletimizin terör belası ile imtihan olduğu bu günlerde, belki küslükler bitsin, dostluk, birlik beraberlik yeniden sağlansın diye denk geldi iki bayram.

Bugün duamız o dur ki; Allah bir daha savaşlar vermesin milletimizin başına.

Zafer Bayramımız kutlu olsun…

Gündem Bombardımanı!

Geçmişe doğru bir medya incelemesi yapsak gazete küpürlerini gün gün, hafta hafta, ay ay toplasak mesela nasıl olur?  

Haberlerin ne kadar sıklıkla değiştiğini görür müyüz? Hani şu gazetelerin ilk sayfalarındaki büyük puntolarla yazılan haberlerden bahsediyorum ama!

Hükümette kriz olmuştur, askerin sabrı kalmamıştır, bir futbolcu bir maçta 5 gol atmıştır, ekonominin önde gelen patronları sağa sola demeçler vermiştir, başbakan Amerika başkanıyla görüşmüştür, orta doğuda siyasi kriz olmuştur, bankalar fona devredilmiştir, dolar dibe vurmuş altın tavan yapmıştır vesaire.

Muhakkak ‘bilgi toplumu’ olmanın bir sonucudur bu ve insanların haber alma özgürlüğü hakları vardır.

Ama insanlara bu hakları hakkıyla kullandırılıyor mu diye bir soru var aklımda.

Son 2-3 aya bakıyorum.

          Seçimler oldu, Ak Parti 3. kez tek başına iktidara geldi, bu siyasi zafer 2 gün konuşulmadan;

          Yemin krizi patlak verdi, sorun güya hala devam ediyorken,

          Futbolda şike soruşturmaları başladı, Fenerbahçe kahvede 3 kere küme düşürüldü, şampiyonluk Galatasaray’a verildi, bu sorun gündemi meşgul ederken, maksat dekoder satılsın diye haberler sardı dört bir yanımızı, Okumaya devam et “Gündem Bombardımanı!”

Öğrenciyken Farklılık Yaratmak

Geçtiğimiz günlerde ajansta bir stajyer arkadaşla kısa süreli bir muhabbet etme fırsatım oldu.  Ülkemizin önde gelen üniversitelerinden birinde iletişim fakültesinde Halkla İlişkiler Bölümünde 2. sınıf öğrencisiydi ve net olarak gelecekte neler yapacağını bilmiyordu.

Ama ben o malum klasik soruyu sordum; ‘Mezun olunca ne yapmayı planlıyorsun?’ diye.

O da bana ben halkla ilişkiler alanında ilerlemek istiyorum dedi.

Öylese ne güzel doğru bir yerde staj yapmışsın dedim ve ekledim, peki bir reklam ajansına gittin mi daha önce?

Hayır, gitmedim ve gitmeyi de düşünmüyorum dedi!

Buradan sonra konuyu özelden genele taşımak istiyorum. Benim böyle diyaloglarda hep verdiğim bir örnek var. Tıp Fakültesi örneği diyorum buna. Aslında genel üniversite mantığı diye de açıklayabiliriz bunu. Tıp fakültesi öğrencileri 6 yıl boyunca, onlarca farklı
uzmanlık alanında dersler alırlar, iç hastalıkları, kadın hastalıkları, çocuk hastalıkları vb ve 6. Yılın sonunda sadece bir bölümü seçer ve o konu üzerine uzmanlaşırlar. Madem tek bölümde uzmanlaşılacak neden tüm uzmanlıklar ayrı ayrı gösteriliyor. Bunun çok basit bir cevabı var; ‘doktor gibi düşünmeyi sağlayabilmek’. Herhangi bir hastalığın nedenlerini, sebeplerini ayrıntılı olarak düşünebilmek ve teşhis koyabilmek için değil mi? Bu düşünceyi tüm üniversite bölümlerine uygulamak bence mümkün. İşte bu iş ne işimize yarayacak, ben zaten şunu seçeceğim bu dersi niye görüyorum diye düşünmemek lazım. Okumaya devam et “Öğrenciyken Farklılık Yaratmak”

SMS ile İftar ikram edelim mi?

Yeni bir hafta, yeni bir ay ve Ramazan’ı Şerif’in ilk günü denk gelip birleştiler. İlk sahurla birlikte ayların en hayırlısını başlattık ve bugün ilk orucumuzla baş başayız. Tutanların da tutamayanların da niyetleri kabul olur. Bu yazımın içinde sizi daha önce şu yazım 1 ve şu yazım 2 de de davet ettiğim üzere çeşitli dernekler üzerinden yardım etmeye davet edeceğim.

Ramazan rahmet ayı, Ramazan paylaşım ayı, Ramazan olanla olmayanın eşit olmayı hissettiği ay. Gönül muhakkak 12 ay 365 gün yardım etmeyi ister ama çoğu zaman buna maddi güç yettirmek mümkün olmuyor olsa gerek.

Ama Tirmizi’den rivayete göre; “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.” denilir. Bu yüzden bu ay paylaşmaya daha fazla özen göstermek lazım.

Neyse lafı uzatmak istemiyorum; Deniz Feneri davası tüm hızıyla devam ederken ve bu derneklerin samimiyeti belki tartışılabilirken ben kendimce güvendiğim 3 vakıf/derneği seçtim. Ve bunların üzerinden kendimce yardım etmenizi isteyeceğim sizden. Her gün nelere verdiğimiz, hesabını tutmadığımız kimi zaman 10 dakikalık bir telefon konuşmasına verdiğimiz küçük bir ücretle bu Ramazan’da bir kişinin önünde sıcak pide, sıcak çorba, sıcak yemek olmaya davet ediyorum.

 

İHH üzerinden İFTAR yaz 3072’ye gönder iftar için 5 TL bağışlayabilirsiniz.

Bu sene Diyanet İşleri Başkanlığı da benzer bir sistemle karşımıza gelmiş. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden iftar vermek isteyenler bilmeli ki diyanet iftarları Afrika’daki Müslüman kardeşlerimize gidiyor. AFRIKA yazıp 5601’e mesaj atanlar 5 TL yardımda bulunabilirsiniz.

Türk Kızılayı da Afrikada ki muhtaç insanlar için benzer bir yardım kampanyası başlatmış. Eğer Kızılay üzerinden Afrikada ki kardeşlerimize 5 TL lik yardım etmek isterseniz 2868 e mesaj atmanız yeterli olacaktır.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial