Sosyal Medya Uzmanı’nda Olması Gereken Nitelikler

Çok değil bir kaç ay önce Türkiye İş Kurumu Türk Meslekler Sözlüğü Meslek Bilgileri bölümüne yeni bir meslek/iş kolu olarak ‘Sosyal Medya Uzmanlığı’ eklendi. Her ne kadar iş kurumu bu işi yeni kabul etse de son 2-3 yıl içerisinde en moda ve tartışmalı meslek olarak karşımıza çıkıyor sosyal medya uzmanlığı. En moda olmasının sebebi sektörün de meslek gibi yeni ve gelişen özellikler taşıması, tartışmalı olmasının sebebi ise sektörün sınırları ve özellikleri bile her geçen gün gelişip büyürken, sosyal medya uzmanlığının özelliklerini göreceleştiriyor olmasından kaynaklanıyor.

Meslek tanımı olarak; ‘Sosyal medya ağlarında marka ve firma ya da sahış hakkında konuşmaları takip eden ve sosyal ağlarda firma ve marka hakkında neler yazıldığını takip ederek buna uygun iletişim stratejisi belirleyen ve uygulayan kişidir.’ şeklinde bir açıklama yapılmış.

Şimdi sizinle ‘sosyal medya uzmalığı’ ya da çok yakın görevler için birbirinden farklı ajans/firmaların çeşitli yerlerde geçtiği iş ilanlarını paylaşmak istiyorum.

Okumaya devam et “Sosyal Medya Uzmanı’nda Olması Gereken Nitelikler”

Sosyal Medya ve Kriz Yönetimi

Dün Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümünden Yrd. Doc. Dr. Cisil Sohodol Bir’in Kriz İletişimi dersinin konuğu olarak Sosyal Medya ve Kriz Yönetimi konulu bir ders anlatma fırsatım oldu. Dersimizde öncelikle sosyal medya kavramı üzerinde durup, sosyal medyanın iletişime kattığı yeni değer ve farklardan bahsettik, sonrasında kriz iletişimi nedir, sosyal medya krizlere neler katmıştır, onu hakkında yapılan araştırma görüşleri nelerdir, online monitoring kavramının sosyal medya üzerinde kriz iletişimi yaparken faydası nasıldırı konuşup, kriz örnekleriyle dersimizi tamamladık. Gerek dersin öğrencilerinin konuya ilgisi hem de okul içerisinde benimle ilgilenen Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Sayın. Yrd. Doc. Dr. İdil Karademirliağ Suher hocamızın sıcak ev sahipliği sayesinde ben çok verimli bir 2,5 saat geçirdiğime inanıyorum. Umuyorum ki arkadaşlarım için de faydalı oldu bu dersimiz.

Ben davetleri ve ev sahipliklerinden öte bana çok değil kısa bir süre önce ayrıldığım iletişim fakültesi sıralarında öğrencilik hayatlarına devam eden arkadaşlarıma bir nebze de olsa faydalı olma fırsatı verdikleri için Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’ne teşekkürlerimi sunuyorum. En kısa zamanda yeniden görüşmek üzere.

Bana ben olmayı öğreten tüm öğretmenlerin gününü kutlarım!

Anne karnında başladım hepimiz gibi öğrenmeye, o yüzden ilk öğretmenim annemdir benim.

Bu dünyaya gözlerimi açmamla birlikte babam ve ablalarım girdiler öğretmenlerim arasına, yürümeyi onlardan öğrendim, konuşmayı, birinin eline sımsıkı yapışıp ondan güç almayı, sana can gözüyle bakan gözlerden yüreğime sevgi depolamayı öğrendim. 12 yaşındaydım kardeşim doğduğunda, ağabeyliği öğrendim, kendimden küçüğü gözümden sakınmayı, ona bir şey olmasından korkmayı öğrendim. Ailemden hayata bağlanmayı, karşılıksız sevgiyi, en zorda kalınan anlarda birilerinin duasını hissetmeyi öğrendim…

 Sonra kocaman ailemin güzel insanları çok şey öğretti bana, büyükbabam babaannem, ananem, dedem, halam, amcalarım, dayılarım, yengelerim, kuzenlerim elbet hepsinden bir şeyler öğrendi büyürken bu çocuk!

Ümraniye Ahmet Cevdet Paşa İlköğretim Okulunda başladım okula, ilk öğretmenimin adı Hikmet Karagöz’dü. Dünyalar tatlısı, sessiz, sakin, hanım hanımcık bir kadıncağız. Bize ilimin cehaleti nasıl alacağını öğretmeye çalıştı 5 yıl boyunca.

Ortaokul’u Ümraniye Mehmet Ali Yılmaz İlköğretim Okulunda okudum. Onlarca iyi yürekli öğretmenim oldu. Ali Çakmakçı, Serap Ünal, Altan Göcer, Ahmet Gencal, Hasan Hüseyin Aydın, Gülümser Yazıcı, Murat Hoca ve niceleri hiç çekinmeden emeklerini harcadılar bizim için.

Lise yılları geldiğinde ise kendimi Kadıköy Anadolu İ.H.L sıralarında buldum. Benim için değil o sene okula başlayan tüm arkadaşlarımız için bir dönüm noktası olmuştu bu başlangıç. Yalnızca eğitim almadığımızı dostluğu, kardeşliği, bir kahvenin hatırının hakkını vermeyi bu sıralarda öğrendiğimizi şimdi daha iyi anlıyorum. Hangi hocamın adını sayayım ki size; Nurhan Bulu, İpek Özaydın, Yasemin Pençe, Fatma Muttalipoğlu, Enver Çakmak, Kezban Ulutürk,  Hasan Kaya, Bekir Doğan, Mustafa Engin, Şeref Akbaba, Mustafa Adaş, Ahmet Demirel, Ayşe Sönmez, Ahmet Kılıç, Müslüm Kaban, Veysel Akdoğan, Faruk Salman, Faruk Özcan,  Burhan Öztürk, Osman Erdem, Fatih Solak, Ertuğrul Hoca,  Haydar Doğan, Ali Çicek… Hazırlıktan lise 3’e kadar bize hocalıktan öte, ağabeylik ablalık yaptılar ve okulu evimiz bildirdiler. Okumaya devam et “Bana ben olmayı öğreten tüm öğretmenlerin gününü kutlarım!”

Sosyal Medya Üzerinde Bırakılan Ayak İzlerinin Önemi

‘İnsanların sosyal hayatlarını/düşüncelerini/yaşayışlarını’ bu mecra üzerinde çekinmeden paylaşıp buraya içerik yaratmaları sosyal medyanın adını almasını sağlayan nokta olmalı.

Bir bağlantı noktasından internete eriştiniz.

Facebook ve Twitter da profiller oluşturdunuz.

Blog açıp yazmaya başladınız.

İş ağlarına dahil olup online CV’ler oluşturdunuz.

Sözlüklere yazarlık başvurusunda bulundunuz ve kabul edildiniz.

Forum sitelerine üye olduğunuz ve Allah ne verdiyse klavyenin hakkını veriyorsunuz.

Siz kendi kendinize bunları yaparken aynı ağlarda arkadaşlarınızda sizin hakkınızda klavyenin tuşlarına basmayı ihmal etmiyorlar. Paylaştık paylaşıyorlar.

Peki ya bu yaratılan içeriklerin, yapılan düşünce paylaşımların bir önemi var mı? Ya da olmalı mı?

Sizce bir önemi yoktur belki ama olmalı. Belki nickler/sahte mahlaslar kullanarak işin içinden kurtulabilirsiniz ama eğer bir noktada işin içinde adınız geçiyorsa daha dikkatli olmalısınız!

Ya Facebook’da şu videoyu paylaşmışım, Twitter’a şunu yazmışım, blogumda şu markayı eleştirmişim bu kimin için önemli olabilir ki bunlar benim özel hayatım ya da düşüncelerim ve dilediğim gibi yaşarım/yazarım/paylaşırım diyebilirsiniz.

Bunda da sonuna kadar haklısınız belki ama o işler aslında o kadar da basit görülecek şeyler değiller! Hele de yukarda dediğim gibi işin içinde adınız geçiyorsa.

Adınız geçerse ne mi olur?

Üniversitede aldığım insan kaynaklarını dersine çok iyi bir insan kaynakları yöneticisi/uzmanı geliyordu. Bize muhtelif zamanlarda verdiği nasihatlerde arkadaşlar interneti temiz ve kaliteli kullanın çünkü artık öyle bir zamana geldik ki iş başvurusu yaptığınızda ilk olarak adınızı google’a soruyoruz ve orada çıkan bilgiler, bize sizin hakkınızda çok önemli ipuçları veriyor derdi.

Bu kısa açıklama artı olarak Nisan ayında İzmir’de organize ettiğimiz Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi etkinliğimizde Sevgili Çiğdem Özkan’ın yaptığı sunumu hızlıca izlemenizi tavsiye ederim.

 

Bir bölümde Çiğdem Hanım söyle cümleler kuruyor; Şimdi akşam yemeğe gittik, rakı masasında eğleniyoruz, Ömer benim bir fotoğrafımı çekti ve Twitter’da paylaştı. Sonra o paylaşımı babam gördü ve kızım Çiğdem, hani sen seminere konuşmaya gitmiştin? Çiğdem kızım sen alkol mü kullanıyorsun? Vb. Okumaya devam et “Sosyal Medya Üzerinde Bırakılan Ayak İzlerinin Önemi”

Bir Düşünce Gösterme Aracı Olarak Sosyal Medya

Sosyal medyanın kullanıcısına sunduğu en büyük özelliği her kullanıcının ulaşabildiği çevre doğrultusunda kendince özgür bir medya kanalı olabilmesidir.

Nasıl mı?

Facebook’da 500 arkadaşınız vardır,  twitter’da 300 takipçiniz, blogunuzu günde 200 kişi okuyordur, blogunuzun Facebook sayfasında 100 kişi vardır.

 Bunların hepsini toplayınca sizi 1100 kişilik bir medya kanalı haline getirir sosyal medya. Bunun %10’u sizi anlık olarak takip ediyor olsa siz 110 kişilik bir kanaat önderi haline gelirsiniz.

Bu sayıyı ülkemizdeki 30 milyon aktif internet kullanıcısı için düşününce artık bilginin ve bireysel görüşlerin ulaşamadığı insan kalmayacaktır.

Bunun çok güzel örneğini Van depremi sürecinde gördük; insanlar yardım isteklerini, eksikleri, yapılan yanlışları kendilerince yazıp, çizip çok etkin bir topluluk oluşturdular.

Şu gün ise 10 Kasım 2011 ve Ulu Önder Mustafa Kemal’in ölümünün 73. Yıldönümü ve yine sosyal medyada en çok konuşulan konu 10 Kasım.

Mesela Facebook üzerinde yüzden fazla arkadaşım profil resmini aşağıdaki gibi değiştirdi ve günün anlam ve önemine binaen cümleler paylaştı;

Twitter’da ise ülkemizin trend topics’leri içerisinde yine aynı konuyu görüyoruz.

Peki insanlar bunu neden yapıyorlar?

Belki benim dediğim gibi birer medya kanalı olduklarının artık farkındalar belki artık insanlar özel duygu ve düşüncelerinin özel kalmasını istemiyorlar ya da görüşlerini açıkca söyleyip benzer düşünclerdeki insanları da yanlarına alıp güçlerini büyütmek istiyorlar.

Amaç ne olursa olsun durum böyle olunca sosyal medya bizler için en etkin duygu ve düşünce paylaşım aracı oluyor ve her geçen gün içine kattığı yeni kanlar ile büyümesine tam yol devam ediyor!

Halkla İlişkiler Nedir?

Az önce aklıma bu soru takıldı. Nerden geldi, neden geldi orasını da bilmiyorum açıkcası. Yeteri kadar bu işin akademik eğitimini aldığımı sanıyorum. Zihnimdeki bilgileri hızlıca hatırlamaya çalıştım onlarca tanım geldi aklıma.  Sonrasında bu soruyu bir de google’ye sordum. Önüme onlarca makale düştü. Hızlıca göz attım. Hepsi özetle; ‘halkla ilişkilerin o kadar da küçümsenebilecek bir iş olmadığını söylüyordu’ aslında.

Ama bir sitede yer alan aşağıdaki bölüm çok hoşuma gitti ve sizinle paylaşmak istedim. Dilek Eker yazmış;

– Halkla ilişkiler çalışmalarında yüz yüze iletişim olmakla birlikte, sadece yüz yüze ilişkilerin olduğu çalışmalar halkla ilişkiler değildir.
– Halkla ilişkiler sadece kupür derlemek demek değildir. Ancak Hİ çalışmalarında adına çalışılan kurumla ilgili olarak kitle iletişim araçlarını izleme, kupürler, TV görüntüleri, radyo bantları derleme de yer alır.
– Halkla ilişkiler sadece “Danışma” demek değildir. Eğer halkla ilişkileri yapılan kurum için danışma hizmetlerine gereksinim varsa, bu birim de halkla ilişkilerin konuları arasında yer alır ve halkla ilişkiler birimine bağlıdır.
– Halkla ilişkiler reklam değildir.
Reklam ürün hakkında bilgi vermeyi ve (halkla ilişkilere oranla) kısa vadede satışı hedefler.
Halkla ilişkiler uzun vadede imaj oluşturup kurum kimliğini pekiştirir. Ancak dolaylı olarak satışı da etkiler.-
– Halkla ilişkiler sadece müşteri ile ilişkiler değildir. Ancak müşteri ile ilişkiler halkla ilişkilerin konuları arasındadır.
– Halkla ilişkiler lokanta, restoran, bar gibi yerlerdeki yer göstericilik ya da müşteri çekme eylemi değildir.
– Halkla ilişkiler sadece organizasyon yapmak değildir. Ancak adına çalışılan kurum için yapılan halkla ilişkiler çalışmalarının içerisinde organizasyonlarda yer alır. Ayrıca bu organizasyonların hangi zamanda, hangi konuda, nasıl olması gerektiğine de halkla ilişkiler çalışanları karar verir. Okumaya devam et “Halkla İlişkiler Nedir?”

Erdem Baltacı

 

Aslında benim Erdem Baltacı diye birinden 6 ay öncesine kadar haberim dahi yoktu. İlk defa Zarakol İletişimi’i ziyarete geldiğimde tokalaştık kendisiyle. Belki ilk intiba önemliydi ve sevmemiştik birbirimizi. Sonrasında haziran 15’de işe başlamamla aynı ofiste yanyana oturmaya başladık. Ne olduysa ondan sonra oldu. Her geçen gün biraz daha sevdik birbirimizi ve iş hayatı kadar dışarıya da taşıdık muhabbetimizi çok mu samimi açıklamalar oldu acep? 🙂 Merak etmeyin sadece arkadaşız.

Aslında iş ortağıyız. Aynı markaları yönetiyoruz birlikte, birbirimizin eksiklerini tamamlıyoruz belki de bu yüzden göbekten bağlandık diyebilirim. Her gün sabah 9 akşam 6 yanyana otururuz ama ondan sonra akşam olur, hafta sonu olur, sürekli konuşuruz, sabahları işe geç kalsak ilk birbirmize haber veririz. Yani biz aslında gerçekten severiz birbirimizi.

Hani derler ya adam gibi adam, delikanlı adam işte Erdem tam olarak öyle biridir. Derdin mi var, yanındadır, işi mi beceremedin kesin yardım alabilirsin ondan, lansman mı var Erdem kesin yanındadır, hastasındır işe gelememişsindir ilk Erdem arar seni kardeşim nasıl oldun der, kendi işini inci gibi yapar ama o yetmez, işlerinizin arkasında hep bir gizli kahraman vardır ya işte Erdem o kahramandır. Okumaya devam et “Erdem Baltacı”

İletişimin Gelecek 5 Yılı!

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümünde dönemin ilk derslerinden biri olarak PRA 204 Reklamcılığın İlkeleri dersindeyiz.

Kısa bir tanışmanın ardından Hoca, daha ikinci sınıf öğrencisi olan arkadaşlara gelecek planlarını soruyor. Kimsede ses soluk yok. Ardından daha ikinci sınıftasınız önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde mezun olacaksınız ve birer iletişimci olarak piyasaya iş yapmaya başlayacaksınız, sektörün gelecek 5 yılını konuşalım öyleyse der ve öğrencilerden beşerli grup olmalarını ister.

Öğrenciler kendi aralarında grup olup konuya tartışmaya başlarlar.

10 – 15 dakika sonra Hoca, hadi bakalım meydan sizindir, kürsüye gelip değerli görüşlerinizi arkadaşlarınıza anlatın der.

Kimsede yine ses soluk yok, herkes birbirine bakıyor.

Sonra aralarından biri sessizce kürsüye çıkıp, aslında grup arkadaşlarının da pek destek vermediği görüşlerini diğerlerine anlatmaya başlıyor.

‘Arkadaşlar şu dönemde bir ekonomik kriz var, ekonomik krizlerde ilk önce kısılan giderler iletişim giderleridir. Ama bu sefer durum öyle olmayacak, firmalar krizi bir fırsat bilerek iletişim giderlerini arttıracaklar ve bu doğrultuda yeni doğmaya başlayan ‘sosyal medya’ kavramı kendi payını arttıracak ve firmalar burada iyi işler yapabilmek için harcamalarını arttıracaklar’ der.

Tam bu esnada; sıralarda oturan bir arkadaşı çocuğun sözlerini keserek, ‘ne anlatıyorsun arkadaşım sen, firmalar batmış, insanlar işsiz, çıkmışsın bıdı bıdı ediyorsun, yok neymiş reklam giderleri artacakmış, mezun olunca hepimiz işsiz kalmayalım da gerisini boş ver sen’ der. Okumaya devam et “İletişimin Gelecek 5 Yılı!”

Bir Gazetecilik Hatası!

Bu sabah kahvaltı yaparken bir arkadaşımız elinde Haber Türk gazetesi ile geldi ve arkadaşlar manşeti gördünüz mü dedi! Keşke görmeseydik! Keşke Haber Türk böyle bir manşeti atmasa, böyle bir fotoğrafı manşet haberine eklemeseydi!

Kadına şiddet ülkemizin kanayan yarası. Çözülemeyen toplumsal bir sorun belki uzun yıllarda çözülemeyecek. Basının bu konuya yer vermesi sahip olduğu kitle iletişim gücü açısından çok ama çok önemli ama bu şekilde değil ya da kesinlikle bu fotoğrafla değil. Ben ilk gördüğümde başımdan kaynar sular döküldü sanki, beni geçiyorum ama geçemeyeceğim kişiler var; peki ya çocuklarımız görse bu fotoğrafı, peki ya geleceğin kadınları diyeceğimiz genç kızlarımız görse/okusa bu haberi onlarda nasıl bir izlenim/etki/intiba bırakacak diye düşünüldü mü acaba?

Ben böyle usta isimlere sahip bir gazetenin bizlerin hata olarak gördüğü ve ileride gazetecilik derslerinde örnek olarak gösterilecek bu haberi yaparken bizim hissettiklerimizin/düşündüklerimizin dışında bir amacı olduğuna inanmak istiyorum ama gazeteyi ilk gördüğümdeki duygularım buna engel oluyor!

Belirtmeliyim ki; belirsiz bir zaman sonra çıkıp ‘işte biz gazete olarak toplumsal bir sorun olan kadına şiddete dikkat çekmek istedik’ gibi bir açıklama beni güldürecektir açıkcası.

Ama yine tüm saf halimle düşünmek istiyorum ki; umarım bu olayın arkasında gazeteyi kitleler tarafından konuşulur hale getirmek yoktur çünkü şu an sosyal medya üzerinde paylaşılanlara göre (her ne kadar 2 gün sonra unutacak olsak bile) Haber Türk’ün başı bir müddet ağıracak gibi ve umuyorum ki beklenilenden de fazla ağırır!

 

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial