Dinci marka takıntısı

Dinci marka takıntısı  bu da garip bir başlık, tartışma konusu ve kanımca benim anlayamadığım bir durum daha.

Markalar ve onların sahiplerinin dini inançları? Dinlere hizmet eden markalar? Paranın dini, imanı mı olurmuş kardeşim? Emperyalist sermaye ülkemizden def ol! Markasından dolayı bu ürün evimden içeri giremez! Bu marka dinci, ben onun yerine şu markayı kullanıyorum. Ne güzel sorular ya da cümleler değil mi?

Bence değil!

Benim anlayamadığım bir konudur bu. İçinizde anlamama yardımcı olacak kişiler olduğuna inanıyorum.

Dinci marka deyince aklınıza gelen markalar hangileri? Hadi dürüstçe cevap verin bana.

Ya da şirket ya da marka patronlarının hangileri, hangi dine mensupsa sizin için o marka dincidir?

Okumaya devam et “Dinci marka takıntısı”

Barış a böyle karşılık verilmemeliydi.

Anlayamadığım bir kin bu…

Anlayamadığım bir nefret…

Sadece yardım için, sadece barış için, sadece dünyada ‘İNSANLARIN’ da yaşadığını göstermek için yapılan bir organizasyondu.

Oysaki biz bunu tarihte ‘ONLARA’ da yapmıştık.

Sıkışmışlardı, yiyecek ekmekleri yoktu, zulüm altındaydılar…

Ve o zaman da ‘bir gemi’ değil  ‘gemiler’ hareket etmişti limanlarımızdan, zulüm altındaki Musevilere yardım etmek için.  

Ve yine  gemiler hareket etmişti, barış için, sevgi için, dostluk için, zulüm altındakilere yanlarında bir ‘dost’un olduğunu göstermek için…

İHH bunu hep yapıyordu, Pakistan’da depremde de onlar vardı, Burma’da kasırgada da…

İHH yine yollardaydı, bu sefer Filistin için, Filistinliler için!

Ama bu sefer ölmek için yoldaymışlar meğer.  Hem de barışa sıkılan kurşunlarla hem de yardıma sıkılan kurşunlarla hem de bir kez daha dünyanın gözü önünde sıkılan kurşunlarla…

Ve eğer İsrail, bir gün senin de başın dara düşerse bu Müslüman evlatları senin içinde (!) yollara düşerler bir kez daha  ve gerekiyorsa da ölürler de hiç ama hiç düşünmeden…. 

Şahadet edenler içinde arkadaşlarımızın olduğunu duydum, içim yandı…

Sizin yolunuz yoldur, sizin yolunuz nurdur…

Mekânınız cennet olsun kardeşlerim.

Alkol kullanmıyorum diye beni yadırgamayı ne zaman bırakacaksınız?

Garip bir soru değil mi? Bana göre çok ama çok garip!

Hayatımda bilemediğim saçma bir kavram bu.

Bir insanı; kim, niye, neden, niçin, ne akılla alkol kullanmıyor diye yadırgayabilir ki?

Ama yadırgıyorlar.

Ve ben bundan artık çok sıkıldım!

Sorması ayıp, kime ne bundan?

Evet, arkadaşlar, ben alkol kullanmıyorum, benim babam da alkol kullanmıyor, büyükbabam da!

Ben 5 senedir üniversitede okuyorum. Daha önce Trakya Üniversitesindeydim şimdi ise İzmir Ekonomi’de.

Bu son 5 yılda tanıştığım arkadaşlarımın çoğu, girip çıktığım ortamlardaki insanların çoğu, alkol kullanmadığım için, hatta hayatımda hiç içmediğim için öncelikle çok şaşırdılar, sonrasında da yadırgadılar. Hani yaşım 50-60 olsa belki anlayacağım ama ben daha 24 yaşındayım ve evet alkol kullanmıyorum, hiç kullanmadım ve size burada söz veriyorum ki hiç kullanmayacağım.

Tamam, umuyorum ki beni bundan sonra bu konuda rahat bırakırsınız.

Ama insanlar maalesef ‘ben alkol kullanmıyorum’ dememle yetinmiyorlar. Niye, neden, insan hiç alkol kullanmaz mı, rakının bir başkenti olan Tekirdağ’dan diğer başkenti İzmir’e gelip hiç içmemek olur mu? Yoksa sen dinci misin? Son 3-4 yılın favori sorusu, sen Akp’li misin vb sorularla zihnimi taciz etmeye devam ediyorlar.

Ciddiye aldığım insanlardan bu sorular gelirse ciddi olarak cevap verebilirim ama hayatımdaki saçma insanlar bana böyle sorular sorarlarsa kocaman bir ‘Sana ne’ ya da ‘Size ne’ cevabı ile yetinmek zorunda kalabilirler.  

Ama genel olarak bu sorulara 3 ayrı cevabım vardır benim;

1-      Ben alkole karsıyım kardeşim, alkol sağlığa zararlıdır. Bu, bu kadar basit!

2-      Evet, inandığım inanç sistemi, benimsediğim din içerisinde içki haram kılınmıştır. Ama bunun Akp ile hiçbir ilgisi yoktur çünkü inandığım din bu ülke topraklarına Akp adlı siyasi parti ile gelmemiştir. Ekseriyetinde benim inancıma göre, ‘dinci’ diye bir kavram yoktur. Dine inanan ya da inanmayan vardır ve eğer inanıyorum diyebiliyorsanız, sorgulamadan onun emir ve yasaklarını kabul edip, uygulamanız gerekmektedir.

3-      Bizler bu ülkenin geleceğiyiz. Bizler eğer 15’li yaşlarımızdan itibaren içki gibi bir zehir ile kendimizi zehirlemeye başlarsak, bu ülkenin sağlam bir geleceği olmayacağına inanıyorum. Bizim bizden sonrakilere böyle bir haksızlık etmeye hakkımız yok. Eğer ülkemiz kötü günler yaşıyorsa, daha iyi kişiler tarafından yönetilmeliyse ve bunlar bizler olacaksak. Önce kendimize dikkat etmek zorundayız, ama bunlardan da ‘bana ne’ değil mi? Rakı içen ölüyor da su içen ölmüyor mu? Bakın dünyayı yöneten adamların hepsinin elinde birer şampanya kadehi değil mi? Elit bürokratların ya da zenginlerin ellerinde birer kadeh!

Bizim gençliğimizi de bu özenti mahvetmedi mi zaten? Ama bu konuda benim bir ölçütüm daha var, eğer delikanlı adamsanız, babanızla, annenizle karşılık kadeh tokuşturabiliyorsanız, başımın üstünde yeriniz var. Genç, sağlam içicidir, bunun babası da iyi içerdi derim ama şu güne kadar böyle sadece 3-5 delikanlı ile tanışabildim. Çoğunuzun anası babası sizin alkolle haşır haşır neşir olduğunu duysa acaba ne der o Anadolu’mun güzel insanları!

Neyse canlar ciğerler, içimden bunları yazmak geldi, siz öyle güzel kalın, ben de böyle.

Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?

Geçtiğimiz günler içinde blogum üzerinden bir mail aldım. Gelen mailde; ‘kendimi halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim, bana bu konuda neler önerirsiniz?’ yazıyordu. Elimden geldiğince ve bilgim yettiğince maile cevap vermeye çalıştım, sonrasında benzer bir mail daha aldım ve bu konuyu bloguma yazma kararı verdim.

Evet, acaba; ‘kendimizi bir iletişim bilimi olan, kendi içinde büyük bir deniz olan, günümüz işletmelerinin olmazsa olmazı konumunda olan halkla ilişkiler mesleğinde nasıl geliştirebiliriz?

Bu sorunun cevabı aslında o kadar basit değil. Ama elbet bunun da bir yolu vardır. Mesela üniversitelerimizin iletişim fakülteleri bünyesinde 4 yıllık lisans bölümü olarak bulunan, halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve tanıtım, halkla ilişkiler ve reklamcılık, reklamcılık gibi bölümlerden birine girip 4 yıl boyunca buralarda eğitim alabilir ya da gazetecilik, medya ve iletişim, işletme, davranış bilimleri, kamu yönetimi ve benzeri bölümleri bitirip üzerine halkla ilişkiler yüksek lisansı yaparak diplomalı birer halkla ilişkiler uzmanı olabilirsiniz.

Bu kısım biraz uzun ve zor galiba.

Öyle ise işi biraz daha basitleştirmeye çalışayım.

‘Bireysel eğitim’, ‘self education’, ‘bireysel gelişim’ günümüzün en yaygın terimleri içerisinde. Sizde böyle yapabilirsiniz ama göz ardı etmemeniz gereken en önemli durum, halkla ilişkilerin bir ’iletişim’ bilimi olduğu olmalı. Bizim işimiz sosyal bir bilim, yani bir mühendislik, doktorluk ve benzeri işlerde olduğu gibi çok fazla teknik değil. Bu işe de öncelikle bireysel iletişiminizi geliştirerek başlayabilirsiniz. Bir iletişim uzmanının hayatla iletişimi çok iyi olmalı. Mesela öncelikle ‘okumalıyız’ ne bulursak okumalıyız, çünkü bir iletişimcinin en büyük veri kaynağı yaşadığı hayatta olup bitenler ve kendisine ait olan ‘entelektüel bilgi sermayesi’. Buna artı olarak, bir iletişimci; eğlenmeli, gezmeli, yemeli-içmeli hayattan zevk almasını bilmeli. Kısacası hayatta aktif olabilmeli. Aktif olmayan kişinin zihnide durduğu yerde körelecektir. Buna artı olarak elinde birden fazla yazabilecek, okuyabilecek, konuşabilecek kadar bildiği yabancı dilleri olmalı.‘Anadilini’ etkin kullanabilmeli. Vakti zamanında ders notlarımdan ‘halkla ilişkiler uzmanının nitelikleri hakkında’ bir yazı yazmıştım. Orada bazı önemli noktalar vardır. Ama 3-4 yıl öncesinden bugüne baktığımızda birçok gelişme olmuştur. Mesela hayatımıza internet çok hızlı şekilde girmiş ve ‘sosyal medya’ diye bir kavram türemiştir.

Tabi ki bunlarla bitmedi!

Okumaya devam et “Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?”

Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…

Üniversite eğitimi bireyin eğitim hayatında ki en önemli dönemlerin başında geliyor. Çünkü genellikle bireylerin hayatlarını devam ettirecekleri meslekler hakkında kendilerinin geliştirdikleri eğitim buralarda veriliyor. Ama okulda ki teknik bilgi eğitimi ile sektörel olarak dışarıda uygulanan teorikler arasında kısmı farklılıklar oluşuyor. Tabi ki bu noktada öğrenci milletinin insanları her zaman eğitim aldıkları okulları ya da onlara ders veren hocaları suçluyorlar. ‘Bunlar bize okulda öğretilmedi ki.’. Evet emin olmak gerekir ki birçok farklı derste alınan 4-5 yıllık bir eğitim içinde hem müfredat içi hem de dışarıdaki her an gelişen sektörünüz ile ilgili her şeyin bize/size öğretilmesi mümkün değil. Bu noktada bizlerin elini taşın altına elini sokması gerekmekte. Kısacası her şeyi devletten beklememek lazım.

Ama okulun da bir görevi olarak eğitimini üstlendiği öğrencilerin sektör ile entegresini sağlamak, işin mutfağında neler olup bitiyor diye göstermek, bir nevi mezuniyet sonrasına gençleri hazırlamak olmalı.

Bizde bu doğrultuda geçtiğimiz hafta içinde İzmir’den İstanbul’a Medya Gezisi adı altında bir teknik gezi düzenledik. Bu gezi bizim gibi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümü öğrencileri için bence çok faydalı geçti. Çünkü eğitimini aldığımız Halkla ilişkiler/Reklamcılık ve Pazarlama gibi iletişim bilimlerinin şuan mutfak bölümünde yer alan çok etkin kişiyle aynı masada oturma, otururken de sektörlerin geçmişi/şu anı ve geleceğiyle ilgili çok güzel sohbetler yaptık.

İlk günün durağı olarak bizim için mabet sayılabilecek bir yere misafir olduk.  Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfı  adına bizi ağırlayan Sevgili Ömür Hanım, Fisun Hanım ve ve Publicis Yorum’dan Meltem Vardar ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu adres ilerisi için Relamcı olmayı ya da kendini bu alanda geliştirmek isteyen arkadaşlarımız için  iyi bir başlangıçtı. Reklamcılık sektörünün geçmişi/şuanı ve geleceği ile ilgili, bu dernekten ve vakıftan nasıl faydalanabileceğimiz hakkında, sektörde yapılan yarışmalar ve ülkemizin uluslararası reklamcılık alanındaki yeri hakkında çok verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Belirtmeliyim ki; Sohbetimiz ikram edilen kurabiyelerden daha tatlıydı 🙂

İkinci günde  ilk önce MARKOM LEO BURNETT  ofisinde Özgün Özkalay’ın ardından ise ZARAKOL İLETİŞİM HİZMETLERİ’nde  usta isim Necla Zarakol’un ofisinde misafiri olduk. Markom Reklamcılığın önemini vurgularken Zarakol iletişim Halkla ilişkilerin önemini vurguladı. Ama Necla Hanım yılların tecrübesi ile daha etkiliydi ki ileride Reklamcı olmayı düşünen bazı arkadaşların bu fikirlerini tekrardan düşünmelerini sağladı. 🙂 Her ne olursa olsun her iki adreste de  bizim için yapılan sohbetin tadı tarif edilemez, öğrendiğimiz bilgilere paha biçilemez. Ev sahipliği için her iki tarafa ve Zarakol’da Necla Hanım’ın yanında çalışan okulumuz  mezunlarından Zeynep Yüksel’e çok teşekkür ederim. Okumaya devam et “Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…”

Efsaneol.com Beta Sürümüyle Hizmetinizde

İnternet sektöründe oyunların yeri her zaman farklı olmuştur kanımca. Daha doğrusu oyunlar bilgisayar hayatının vazgeçilmez gerçekleri arasındadır dersem daha doğru olur.  Bu doğrultuda uzun süredir beklediğim, arada bir Proje Yöneticisi Sinan Ata ile gidişat hakkında konuşmalar yaptığım daha 10 dakika önce açılmış sımsıcak bir oyun tanıtacağım size.  Efsaneol.com Az önce FF üzerinde oyunun Beta olarak açıldığını AtaGames.com feedinden gördüm ve bir an bile tereddüt etmeden oyuna girip oynamaya başladım.

Efsaneol.com hayatımızın en popüler sporu ve eğlencesi olan futbol üzerine kurgulanmış bir oyun. Üye olduktan (facebook hesabınız ile de giriş yapabilirsiniz) sonra hemen takımınızı kurup başlıyorsunuz yeşil sahaların tozunu attırmaya. Sistem size bir takım, bir antrenör, kendi kurduğunuz bir stat, bir doktor, bir finans sorumlusu ve bir gözlemci veriyor. Sistem basit iyi takım kur, iyi menajerlik yap ve kazan.  

Bu oyunun diğer bir özelliği de benim bildiğim kadarıyla TV’de reklamları dönecek ya da TRT de reklamları dönecek olan ilk internet bazlı bilgisayar oyunu olması. Tabi bu noktada TRT’nin bu projenin ortaklarından biri olduğunu da söylemeliyim.

Neyse ben lafı fazla uzatmadan oyunuma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Ben kurduğum takıma eski bir lisanslı sporcu olarak idman ve mania kelimelerini birleştirerek idmania diye bir isim uydurdum eğer içinizde meydan okuyacak olanlarınız varsa bekleriz efenim.

Son olarak Sinan Ata ve AtaGames’e çıktıkları bu yolda başarılar dilerim, umuyorum hedefledikleri yerlere gelmeleri onlar için güzel bir şekilde gerçekleşir.

Senede bir gün ile olmaz…

Hani diyorlar ya; ‘Ana gibi yar olmaz.’ diye ve devamı geliyor ‘Cennet anaların ayakları altındadır.’

Annelerimiz, ablalarımız, kız kardeşlerimiz, kızlarımız, kadınlarımız.

Annemin hastalandığı hastaneye yattığı günler bilirim, bir anda evimizin tüm rengi giderdi oysa ne kadar değerliymiş, oysa ne kadar evimizin tüm rengi tadı tuzuymuş dediğim. Ablamın hastalandığı günler bilirim, acıyı ta içimde hissettiğim,  ciğerimin acıdığını hissettiğim ve yeğenimin, bi’tanemin doğduğu gün acaba ne zaman o kadar çok dua ettim Yaradan’ıma böyle güzel bir kız evladını bizlere nasip ettiği için…

Bunlar işin duygusal bölümleri olsa gerek, bir de işin gerçek boyutu var, sosyolojik boyutu, ekonomik boyutu, toplumsal boyutu.

Anayasal düzlemde erkeklerle tüm haklarının eşit olduğu ama eşitliklerini kullanamayan kadınlarımız.

Sırf bedensel olarak kuvvetsizliklerinden dolayı zulme maruz kalan, ezilen kadınlarımız.

Eğitilmek haklarıyken okula gönderilmeyen, zorla evlendirilen kızlarımız.

Daha neler sayabilirim, daha neler yazabilirim bilmiyorum ama bildiğim şeyler var elbet;

Sizler bizi, sizi ikinci sınıf insan olarak görelim diye bu dünyaya getirmediniz, sizi daraldığımız zamanda dövelim diye, doğan kız çocuğumuzu okula göndermeyelim,   sizlere eziyet edelim diye hiç getirmediniz ya da getirmeyeceksiniz.

Haberlerde dinliyoruz, gazetelerde okuyoruz, kimi zaman çevremizden duyuyoruz ve emin olun erkekliğimizden utanıyoruz.

Bizler eşit haklarla doğduk, eşit haklarla yaratıldık ve umuyorum bundan sonra eşit haklarla yaşayacağız.

Sadece laf olsun diye değil, tüm anayasal haklarınızın sizlere teslim edilmesi için, insanlık haklarınızın sizlere tam anlamıyla sunulması için, kadınlık gurur ve onurlarınızın baş tacı edilmesi için değil, o ayaklarınız altına serilen cennete bir ümitle girebilmek için  ‘o cennet kokulu ellerinizden’ bir kez de bugün öperim.

Tüm Saygı ve Selamlarımla

8 Mart Dünya Kadınlar Gününüzü Tebrik Ederim

The Basic Multiattribute model: Yusuf’s Hamburger Makers Decision

 

                                                                                    Beliefs (B)

 

Attribute (i)                  Importance            McDonald’s                Burger King             Ohannes Burger

 

Hamburger                           9                                  3                                      9                                    9

 

Potatoes                               9                                   7                                     1                                     5

 

Drink                                     9                                   9                                      4                                     9

 

Sauce                                    9                                   1                                       9                                    7

 

Fast                                       7                                   7                                       3                                    8

 

Cost                                      9                                    1                                       1                                    10

 

Ambience                            6                                 2                                   2                          8                   

 

Self opinion                        10                                   3                                       5                                    9

——————————————————————————————————————————-

 

                                                                                280                                   299                                554

 

Source: Cos90

Note: These hypothetical ratings are scored from 1 to 10 and higher numbers indicate ‘better’ standing on an attribute. For a negative attribute (e.g cost) higher scores indicate that the school is believed to have ‘less’ of that attribute (i.e to be cheaper)

This table shows these hypothetical ratings. Based on this analysis, it seems that Yusuf has the most favorable attitude toward Ohannes Burger.

Book abstract about Multi attributes attitudes model;

A simple response does not always tell us everything we need to know, either about why the consumer feels a certain way toward a product or about what marketers can do to change his attitudes.

Our beliefs (accurate or not) about a product often are key to how we evaluate it.

 If attitudes are so complex, marketing researchers may use multi attribute attitude models to understand consumers. This type of model assumes that a consumer’s attitude toward an attitude object depends on the beliefs consumer has about several of its attributes. When we use a multi attribute model, we assume that we can identify these specific beliefs and combine them to derive a measure of the consumer’s overall attitude.  We’ll describe how these models work by using the example of a consumer evaluating a complex attitude object that should be very familiar to you: a college.

Basic multi attribute models specify three elements;

1-      Attributes are characteristics; For example; one of a college’s attributes is its scholarly reputation.

2-      Beliefs are cognitions about the specific. For example; a student might believe that the Middle east technical  university is strong academically

3-      Importance weights reflect the relative priority of an attribute to the consumer. In the case of colleges and universities, for example, one student might stress research opportunities whereas another might assign greater weight to athletic programs.  

 

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

İnternet her geçen gün gerek bireysel gerekse kurumsal olarak hayatımızda kendine daha da büyük yer edinmeye hızla devam ediyor. Bu nedenle, İnternet üzerinde bir yandan birçok kişi bireysel isim markalaması için çalışırken, bir yandan da firmaların da internet üzerinde kendilerini temsil etme, kurumsal kimliklerini bir kez de bu mecra üzerinden hedef kitlelerine/paydaşlarına gösterme faaliyetleri gelişim gösteriyor.

İnternetin gelişimi ile hayatımıza giren ‘Web 2.0′ ve ‘Sosyal medya ‘ gibi kavramların biri artık bir üst modeline ‘Web 3.0′ geçmek için gün beklemekte bir diğeri ise hala anlaşılmaya çalışıp, acaba ‘sosyal medya var mıdır, yok mudur’ diye tartışılmakta.

Daha önce yazdığım basit bir yazıda ‘bir iletişim kanalı olarak internet’ demiştim, iletişime meraklı ve bunun eğitimini alan biri olarak, internet içinde ki neredeyse tüm yenilikleri hem bir internet meraklısı hem de bir iletişimci olarak takip etmeye çalışmakta Web 2.0’ın ardından iletişim çabaları içinde anılmaya başlanılan PR 2.0, Marketing 2.0, Advertising 2.0 vb kavramların ileride ne gibi bir geliştirme göstereceğini merakla beklemekteyim. Çünkü internetin daha da gelişmesi ile iletişim çabaları olan halkla ilişkiler, reklamcılık ve pazarlama gibi kavramlar onun içinde kendilerine daha çok yer edinecekler, kurumlar ise halen yadırgayarak baktıkları internet olgusunun içinde birbirleri ile daha fazla savaşır hale gelecekler.

 Bundan kısa bir süre önce İzmir Ekonomi Üniversitesinden hocam olan Sevgili Ebru Uzunoğlu ve arkadaşları Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç ve Sinem Yeygel Çakır’ın ‘ İnternet Çağında Kurumsal İletişim’ adlı bir kitap yazdıklarını duydum. Yukarda bahsettiğim üzere kitabın isminden benim de ilgi alanıma giren konular içerdiğini anladığım için hemen aldım ama yavaş yavaş sindirerek okumaya çalıştım.  

 

‘ Sanal dünya, bilgiyi hızla ve yaratıcı bir içerikle dikkat çekici olarak geniş alanlara yansıtan özelliğiyle, şirketler için kurum kültürlerini ifade etmek, kurumsal markalarını anlatmak, imajlarını oluşturmak ya da basınla ilişkilerini yürütmek için vazgeçilemez bir ortamdır. Bu bağlamda “İnternet kullanımı ve sanal dünyada işletmelerin varlık göstermeleri hem yönetim anlayışları hem de pazarlama stratejileri açısından temel bir işletme felsefesi olarak kabul edilmesi gereken bir olgu haline gelmektedir.”

Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. ‘ (kitabın tanıtım yazısı)

 Bu kitap içerisinde gerek teorik olarak olması gereken unsurlar gerekse pratikte yapılması gerekenleri bir arada bulmak mümkün.  Ama öncelikle bilinmesi gereken bir unsurda bu kitap içinde 4 tane usta akademisyen var, ve kitap akademik olarak kaleme alınmış. 4 yazar ile birlikte kitap içinde 4 ayrı bölüm, 4 ayrı giriş ve sonuç yazısı bulunmakta. Kitap ‘Kurum Kültürüne’ genel bakış ile başlıyor, sonrasında Kurumsal  web siteleri, buralarda olması gereken kurumsal kültür öğeleri, kurumların neden internette olmaları gerektikleri, web sitelerin özellikleri, örnek kurumsal web siteleri,  burada hedef kitleleri ile, diğer firmalar ile, paydaşları ile nasıl iletişim kurmaları gerektiği, web 2.0 ın ve sosyal medyanın internet mecrasına neler getirdikleri, firmaların kendilerini buralara nasıl entegre edebilecekleri, halkla ilişkiler, reklamcılık ve pazarlama açısından internetin nasıl kullanılması gerektiği, firmaların online basın bültenleri hazırlaması ve online krizler hakkında birçok bilgi mevcut.

Eğer teknik (iletişim tekniği) açıdan bu konulara meraklıysanız ve bir şeyler öğrenmek istiyorsanız size bu kitabı tavsiye edebilirim. Hocalarıma da bir kez de buradan teşekkür ederim.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial