Hadi Facebookta sahte hesap açıp, oyun oynayalım!

Geçen akşam facebook üzerinden kaydolurken verdiğim eski mail adresimde arkadaşlarını bul özelliği üzerinden bir arkadaş aratması yaptım, arkadaş olarak birbirimizi eklemediğimiz kişileri buldum, kimler beni silmiş onları gördüm ama en garibi aynı arkadaşımın sahip olduğu 4-5 mail adresiyle de facebook üyesi olduğunu görmemdi. Üşenmedim hepsine tek tek baktım, sadece bir profil resmi (gerçek resim değil) ve sahte bir isim. Şimdi düşünüyorum aynı kişi facebook a niye 4 ya da 5 tane farklı hesap açar ki?

Sonra inceden düşündüm, birçok arkadaşım günde yaklaşık olarak 10 saatlerini facebook içerisinde geçiriyorlar, oyunlara dalmışlar, herkes farklı farklı oyunlar oynuyor, video izliyorlar, fotoğraflara yorum yazıyorlar, gruplara üye oluyorlar vb vb vb…

Hem internet üzerine projeler geliştirmeye çalışan hem de bir halkla ilişkiler/pazarlama/reklamcılık öğrencisi olarak benim için bu çok iyi bir durum aslında. Çünkü onlar böyle internet ya da kısacası facebookkolik oldukça benim ileride bu mecralardan para kazanma ihtimalim artıyor aynı şu an on binlerce insanın 4-5 tane hesap açıp oyun oynamak arkadaşlarını geçmek için hırs yapmış insanlar üzerinden para kazandığı gibi!

Bazen gerçekten ağlanacak halimize gülüyorum.  Acaba o arkadaşlara ders çalışmak lazım, araştırma yapmak lazım, kişisel gelişime önem vermek lazım desem. Hadi bunları geçeyim oyun oynayıp – fotoğraflara yorum yazıp internette zaman öldüreceğinize, internet üzerinde blog yazıp internette içerik yaratsanız, bir ihtimal bloglarınız üzerinden para kazansanız ya da facebook üzerinden hizmet yapan ajanslar ile irtibata geçip kontördür/basit ürünlerdir vb hediyeler kazansanız desem acaba internete/facebook’a bu kadar vakit ayırırlar mı?

İnanın bunu da hiç sanmıyorum.

Okumaya devam et “Hadi Facebookta sahte hesap açıp, oyun oynayalım!”

Öğrencinin yüreğine dokunmak

Eğitim hayatımda bu sene içinde yaklaşık 17. senemi kutluyorum. Çok güzel okullarda, çok iyi hocalardan eğitim aldım. Şimdiye kadar ne kaldığım bir ders ne de herhangi bir sebepten dolayı atıştığım, kavga ettiğim bir hoca hatırlarım. Demek ben de az da olsa iyi bir öğrenciyim. Malumunuzdur şu aşamada iletişim bilimleri üzerine eğitim almaktayım. Burada iletişim nedir? Sorusunu sormak isterdim ama kanımca gerek yok, on yedinci eğitim yılım dedim, üniversitede beşinci senem ve ben bu sene ilk defa bir hocamdan bir mektup aldım. Hocamız yaklaşık 100 tane öğrencisini de üşenmeyip tek tek el yazısı ile mektup yazmış. Mektupların içeriğini bilmiyorum ama benim aldığım mektup içerisinde yaklaşık 4 aylık dönem içerinde hocamın benim hakkımda edindiği bilgileri derlediği, bana geleceğim konusunda fikirler verdiği, en önemlisi bu dönem içinde bana göre beni çok iyi incelediği izlenimini veren bir yazı içeriği var. İşte yukarda ki sorunun cevabı bu, yani iletişim bu!

Okumaya devam et “Öğrencinin yüreğine dokunmak”

Blogosfere yeni transferler ve Blog tanıtımı

Burda bir blog var uzağımda, bu blog benim blogumdur, yazmasam da, güncellemesem de bu blog benim blogumdur.

Artık eskisi gibi yazamıyorum buraya, belki içimden gelmiyor, belki de yazacak konu bulamıyorum. Ama her ne kadar ben blog yazmaktan uzaklaşsam da blogosfere yapılan yeni katılımlar beni her zaman heyecanlandırıyor.

Bu vesileyle sizlere son zamanlarda blog yazmaya başlayan bazı arkadaşlarımı tanıtmak istiyorum. Ben onların çok güzel yazılar yazacaklarına, çok güzel kitlelere ulaşacaklarına can’ı gönülden inanıyorum. Umuyorum ki bu konuda yanılmam.

İlk bloglarımızın yazarları benim liseden kardeşlerim, H. Bekir Altuntel, Ali Hulusi Ölmez ve Yusuf Güleç. Ben bu arkadaşların bilgi ve becerilerine, bu işe girişlerinde ki samimiyete güveniyorum. Zaten onlar bu işin yabancısı değiller. Hacı Bekir şu an Yıldız Teknik Bil. Müh. okuyor, daha önce Konya Selçuk’ta Bilgisayar Programcılığı okudu. Ali ile  Yusuf  birlikte yine Konya Selçuk Üniversitesinde Bilg. Programcılığı okudular. Şu an aktif olarak farklı firmalarda Programcılık ve destek işleri ile uğrasıyorlar, ortak olarak Green Yazılımda firmalara ve kişilere websel çözümler üretiyorlar. Ben bu 3 kardeşime de blogosferde iyi bloglamalar diliyorum.

Malumunuzdur İzmir İçinde Likemind İzmir Buluşmaları diye bir organizasyon düzenliyoruz. Buraya gelen bir çok kişi internete, sosyal medyaya meraklı kişiler. Geçtiğimiz günler içinde Likemind İzmir katılımcılarından Sevgili Özge Demirsoy’un Likemind İzmir koordinatörlerinden ve iyi bir blog yazarı olan Sevgili Mümin Erakbaş’tan etkilenerek blog yazarı olma kararı aldığını ve blogunu açıp ilk yazısı nı yayınladığını duydum ve çok sevindim. Umuyorum ki o da çok güzel yazılar yazarak güzel kitlelere düşüncelerini ulaştırabilir. Ona da bu konuda başarılar diliyorum.

Ben bundan kısa bir süre önce bir gezi blogu açtım. Adını ‘ Erdal’la Geziyorum ‘ koydum. Ama bu blogumun tanıtımını yapmamıştım. Saolsunlar eşimiz dostumuz duymuş, girmiş, yazılarımızı okumuş ve çeşitli duyurumlarda bulunmuşlar. (bknz: Deniz Akın ) Bu blog içinde ben gidip gördüğüm, görüp beğendiğim ya da beğenmediğim yerleri yazıyorum. Aslında laf aramızda çok yazmıyorum ama orayla ilgili çok yakında bir adres değişikliği olacak, o zaman ben de düzenli yazmaya başlarım.

Size son tanıtmak istediğim bloğun başlığı ise, Tokalarım. Bu blog ile benim tanışma zamanım bu eğitim senesi başında Medya Hukuku dersime Tanju Oktay Yaşar Hocamızın gelmesi ile oldu. Çünkü bu blogun yazarı kendisi. Bu blogun açıklama yazısında şu şekilde bir cümle var; ‘Hani hep duyarız ya: “Kafana hiç bir şey takma… Tokadan başka…” diye. İşte bu sitede, kafalarınıza takabileceğiniz bazı tokaları sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekten hocamızın da dediği gibi olmuş. Okumaktan sıkılmayacağınız, okuduklarınızın sizin ufkunuzda güzel baloncuklar açacağına inandığım bu bloğu da sizlere tavsiye ediyor ve bu yazımı burada sonlandırıyorum.

İyi okumalar…

Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Uzun zaman önce okuduğum ama bir türlü yazısını yazamadığım bir kitap vardı elimde, yazarının Ceyda Aydede, adının ise -Yükselen Trend- Kurumsal Sosyal Sorumluluk olan.  Eğer benim gibi bir üniversitenin iletişim fakültesinde Halkla ilişkiler eğitimi alan biriyseniz, okuldan size her türlü bilgiyi vermesini, halkla ilişkiler içerisinde olan konuların hepsini size a’dan z’ye kadar öğretmesini beklememelisiniz bence. En azından benim bireysel görüşüm bu yönde. Okulda bir ders olarak gördüğünüz birçok konunun azcık araştırma yaptıktan sonra ayrı ayrı birer uzmanlık alanı olduğunu görmesiniz çok zor değil. Kurumsal sosyal sorumluluk da bunlardan biri. Kurumsal sosyal sorumluluğu ders olarak okutan üniversitelerimizin sayısı az, genellikle bir başlık olarak birçok bölüm müfredatında var. Bilmiyorum artık modası geçmiş midir yoksa ileride daha moda mı olacaktır ama bilhassa İşletme ve Halkla ilişkiler bölümlerinde bu konunun ders olarak verilmesinden yanayım ben. Çünkü Okumaya devam et “Kurumsal Sosyal Sorumluluk”

Kısmet 24. yaşımdaymış.

Evet arkadaşlar, beni uzun yıllardır tanıyanlar az da olsa bilirler bu meseleyi.
Annem doğduğum zaman adımın Yusuf olmasını iştemiş ama nasip kısmet o zaman olmamış ve kulağıma isim olarak Erdal’ı okumuşlar.
Ama annemin içinde bir ukdeydi bu, hatırlarım küçükken beni Yusufum diye sevdiğini, bana öyle seslendiğini.
Sonrasında lise yıllarım, sevgili Mehmet Karabulut Hocam neredeyse 2yıl boyunca tamamı ile  içinden gelerek Yusuf diye seslendi. İçimden sana hep Yusuf demek geliyor oğlum derdi.
Özünde benim de hoşuma giderdi, her yönünden güzelliğiyle anılan bir ismin bana ithaf edilmesi.
Ve 24. yaşıma 1 ay kala artık resmi olarak Yusuf adını almış bulunmaktayım.
Umuyorum ki bu ismi de hakkıyla taşımaya ömrümüz yeter.
Artık adım Yusuf Erdal ERDOĞDU’ DUR.
Buradan herkeslere duyurulur.

Etkili konuşmada ayna yöntemi

Etkili konuşmada ayna yöntemi diye bir başlık attım ama doğru başlık; etkili/düzgün/akıcı/verimli (vb) konuşmak için ayna ile konuşma yöntemi mi olmalıydı acaba?

Ben özünde çok konuşan bir insanımdır. Tabi ki çok konuşmak etkili/düzgün/verimli vb konuşmak demek midir, tabi ki hayır! Ama konuştuğum/görüştüğüm insanlardan aldığım geri bildirimler bir iletişim öğrencisi olarak bu konuda az da olsa başarılı olduğumu söylüyor bana. Her ne kadar iyi bir sunumcu olamasam da umuyorum ki, birebirde veya grup konuşmalarımda benim yoğun kelime taarruzuma maruz kalan arkadaşlarım da benimle aynı fikirdeler? Evet canlar ne dersiniz benim sohbeti mi seviyor musunuz? (İçinizden sustuğun zaman seni daha çok seviyoruz deyişlerinizi duyar gibiyim)

Benim genel olarak arkadaşlarıma anlattığım bir hikâyem vardır.

Ben lise öncesi ve lise dönemi içinde içine kapanık, susuk diye tabir edilecek bir çocuktum. Çoğu şeyi içime atar, oradan da kolay kolay çıkarmazdım. ………. ……………

……. O dönemde bir doktor amca, çocuğum ‘bu yaşta derdin ne, kederin ne, niye bu kadar zorluyorsun kendini, sövmen gereken yerde söv, kırman gereken yerde kır, vurman gereken yerde vur, KONUŞMAN GEREKEN YERDE SAKIN SUSMA KONUŞ’ dedi. Şimdi düşündüğümde o kadar da iyi bir öğüt değil hatta feci bir öğüt ama zaman işte.

Tabi ki benim hayatımda ki dönüm noktası bu olmadı. Ama bu sözlerden cesaret almadım dersem yalan olur. Aynı zaman içerisinde bir gün çok sevdiğim bir büyüğüm, bana etkili konuşma konusunda bir yöntem söyledi. Bu yöntem sayesinde doğaçlama olarak daha rahat konuşmalar yapabileceğimi, hazır cevaplar verebileceğimi, beden dilimi daha iyi kullanabilmeyi öğrenebileceğimi vb söyledi.

Bu yöntem ayna karşısında konuşmaktı.

Nasıl mı? Okumaya devam et “Etkili konuşmada ayna yöntemi”

Hayatın her safhasında ‘Korku’ iş başında!

Marketing Türkiye Dergisi’nin Ekim ayı 2. sayısında  ‘Korku Pazarlaması’ ile ilgili güzel bir yazı var. Pazarlama konusunda uzman birçok blog yazarlarının bazıları da bu ay bloglarında bu konuya yer ayırdılar ve sosyal mecralar üzerinde bu konuyla ilgili çok güzel tartışmalara imza attılar.

Dün, okulda ‘Consumer Behaviour’ (tüketici davranışları) dersinde ‘The Self’ (benlik) konusu üzerinde durduk, konuştuk, tartıştık.

Sonuç olarak benim nacizane fikrim, Korkunun sadece pazarlamada değil hayatın her safhasında iş başında olduğu yönünde.

Nasıl mı?

Belirli bir gücü elinde tutan, onu yöneten kısım, hep ama hep kendinden alt seviyede kalanlara bir korku uygulamakta. Burada ki korkudan kastımız, karanlıkta kapının arkasına saklanıp, içeriye giren birine, aniden ceeeee diye bağırmak değil tabi ki. Okumaya devam et “Hayatın her safhasında ‘Korku’ iş başında!”

İnsanları Birbirine b’AĞ’layan Sosyal ‘AĞ’lar

İnternet hayatımızın her anında iyiden iyiye kendine yer  edinmeye başladı mı desem yoksa edindi mi desem acep? Bence ikincisi çünkü birçok insan artık interneti etkili bir iletişim aracı olarak kullanmaya başladı. En azından ben çevremdeki güzel insanlar için bunu çekinmeden söyleyebilirim. Geçtiğimiz günlerde nacizane  ‘İletişim Kanalı Olarak İnternet’ adı altında bir yazı yazmıştım.

Evet internet eşit değildir Facebook + Msn 🙂

Ama facebook = bir devrim 🙂

Ülkemiz internet kullanımda (benim pek deneyimli olduğum söylenemez ama) ‘Sosyal Medya’  kavramı türemeden önce, Forumlar, sözlükler, gruplar ve bloglar söz sahibiydi. Ama Facebook ve sonrasında gelen Friendfeed ve Twitter gibi sistemler, biz blog yazarlarını bile aldı başka bir aleme götürdü.

Ben bu yazımda Facebook’tan öte Friendfeed ve Twitter’dan bahsetmek istiyorum. Hatta sadece Ff’ten bahsetmek istiyorum. Neden mi?

Friendfeed, senin kendine ait  birçok farklı hesabı bir araya getiren ve tek bir sayfa üzerinden bu hesapları takip edebildiğin  bir sitem, kendi hesaplarından öte binlerce farklı insanın da hesabını burada kolayca takip edebiliyorsun.  Bu gerçekten çok güzel.

Yapılan çeşitli organizasyonlar ile bu insanlarla bir araya gelme şansını elde ediyorsun.

Benim için bu rüya; İstanbul’da yapılan Likemind Buluşmalarına friendfeed üzerinde yapılan çok güzel yorumlarla başladı. İzmir’li birisinin Likemind niye İzmir’de de yapılmıyor sorusuna ‘madem öyle isteyenler var, öylese yaparız’ demem ve friendfeed üzerinde normalde  hiç tanımadığım insanların bana verdiği büyük destek beni buraya hapsetti.

Bu desteği verenler de öyle adı sanı belli olmayan insanlar değillerdi, ne mutlu ki!

Biz blog yazarlarının, kendi yazdığımız bloglardan öte bizi bu yola özendiren insanların bloglarını takip etme, okuma gibi bir alışkanlığımız vardır.  Mesela ben Halkla ilişkiler öğrencisiyim, sektörüm iletişim,  oldum olası Pazarlamaya merakım vardı, işte Friendfeed’in getirdiği sosyalleşme rüzgarı ile 🙂 ben daha önce takip ettiğim pazarlama blogu yazan insanlarla tanışma, aynı masada çay içme, sıkı bir muhabbet etme fırsatı buldum. ( Emin olun bu çok basit bir örnek)

Buradaki güzel insanlardan aldığımız destek ile, Likemind İzmir’i düzenlemeye başladık, yine ‘sosyal medya’ ve  onun müritleriyle çok güzel organizasyonlara imza attık, atıyoruz, atacağız J

Ben katıldığım bazı organizasyonlardan bahsetmek istiyorum size;

  • 1- Friendfeed mantı günü 🙂

Okumaya devam et “İnsanları Birbirine b’AĞ’layan Sosyal ‘AĞ’lar”

Online Bayramlara üç kala!

 

Biraz geç kalınmış bir yazı ile tekrar karşınızdayım. ‘Online bayramlar’ sözü size neler çağrıştırıyor? Ramazan Bayramından bugüne kadar aklımın köşesinde hep kaldı bu düşünce. Bir gün gelecek ve bu değerlerimizi kaybedeceğimiz kanısı her geçen gün aklımda daha fazla yer edinmeye başladı. Ama ne mutlu ki o günlerin gelmesi bizim aile için biraz uzun sürecek. Genel olarak Türk kültüründe aile bağları hala çok güçlü, İstanbul, İzmir gibi kentlerimizde bu ipler incelmeye başlasa da güzel Anadolu’muzun güzel insanları, birbirlerine o iplerle sıkı sıkıya bağlılar.

Bir bayram sabahı evinde uyanmak, daha gökten nur yağan bir vakitte,  abdest alıp, neredeyse tüm mahallenin toplandığı bir camii’de bayram namazı ardından, ilk olarak (eğer yanında iseler) babanla, akrabalarınla, uzun süredir görmediğin komşularınla bayramlaşmak ile başlar bu güzel telaş. Eve dönüş yolunda alınan sıcak ekmek ve evde sizi bekleyen, elleri cennet kokan, yüreği ekmekten de sıcak bir annenin elini öpmek ve ailece yapılan tadı asla unutulmayacak bir kahvaltı ile devam eder.

Akabinde 2-3 gün sürecek bir koşuşturma. Her daim efdal olan güzel bir  ‘ küçüklerin büyükleri ziyaret etmesi’ protokolü. Her gidilen yerde ya da her gelen misafirde annelerimizin günler öncesinden hazırladığı, tatlıların, böreklerin, dolmaların iştahla yenme seranomisi. Bu arada eskiler, göçüp gidenler en azından bayram günlerinde unutulmamalı, arife günlerinden mezarlıklar ziyaret edilmeye başlanmalı. Küçüklerin nasipleri olan harçlıklar bayram öncesinden hazırlanmalı. Her bayram namazı hutbesinde anlatıldığı üzere, bayramlar küslerin/dargınların barışmasına, kavgaların bitmesine vesile olmalı.

Ne yalan söyleyeyim biz babamızdan böyle gördük.

Ama ah gözü çıksın şu globalleşmenin! Dünya her geçen gün, bizler için küçülürken; bazı yeni değerleri bize katıp, sahip olduklarımızı bize unutturmaya çalışırken, inadına Şeker bayramı değil de Ramazan Bayramı diyebilmek hala çok ama çok güzel.

Yine de gelecek korkutuyor beni.

Neden mi? Okumaya devam et “Online Bayramlara üç kala!”

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial