Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi Söyleşisi Ayrıntıları

Bundan bir önceki yazımda (bakınız) aynı etkinliğin hem benim için önemi anlatan hem de duyurum amaçlı bir yazıydı. Sonrasında etkinlik günü geldi, organizasyon gerçekleştirildi üzerinden 5 gün bile geçti. Bu yazımda size aşama aşama bu organizasyonun nasıl gerçekleştirildiğini anlatmaya çalışıp kendimce konuşmacılardan duyduklarımı sizlere aktaracağım.

1. Aşama: Fikri Bulma: Bu etkinlik uzun süredir benim aklımdaydı. Bunu yapmayı amaçlamaktaki niyetim; tüm ana sektörlerde olduğu gibi sosyal medya’nın da İstanbul’dan yönetilmesi ve tüm iyi isimlerin orada olmasıydı ve onları İzmir’e getirip okulumdaki arkadaşlarımla ve İzmir’deki sosyal medya kullanıcılarıyla bilgilerini paylaşmalarını sağlamaktı.

 2. Aşama: Fikri Açıklama: Tabiki fikri bulmakla ya da bir şeye niyetlenmekle iş bitmiyor. Onu hayata geçirmek için çeşitli destekleri yanınızda bulmanız lazım. Ve bende bu doğrultuda böyle bir fikrim olduğunu öncelikle bölüm hocalarıma ilettim. Onların sıcak bakmasıyla ve fikre inanmaları ile yolum bölümüzün organizasyon ekibi olan Şapka Takımı ile birleşti ve kendimizi etkinlik üzerinde çalışıyorken bulduk bir anda. İlk iş okulumuzun konferans salonunu uygun bir tarih için rezerve ettirmemiz ve tarihimizi almamız oldu. 15 Nisan 2011 Cuma 09.00-18.00

3. Aşama: Konuşmacıların ve konuların netleştirilmesi: Ben hocalarıma ve arkadaşlarıma konu hakkında bilgi verirken zaten aklımda belli başlı isimler ve konuşacakları başlıklar vardı ve ben projeyi o isimler üzerinden anlatmıştım. Ama bakalım onlar o tarihte müsaitler miydi? Galiba biraz şanşlıyım iletişime geçtiğim herkes ilk aşamada teklifimi kabul etmişlerdi. Böylelikle şu isimler ve konular ortaya çıktı. Ömer Ekinci – mobil Pazarlama, Sinan Ata – Dijital Reklam, Sevil Mert – Sosyal CRM, Fatmanur Erdoğan – Sosyal Medya ve Kurumsal/Kişisel Markalama, Çiğdem Özkan – Sosyal Medya ve Google ve son olarak Ercüment Büyükşener ve Necla Zarakol – Sosyal medya Halkla ilişkiler. Ben bu isimlerin çoğuyla sosyal medya üzerinden tanışıyordum. Sonradan bu isimler içine, hocalarımızın isteği ile Dost Karaahmetli’de eklendi. Okumaya devam et “Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi Söyleşisi Ayrıntıları”

Türk Reklamcılığında bir dönüm noktası: Eli Acıman

Geçtiğimiz hafta içinde Türk reklam sektörünün en usta ismi sayılabilecek olan Eli Acıman usta bu dünyadan ayrıldı. Benim yaşım daha küçük, onunla ilgili bilgilerim sektörsel olarak yaptığım araştırmalarda adına ulaşmam ve çıraklarından onu okuduğum/dinlediğim kadar. Yaklaşık 2 yıl önce ‘Reklam halkla ilişkiler ve ötesi’ adlı bir kitap okumuştum. Bu kitabın içinde ‘Türk Reklamcılığında Bir Dönüm Noktası: Eli Acımandiye bir bölüm var. Onunla ilgili yazılanları ilk o kitapta okumuştum. Daha sonrasında Eli ustanın talebelerinden biri olan Haluk Mesci’den reklamcılık dersleri alma fırsatım oldu. Bu da büyük ustaya beni/bizi daha da yaklaştırdı. Şimdi bu kitap içerisindeki Eli Acıman ile ilgili bölümden Sevgili hocam Haluk Mesci’nin yazdığı kısmı sizinle paylaşmak istiyorum.

 Türkiye’de ‘’ilancılık’’tan modern reklamcılığa geçiş sürecine damgasını vurmuş bir isim, Eli Acıman.

 ‘’Bugün ‘mesleğim reklamcılık’ diye övünebilen tüm reklamcılar ona çok şey borçludur’’.

 O ‘’Türk reklamcılık evreninin Big Bang’i dir’’.  

***

 Eli Acıman’ı Türk Reklamcılık Evreninin ‘’Big Bang’’i Sayıyorum

Türkiye’de reklamcılık mesleği, Eli Acıman’ın büyük emek ve mücadele vererek attığı temeller üzerine kurulmuştur.

Reklamveren, reklamcı, reklamcıya iş yapan destek meslekleri, medya, yerel ve genel yönetim kurumları, Eli Acıman’la başlayan bir dolaylı-dolaysız ‘’eğitim’’ almışlar; reklamla yaşamayı kavramışlardır. 

Bir benzetme yapayım, Eli Acıman’ı, Türk reklamcılık evreninin ‘’Big Bang’’i sayıyorum: Eli Acıman’la start alan o evren, bugün geldiği boyutlarıyla, genişlemeye devam edipgidiyor. ‘’Kara Delikler’’e varıncaya kadar bütün öğeleriyle! 

Eli Acıman’dan, öncelikle, ‘’incelikli, seviyeli, temiz’’ ama ‘’ticari görevini’’ gözden kaçırmayan reklamlar yaratmanın önemini ve zevkini öğrendiğime inanıyorum.

Öğrendiğim bir diğer önemli şey de, ‘’reklamcı’’ denen ticaret erbabının (genelde sanıldığının ve yapıldığının tersine), saygın bir meslek adamı gibi davranmasının, yansımasının önemi ve gereği. Reklamcılığa Eli Acıman gibi bir ustanın yanında başlamasaydım, bugün büuük ihtimalle, ‘’reklamveren’’ saflarında olurdum.  

Eli Acıman’ın, ben diyeyim 50 siz deyin 90 başlık üzerinde konuştuktan sonra, şaka yollu ‘’Tamam, şimdi çalışmaya başlayabiliriz!’’ sözünü çerçeveletip asmadım ama, pek çok kez kendi arkadaşlarıma kullanmışımdır.

 Sevgili Eli Acıman, sizi tanımak, benim için büyük bir şanstı. Teşekkür ederim, hep mutlu olmanızı dilerim! 

Haluk Mesci

İşte Haluk Hocam, bunları demişti Eli usta için. Hafta içinde ölüm haberi duyulduktan sonra, kendisiyle ilgili bazı notlar paylaşıldı. Bazılarına denk geldim. Ama Erol Batislam’in önceden hazırlayıp sunduğu su slayt gerçekten hoşuma gitti.

 

Biz büyük ustayı daha da tanımak için artık onu okuyacağız, onun yaptığı işleri inceleyeceğiz, eğer bir köşede bir çırağına denk gelirsek ondan ne kapabilirsek kapmaya çalışacağız.

 Türk reklamcılığının başı sağolsun.

Eli Acıman, umuyorum ki şimdi olmak istediğin yerdesindir…

İlla kreatif (yaratımcı) olacağım demek!

Kreatif olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu!

İletişim bilimlerinde (pazarlama, halkla ilişkiler, reklamcılık gibi) bir kampanya fikri üretmeye daha doğrusu tasarlamaya, planlamaya çalışırken kreatif (yaratımcı/yaratıcı) olmak gibi bir mecburiyet yükü yüklenir uygulayıcıların omuzlarına. Gerçekten de doğrudur bu. Düşünsenize her yerin aynı slogan ve tasarıma sahip farklı firmalara ait reklam afişleriyle dolu olduğunu. Gerçek anlamda bir clutter (kirlilik) ve boşa harcanan emekler silsilesi olurdu herhal. Çünkü eğer işiniz bir fikir üretmek ve bunu satmak ya da asıl satıcılara yardımcı olmaksa burada diğerlerinden (fikir üreticilerinden) farklı olmanız şarttır. Ama kimi zaman illa kreatif olacağım diye kendi omuzlarındaki yükü arttırmanız, sizi gerçek fikri üretebilmenizden uzaklaştıracaktır. Bu doğrultuda belki de yapılması gereken en doğru şey bu yükü omuzlarınızdan indirip, azıcık dinlenip, gerçeği görebilmeye çalışmak, ayaklarınızı yere basmaya çalışmanızdır daha doğru tabirle sokağa inip sokağın nabzını tutmaya çalışmaktır. İşte o zaman belki çok kreatif bir kampanya, fikir vb yaratmaktan öte, daha doğru bir kampanya, fikir üretebilmeniz mümkün olacaktır. Tabi bu sözlerim (haşa) ustalara değil ama üniversite sıralarında bu işlerin eğitimini alan arkadaşlarım için çok önemli bir nokta bu. İlk önce brief’e (istenilene) uygun işler yapabilmeyi, tasarlayabilmeyi öğrenebilmek ya da yapmak daha sonrasında yine brief’e bağlı ama içinde payınızın daha fazla olduğu (siz bunu istemiştiniz ama biz bunu da yaptık diyebileceğiniz) işler üretmeyi denemek lazım. Yani çok kastırmayın, rahat olmayı deneyin, emin olun rahat olunca daha iyi işler çıkaracaksınız.

Görsel: http://www.rockcliffeschool.org.uk/external/article/?id=140700 

Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…

Üniversite eğitimi bireyin eğitim hayatında ki en önemli dönemlerin başında geliyor. Çünkü genellikle bireylerin hayatlarını devam ettirecekleri meslekler hakkında kendilerinin geliştirdikleri eğitim buralarda veriliyor. Ama okulda ki teknik bilgi eğitimi ile sektörel olarak dışarıda uygulanan teorikler arasında kısmı farklılıklar oluşuyor. Tabi ki bu noktada öğrenci milletinin insanları her zaman eğitim aldıkları okulları ya da onlara ders veren hocaları suçluyorlar. ‘Bunlar bize okulda öğretilmedi ki.’. Evet emin olmak gerekir ki birçok farklı derste alınan 4-5 yıllık bir eğitim içinde hem müfredat içi hem de dışarıdaki her an gelişen sektörünüz ile ilgili her şeyin bize/size öğretilmesi mümkün değil. Bu noktada bizlerin elini taşın altına elini sokması gerekmekte. Kısacası her şeyi devletten beklememek lazım.

Ama okulun da bir görevi olarak eğitimini üstlendiği öğrencilerin sektör ile entegresini sağlamak, işin mutfağında neler olup bitiyor diye göstermek, bir nevi mezuniyet sonrasına gençleri hazırlamak olmalı.

Bizde bu doğrultuda geçtiğimiz hafta içinde İzmir’den İstanbul’a Medya Gezisi adı altında bir teknik gezi düzenledik. Bu gezi bizim gibi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümü öğrencileri için bence çok faydalı geçti. Çünkü eğitimini aldığımız Halkla ilişkiler/Reklamcılık ve Pazarlama gibi iletişim bilimlerinin şuan mutfak bölümünde yer alan çok etkin kişiyle aynı masada oturma, otururken de sektörlerin geçmişi/şu anı ve geleceğiyle ilgili çok güzel sohbetler yaptık.

İlk günün durağı olarak bizim için mabet sayılabilecek bir yere misafir olduk.  Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfı  adına bizi ağırlayan Sevgili Ömür Hanım, Fisun Hanım ve ve Publicis Yorum’dan Meltem Vardar ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu adres ilerisi için Relamcı olmayı ya da kendini bu alanda geliştirmek isteyen arkadaşlarımız için  iyi bir başlangıçtı. Reklamcılık sektörünün geçmişi/şuanı ve geleceği ile ilgili, bu dernekten ve vakıftan nasıl faydalanabileceğimiz hakkında, sektörde yapılan yarışmalar ve ülkemizin uluslararası reklamcılık alanındaki yeri hakkında çok verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Belirtmeliyim ki; Sohbetimiz ikram edilen kurabiyelerden daha tatlıydı 🙂

İkinci günde  ilk önce MARKOM LEO BURNETT  ofisinde Özgün Özkalay’ın ardından ise ZARAKOL İLETİŞİM HİZMETLERİ’nde  usta isim Necla Zarakol’un ofisinde misafiri olduk. Markom Reklamcılığın önemini vurgularken Zarakol iletişim Halkla ilişkilerin önemini vurguladı. Ama Necla Hanım yılların tecrübesi ile daha etkiliydi ki ileride Reklamcı olmayı düşünen bazı arkadaşların bu fikirlerini tekrardan düşünmelerini sağladı. 🙂 Her ne olursa olsun her iki adreste de  bizim için yapılan sohbetin tadı tarif edilemez, öğrendiğimiz bilgilere paha biçilemez. Ev sahipliği için her iki tarafa ve Zarakol’da Necla Hanım’ın yanında çalışan okulumuz  mezunlarından Zeynep Yüksel’e çok teşekkür ederim. Okumaya devam et “Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…”

Cimrinin ağa babası google(!)

Geçtiğimiz günlerde nalet olsun içimde ki reklam sevgisine diye bir yazı yazmıştım. Kelime bazlı reklamcılıkla ve google adsense ile ilgili. Son 2 günde 200 tık almışım. Bunun nedenini/niyesini ben bilmiyorum. Kim gelip bu kadar benim blogumda ki reklamlara tıklar hayretler içindeyim. Dün için bloguma 293 kişi gelmiş, bu benim için düşük bir sayı, normalde 400-500 kişi aralığında gider gelir. Amma 293 kişide 98 reklam tık’ı almışım. Yani gelen 3 kişiden biri muhakkak reklamlarıma tıklamış. Sinan’a kalsa benim  işim gücüm yok sabahtan akşama kadar sen tıklıyorsun diyor ama gerçekten benim işim gücüm var ve benim reklamlara tıklayacak vaktim yok 😀 

 

  

Dün işte benim blogta ve  yazamak.com sitesinde yukardaki resimdeki olay gercekleşmiş. Şimdik kelime bazlı reklamcılık olduğu için. Acaba nelerle ilgili yazmak lazım. Şimdi aşk-mesk yazıyoruz ulan ne kadar dating geyikli abuk sabuk site varsa geliyor reklamlara. Onları yazmaktan vazgerctik. napalım yani, İnşaat sektöründen, ekonomiden, halkla ilişkilerden,wall street’ten, İstanbul menkul kıymetler borsasından, doların ve euro’nun günümüzdeki gidşatından birşeyler mi yazsam acaba. Y a da gezelim görelime yazı yazıyorum, milyon tane tatil sitesi reklamı hemen geliyor. Acaba google bunlarda click başına kaç para alıyor ve bunun kaçta kaçını blogger lara ya da site sahiplerine veriyor??? 

Şu an blogumun ana sayfasında ekonomi, siyaset, tarih ne ararsanız ilgili konu var. Ama gelen reklam alanlarında iş yok. Bu cimrilik google den mi kaynaklanıyor. Yoksa biz mi yanlış yapıyoruz. Bu miktarı arttırmak için neler yapmak lazım. Yoksa külliyen google reklamlarını kaldıralım mı? İnanın ben bu işten anlamıyorum yav. Kanımca bir şekilde sağdan soldan daha destekli reklamlar bulmam lazım. 😀 

Bu konu da bana yardım edecek kimse var mı? Yoksa ben direk buradan bağlantılar vererek fikrine güvendiğim kişilerin, fikirlerini alayım mı?

Lanet olsun içimde ki reklam sevgisine :)

Şimdik arkadaşlar malumunuz blogumun çeşitli yerlerinde (üst banner altı,sol blok kısımlarında) reklamlar var. Bu reklamları aslında koymacaktık ama sırf sinan’a inat,koyduk işte… Her ne kadar şimdiye kadark 1 ytl sini bile görmesekte herhal bişeyler kazanıyoruzdur ordan…(şükretmek lazım)

Akabinde ve detayında benim msn ve facebook iletimde birkaç gündür ; ‘ www.erdalerdogdu.com –} reklamlara  tıklamak hiç bu kadar zevkli olmamıştı.’ şeklinde… Ve arada bir msn den arkadaşlara, bu iletiyi yollayaraktan onlara zorla sitemi ziyaret ettiriyorum 🙂

Artık bilmeyen kaldı mı bilmiyorum ama burada benim bir reklamcılık öğrencisi olduğumu söylememe gerek var mı acep ? 🙂

Ama işte o kadar iyi okuyucularım var ki. Blogumda ki herşeyi en ince ayrıntısına kadar inceliyorlar ve bana çok güzel geri bildirimler yapıyorlar. Hepsine ayrı ayrı çok ama çok teşekkür ederim.

Bu sefer ki geri bildirimimiz (feedback) işte blogumda ki reklamlar hakkında oldu. Gelen mail için de şu resim vardı.

Tabi şimdi bu resimde ne var diye soracaksınız. Bana kalırsa bişey yok zaten 🙂 Blogumun ana sayfasını print screen etmiş ve bana geri göndermiş. Ama işin aslı o değil. Arkadaş ana konu olarak yukarda ki reklama laf etmiş. Ne bu böyle, çöp çatan mı oldun filan demeye getirmiş. Çünkü yukarda reklamı olan site gereksiz bir arkadaşlık sitesi.Neyse!

Ama inanın bunları engellemekten sıkıldım artık. Şimdi google adsense denilen kurum kelime bazlı içerik reklamcılığı ile çalışıyor.(peki nedir bu içerik reklamcılığı? derseniz okuyuverin)

Kelime bazlı içerik reklamcılığı, benim ana sayfamda genel olarak yazan yazıların kelimelerine göre seçilen ya da direk olarak bir konu içindeki kelimelere göre benim reklam bölümlerime reklamların google adsense tarafından otomatik olarak gönderilmesi. Böyle düşünülünce aslında pek sorun yok. Ama aşk ile ilgili bir yazı yazınca herkesin aklına bizim ‘masumane aşkımız’  gelmiyor ki kardeşim. Aklınıza ne geliyorsa yollayıveriyor google amca 🙂

Buna inanmıyorsanız müzik kategorime gittiğinizde genel olarak müzikle ilgili reklamların olduğunu, gezilesi görülesine gittiğinizde tatil reklamlarının olduğunu görerekten inanabilirsiniz.

Yoksa benim işim olmaz, böyle abudik gubidik sitelerle, ona göre. İlgilere duyrulur kardeşim 🙂

Saygı ve selamlarımla…. 🙂

fight for kisses – wilkinson tıraş bıçağı reklamı

Bu reklamı bu hafta marketing communication dersinde izledim,  çok hoşuma gitti, gerçekten güzel bir kampanya jenereği olmuş. Aslında bu reklam  kampayası için hazırlanmış,bir oyunun fragmanı ama ayrıeten wilkinson bunu reklam filmi olarak yayınlamış. İlerde böyle bir oğlum olsun isterim yani…

 

orjinal siteye gitmek için buyrun efenimm..

Medya Planlaması nedir?

Medya planlaması; reklamcının mesajını hedeflediği kişilere ulaştırmak üzere medyanın ne şekilde kullanılması gerektiğinin belirlenme sürecidir. Bu süreç bir plan üzerine toplanmıştır ve biz bu plana Medya Planı deriz. Bir medya planı oluşturulurken öncelikle pazarlama ve reklam amaçları planlanır, daha sonra bu amaçları gerçekleştirmek için medyanın bize en iyi nasıl yardımcı olacağı belirlenir1.

Her reklamın ulaşmak istediği “hedef kitle” olarak adlandırılan belirli özelliklere sahip gruplar vardır. Medya planlamacıların görevi, medyanın farklı planlarını bir araya getirerek, reklam mesajının hedef kitleyle nerede, ne zaman ve ne frekansta karşılaşacağını belirlemektir. Eğer mesajımız hedef kitle tarafından okunmamış, duyulmamış veya izlenmemiş ise reklamımızın başarılı ve etkin olması mümkün değildir. Okumaya devam et “Medya Planlaması nedir?”