Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?

betimleGeçtiğimiz günlerde başlığımızdaki soruyu bir maille aldım. Böyle soruları seviyorum çünkü benim, kendi işimi düşünmemi sağlıyor. Bütünleşik pazarlama iletişimin alt branşlarında (halkla ilişkiler, reklam vb.) eğitim alan öğrenciler ilk başlarda çevrelerine ileride ne iş yapacaklarını anlatmakta zorlanırlar, işe girdikten sonra da ne iş yaptıklarını anlatmak da… Bu aileleri için bile geçerlidir. (Geçtiğimiz günlerde bir ajansımız bu konuyla ilgili çok güzel bir film çekti burada onu izleyebilirsiniz. İzlemek için tıklayın)

İşte ne yaptığımız konusunu ailelerimize bile anlatamazken, bizim işimizin en önemli noktası olan “fikir satma” konusunu nasıl anlatabiliriz bir düşünelim. (Bu arada bununla ilgili onlarca kitap var, ilgili arkadaşlarımın o kitapları okumasını muhakkak tavsiye ederim.)

Şimdi bir ayakkabı, bir bardak, bir elbise, cep telefonu ya da her neyse elle tutulur, gözle görülür, ölçüsü, boyutu, malzemesi, özellikleri belli bir nesneyi/ürünü satın alma noktasında kaçımız ne kadar zorlanır ya da düşünür. Ama o elbiseyi, ayakkabıyı internetten alırken kaçımız acaba olur mu, acaba nasıl durur, yakışır mı diye düşünmez?

Bizim işimiz bunun da bir tık ötesinde, hani çocukken bir şarkımız vardı ya; “orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesek de, görmesek de, o köy bizim köyümüzdür…” işte bizim işin o uzakta olan köyü müşterilerimize göstermeye çalışmak, onları o köye götürüp, orada soğuk bir ayran içmiş edasını onlara yaşatabilmek. Yani, işimiz bir hayali, düşünceyi çok iyi betimleyerek karşımızdakilere anlatabilmek. Okumaya devam et “Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?”

2013 İlk Çeyrek En Beğendiğim İletişim Kampanyaları

Son dönemde özellikle beğendiğim reklamların sayısının artmasıyla birlikte böyle bir yazı yazmak istedim. Umuyorum, inceleme ve takip etme fırsatım oldukça benzeri yazılarımın devamı gelir. Sizler de beğendiğiniz işleri benimle paylaşırsanız onları da incelemek isterim. Bakalım hangi başlıklarla hangi iletişim kampanyaları dikkatimi çekmiş. Biraz uzun bir yazı olacak gibi, şimdiden iyi sabırlar 🙂 iyi okumalar dilerim.

1-      Ünlü Kullanımı

Bir reklam kampanyasında ünlü kullanımı marka için büyük kazanç getirse de bununla birlikte büyük riskleri de yanında getirmektedir. Kazançtan kastım, ünlünün sevenleri hazır bir kitledir ve reklamın konuşulması ya da görülmesi noktasında bu markaya fayda sağlar. Riskler ise, öncelikle o ünlünün sevmeyenleri vardır. (özellikle sosyal medyanın etkisinin artmasıyla) Ve bu sevmeyenler söyledikleriyle marka imajına zarar verebilirler. Ama ondan bundan daha önemlisi ünlünün markanın önüne geçmesidir. Kimse markayı hatırlamaz ama “aaa x ünlüsünün reklamı” çıktı denilir.

Son dönemde ünlü kullanımında en beğendiğim reklam Digiturk’ün “Dilediğin Zaman Dilediğin Yerde” kampanyasındaki Nil Karaibrahimgil kullanımı. Nil çoğu zaman reklam filmlerine sesiyle hayat veriyordu ama bu sefer Digiturk’un reklam yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Marka mesajları anlaşılır ve marka görülür düzeyde. Bu da bence reklam kampanyasını başarılı yapıyor.

2-      Başarılı metin/jingle

Reklamı başarılı kılan en önemli nokta; “metin”dir. Basılı reklamlarda kaleme alınan metin öne çıksa da video/ses reklamlarında bence jingle her zaman 3-0 öne geçiyor. Son dönemin en başarılı jingle’ı, dilime pelesenk olan sözleri ve müziğiyle bence Auris Reklamı. Bekle hayat geliyoruz biz… Okumaya devam et “2013 İlk Çeyrek En Beğendiğim İletişim Kampanyaları”

Sosyal Medya İletişimin Olması Gereken Altyapısı

sosyal medya iletisimi

Yukarıdaki görsel benim birçok sunumumda yer verdiğim bir altyapı haritası. Üniversitelerde halkla ilişkiler, reklamcılık, pazarlama gibi lisans eğitimi alan arkadaşlarımız kaçar kere şu görseldeki maddeleri içeren kampanyalar, projeler hazırladılar bilmiyorum ama ben öğrenciyken çok kere hazırlamıştım. Çünkü bize öğretilen şekilde yapılan tüm iletişim faaliyetlerinin bir hedef kitlesi, amacı, ölçümlemesi, içerik detayı vb. özelliklere sahip olması gerekmekteydi. Bugün gelinen noktada yapılan sosyal medya iletişimlerinde ise maalesef bu nitelikleri bulmak pek mümkün değil. Bunun birçok sebebi vardır elbet ama benim gözümde sosyal medya iletişiminin facebookta sayfa açmaktan, twittera girdi yapmaktan öte bazı özelliklere/incelemelere sahip olması gerekmektedir.

1-      Brand Promise DNA – Markayı DNA’sına kadar tanımak;

Burada sosyal medya iletişimi yapan arkadaşlarıma, ajanslara büyük bir görev düşüyor. Öncelikle yönetimlerini yaptıkları markaları çok iyi tanımaları gerekiyor. Özellikle halkla ilişkiler eğitimi alan arkadaşlar iletişim kampanyalarında birincil ve ikincil araştırmaların nasıl yapıldığını iyi bileceklerdir.

2-      Stakeholders/Influencers/Brand Ambassadors – Paydaşlar/Etkileyiciler/Marka Elçileri

Her markanın dolasıyla markaların yaptığı iletişim çalışmalarının da bir hedef kitlesi vardır. Ben her zaman markanın ilk hedef kitlesinin (müşterisinin) çalışanları olduğunu düşünürüm. Eğer sosyal medyada da çalışanlar, paydaşlar birincil etapta birer marka elçisi edasıyla marka hakkında olumlu konuşturulabilirse yaratılmak istenilen WOM’un ilk adımı atılmış olacaktır.

3-      Community – Topluluk

Marka olarak sosyal medyada olsanız da olmasanız da markanız hakkında konuşan ya da sizin direkt hedef kitleniz içinde olanlar internette yer alıyorlar. İşte önemli olan nokta, bu kişileri nasıl bilinçli bir marka topluluğu haline getirebileceğinizin ön araştırmasını yapıyor olmanız. Okumaya devam et “Sosyal Medya İletişimin Olması Gereken Altyapısı”

Reklamın kötüsü, iletişimin iyisi!

Reklamın iyisi kötüsü olur mu?

Sorusu iletişimciler ve iletişim müşterileri arasında yaygın bir sorudur. Birçok iş bilmez kişi de buna halk ağzıyla; ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ şeklinde cevap verir ya da bu mantıkla düşünür. Ama bu düşünce yanlıştır. Çünkü reklamın iyisi kötüsü olur.

Bunun için birçok sebep sayabilirim.

–         Kurum mantığı bakımından kötü reklam.

–         Strateji bakımından kötü reklam.

–         İletişim dili bakımından kötü reklam.

–         Çekim bakımından kötü reklam.

–         Hedef kitleleme bakımından kötü reklam.

–         Kurum kimliğiyle uyuşmayan reklam.

–         İtibara zarar verici reklam.

–         Metin bakımından kötü reklam.

–         Tasarım ve dizayn bakımından kötü reklam.

–         Seslendirme bakımından kötü reklam.

–         Yanlış reklam yüzü seçimi bile bir reklamı kötü yapabilir. Okumaya devam et “Reklamın kötüsü, iletişimin iyisi!”

İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!

Ben neredeyse her gün iletişim fakültesi halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve reklamcılık ya da reklamcılık öğrencilerinden 1-2 tane mail alıyorum. Kimisi daha okulunun başında 1. 2. Sınıf öğrencisi, ileride ne yapabilirim diye soruyor, kimisi 3. 4. Sınıf öğrencisi okul bitti, işi gücü nereden bulacağız, bu saatten sonra ne yapacağım keşke bu bölümü okumasaydım diye dert yanıyor.

Dün hem İstanbul üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir mail aldım, hem de akşam Ege üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir öğrenci ile telefonda konuştum.

Biri daha 1. sınıfım ileride sizin gibi nasıl olabilirim diye sordu, diğeri bu bölümü okuyorum ama okuyacağım da ne olacak diye dert yandı.

Aslında bu karamsarlık sadece iletişim öğrencileri için değil tüm öğrenciler için geçerli bir durum.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar belli. Hukuk da okusanız, reklamcılık da okusanız, öğretmenlik ya da mühendislik de okusanız iş bulma noktasında benzer muğlâklıklar ve karamsarlıklar sizleri bekliyor.

 Şu gün baktığımızda yaklaşık ülkemizde 50 tane üniversitede iletişim fakültesi, halkla ilişkiler ve reklamcılıkla ilgili bölümler mevcut.  

Ortalama her okuldan 50 mezun verilse totalde her yıl 2500 yeni mezunumuz olur. Bu iktisadi idari bilimler, hukuk, ilgili öğretmenlik ya da mühendislik bölümlerine nazaran bence az bir sayı.

Peki, bu mezunlar nerelerde çalışabilirler! Okumaya devam et “İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!”

Müşteri Ne İster?

Benim burada ele alacağım müşteri tipi iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. alanlarda hizmet alan müşterilerdir öncelikle bunu belirteyim.

Müşterinin sözlük anlamına baktığımızda; “Hizmet, mal vb. alan ve karşılığında ücret ödeyen kimse” şeklinde bir tanımla karşılaşıyoruz.

Bu tanımı iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. hizmet alanlarına uyarlayınca, ödenilen ücret, müşterinin her şeyi isteyebileceği ya da her şeyi yaptırabileceği anlamına gelir mi?

Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım, bir durumla bunu ciddi olarak düşünmeye başladım. Özellikle müşterinin onca söylediği yanlış şeyi düzeltmemin ve doğrusunu anlatmamın ardından, “Ben size para veriyorum, ben müşteriyim, ben ne dersem öyle yapılacak…” demesi inanın çok manidardı. Beni kendime getirdiği için kendisine huzurlarınızda teşekkür ederim. Ama bu demek değildir ki ben sırf bir iş yapmam için şirketime para ödeyen bir firmanın kurumsal iletişim yetkilisinin istekleri doğrultusunda doğrusunu bildiğim işin yanlışını yapacağım.

Sevgili Ali Saydam hocamızn Marketing Türkiye’deki son yazısı “PR müşterisi ne ister?” başlıklıydı.

Yazıdan bir iki bölümü sizinle paylaşayım; Müşteri ne istiyor?; Okumaya devam et “Müşteri Ne İster?”

Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç Tasarımcılara Tavsiyeler 3

Blogumda yayınladığım; “Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç İletişimcilere Tavsiyeler” şeklinde bir yazı dizim var. Bu dizi içerisinde bu sefer iletişimin bir vazgeçilmezi olan tasarım dünyasından bir ismi misafir ediyorum.

Ahmet Emek…

Bakalım Ahmet, genç arkadaşlarımız için ne gibi tavsiyelerde bulunmuş.

Ahmet Emek çok kısaca bize kendinden bahseder misin?

8 Eylül 1981’de Afyon’da doğdum. Haliç Üniversitesi GSF Grafik Tasarım Bölümünde (Burslu)  okudum. Lizbon ULHT Universidade Lusofona’yı Erasmus öğrencisi olarak okudum. Lizbon Mediaway’de stajımı tamamlayarak bir kaç ajansta çalıştıktan sonra şu an Zarakol İletişim’de görev yapmaktayım.

İlkokulda yapmış olduğum resimlerin panolara asılması beni Güzel Sanatlara yönelten bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Güzel Sanatlar okumadan önce piyasada çalışarak tecrübeler edindim. Aynı zamanda hocalarımın sayesinde çizimimi geliştirerek yetenek sınavlarına hazırlandım. Ve hayalim olan Güzel Sanatlarda okuyarak ne kadar güzel ve eğlenceli bir mesleği seçtiğimi bir kez daha fark ettim.

Toplumda aynı birçok iletişim biliminde olduğu gibi hatta ondan öte tasarım konusunda da eğitim almaya gerek olmadığı, bireysel olarak olan bir yeteneğin evde photoshop’u yalayıp yutarak geliştirilebileceği ve piyasaya işler yapılabileceği inancı var, senin bu konuda ki görüşlerin nelerdir?

Programlar birer araçtır. Bir çalışma yapıyorsanız fikir gerekir. Güzel Sanatlar okuyarak bu işin eğitimini alıyorsunuz ve farklı şeyler görmeye başlıyorsunuz. Çünkü bakış açınız tamamen değişiyor. Bundan dolayı kesinlikle eğitim alınması gerekiyor. Bunun örneklerinden birisi de benim. 3-4 yıl kadar piyasada alaylı olarak tabir edebileceğimiz şekilde çalıştım. Ama sürekli bir noktada kaldım. Sadece gerekli iş akışını tecrübe edinebildim.

Öğrenciyken staj yapma konusunda ki fikirlerin nelerdir? Güzel sanatlar ya da tasarım öğrencileri nasıl daha iyi geliştirebilirler?

Öğrenciler staj yaparken mutlaka kendilerini geliştirebilecek bir matbaa ya da ajans seçmelidirler. Bence matbaada staj yapmaları daha mantıklı. Çünkü işin fırını orasıdır. Ekmeği yapmak için ajansa gitmek lazım. Güzel Sanatlar öğrencileri kendilerini geliştirebilmek için mutlaka yazılı ve görsel olan her şeyi takip etmelidirler. Çünkü her şeyden haberdar olmamız gerekiyor. Okumaya devam et “Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç Tasarımcılara Tavsiyeler 3”

Facebook Reklamlarının Yanlış Yönetimi

 İçimiz dışımız sağımız solumuz her yer reklam değil mi?

Sosyal medya ya da bendeki adıyla dijital medya ile ilgili konuşmalar, sohbetler    yaparken hep insanların geleneksel iletişim yöntemlerinin kirliliğinden ve baskıcı yapısından sıkıldığı için bu mecranın bu kadar hızlı büyüdüğünü anlatıyoruz.

 “Geleneksel iletişim yöntemlerinin kirliliği ve baskıcı yapısı…”

Bu cümlemi şu şekilde açıklayabilirim; ben sırf Hürriyet okuyorum diye x markasının reklamını görmek zorunda değilim hatta iki sayfada bir reklam görmek her sayfada reklam görmek zorunda hiç değilim, sırf Atv’de Çocuklar Duymasın izliyorum diye y markasının reklamını izlemek zorunda değilim, temizlikçi Emine’yi kullanılarak yapılmış bir ürün yerleştirmeyi izlemek istemediğimi ciddi anlamda herkesle tartışabilirim… vb.  kirlilik dedim çünkü o reklamın hedef kitlesi içinde değilim, baskıcı yapı dedim sırf mecra para kazanacak diye ben o reklama maruz kalmak istemiyorum.

Geleneksel iletişim yöntemleri üzerinde kişişel iletişim yapmak pahalı ve zahmetli olduğu için markalar kitle iletişimi yapmak zorundalar. Bir iletişimci olarak bunun sonuna kadar arkasındayım. Ama gelenekseller üzerinde yapılanlardan dolayı son 5 sene içinde devasa bir mecra, bir iletişim kanalı haline gelen ve markalara, ajanslara neredeyse a’dan z’ye kadar detaylı bir konumlandırma ve hedefleme imkanı sunan, sanal ortamda kişilerin attığı her adımı bir “big brother” edasıyla takip edip datalandıran ve bu datayı anlamlı kılmaya çalışan bir mecra olduğunu söyleyen sosyal medyada, dijital medyada yine aynı kitle iletişimin yapılması çok yanlış.

Ne kadar yanlış olduğunu soldaki görselden görmeniz mümkün.

Yanda kişisel facebook profilimin sağ tarafında çıkan facebook ads, flyer, facebook sponsorlu bağlantılar adları ile anılan reklamların bende bıraktığı izi görebilirsiniz.

Ben bilinçli bir kullanıcıyım da kimi zaman facebook’a böyle geri bildirimler veriyorum, bu reklamlar benim için ilgisiz diyorum ve o da sağolsun çok düşünceli bir kanal ki bana; “erdal’cığım madem sen bu reklamı beğenmedin, neleri beğeneceğini bana söyle ben de sana ona göre reklamlar göstereyim” diyor. Okumaya devam et “Facebook Reklamlarının Yanlış Yönetimi”

İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…

İletişimcilerin yapacağı en büyük hatalardan birisi hatta en yapılmaması gerekeni hedef kitlelerine ulaştırmak için çalıştıkları markaların hedef kitlelerinden uzakta hatta onlardan bi’ haber yaşamaları olsa gerek.

Ama yapılmıyor mu? Maalesef yapılıyor.

Bunun nedenini; reklam, halkla ilişkiler ve pazarlama alanında çalışanlarda “Enaniyet Everest”  olmuş yani benlik duygularıyla birlikte egoları o kadar büyümüş ki halktan uzaklaşmışlar şeklinde açıklayabilirken, sosyal ve digital medya üzerine çalışanların çoğunda zaten iletişim bilgisinden yoksunlukla birlikte klavye iletişimciliği kavramı başlayınca  “hedef kitle” de ne bilgisizliği olarak açıklayabiliriz.

Bundan daha kötüsü, markaların kurumsal iletişim departmanlarında çalışıp ajanslara ilgili markanın hedef kitlesini a’iken k, b’iken z şeklinde briefleyen kurumsal iletişimciler de bu atmosferde nefes alıp veriyor olması.

Neyse sektörel eleştiriyi bırakıp konumuza geri dönmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde sosyal ağlar üzerinde bazı ilanlar düştü. İlanlar bir tam hizmet ajansı olan Genna tarafından hazırlanmış.

 “Hedef kitlelerin yanında olmak.”

“Biz, hedef kitlelerin yanındayız, gelin müşterimiz olun sizi onlara ulaştıralım çünkü biz onları tanıyoruz.” Okumaya devam et “İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…”

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial