Biz iletişimciler gerçekten iyi büyücüleriz, herhangi bir ürün, hizmet, fikir için alıcılar oluşturabilir, çok iyi marka imajları yaratabiliriz. Bu noktada yaptığımız işin asıl odak noktası elle tutulabilir olmaktan öte, önce zihinlerde ardından kalplerde yer almayı amaçlamaktadır. Buna marka sadakati oluşturmak/yaratmak deniliyor. Ve sonucu ürünün, hizmetin satın alınmasını, fikirlerin benimsenmesini sağlamak oluyor. Bu bahsettiğim süreç gerçekten uzun ve meşakkatli bir yol.
İşin iletişim boyutu bir kenara, marka olabilmek boyutu ise bambaşka bir kenara ve bence daha önemli olan kısmı da bu. Yani, 360 derece yaşayan bir organizma ve başarılı bir organizasyon olabilmek çok önemli.
O yüzden, Ceo’dan çaycıya, Ar-ge genel müdüründen teknik servise, kurumsal iletişim müdüründen call-center görevlisine, üretim bandından dağıtım anına kadar tüm süreçlerde, tüm kişiler aynı yürek bağı ve kalite anlayışıyla çalışmalılar.
Bugün özellikle sosyal medyayla birlikte kazanılan kişisel iletişim ve kitle etkileme gücüyle birlikte markalar yaptıkları milyonlarca dolarlık yatırımlara, çok büyük bütçeli iletişim kampanyalarına karşın kimi zaman çok zor durumda kalabiliyorlar. Okumaya devam et “Eleman bu, markayı vezir de eder rezil de!”
Dün bir vesile uzun süredir görüşemediğim bir arkadaşımla bir araya geldik. İkimiz de 
Bugün gazetecilerin
Her yıl olduğu gibi yine bir üniversite tercih dönemindeyiz. Son bir hafta on gündür bu konuyla ilgili aldığım mailler artmaya başladı. Hangi üniversiteyi seçelim, hangi bölümü okumalıyım, özel üniversite mi yoksa devlet mi, burslu vakıf üniversitesi yazsam acaba bursum kesilir mi.. ve benzeri birçok soru alıyorum. Arkadaşlarımın akıllarındaki düşünceleri yıllar önce yaşamış bir ağabeyleri olarak birçoğuna bilgim ve tecrübem yettiğince cevaplar vermeye çalışıyorum. Ama yeterlidir ama yetersizdir orasını bilemiyorum.