Utku Şen’e Suç Duyurumdur!

Bu sabah 10 Kasım yürüyüşleriyle ilgili bir tweet attım. Tweetimin özetinde ya da Türkçesinde şunu demeye çalışmıştım; Hükümetin yürüyüş yasaklarına ithafen, sen ne kadar kapan kurarsan kur, yasak koyarsan koy, doğa onu aşacak şeyler yaratabilir. Yani sen yasaklasan da yasaklamasan eğer insanlar yürümek isterlerse yürürler, ahanda örneği İzmir’liler… Tamamen demek istediğim buydu. Ve çoğu insan da bunu bu şekilde algılayıp RT’ledi hatta İzmir Büyük Şehir Belediyesi bile.

Ama içlerinden biri çıkıp beni bu tweetimden dolayı Atatürk’le hakaretle ve vatansızlıkla suçladı.

Bu benim gibi vatanını, ülkesini ve ülkesinde yaşayan her insanı çok ama çok seven birisi için kabul edilemez bir hakarettir, iftiradır.

Bu tweet üzerine arkadaştan davacı olacağıma dair birkaç tweet attım.

Bunun üzerine sağolsun birkaç arkadaşım da bana destek olmak için tweetler attı.  Malumunuzdur ben markalar için sosyal medya iletişimi yapan ve bu konu üzerine eğitimler veren biriyim. Markalarımızla ilgili olarak her gün birçok itham ile karşı karşıya kalıyoruz. Aslında yürüteceğim tüm işlemleri adım adım biliyorum. O yüzden ekran görüntülerim ve tüm linklerimi kaydetmiştim.

Ama ilgili arkadaş yaptığı hakaretin nereye varacağını görünce hemen ilgili tweeti sildi ve profil ismini değiştirdi.

Ama dedim ya biz de masum köylü değiliz hani. Küçük bir google aratması ile Utku Şen isimli bir web sitesine ulaştım. Tabi bu sitenin bana hakaret eden Utku Şen isimle kişiye ait olduğunu nereden anladın diye sorarsanız,

Ona da bi kanıtımız vardır. Resmi büyüterek yukarda bana hakaret eden kişinin kullanıcı adıyla eşleştirebilirsiniz.

Marka toplantılarında ya da verdiğim eğitimlerde hep, kimse klavyenin ona verdiği güç ya da delikanlılıkla ne bir markaya ne de bir kişiye hakaret etme, onun hakkında asılsız iddalarda bulunma hakkına sahip olamaz. Nasıl ki geleneksel mecralarda bu bir suçtur, sosyal medyada da aynı şekilde suç kabul edilmektedir.

Ama bu arkadaşımız web sitesindeki referanslarından gördüğüm üzere hackermış umuyorum ki blogumu hackler ama önce avukatımla biraz uğraşacak.  Yani aşağıdaki gibi twitter kullanıcı adında  bir değişiklik yapmış olması ve profilini gizliye çevirmiş olması onun için bir kurtuluş teşkil etmiyor. Bu arada umarım web sitesindeki mail adresi doğrudur! utkusen21@…..

Kamuoyuna duyurulur.

Müşteri Ne İster?

Benim burada ele alacağım müşteri tipi iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. alanlarda hizmet alan müşterilerdir öncelikle bunu belirteyim.

Müşterinin sözlük anlamına baktığımızda; “Hizmet, mal vb. alan ve karşılığında ücret ödeyen kimse” şeklinde bir tanımla karşılaşıyoruz.

Bu tanımı iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. hizmet alanlarına uyarlayınca, ödenilen ücret, müşterinin her şeyi isteyebileceği ya da her şeyi yaptırabileceği anlamına gelir mi?

Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım, bir durumla bunu ciddi olarak düşünmeye başladım. Özellikle müşterinin onca söylediği yanlış şeyi düzeltmemin ve doğrusunu anlatmamın ardından, “Ben size para veriyorum, ben müşteriyim, ben ne dersem öyle yapılacak…” demesi inanın çok manidardı. Beni kendime getirdiği için kendisine huzurlarınızda teşekkür ederim. Ama bu demek değildir ki ben sırf bir iş yapmam için şirketime para ödeyen bir firmanın kurumsal iletişim yetkilisinin istekleri doğrultusunda doğrusunu bildiğim işin yanlışını yapacağım.

Sevgili Ali Saydam hocamızn Marketing Türkiye’deki son yazısı “PR müşterisi ne ister?” başlıklıydı.

Yazıdan bir iki bölümü sizinle paylaşayım; Müşteri ne istiyor?; Okumaya devam et “Müşteri Ne İster?”

FSM Üniversitesi ve İŞKUR İş Garantili Sosyal Medya Uzmanlığı Kursu

Sosyal medya denilen kavram her geçen gün iletişim sektörleri içinde ondan öte günlük hayatımızda kendine hızla yer edinmeye devam ediyor. Uzmanların görüşlerine göre sosyal medyadan öte tümüyle internet iletişimi bu yer edinme işine devam edecek ve genel iletişim sektörleri içinde kendi payını sürekli arttıracak.

Durum böyle olunca kişiler üzerinde bu konu üzerine eğitim alma isteği, uzmanlaşma isteği her geçen gün artıyor. Bu doğrultuda da gerek özel eğitim kurumları, gerekse üniversiteler sosyal medya eğitimine ön ayak olup, eğitim, sertifika, uzmanlık programları organize ediyorlar.

Bunlardan bir taneside, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi ve İŞKUR’un ortak organize ettikleri “İş Garantili Sosyal Medya Uzmanlığı Kursu“.

Geçtiğimiz günler içerisinde Okumaya devam et “FSM Üniversitesi ve İŞKUR İş Garantili Sosyal Medya Uzmanlığı Kursu”

Hayata, sağlığa, şükre, aileye dair…

“Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayanlar da var…”

Bu cümleden öte sözümüz olamaz aslında. Ama son 1 aylık dönemde yaşadığım bazı sağlık sorunlarımdan esinlenerek yine de bir şeyler yazmak istiyorum.

Geçtiğimiz ramazan bayramının 1. günü gecesi rahatsızlandım ve sonrasında geçen 10 günü yatarak, 40 derece ateşle, soğuktan titreyerek, ishalle geçirdim. Anladım ki; sağlık olmayınca bayramın dahi tadı olmazmış, hayatın zevki kalmazmış. Bu da kulağıma kendimce bir küpe oldu; “Hastalık gelmeden önce sıhhatin kıymetini bil”mek, sağlıkla aldığımız her nefesimize, yaşadığımız her güne şükretmek lazımmış.

“Aile başa taç imiş Nur’u Hüdadan…”

Ben yavaştan 30’lu yaşlarına yaklaşmış, son 5-6 yılını aileden uzakta yaşamış biriyim. Kendi başımın çaresine her halükarda bakabilecek yeti ve güce sahip olduğuma inanır ve bu doğrultuda yaşardım ama hastalık gece vurunca ve sabaha değil yataktan kalkmak, yan odalardaki aile fertlerine seslenemeyecek hale geldiğinde tüm inanç ve yetiler kifayetsiz kalıyormuş. Ve yaşınız, boyunuz, posunuz ne olursa olsun gerektiğinde anneniz, ablanız sabaha kadar başınızda bekleyebiliyor, babanız sizi neredeyse sırtına alarak geçenin bilinmeyen saatinde hastaneye götürebiliyormuş.

İşte o zaman gerçekten çok daha iyi anlıyormuşsunuz “ana gibi yar, baba gibi liman olmayacağını.”

Sonrasında; Okumaya devam et “Hayata, sağlığa, şükre, aileye dair…”

Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç Tasarımcılara Tavsiyeler 3

Blogumda yayınladığım; “Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç İletişimcilere Tavsiyeler” şeklinde bir yazı dizim var. Bu dizi içerisinde bu sefer iletişimin bir vazgeçilmezi olan tasarım dünyasından bir ismi misafir ediyorum.

Ahmet Emek…

Bakalım Ahmet, genç arkadaşlarımız için ne gibi tavsiyelerde bulunmuş.

Ahmet Emek çok kısaca bize kendinden bahseder misin?

8 Eylül 1981’de Afyon’da doğdum. Haliç Üniversitesi GSF Grafik Tasarım Bölümünde (Burslu)  okudum. Lizbon ULHT Universidade Lusofona’yı Erasmus öğrencisi olarak okudum. Lizbon Mediaway’de stajımı tamamlayarak bir kaç ajansta çalıştıktan sonra şu an Zarakol İletişim’de görev yapmaktayım.

İlkokulda yapmış olduğum resimlerin panolara asılması beni Güzel Sanatlara yönelten bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Güzel Sanatlar okumadan önce piyasada çalışarak tecrübeler edindim. Aynı zamanda hocalarımın sayesinde çizimimi geliştirerek yetenek sınavlarına hazırlandım. Ve hayalim olan Güzel Sanatlarda okuyarak ne kadar güzel ve eğlenceli bir mesleği seçtiğimi bir kez daha fark ettim.

Toplumda aynı birçok iletişim biliminde olduğu gibi hatta ondan öte tasarım konusunda da eğitim almaya gerek olmadığı, bireysel olarak olan bir yeteneğin evde photoshop’u yalayıp yutarak geliştirilebileceği ve piyasaya işler yapılabileceği inancı var, senin bu konuda ki görüşlerin nelerdir?

Programlar birer araçtır. Bir çalışma yapıyorsanız fikir gerekir. Güzel Sanatlar okuyarak bu işin eğitimini alıyorsunuz ve farklı şeyler görmeye başlıyorsunuz. Çünkü bakış açınız tamamen değişiyor. Bundan dolayı kesinlikle eğitim alınması gerekiyor. Bunun örneklerinden birisi de benim. 3-4 yıl kadar piyasada alaylı olarak tabir edebileceğimiz şekilde çalıştım. Ama sürekli bir noktada kaldım. Sadece gerekli iş akışını tecrübe edinebildim.

Öğrenciyken staj yapma konusunda ki fikirlerin nelerdir? Güzel sanatlar ya da tasarım öğrencileri nasıl daha iyi geliştirebilirler?

Öğrenciler staj yaparken mutlaka kendilerini geliştirebilecek bir matbaa ya da ajans seçmelidirler. Bence matbaada staj yapmaları daha mantıklı. Çünkü işin fırını orasıdır. Ekmeği yapmak için ajansa gitmek lazım. Güzel Sanatlar öğrencileri kendilerini geliştirebilmek için mutlaka yazılı ve görsel olan her şeyi takip etmelidirler. Çünkü her şeyden haberdar olmamız gerekiyor. Okumaya devam et “Misafir Görüşler, Genç Profesyonellerden Genç Tasarımcılara Tavsiyeler 3”

Bir Blogsal Sosyal Sorumluluk…

Benim kendimi inandırdığım bazı değerlerim vardır. Onlardan bir tanesi de “insanlara faydalı olmak”tır.

Tabi bu faydanın kapsamı çok geniş; paran varsa paranla, bilgin varsa bilginle, gücün varsa emeğinle vb. insanlara, çevrene, yaşadığınız topluma fayda sağlayabilirsiniz.

Blog yazarlığına başladıktan sonra da sadece blog yazmaktan öte acaba bu kanal üzerinden nasıl bir fayda sağlayabilirim diye düşünmeye başladım.

Bu düşüncelerimin kapsamı da geniş ama geçtiğimiz senelerde aklıma gelen; “Biz blog yazarlarının görevi fazladan laf salatası yapıp, kendi egolarımızı tatmin etmek değil. Bizler içinde bulunduğumuz topluma faydamız olduğu kadar varız veya aynı ölçüde yokuz.”  düşüncemle uygulamaya koyduğum “blogsal sosyal sorumluluk” kampanyası beni hali hazırla mutlu etmeye yetmekte.

Geçtiğimiz iki sene içerisinde yaptığım kampanyaların ne kadar faydalı olduğu konusunda inanın bir bilgim yok ama bu yaptığım şeyin bana verdiği duygu ve düşünce, kendimi, hiçbir şey yapmama düşüncesinden daha iyi hissetmemi sağlıyor.

Bu doğrultuda erdalerdogdu.com ‘un yazarı Erdal Erdoğdu olarak önümüzdeki bir senelik süreçte; blogsal sosyal sorumluluk gereği Kızılay, TOFD, Lösev ‘i destekleme kararı almış bulunmaktayım.

Bu doğrultuda;

1-      Blogumun (gezi ve yemek blogumda dahil) sağ tarafına ilgili kurum ve derneklerin logo ve sms numaralarının bulunduğu bir banner koyuyor olacağım. Okumaya devam et “Bir Blogsal Sosyal Sorumluluk…”

Facebook Reklamlarının Yanlış Yönetimi

 İçimiz dışımız sağımız solumuz her yer reklam değil mi?

Sosyal medya ya da bendeki adıyla dijital medya ile ilgili konuşmalar, sohbetler    yaparken hep insanların geleneksel iletişim yöntemlerinin kirliliğinden ve baskıcı yapısından sıkıldığı için bu mecranın bu kadar hızlı büyüdüğünü anlatıyoruz.

 “Geleneksel iletişim yöntemlerinin kirliliği ve baskıcı yapısı…”

Bu cümlemi şu şekilde açıklayabilirim; ben sırf Hürriyet okuyorum diye x markasının reklamını görmek zorunda değilim hatta iki sayfada bir reklam görmek her sayfada reklam görmek zorunda hiç değilim, sırf Atv’de Çocuklar Duymasın izliyorum diye y markasının reklamını izlemek zorunda değilim, temizlikçi Emine’yi kullanılarak yapılmış bir ürün yerleştirmeyi izlemek istemediğimi ciddi anlamda herkesle tartışabilirim… vb.  kirlilik dedim çünkü o reklamın hedef kitlesi içinde değilim, baskıcı yapı dedim sırf mecra para kazanacak diye ben o reklama maruz kalmak istemiyorum.

Geleneksel iletişim yöntemleri üzerinde kişişel iletişim yapmak pahalı ve zahmetli olduğu için markalar kitle iletişimi yapmak zorundalar. Bir iletişimci olarak bunun sonuna kadar arkasındayım. Ama gelenekseller üzerinde yapılanlardan dolayı son 5 sene içinde devasa bir mecra, bir iletişim kanalı haline gelen ve markalara, ajanslara neredeyse a’dan z’ye kadar detaylı bir konumlandırma ve hedefleme imkanı sunan, sanal ortamda kişilerin attığı her adımı bir “big brother” edasıyla takip edip datalandıran ve bu datayı anlamlı kılmaya çalışan bir mecra olduğunu söyleyen sosyal medyada, dijital medyada yine aynı kitle iletişimin yapılması çok yanlış.

Ne kadar yanlış olduğunu soldaki görselden görmeniz mümkün.

Yanda kişisel facebook profilimin sağ tarafında çıkan facebook ads, flyer, facebook sponsorlu bağlantılar adları ile anılan reklamların bende bıraktığı izi görebilirsiniz.

Ben bilinçli bir kullanıcıyım da kimi zaman facebook’a böyle geri bildirimler veriyorum, bu reklamlar benim için ilgisiz diyorum ve o da sağolsun çok düşünceli bir kanal ki bana; “erdal’cığım madem sen bu reklamı beğenmedin, neleri beğeneceğini bana söyle ben de sana ona göre reklamlar göstereyim” diyor. Okumaya devam et “Facebook Reklamlarının Yanlış Yönetimi”

Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Bilinci…

Geçtiğimiz günlerde blogumun iletişim bölümünden bir öğrenci arkadaşımın bir ödevi için yardım isteği mailini aldım. Elimden geldiğince bana ulaşan bu tür tüm maillere bilgim dahilinde cevap vermeye çalışıyorum ama bu sefer gelen istek sosyal sorumluluk konusu üzerine olunca inanın daha çok hoşuma gitti. Bilmiyorum verdiğim cevap Ezgi için yeterli ya da tatmin edici oldu mu ama şimdi sizi Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Ezgi Özyıldırım’dan gelen soru ve kendimce verdiğim cevapla baş başa bırakıyorum. İyi okumalar.

Soru: Türkiye’de ‘kurumsal sosyal sorumluluk bilinci’nin geliştirilmesi çevre sorunlarını çözmekte tek başına yeterli olacaktır.” fikrine katılıyor musunuz? Neden?

Cevap: Sizlere biraz KSS’nin geçmişinden bahsetmek isterim. Profesyonel iletişim tarihine baktığımızda ilk KSS projeleri olarak bundan 100-150 yıl önce Amerika’da yaşamış bazı ailelerin yaptığı bazı yardım faaliyetler gösterilmektedir. Ondan biraz daha geri gidersek Rönesans ve Reform dönemlerindeki bazı faaliyetleri KSS olarak kabul edebilebiliyor. Ama ondan da geri gittiğimizde Osmanlı Devleti’nde profesyonel anlamda KSS faaliyetleri yapıldığını, vakıfçılık kavramı ile devletten öte halkında bu faaliyetlere katılımının sağlandığı gözükmektedir. Peki, bunun nedeni nedir? İşte orada da karşımıza İslam inancındaki zekat ve fitre gibi halk arasında eşitlik sağlama inançları, zenginin fakire destek olması, arkasında Camii, medrese vb. gibi eserler bırakanların öteki dünyada daha iyi bir mertebede olacakları inancı yatmaktadır. Bu doğrultuda KSS’ye baktığımızda bir iletişim faaliyeti olmaktan öte Türk toplumu gibi bazı inanç, gelenek ve göreneklere sahip bir toplumda içten gelen bir olgu olduğunu söyleyebiliriz.

Bunun yanında KSS’yi ben firmalar gözünden;

“Seslendikleri topluma, çevreye, hedef kitlelere sadece bir kazanç kapısıymış gibi bakmaktan öte siz benim için değerlisiniz ve ben sizden kazandıklarımla yine size çeşitli hizmetler sunuyorum, sunmalıyım inanışı.” şeklinde yorumlamak gerekir. Ki olması gereken de budur. Yaptığınız araştırmalarda da KSS projeleri yapan ya da bu projelere destek veren firma, marka, kurum, kuruluş, ünlü vb. ne varsa onların halk tarafından daha çok sevildiğini, sayıldığını kolayca görmüş olmalısınız.

Şimdi soruya cevap vermem gerekirse; ben bu fikre katılmıyorum, daha doğrusu katılamıyorum.

Çünkü Okumaya devam et “Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Bilinci…”

İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…

İletişimcilerin yapacağı en büyük hatalardan birisi hatta en yapılmaması gerekeni hedef kitlelerine ulaştırmak için çalıştıkları markaların hedef kitlelerinden uzakta hatta onlardan bi’ haber yaşamaları olsa gerek.

Ama yapılmıyor mu? Maalesef yapılıyor.

Bunun nedenini; reklam, halkla ilişkiler ve pazarlama alanında çalışanlarda “Enaniyet Everest”  olmuş yani benlik duygularıyla birlikte egoları o kadar büyümüş ki halktan uzaklaşmışlar şeklinde açıklayabilirken, sosyal ve digital medya üzerine çalışanların çoğunda zaten iletişim bilgisinden yoksunlukla birlikte klavye iletişimciliği kavramı başlayınca  “hedef kitle” de ne bilgisizliği olarak açıklayabiliriz.

Bundan daha kötüsü, markaların kurumsal iletişim departmanlarında çalışıp ajanslara ilgili markanın hedef kitlesini a’iken k, b’iken z şeklinde briefleyen kurumsal iletişimciler de bu atmosferde nefes alıp veriyor olması.

Neyse sektörel eleştiriyi bırakıp konumuza geri dönmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde sosyal ağlar üzerinde bazı ilanlar düştü. İlanlar bir tam hizmet ajansı olan Genna tarafından hazırlanmış.

 “Hedef kitlelerin yanında olmak.”

“Biz, hedef kitlelerin yanındayız, gelin müşterimiz olun sizi onlara ulaştıralım çünkü biz onları tanıyoruz.” Okumaya devam et “İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…”

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial