Alkol kullanmıyorum diye beni yadırgamayı ne zaman bırakacaksınız?

Garip bir soru değil mi? Bana göre çok ama çok garip!

Hayatımda bilemediğim saçma bir kavram bu.

Bir insanı; kim, niye, neden, niçin, ne akılla alkol kullanmıyor diye yadırgayabilir ki?

Ama yadırgıyorlar.

Ve ben bundan artık çok sıkıldım!

Sorması ayıp, kime ne bundan?

Evet, arkadaşlar, ben alkol kullanmıyorum, benim babam da alkol kullanmıyor, büyükbabam da!

Ben 5 senedir üniversitede okuyorum. Daha önce Trakya Üniversitesindeydim şimdi ise İzmir Ekonomi’de.

Bu son 5 yılda tanıştığım arkadaşlarımın çoğu, girip çıktığım ortamlardaki insanların çoğu, alkol kullanmadığım için, hatta hayatımda hiç içmediğim için öncelikle çok şaşırdılar, sonrasında da yadırgadılar. Hani yaşım 50-60 olsa belki anlayacağım ama ben daha 24 yaşındayım ve evet alkol kullanmıyorum, hiç kullanmadım ve size burada söz veriyorum ki hiç kullanmayacağım.

Tamam, umuyorum ki beni bundan sonra bu konuda rahat bırakırsınız.

Ama insanlar maalesef ‘ben alkol kullanmıyorum’ dememle yetinmiyorlar. Niye, neden, insan hiç alkol kullanmaz mı, rakının bir başkenti olan Tekirdağ’dan diğer başkenti İzmir’e gelip hiç içmemek olur mu? Yoksa sen dinci misin? Son 3-4 yılın favori sorusu, sen Akp’li misin vb sorularla zihnimi taciz etmeye devam ediyorlar.

Ciddiye aldığım insanlardan bu sorular gelirse ciddi olarak cevap verebilirim ama hayatımdaki saçma insanlar bana böyle sorular sorarlarsa kocaman bir ‘Sana ne’ ya da ‘Size ne’ cevabı ile yetinmek zorunda kalabilirler.  

Ama genel olarak bu sorulara 3 ayrı cevabım vardır benim;

1-      Ben alkole karsıyım kardeşim, alkol sağlığa zararlıdır. Bu, bu kadar basit!

2-      Evet, inandığım inanç sistemi, benimsediğim din içerisinde içki haram kılınmıştır. Ama bunun Akp ile hiçbir ilgisi yoktur çünkü inandığım din bu ülke topraklarına Akp adlı siyasi parti ile gelmemiştir. Ekseriyetinde benim inancıma göre, ‘dinci’ diye bir kavram yoktur. Dine inanan ya da inanmayan vardır ve eğer inanıyorum diyebiliyorsanız, sorgulamadan onun emir ve yasaklarını kabul edip, uygulamanız gerekmektedir.

3-      Bizler bu ülkenin geleceğiyiz. Bizler eğer 15’li yaşlarımızdan itibaren içki gibi bir zehir ile kendimizi zehirlemeye başlarsak, bu ülkenin sağlam bir geleceği olmayacağına inanıyorum. Bizim bizden sonrakilere böyle bir haksızlık etmeye hakkımız yok. Eğer ülkemiz kötü günler yaşıyorsa, daha iyi kişiler tarafından yönetilmeliyse ve bunlar bizler olacaksak. Önce kendimize dikkat etmek zorundayız, ama bunlardan da ‘bana ne’ değil mi? Rakı içen ölüyor da su içen ölmüyor mu? Bakın dünyayı yöneten adamların hepsinin elinde birer şampanya kadehi değil mi? Elit bürokratların ya da zenginlerin ellerinde birer kadeh!

Bizim gençliğimizi de bu özenti mahvetmedi mi zaten? Ama bu konuda benim bir ölçütüm daha var, eğer delikanlı adamsanız, babanızla, annenizle karşılık kadeh tokuşturabiliyorsanız, başımın üstünde yeriniz var. Genç, sağlam içicidir, bunun babası da iyi içerdi derim ama şu güne kadar böyle sadece 3-5 delikanlı ile tanışabildim. Çoğunuzun anası babası sizin alkolle haşır haşır neşir olduğunu duysa acaba ne der o Anadolu’mun güzel insanları!

Neyse canlar ciğerler, içimden bunları yazmak geldi, siz öyle güzel kalın, ben de böyle.

Senede bir gün ile olmaz…

Hani diyorlar ya; ‘Ana gibi yar olmaz.’ diye ve devamı geliyor ‘Cennet anaların ayakları altındadır.’

Annelerimiz, ablalarımız, kız kardeşlerimiz, kızlarımız, kadınlarımız.

Annemin hastalandığı hastaneye yattığı günler bilirim, bir anda evimizin tüm rengi giderdi oysa ne kadar değerliymiş, oysa ne kadar evimizin tüm rengi tadı tuzuymuş dediğim. Ablamın hastalandığı günler bilirim, acıyı ta içimde hissettiğim,  ciğerimin acıdığını hissettiğim ve yeğenimin, bi’tanemin doğduğu gün acaba ne zaman o kadar çok dua ettim Yaradan’ıma böyle güzel bir kız evladını bizlere nasip ettiği için…

Bunlar işin duygusal bölümleri olsa gerek, bir de işin gerçek boyutu var, sosyolojik boyutu, ekonomik boyutu, toplumsal boyutu.

Anayasal düzlemde erkeklerle tüm haklarının eşit olduğu ama eşitliklerini kullanamayan kadınlarımız.

Sırf bedensel olarak kuvvetsizliklerinden dolayı zulme maruz kalan, ezilen kadınlarımız.

Eğitilmek haklarıyken okula gönderilmeyen, zorla evlendirilen kızlarımız.

Daha neler sayabilirim, daha neler yazabilirim bilmiyorum ama bildiğim şeyler var elbet;

Sizler bizi, sizi ikinci sınıf insan olarak görelim diye bu dünyaya getirmediniz, sizi daraldığımız zamanda dövelim diye, doğan kız çocuğumuzu okula göndermeyelim,   sizlere eziyet edelim diye hiç getirmediniz ya da getirmeyeceksiniz.

Haberlerde dinliyoruz, gazetelerde okuyoruz, kimi zaman çevremizden duyuyoruz ve emin olun erkekliğimizden utanıyoruz.

Bizler eşit haklarla doğduk, eşit haklarla yaratıldık ve umuyorum bundan sonra eşit haklarla yaşayacağız.

Sadece laf olsun diye değil, tüm anayasal haklarınızın sizlere teslim edilmesi için, insanlık haklarınızın sizlere tam anlamıyla sunulması için, kadınlık gurur ve onurlarınızın baş tacı edilmesi için değil, o ayaklarınız altına serilen cennete bir ümitle girebilmek için  ‘o cennet kokulu ellerinizden’ bir kez de bugün öperim.

Tüm Saygı ve Selamlarımla

8 Mart Dünya Kadınlar Gününüzü Tebrik Ederim

Kısmet 24. yaşımdaymış.

Evet arkadaşlar, beni uzun yıllardır tanıyanlar az da olsa bilirler bu meseleyi.
Annem doğduğum zaman adımın Yusuf olmasını iştemiş ama nasip kısmet o zaman olmamış ve kulağıma isim olarak Erdal’ı okumuşlar.
Ama annemin içinde bir ukdeydi bu, hatırlarım küçükken beni Yusufum diye sevdiğini, bana öyle seslendiğini.
Sonrasında lise yıllarım, sevgili Mehmet Karabulut Hocam neredeyse 2yıl boyunca tamamı ile  içinden gelerek Yusuf diye seslendi. İçimden sana hep Yusuf demek geliyor oğlum derdi.
Özünde benim de hoşuma giderdi, her yönünden güzelliğiyle anılan bir ismin bana ithaf edilmesi.
Ve 24. yaşıma 1 ay kala artık resmi olarak Yusuf adını almış bulunmaktayım.
Umuyorum ki bu ismi de hakkıyla taşımaya ömrümüz yeter.
Artık adım Yusuf Erdal ERDOĞDU’ DUR.
Buradan herkeslere duyurulur.

Online Bayramlara üç kala!

 

Biraz geç kalınmış bir yazı ile tekrar karşınızdayım. ‘Online bayramlar’ sözü size neler çağrıştırıyor? Ramazan Bayramından bugüne kadar aklımın köşesinde hep kaldı bu düşünce. Bir gün gelecek ve bu değerlerimizi kaybedeceğimiz kanısı her geçen gün aklımda daha fazla yer edinmeye başladı. Ama ne mutlu ki o günlerin gelmesi bizim aile için biraz uzun sürecek. Genel olarak Türk kültüründe aile bağları hala çok güçlü, İstanbul, İzmir gibi kentlerimizde bu ipler incelmeye başlasa da güzel Anadolu’muzun güzel insanları, birbirlerine o iplerle sıkı sıkıya bağlılar.

Bir bayram sabahı evinde uyanmak, daha gökten nur yağan bir vakitte,  abdest alıp, neredeyse tüm mahallenin toplandığı bir camii’de bayram namazı ardından, ilk olarak (eğer yanında iseler) babanla, akrabalarınla, uzun süredir görmediğin komşularınla bayramlaşmak ile başlar bu güzel telaş. Eve dönüş yolunda alınan sıcak ekmek ve evde sizi bekleyen, elleri cennet kokan, yüreği ekmekten de sıcak bir annenin elini öpmek ve ailece yapılan tadı asla unutulmayacak bir kahvaltı ile devam eder.

Akabinde 2-3 gün sürecek bir koşuşturma. Her daim efdal olan güzel bir  ‘ küçüklerin büyükleri ziyaret etmesi’ protokolü. Her gidilen yerde ya da her gelen misafirde annelerimizin günler öncesinden hazırladığı, tatlıların, böreklerin, dolmaların iştahla yenme seranomisi. Bu arada eskiler, göçüp gidenler en azından bayram günlerinde unutulmamalı, arife günlerinden mezarlıklar ziyaret edilmeye başlanmalı. Küçüklerin nasipleri olan harçlıklar bayram öncesinden hazırlanmalı. Her bayram namazı hutbesinde anlatıldığı üzere, bayramlar küslerin/dargınların barışmasına, kavgaların bitmesine vesile olmalı.

Ne yalan söyleyeyim biz babamızdan böyle gördük.

Ama ah gözü çıksın şu globalleşmenin! Dünya her geçen gün, bizler için küçülürken; bazı yeni değerleri bize katıp, sahip olduklarımızı bize unutturmaya çalışırken, inadına Şeker bayramı değil de Ramazan Bayramı diyebilmek hala çok ama çok güzel.

Yine de gelecek korkutuyor beni.

Neden mi? Okumaya devam et “Online Bayramlara üç kala!”

Ana Gibi Yar olmaz…

Ana gibi yar,İstanbul gibi diyar…

Benim annem güzel annem beni al kollarına…

Çoçuklukta sevgiler daha kuvvetli yaşanıyor belki de daha net ve basit telaffuz edilebiliyor.Kaçımız annemizi çoçukken ki gibi şapur şupur öpebiliyor yada elini eskisi gibi sıkı tutabiliyor,ondan kuvvet almak içi, onu kaybetmemek için sevildiğini hissetmek için kaçımız eskisi gibi annelerimizin gözleri içine bakabiliyor.

Ben bakabiliyorum,ben öpebiliyorum onun tombul yanaklarını,hala boynuna eskisi gibi sarılabiliyorum, eskiden farklı olan ona olan sevgimin boyumla, yüregimle,ellerimle,gözlerimle birlikte her geçen gün daha büyümesi.

Ben çok seviyorum annemi.

Onsuz günler bilirim,hastanede yattığı,şehir dışına gittiği, akşamları eve gelemediği evimizin renginin bir anda solduğu günler.

Rabbime onun yoklugunu göstermesin diye eksikliğini hisettirmesin diye hoyratca savurduğum dualar eder, dizine kıvrılırım, usulca uyarım…

Ben çok seviyorum annemi.

Evdeyken her gece odama gelir, kimi zaman kapıdan bakar kimi zaman yanıma kadar gelir sacımı okşar, sırf saçımı okşasın diye sesimi cıkartmam, uyuyor numarası yaparım isterim ki Kabe kokan ellerin kokusunu alayım.

Bu arada benim iki annem var, biri de ablamdır, küçük annemdir o benim, hiç yaşanmayan duyguların yaşandığı kocaman bir yürege sahiptir bilemem ki böyle bir bağ kaç kişiye nasip olur. Bir annemde onu belledim bir gün o da anne oldu ben dayı.

Ablamı da annem kadar severim,küçük annemdir o benim.

Ben çok seviyorum annelerimi.

İzmirdeyim evimden uzakta yarın onların yanında olamayacağım o sıcak ellerinden öpemeyecegim ama onlar bilir beni ve onlara olan sevgimi. Rabbim bizi bundan öte bizden ayrı bırakmasın. (amin)

Benim blog aleminde tanıdığım anne blog yazarları pek yok, biri Ailemin anneleri arasına bu sene katılan kuzenim Esra Erdoğdu bir diğeri ise blogosferde tanıdığım büyük yürekli anne kalderavolkan ablam. Onlarında adını anmadan edemeyeceğim.

Tüm annelerin ve gelecekteki tüm anne adaylarının gününü tebrik ederim.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

konuşma, dinleme …

konuşma, dinleme, okuma, yazma illa birini seçecek olsanız hangisini seçerdiniz? neden?

Geçtiğimiz günler interpersonal communication sınavının ilk bölümünde; ‘konuşma, dinleme, okuma, yazma illa birini seçecek olsanız hangisini seçerdiniz? neden?’ diye bir bölüm vardı. Hocamız birini seçip, nedenini söylememizi istiyordu. Aslında hepsi birbirine o kadar yakındı ki ve birbirinden ayrılamazdı ki, ben kendi adıma seçmekte zorlandım. Beni tanıyanlar bilirler, çok konuşurum, kimi zaman hiç susmadığım olur. İnsanlarla konuşurken hep bir şeyler vermeye çalışırım, ama bu benim hüsn’ü kuruntum da olabilir. Belki insanlar benden hiç ama hiçbir şey almıyorlardır. Üzerine bir de geveze yaftası vuruyorlardır, alnımın ortasına. Ama dinlemeyi de çok severim, kimi zaman öyle güzel insanların karşısında saatlerce dinlediğim ağzımı açmadığım olmuştur. Hiç konuşmadığım günleri çok iyi bilenler de var. Ki müzikle ilgilenmeye çalıştığımız için, kulaklarım azcık yarasa modunda, çok iyi duyarlar. Okumak çocukluktan beri içimdeki tek isteğim, her ne kadar çoğu zaman kitaplara, mısralara küssem de, her zaman bir şekilde beni kendine çeken şeyler oluyor. Ki zaten her gün en az iki gazete alıp okumaya çalışıyorum, bu ara sürekli bir kitapla haşır neşirim.  (şu an Buket Uzuner – İstanbullular’ı ve Cevdet Kılıç’ın Bilgelik Hikayeleri’ni okuyorum) Bu şekilde çok ama çok güzel şeyler öğrendiğime, kelime haznemi geliştirdiğime inanıyorum. Ve blog’tan bildiğiniz üzere, yazmak, ki mi zaman hayata hoyrat kelimeleri ardı ardına dizmek istemek ama yapamamak var. Keşke her şeyi yazabilsem  ama yapamıyorum. Kendimce takılıyorum. Şiirlerim var, şarkı sözlerim var, denemelerim var, blogum var. Yazıyorum ama okuyanım var mı? Konuşuyorum ama dinleyenim var mı? Dinlemek istediğimde karşımda konuşan var mı? Okuyorum ama kime ne ki bundan? Olsun ben aslında bir tek kendimi düşünüyor olmalıyım, ama yine de hayat sana söyleyecek sözlerim var!!!

Peki ya sizler, siz de benim gibi geveze misiniz, yoksa sukut’u altından bilenlerden mi? Sadece okur musunuz, kelimeleri ardı ardına dizmek en büyük zevkiniz midir? Sizce hangisi ve neden???

‘mümkünse’… diye başlayan size dair sözlerim

Evet efenim, yine kendi iç dünyamın dışa vurumunu yansıtacak bir yazı yazmaya calışacağım ve hiçbir imla kuralına uymayacağım… Beni tanıyanlar tanır, bilenler bilir, biraz laf ebesiyimdir. Çoğu zaman güzel şeyler söylesem de bazen dilimin kemiği olmadığı herkes tarafından farkedilir, dilimin kırılma riski yokken malesef karşımdakiler kırılırlar. 🙁 Neyse şimdi konumuz bu değil aslında.

Hani laf ebesiyimdir dedim ya. İşte bunu her platformda görmek mümkün. Normal yaşantımda günlük konuşmalarımda, msn de, cep telefonu mesajlarında vb.

Bugün cep telefonu mesajlarımda kullandığım bir kalıp hakkında yazmak istiyorum.

‘MÜMKÜNSE…..’

Benim mümkünse diye başlayan ve ardına aklınıza gelen tüm cümleleri dizebileceğim bi kalıbım var.

Mesela; ‘günaydın’ yazan bir mesaja. ‘Efenim tesekkür ederim, Mümkünse en aydınlık sabahlar, güzel günler sizinle olsun.’ diye bir cevap veririm.

Mesela; ‘erdal çok hastayım’ yazan bir mesaja. ‘çok geçmiş olsun, mümkünse tez zamanda sifayı bulman ve en sağlıklı günleri yaşaman dileklerimle.’ diye bir cevap veririm.

Mesela; ‘erdal, okuldayım, 1 saat aram var, ögle yemegi yiyelim mi?’ diyen bir mesaja, eğer ben müsait değilsem, ‘gercekten özür dilerim, şu an müsait değilim ama sana güzel bi yemek borcum olsun, ama şimdilik, mümkünse en lezzetli yemekleri yemen, ve ağzının tadının hiç ama hiç bozulmaması dileklerimle.’ diye bir cevap verebilirim. vb. vb. vb.

……………………………………….
ve sadece bir kişi için kullandığım ve neredeyse her gece attığım bir mesaj varDI. Bu yazının doğma fikride bu mesajı atmayı çok özlememden ama artık atamamdan kaynaklanıyor. ‘erdal iyi geceler’ yazan bir mesaja. ‘Efenim çok teşekkür ederim, saolun, mümkünse en hayırlı geceleri yasamanız, en rahat uykulara yatmanız, en tatlı rüyaları görmeniz, en güzel sabahlara uyanmanız ve en mutlu yarınları yasamanız dileklerimle, en güzel/iyi geceler sizinle olsun.’ diye bir cevap verirm. Keşke bazı şeyler yeniden ‘mümkün‘ olsa.
……………………………………….

Neyse şimdi gelelim sadete. Efenim bu kurduğum cümleler aslında benim tarafımdan karşımdakine edilen bir DUAdır. Ve beni tanıyanlar genelde bunu bilirler. Ve gercekten AMİN diye karşılık verilebilecek sözlerdir. Eğer azcık DUAdan anlayanınız varsa bunu farkeder zaten.

Şimdi bugün Cuma günü, ve birazdan Cuma namazı olacak yani Cuma vakti girecek. Öylese şimdiye kadar yapmadığımız bi şey yapıp, bugün bi dua olsun blogta ve ‘mümkünse‘ ile başlasın.

‘Mümkünse en aydınlık bir şekilde uyandığınız cuma sabahlarında, hayırlı günleri ve cuma vakitlerini, en sağlıklı, en huzurlu şekilde yaşayıp, sevdiklerinizle hoş vakitler gecireceğiniz,evinize mutlu olarak döndüğünüz,  gecesinde rahat rahat, dertsiz kedersiz yatağınıza gireceğiniz, tatlı rüyalar göreceğiniz çok güzel günler ve geceler dilerim size. Mümkünse en güzel günler sizlerle olsun.’ (aminn)

Hayırlı Cumalar Dilerim…

Otobüste büyüklere yer vermek

Evet efenim, bundan çok zaman önce, mekanlarımız ve sohbetlerimiz diye bir yazı yazmış ve o yazımda, bilhassa kendimin ve benden yola çıkarak bir çok insanın çeşitli yerlerde maruz kaldığı :)) bazı zorunlu muhabbetlerden bahsetmistim. Dün de otobüste bir dialoğu dinleme şansım oldu. Arkamda oturan iki amca ki onlara 2 genç yer vermesine karşın, bakın bakın ne kadar iyi yetiştirilmiş gençler var, annelerine babalarına helal olsun ama geçenlerde ………… diye bir muhabbete başladılar…

A: Azizim geçen sabah şuradan otobüse bindim, bilerek 2 tane gencin başına gittim dikildim ama hiç umurlarında olmadı, kalkıp bi yer vermediler, onlar adına ben utandım, böyle gençlik olmaz ki…

B: Hocam öyle düşünme artık okullar öyle kolay değil, benim 2 tane cocuğum üniversitede okuyorlar, ki mi zaman ders çalışmaktan hiç uyumadan okula gidiyolar, ders başlamadan 2 saat önce yola çıkıyolar, yorgun bitkin, otobüste bi yere oturmuşlarsa o halle nasıl kalkıp yer versinler, bi de çoğumuz işe gidip akşama kadar koltuklarımızda oturuyoruz, onlar akşama kadar ders dinleyeceğiz diye kafa patlatıyolar. Senin gibi düşünmemek lazım…

A: Abicim sen de haklısın ama benim başına gittiklerim daha liseliydi, hani üniversiteli olsa bi nebze.

B: Bu da yanlış bence, tamam liseli ama sırtında koca bi canta var, bilir misin ki, iyi mi kötü mü, hasta mı, yorgun mu, ayakta duracak hali var mı? çoğumuz onları yer vermiyor deyince eleştiririz, yer verince teşekkür bile etmez, çocuğum çantanı ver istersen diye sormayız??? Onlar da bize yer vermez bu kadar basit.

..

..

..

Bu dialog böyle devam etti. Ben hasta olana kadar otobüste oturduğumu hatırlamam ki birine yer vereyim. Mümkün oldukça otobüste minibüste ayakta dururdum. Çünkü her zaman her yerde bir yaşlı, bir bayan, bir hamile olur. Ama hasta olduktan sonra, anladım ki, gençlerinde oturmaya hakkı var, benim bel fıtığım vardı, o zaman beni görenler bilirler, ayaklarımın üstüne basamıyordum, yürüyemiyordum, ağrılardan yerimde ayakta duramıyordum. Ama kimse bilmez ki bu çocuğun ne var, hasta mı, dışardan ben belli etmediğim sürece kimse anlayamazdı, tabi topalladığımı görmezlerse. Taki bir gün, benim otobüste ayakta kaldığım bi vakit, ANNELR HİSSEDER yazımda belirttiğim üzere. Bi hanım teyzem bana yer verene kadar :'( 

Ve gerçekten hastalığı bırakalım, çoğu zaman okula 1-2 saat uykuyla ya da hiç uyumadan gidiyorum. Okuldan dönüste beynim saman yığınına dönüyor, buna rağmen bi bayanın yanına otururken de sormadan oturmam, bi yaşlı gördü mü, mümkün oldukça oturmak isteyip istemediğini sorarım..

Ama onlarda gençlere karşı anlayışlı olmalılar, Eğer ayakta duracak kadar halleri yoksa evlerinde otursunlar diye bir şey demek istemiyorum ama bazen öyle insanlarla karşılaşıyorum ki!!!

Oğlumun doğum günü…

Benim M.Emir adında benden 12 yaş küçük bir erkek kardeşim var. Hayatta ki en önemli varlıklarımın başında gelir. Kardeşten öte.

Tam 10 yıl öncesiydi, 98 yılının kasım ayının 18. günü. Akşam saat 22:30 babamdan gelen bir telefon. Beni çığlıklar içinde önce karşı komşumuz amcamın kapısını daha sonra apartmanda ki tüm komşuların kapısını çaldırttı ve o gün itibarı ile, benim evde ki en küçük çocuk saltanatım bitmiş, papucum dama atılmış oldu. Canı sağ olsun, Allah yüreğimi biliyor ya, o gün ben abi değil, baba oldum sanki. İlk ismini ben koydum, Mücahit dedim ona ve ardından ikinci isim Emir geldi.

Çocuğu olanlar bilirler, evlatlarının yaptığı her ilk onlar için çok ama çok kıymetlidir, dünyanın en büyük zevkidir onlar için. Kelimelerle anlatılmaz.

Şimdi merak ediyorum, Rabbim bana ileride bir erkek evlat verirse ben onu bundan ne kadar çok sevebilirim diye?

Son çocuk evimizin emiri, sultanı, bi’tanesi..

Ablamla benim ilk göz ağrımız…

Hayatta aldığımız en büyük hediyemiz…

Şimdi 10 yaşındasın, daha önünde Rabbimin vereceği kadar uzun bir ömür var.

Rabbim bizi bizden ayrı düşürmesin.

Babam, ben küçükken hep beni şartlardı, bak erdal, ben yokken bu evin erkeği sensin diye, O’nun yaptığı her şeyi taklit etmek, onun gibi bi’ adam olabilmek için didinmek… Ve şimdi ben 4 yıldır evin dışındayım, ve aynı şeyleri Emirim de görmek ne kadar mutlu ediyor.

Senin eve ilk gelişin, ilk kucağıma alışım, ilk konuşman,ilk yürümen,ilk okula başlayışın, ilk top oynayışın, ilk keman çalışın, her şey ama her şey şu an aklımda.

Sana hep kızarım, hep bağırırım, biliyorum babamdan korktuğundan çok benden korkarsın ama inan ben Emir diye bağırdığımda ‘buyur abicim, efendim abicim’ deyişin o kadar çok hoşuma gidiyor ki, okuldan eve her gelişimde, boynuma abicim hoşgeldin diye sarılışın, dönüşlerde boynuma sarılıp abicim güle güle git güle güle gel inşallah deyişlerin…

Acaba bunların zevki kelimelere dökülebilir mi? Hayır kesinlikle hayır…

Sen benim oğlumsun… Canımdan, kanımdan bir parçasın.

Babam hep seninle ilgili konuşurken, ben artık Emir’i düşünmüyorum, biliyorum ki sen ona benim sana baktığımdan daha iyi bakar, göz kulak olursun der hep… Bu yükümlülük boynuma o kadar ağır gelse de, Rabbimin bana verdiği güç,kuvvet devam ettiği sürece, seninle ilgili her şeyi yapmak benim üzerime en büyük farzlardan biri.

Bazen seni kızdırırım, sana bağırırım… Bundan bile zevk aldığımı bilsen acep üzülür müsün yine?

Aslında sen de bilirsin, seni ne kadar sevdiğimi…

Ama bi’ olay vardır ya, babalar kendi yapamadığı şeyleri çocuklarında bilhassa oğullarında görmek isterler aynı öyle bir şey benimki… Sen benden iyi olmasın, sen benden başarılı olmalısın, sen benden daha delikanlı olmalısın….

Ve sen bu yolda emin adımlarla büyüyorsun…

Bugün 10 yaşındasın..

Rabbim sana hayırlı, uğurlu, sağlıklı, mutlu, huzurlu, imanlı, başarılarla dolu, ve en önemlisi her an birlikte olduğumuz çok ama çok güzel bir hayat versin. Seni vatanına, dinine, ailene hayırlı bir evlat olarak kılsın. (AMİİİNNNN)

Ah keşke seni ne kadar sevdiğimi buraya kelimelerle dökmem mümkün olsa ama inan mümkün değil.
Ama sen yine de SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVDİĞİMİ BİL.

İYİ Kİ DOĞMUŞSUN OĞLUM..

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial