29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili

 

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de ege-koop tarafından düzenlenen  ‘29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili’ adlı bir seminere katıldım. Seminere giderken ki aklımda ki tek düşünce İzmir gibi Türkiye için önemli noktaların başında gelen bir ilimizde, ege-koop gibi önemli bir kurumun düzenlediği, oturum başkanlığını Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Ege-Koop Danışma Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Önen üstlendiği, konuşmacı olarak; Gazeteci-Yazar, Ege-Koop Danışma Kurulu Başkanı Öcal Uluç’, Devlet eski Bakanı ve Danışma Kurulu Üyesi Işılay Saygın, Mazhar Zorlu Holding ve Güçbirliği Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zorlu ve Sonar Araştırma A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hakan Bayrakçı’nın katıldığı bir seminerde gerçek anlamda neler konuşulacağı, objektif bir şekilde yerel seçimlerin tartışılıp tartışılmayacağıydı. Neyse seminer, ege-koop genel başkanının sanki bir belediye başkanı edasıyla hazırlattığı reklam videosu ile başladı. İlk açılış konuşması İzmir esnaf ve sanatkarlar odası başkanından geldi. İşte ‘başkan dediğimiz, adil olmalı, o olmalı bu olmalı gibi birçok sıfat saydı konuşması içinde, akabinden gelen cümle önemliydi; ‘başkan bir sandıktan çıkar seçilir ama başkan, sandığın ve partisinin başkanı olursa olmaz, başkan yüreklerden seçilmeli ve yüreklerin başkanı olmalı, ilinde ki ilçesindeki kimseyi dışlamamalı, herkese kuçak açabilecek seviyede biri olmalıdır’ dedi. Daha sonra mikrofonu eline alan ege-koop genel başkanı Sayın Hüseyin Aslan; bir önceki konuşmacıyı tasdikleyerek, daha sert bir tutum aldı ve son sözü (bana kalırsa ben adayım dercesine) ‘İzmir için artık değişim vakti gelmiştir’ oldu. Gerek seminercilere gerek konuşmacılara gerek toplantıya katılanlara baktığımda CHP muhalifi kimseyi pek göremedim. Buna karşın şu an ki aktif İzmir belediye başkanı da chp mensubu biri. Her ne kadar artık Aziz Kocaoğlu’nun istenmediğini sağır sultan dahi duysa bile, bence bu, bu şekilde lanse edilmemeliydi. Seminerin oturum bölümünde söz alan Sayın Işılay Saygı eski bir belediyeci olarak bizlere engin bilgilerini sundu, çok güzel örnek verdi ama Saygı’da aynı uslupla ege- koop başkanını onayladı. İzmir için değişim vaktinin geldiğini üstüne basa basa belirtti. 15 yıldır süre gelen Ahmet Piriştina rüzgarının artık bitmesi gerektiğine yakın cümleler kurdu. Ama ben bu sözden eğer İzmir için değişim vakti geldiyse ve 15 yıldır İzmir i chp yönetiyor ve bir chp milletvekili İzmir için değişim vakti gelmiştir diyorsa artık İzmir için chp defteri kapanmalıdır anlamını çıkardım. Ve seminerin verimli olamayacağına karar vererek orayı terk ettim. Yine de bizlere böyle bir imkan verdiği için, ege- koop a teşekkür ederim. devamını okumak için

Okumaya devam et “29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili”

Çözüm’ü istemeyen Rum kesimi

Geçtiğimiz günlerde okulumuza yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat geldi. Bende böyle bir fırsatı kaçırmamak adına, konferansa katıldım ve kendimce notlar aldım. Sn. Talat, Kıbrıs konusunda merak edilen onlarca konuya bizlerin önünde,gayet sempatik ve kendinden emin tavırlarla açıklık getirdi. Yıllardır çözülemeyen konunun çözülmesi için, gerçek anlamda gerek Türkiye Cumhuriyeti yönetimi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi olarak ellerinden gelen tüm çabayla çalıştıklarına bizleri inandırdı.

Talat , Şu an Türk ve Rum yönetimlerinin Birleşmiş Milletler önderliğinde tam teşekküllü müzakere sürecinde olduğunu ama buna karşın bizlerin izalasyon altında olmamıza rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğine sığınarak, bilinçli kaçış içinde olduğunu üstüne basa basa belirtiyor.

Gerek Denktaş gerekse bundan önce ki Rum başkanının pek fazla çözümden yana olmadığını, buna karşın Talat’ın ve şimdi ki Rum lider Dimitris Hristofyas’ın partilerinin seçilmeden önce Annan planı üzerine ortak çalışmalar yürüttüğünü ama her ne hikmetse Rum liderin seçildikten sonra bu çalışmaları göz arde edip, her şeyi sıfırdan başlattığını söylüyor.

Ki bunu gözarde etmenin ötesinde annan planını direk olarak şeytan planı olarak ilan edilmiş Rum yönetici tarafından. Bunların akabinde Rum kesiminin avrupa birliği üyesi olması sonucunda, daha rahat tavırlar sergilediğini, avrupalı devletlerin bilhassa Kıbrıs konusunda Avrupa’da  her türlü taslağı hazırlayan İngiltere’nin büyük desteğini aldığını, şu an ki durumun gerçek bir yapıcı ortamdan çok, yapıcı muğlaklık (belirsizlik) olduğunu üzülerek konuşmasına ekliyor. Çünkü hali hazırda tanınmayan kesim, ekonomik baskılar altında olan kesim Türk bölümü.Bunlarla birlikte her şeyin bir takvimle yapıldığını ama bu takvimin duyurulmasının,resmiyete dökülmesinin Rumlar tarafından engelliğini söylüyor.

Talat konuşmasına şu sözlerle devam ediyor;

Run kesiminin arkasında ki  birçok güvencesine dayanarak, bizleri Kıbrıs’ta bir azınlık grup, sanki özerk bir bölüm olmayı kabul ederek, masadan kalkmayı kabul edeceğimizi sanması ve bunları sürekli bize dayatması, onurumuzu zedeliyor. B,ze göre olması gereken çözüm, bakir doğum denen çözüm yöntemi. Yani 2 milletli, 2 toplumlu ama yepyeni sıfırdan bir devlet kurulması.

Bunun da; Siyasi eşitlik öncelikli olarak, 2 kesimlilik ve 2 toplumluğa devamın, devletlerin eşit statüde olması, Yeni devletin ortaya çıkışının eş zamanlı yapılacak referandumlarla belirlenmesi ve garanti ve ittifak anlaşmalarının iler ki dönemde de şu an ki gibi devam etmesi durumunda gerçekleşebileceğini söylüyor. Çünkü 1963 ve 74 yılları arasında adada BM ve İngiltere olmasına karşın, çatışmaların, ölümlerin engellenemediği, Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün kıbrıslı türklerden bahsedilemeyeceğini ve Türkiye’nin garantörlüğünün hiçbir zaman ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor.

Sonuc olarak;

Şu an neredeyiz sorusuna;

Madem ki masadayız, bunca dayatmaya bunca zorlamaya karşın hala masadan kalkmıyoruz ve çözüm için umutluyuz demektir ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Çünkü çözüm onlardan çok bizim için önemlidir, bizim için hayati değerdedir, en az bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir, çünkü çözümü bulmak güvenlikten çok ekonomik değerler taşımaktadır ve bu doğrultuda ciddiyetle ve samimetle cözümü arıyoruz diyor.

Ve alkışlar eşliğinde sahneden iniyor.

…..ooooo……..oooooo……………..

Evet arkadaşlar sizler neler dersiniz bu konu üzerine. Uzun yıllardır kafamızı kurcalayan bu olay acep cözüme ulaşır mı? Ulaşınca çözüm nelere gebe olur? Kıbrıs hiç bir şey olmasın 1571 yılında türk eline geçmiş bir toprak, ve üzerinde binlerce sehidimizin kanı var. Çözüm bulunursa acaba gerçek bir çözüm olmuş olacak mı sizce?

George Orwell – Hayvan Çiftliği

 

Bu aralar dersi mersi bıraktım kendimi kitaba verdim. Okumaya çalışıyorum. Bu okuduğum kitap belki benim için geç kalınmış olanların başında gelen bir eser. Yaklaşık 15 gün önce okudum, bitirdim ama yurtta internet olmadığı için anca yazma fırsatı bulabiliyorum. George Orwell – Hayvan çiftliği, gerçek anlamda bir resital kitap. İçindekiler tamamı ile gerçek hayatın romansallaştırılması.

Hak eşitlik demokrasi vb diye bas bas bağıran ve sonunda bunları elde edip kendi yoldaşlarını satanların hikayesi.

Ne kadar gerçek değil mi? Ama gerçekle aradaki tek fark, bu kitaptaki kahramanlarımızın hayvanlardan ibaret olması.

 Kitapta sahipleri tarafından ezildiğini iddia eden, hatta ezilen, bu yolda kendilerince devrim yapmayı kararlaştıran ve bunu başarıp, yönetimi ele geçiren ama daha sonra kendi arkadaşlarınca/yoldaşlarınca sömürülmeye başlayan hayvanların hikayesi anlatılıyor.

İlk başlarda aynı saflarda yanyana çarpışan hayvanlardan 1-2 tanesi yönetimi ele geçirince, her ne hikmetse emperyalist 🙂 düşüncenin ve sistemin birer parcası oluveriyor.

Bir kaç arkadaşımla kitap kritiği yaptım; ‘3. sınıfa kadar üniversite önlerinde kahrolsun emperyalizm diye bağıran ama 3. sınıfta zorunlu stajlarda kabul olunmak için büyük sermayeli şirketlerin önünde sıraya geçen bazı üniversite öğrencilerini ya da mezun olduktan sonra patron olmak için yoldaşlarını ezenlerin hikayelerini bana örnek olarak verdiler.

Ne diyelim vardır elbet bir bildikleri. Efenim biz geç olsa da okuduk beğendik. Siz sevgili dostlarımıza da tavsiye ederiz bu kitabı.

Bir Hafta Sonu Bir Şirket !

Evet efendim, bloglarımızı ya da interneti yakından takip edenler,interneti sadece msn ve facebook için değilde, ekmek yemek için kullanan arkadaşlar iyi bilirler. Bundan yaklaşık 4-5 ay önce aktif olarak çalışmalarına başlanılan.Bugüne dek birçok aksilikle karşılaşıp bugüne kadar aksayan girişimgünleri sonunda gerçekleşiyor. Sevgili kardeşim SinanAta bugün kendi blogunda Girişim Günleri İstanbul 2008’in basın bültenini bir fiil paylaşmış. Bu demek oluyor ki artık Girişim Günleri İstanbul 2008 programına günler, saatler hatta  dakikalar kaldı. Benim bu aralar sınav zamanım olduğu için katılma ihtimalim çok düşük ama yine de tüm sanşımı son ana kadar kullanmaya çalışacağım.

Girişim Günleri 2008 İstanbul buluşması tüm ayrıntıları için ziyaret etmeniz gereken adres; sinanata.com . Efenim ben burada elçilik yapma şerefine nail olduğum için çok mutluyum, umarım ki 1-2 adet ilgili arkadaşa  ulaşabilirsem ne mutlu bana. Saygı ve selamlarımla efenim.

Lanet olsun içimde ki reklam sevgisine :)

Şimdik arkadaşlar malumunuz blogumun çeşitli yerlerinde (üst banner altı,sol blok kısımlarında) reklamlar var. Bu reklamları aslında koymacaktık ama sırf sinan’a inat,koyduk işte… Her ne kadar şimdiye kadark 1 ytl sini bile görmesekte herhal bişeyler kazanıyoruzdur ordan…(şükretmek lazım)

Akabinde ve detayında benim msn ve facebook iletimde birkaç gündür ; ‘ www.erdalerdogdu.com –} reklamlara  tıklamak hiç bu kadar zevkli olmamıştı.’ şeklinde… Ve arada bir msn den arkadaşlara, bu iletiyi yollayaraktan onlara zorla sitemi ziyaret ettiriyorum 🙂

Artık bilmeyen kaldı mı bilmiyorum ama burada benim bir reklamcılık öğrencisi olduğumu söylememe gerek var mı acep ? 🙂

Ama işte o kadar iyi okuyucularım var ki. Blogumda ki herşeyi en ince ayrıntısına kadar inceliyorlar ve bana çok güzel geri bildirimler yapıyorlar. Hepsine ayrı ayrı çok ama çok teşekkür ederim.

Bu sefer ki geri bildirimimiz (feedback) işte blogumda ki reklamlar hakkında oldu. Gelen mail için de şu resim vardı.

Tabi şimdi bu resimde ne var diye soracaksınız. Bana kalırsa bişey yok zaten 🙂 Blogumun ana sayfasını print screen etmiş ve bana geri göndermiş. Ama işin aslı o değil. Arkadaş ana konu olarak yukarda ki reklama laf etmiş. Ne bu böyle, çöp çatan mı oldun filan demeye getirmiş. Çünkü yukarda reklamı olan site gereksiz bir arkadaşlık sitesi.Neyse!

Ama inanın bunları engellemekten sıkıldım artık. Şimdi google adsense denilen kurum kelime bazlı içerik reklamcılığı ile çalışıyor.(peki nedir bu içerik reklamcılığı? derseniz okuyuverin)

Kelime bazlı içerik reklamcılığı, benim ana sayfamda genel olarak yazan yazıların kelimelerine göre seçilen ya da direk olarak bir konu içindeki kelimelere göre benim reklam bölümlerime reklamların google adsense tarafından otomatik olarak gönderilmesi. Böyle düşünülünce aslında pek sorun yok. Ama aşk ile ilgili bir yazı yazınca herkesin aklına bizim ‘masumane aşkımız’  gelmiyor ki kardeşim. Aklınıza ne geliyorsa yollayıveriyor google amca 🙂

Buna inanmıyorsanız müzik kategorime gittiğinizde genel olarak müzikle ilgili reklamların olduğunu, gezilesi görülesine gittiğinizde tatil reklamlarının olduğunu görerekten inanabilirsiniz.

Yoksa benim işim olmaz, böyle abudik gubidik sitelerle, ona göre. İlgilere duyrulur kardeşim 🙂

Saygı ve selamlarımla…. 🙂

erdalerdogdu.com Facebook Sayfası Açıldı.

Geçtiğimiz günlerde kuzenlerimden biri bana böyle bir teklifle gelmişti ama yaklaşık 20 gündür facebook ile bağımı kopardığım için, teklifini reddetmiştim. Ama bugün kafma esti ve grubu kurdum. Bilmem bir işime yarar mı ama olsun dursun bir köşede… Facebook’ta sadece listemdekilere davet gönderebildim. Eğer sayfamı takip etmek ve sayfama sizler de katılmak isterseniz. Buyrun başımızın üstünde yeriniz var.

Oğlumun doğum günü…

Benim M.Emir adında benden 12 yaş küçük bir erkek kardeşim var. Hayatta ki en önemli varlıklarımın başında gelir. Kardeşten öte.

Tam 10 yıl öncesiydi, 98 yılının kasım ayının 18. günü. Akşam saat 22:30 babamdan gelen bir telefon. Beni çığlıklar içinde önce karşı komşumuz amcamın kapısını daha sonra apartmanda ki tüm komşuların kapısını çaldırttı ve o gün itibarı ile, benim evde ki en küçük çocuk saltanatım bitmiş, papucum dama atılmış oldu. Canı sağ olsun, Allah yüreğimi biliyor ya, o gün ben abi değil, baba oldum sanki. İlk ismini ben koydum, Mücahit dedim ona ve ardından ikinci isim Emir geldi.

Çocuğu olanlar bilirler, evlatlarının yaptığı her ilk onlar için çok ama çok kıymetlidir, dünyanın en büyük zevkidir onlar için. Kelimelerle anlatılmaz.

Şimdi merak ediyorum, Rabbim bana ileride bir erkek evlat verirse ben onu bundan ne kadar çok sevebilirim diye?

Son çocuk evimizin emiri, sultanı, bi’tanesi..

Ablamla benim ilk göz ağrımız…

Hayatta aldığımız en büyük hediyemiz…

Şimdi 10 yaşındasın, daha önünde Rabbimin vereceği kadar uzun bir ömür var.

Rabbim bizi bizden ayrı düşürmesin.

Babam, ben küçükken hep beni şartlardı, bak erdal, ben yokken bu evin erkeği sensin diye, O’nun yaptığı her şeyi taklit etmek, onun gibi bi’ adam olabilmek için didinmek… Ve şimdi ben 4 yıldır evin dışındayım, ve aynı şeyleri Emirim de görmek ne kadar mutlu ediyor.

Senin eve ilk gelişin, ilk kucağıma alışım, ilk konuşman,ilk yürümen,ilk okula başlayışın, ilk top oynayışın, ilk keman çalışın, her şey ama her şey şu an aklımda.

Sana hep kızarım, hep bağırırım, biliyorum babamdan korktuğundan çok benden korkarsın ama inan ben Emir diye bağırdığımda ‘buyur abicim, efendim abicim’ deyişin o kadar çok hoşuma gidiyor ki, okuldan eve her gelişimde, boynuma abicim hoşgeldin diye sarılışın, dönüşlerde boynuma sarılıp abicim güle güle git güle güle gel inşallah deyişlerin…

Acaba bunların zevki kelimelere dökülebilir mi? Hayır kesinlikle hayır…

Sen benim oğlumsun… Canımdan, kanımdan bir parçasın.

Babam hep seninle ilgili konuşurken, ben artık Emir’i düşünmüyorum, biliyorum ki sen ona benim sana baktığımdan daha iyi bakar, göz kulak olursun der hep… Bu yükümlülük boynuma o kadar ağır gelse de, Rabbimin bana verdiği güç,kuvvet devam ettiği sürece, seninle ilgili her şeyi yapmak benim üzerime en büyük farzlardan biri.

Bazen seni kızdırırım, sana bağırırım… Bundan bile zevk aldığımı bilsen acep üzülür müsün yine?

Aslında sen de bilirsin, seni ne kadar sevdiğimi…

Ama bi’ olay vardır ya, babalar kendi yapamadığı şeyleri çocuklarında bilhassa oğullarında görmek isterler aynı öyle bir şey benimki… Sen benden iyi olmasın, sen benden başarılı olmalısın, sen benden daha delikanlı olmalısın….

Ve sen bu yolda emin adımlarla büyüyorsun…

Bugün 10 yaşındasın..

Rabbim sana hayırlı, uğurlu, sağlıklı, mutlu, huzurlu, imanlı, başarılarla dolu, ve en önemlisi her an birlikte olduğumuz çok ama çok güzel bir hayat versin. Seni vatanına, dinine, ailene hayırlı bir evlat olarak kılsın. (AMİİİNNNN)

Ah keşke seni ne kadar sevdiğimi buraya kelimelerle dökmem mümkün olsa ama inan mümkün değil.
Ama sen yine de SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVDİĞİMİ BİL.

İYİ Kİ DOĞMUŞSUN OĞLUM..

Samuel P. Huntington – Medeniyetler çatışması

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI ve dünya düzeninin yeniden kurulması. Bu kitap Samuel P. Huntington’un 1993 yılında Foreign Affairs adlı dergi de ki yazmaya başladığı ‘Medeniyetler Çatışması mı’ adlı bir makalenin büyük ilgi görmesi sonucunda tezleşip kitaplsmış hali. Kitap hakkında onlarca prof’un, doçent’in, araştırmacının, çok güzel ve geniş değerlendirmelerini tartışmalarını bulmak mevcut.Onlar dururken benim burada kitap değerlendirmesi yapmam,gerçekten abest kaçar.

Bu kitap öyle, benim yaptığım gibi yani roman gibi ele alınıp okunacak bir kitap değil. İçinde boğulursunuz benden söylemesi. Ama hani derler ya hatır için çiğ tavuk yenirmiş, varsın kafa patlata patlata bir kitap okunsun çok mu? Aslında çok önce okuyacaktım ama yazın sınavlardı, ameliyattı filan derken, bi 10 gün önce anca bitirebildim. Şimdi sırada fukuyama‘nın bir kitabı var inşallah.

Dedim ya kitap derin kitap, 5 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 484 sayfa okuma alanına sahip, artık olarak yaklaşık 50 sayfa notlar bölümü var.Ben kitabı cem kitabevinden aldım. Etiket fiyatı 32 ytl ama güzellik yapıyorlar fiyatta.

Kitap’ın arka sayfasında bence satış politikasından dolayı, Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan’ın bazı sözleri yer alıyor.

‘Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlarsa Medeniyetler Çatışması’nın bir realite olmadığını, medeniyetler arası uyumun mümkün olduğunu İslam dünyası görecektir’ R.T.Erdoğan’ın Wall street journal’a vermiş olduğu röportajdan.

Yine;

Huntington’un bir numaralı ortağı olarak sayabileceğimiz Fukuyama ise kitap hakkında; ‘Alanında çok çarpıçı bir kitap.Günümüzde yaşanan uluslar arası siyasi entrikaları anlamamızı sağlıyor’ diyor.

Medeniyetler Çatışması içeriği,detayları ve reddi hakkında ki birçok bilgiye Wikipedia aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Ama bu beni sarmaz derseniz derinsular.com’da güzel bir kitap analizi yapılmış.

Eh artık olmadı google’ye bir zahmet ‘medeniyetler çatışması’ yazıverin, tabi benim siteme direk olarak gelmediyseniz…

More than words to show you feel that your love for me is real

Şu an çalışmam gereken bir vizem var ve önümde yaklaşık 32 sayfalık, More than words adlı – why do we communicate diye başlayan bir makale ve slaytlar var. İşte bu konuda google amcama bir danışayım dedim. Google’de more than words diye arattığımda Extreme adlı bir grubun söylemiş olduğu ve efsanelesmiş bir parçayla karşılastım. Benim hoşuma gitti ve şu an yaklaşık 10. kez dinliyorum.Bunun sonucunda bu parçayı sizlerle paylaşmak istedim. Şarkının sözlerini Türkçeye çevirmek isterdim ama bu görevi sevgili sinanata ve  hüseyin mert‘e veriyorum. Artık göstersinler ana dilleri gibi olan ingilizcelerini 🙂

Extreme – more than words lyrics and video

Saying I love you
Is not the words I want to hear from you
It’s not that I want you
Not to say, but if you only knew
How easy it would be to show me how you feel
More than words is all you have to do to make it real
Then you wouldn’t have to say that you love me
Cos I’d already know
What would you do if my heart was torn in two
More than words to show you feel
That your love for me is real
What would you say if I took those words away
Then you couldn’t make things new
Just by saying I love you
More than words
Now I’ve tried to talk to you and make you understand
All you have to do is close your eyes
And just reach out your hands and touch me
Hold me close don’t ever let me go
More than words is all I ever needed you to show
Then you wouldn’t have to say that you love me
Cos I’d already know
What would you do if my heart was torn in two
More than words to show you feel That your love for me is real Okumaya devam et “More than words to show you feel that your love for me is real”

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial