Personel veli nimetimizdir…

Bu cümle müşteri veli nimetimizdir olmalı mı yoksa? Bence o eskidendi 🙂

Evet efenim yine geldik nacizane bir pazarlama yazımıza. Böyle yaza yaza daha güzel yazılar çıkaracağım kanısındayım. Geçtiğimiz günlerde satış tutundarma eşit değildir indirim diye bir yazı yazmış ve gelecek günlerde bu serinin devamını getireceğimi belirtmiştim ve vol2 olarak bugün bu yazıyı yazma niyetindeyim.

Efenim pazarlamanın kendi içinde çeşitli bileşenleri var. Pazarlama deyince aklımıza ilk gelen şey 4P’dir. 4P eşittir product (ürün), price (ücret), place (yer) ve promotion (promosyon) bunların hepsi teker teker uzun uzun yazılar  oluşturabilecek nitelikteler. Ve belki bir gün bunları da yazmak nasip olur.

Neyse bundan önce ki yazım satış tutundurma faaliyetlerinin müsteri odaklı hizmetleri üzerine olmuştu. Şimdi yazacağım yazı ise satış tutundurma faaliyetlerinin PERSONEL üzerine uygulanan hizmetleri ile ilgili olacak. Satış tutundurma (sales promotion) ;  bütünleşik pazarlama iletişimi karması (integrated marketing communications mix) ‘nın  5öğeseniden biri.  Ve satış tutundurma kendi içinde 3 ana merkeze ayrılıyor. Bunlardan bir önceki yazımda bahsetmiştim. Ama bu 3 ana merkezden biri, personel odaklı satış tutundurma faaliyetleri.

Modern ticari hayatta artık pazarların kızısması, rekabetin her geçen gün artması, ürün portföylerinin git gide genişlemesi üzerine şirketler  ürünlerini tutundurabilmek, şirket şöhretlerini koruyabilmek adına çeşitli faaliyetler uygulamakta. Bunlardan biride şirket çalışanlarına kendilerini önemli hissettirebilmek, onların şirketin birer malı olmaktan çok şirket için hayati önem taşıyan nesneler olduklarını hissettirebilmek gibi faaliyetler.

Bunları nasıl mı yapıyorlar peki?

Çalışan olarak sizler düşünün; Sizin maaşınızı her ay geçiktiren bir firma mı yoksa her yaptığınız şatış için size prim veren mi, ya da ikramiyelerinizi dahi günü gününe ödeyen mi? Size sigorta yapan bir şirket mi sizi daha çok önemsiyordur, sigorta yapmayan mı?  Size şirkete ulaşım imkanları sağlayan şirket mi size daha çok imkan tanıyordur, ne hali varsa görsün, dünyanın maaşını veriyoruz bir de yol hizmeti mi vereceğiz diyen mi?  Her hangi bir konuda sizi bilgilendirmek için eğitimler, seminerler, ileriki seviyede kısa süreli tatiler vb düzenyen bir firma mı yoksa ben maaşı veririm, işi ne gitsin ögrensin ve en iyi şekilde yapsın diyen mi?

Bu örnekleri o kadar çoğaltabilirim ki…

Peki şirketler bunları niye yapıyor, sizin kaşınıza gözünüze vurgun olduğu için mi yoksa sizin etinizden sütünüzden derinizden faydalanıp, sizden daha fazla verim alabilmek için mi?

Cevaplar ne kadar ortada di mi?

İşte modern düzen bence artık şirketler için personellerini daha önemli hale getirmiş durumda, tabi şu an ki kriz ortamında belki bunları bu kadar cesurca söylemek saçma gelecek sizlere ama öyle işte… Okumaya devam et “Personel veli nimetimizdir…”

Basic Communication Applications on Films

In this work, I study to analysis a documentary movie/film which calls ‘MUSTAFA’ produced by Can DÜNDAR. Documentary movies are part of mass communication in communications studies. Firstly, I try to description to applications of communications studies on films, after I add my own ideas and opinions. Therefore, I want to start a question. ‘What is communication’ after than go step by step. According to Işık, ‘communications as a systemic process in which people interact with and through symbols to create and interpret meanings.’ (2008: ?)

Communication has got some elements such as sender, message, medium etc. In this movie has got a big prepared group which includes editor, producer, cameraman, music composer etc. I think all of them are senders. They send us, their ideas and opinions to film. ‘What/who is sender and what are messages?’ Sender is a person who encodes or gives expression to the message and source of communications messages.  In this movie, producer Can Dündar shows us, informs us, says us a lot of things, sent us something, all of them are messages and Can Dündar is our main sender. Okumaya devam et “Basic Communication Applications on Films”

Satış tutundurma eşit değildir indirim

Efenim malumunuz her konuda çok büyük ticari ve ekonomik pazarlar ve sektörler mevcut. Yani bir ürünü yapan birden fazla kurum ve kurluş var. Eeee durum böyle olunca ne oluyor, herkes kendi ürününü ve fikrini satabilmek için ürünün ya da fikrin albenisini arttırabilmek için çeşitli kampanyalar ve faaliyetler düzenliyorlar. Genel olarak bu kampanya ve faaliyetlere satış tutundurma çabaları diyoruz. Ben satış tutundurma konusunda 3 tane yazı yazmayı planlıyorum çünkü satış tutundurma genel olarak  3 ayrı hedef kitle üzerine uygulanıyor. Bunlar başta tüketici,  ikincil olarak aracılar (bayiler, distribütörler, parekendiciler  vb) ve son olarak şirket personeli ya da satış gücü.

Ve vol-1 olarak müşteri odaklı satış tutundurma çabalarından bahsetmek istiyorum. Şimdik başlığımıza baktığımızda satış tutundurma eşit değildir indirim gibi bir cümle görüyorsunuz. Çünkü genel olarak satış tutundurma pek kullanılan bir tabir değil ama bir ürünün satılabilmesi için muhakkak müsteriye bazı şeyler sunmanız lazım ki, içinde yer aldığınız pazarda rakiplerinize karşın müsteri gelip sizin ürünüzü alsın. Ve malesef en çok kullanılan yöntem İNDİRİM. Niye mi müsteriye verebileceğiniz en büyük hediye ondan fazla para almamak ya da aldığınız paranın bir kısmını ona iade etmek 🙂

Müsteri odaklı satış tutundurma çabaları bir çok yol ve yöntemle uygulanılabilir. Mesela 8 al 6 öde bir satıs tutundurma cabasıdır, 4 kapak getir ayıcık’ı götür de, aynı oranda bir ürün paketinin üstüne bir hediye ya da extra bir şeyler  bandajlamanız ve bundan para almamanız, ürününüzü satın alan insanlar arasında bir yarışma, organizasyonlar düzenleyip onlara çeşitli hediyeler vermeniz,2ürün alana 3.sü bedava demeniz, ücretsiz ürün örnekleri dağıtmanız, evlere ürün kataloklarını yollamanız bunların hepsi ve nicesi hep müsteri odaklı satış tutundurma çabaları içine giriyor.

Aslında bunlarla ne kadar iç içe yaşıyoruz değil mi? Artık bunlar alış-veriş kültürümüzün vazgeçilmez parçaları halinde. Mümin Erakbaş’ın yazdığı üzere kimi zaman bir cafe’de gelen birtabak patatesle, ki mi zaman benzinciden benzin aldıktan sonra verilen bir kutu peçeteyle, ya da yolda ürürken yanımıza gelen birinin bize verdiği bir nescafe ya da küçük bir çikolatayla, yeni yıl kampanyası dahilinde capitol’ün verdiği audi R8 araçla…..vb…. Ve bugünlerde sıkça gördüğümüz İNDİRİM levhaları ile.

Sadece indirim yapmak acaba her zaman geçerli bir yol mudur? Şu anda bir indirim çılğınlığıdır gidiyor. Normaldir bir küresel ekonomik kriz ile karşı karşıyayız, dünya sallanıyor hatta ekonomik dengeler yıkıldı bitti ama Ve ama  indirim oranları öyle böyle değil, %10, %30 hatta %50 yi bile mantık cercevesinde değerlendirebilirim. Ama %70 hatta %90 gibi oranları hakaret olarak kabul etmek lazım. Yani benim sezonunda 100 liraya aldığım bir ürünü siz canınız sıkıldı diye 10 lira ya satacaksınız ve ben bunun mantıklı bulucam. Bu düpedüz soygun. Ben sezonda alış-veriş yapan müsterimi soydum, şimdi ürün elimde kalmasın Allah ne verdiyse satayım gitsin.  Sonra da ben kaliteli bir markayım diye ortalıkta dolaşalım di mi?

Acaba sizce en mantıklı yollar nelerdir? Yani bir firmanız var, bir ürününüz var, ama bir çok rakibiniz var. Acaba bu aşamada ürününüzün pazarda daha fazla yer alabailmesi, rakiplerini geçebilmesi, tercih edilirliğinin artması için sizler neler yapardınız???

pratik iskender ve yemek/salata süsü

Efendim geçen gün annem evde yoktu. Kardeşimle evde başbaşağız 2 erkek çocuk ne yapabilir ki 🙂 Neyse eskiden kalma bir alışkanlık olarak, bende evde olduğum vakitler hep hazır, hemen pişirilip yiyenebilicek ürünler bulunur evde. İşte ton balığı, hazır köfte, sigara böreği, hazır döner vb.

Yine evde hazır döner vardı, bizim de karnımız çok açıkmıstı. Kardeşim daha 10 yaşında elinden pek iş gelmez. oğlum ne yapalım dedim, iskender yapabilir misin dedi bana, dondum kaldım 🙂 Tabi abi olmak kolay değil öyle, 2 seçenek vardı ya çıkıp gidip dışarıda iskender yiyecektik ya da oturup evde kendimiz yapacaktık.  Öyle eve pek yakın dönerci filan da yok. Neyse iş başa düştü erdal dedim ve mutfağa girdim. Bakın bakalım nasıl olmuş…

İÇİNDEKİLER:

2kişi için

1paket hazır döner
3kaşık domates salcası
2kaşık domates ezmesi
yarım ekmek
sosu kavurmak için zeytinyağı, bir miktar su
sosun içine pul biber, kekik, karabiber
genel olarak tuz
üzerine eritmek için bir miktar tereyağı
yanına eklemek için yoğurt (her tabak için bir dolu çorba kaşığı)

 ..

 ..

HAZIRLANIŞI:

Efenim öncelikle, ekmekler hüçük küçük doğranır ve azcık yağ ile birlikte kavrulur/kızartılır (pembelessinler).
Akaninde sosu için salça bir miktar kavurtulduktan sonra, içine domates sosu ilave edilir bir miktarda zeytin yağı ilave ve su  edilip böyle isildayan bir sos elde edilir.
Bu arada hazır dönerlerimizi bir teflon tencere eşliğinde ısıtıyoruz, bir miktar zeytin yağı ilave edip azcık kavurtturmamız güzel olacaktır.

Şimdi tabağımızın en altına ekmeklerimizi koyuyoruz, üzerlerine azcık sosumuzdan gezdiriyoruz, peşinden dönerlerimizi ekmeklerimizin üstüne bir güzel yayıyoruz, eti ne kadar bol olursa o kadar güzel oluyor 🙂 hemen peşinden sosumuzu bu sefer etlerimizin üsyüne ilave ediyoruz. iyice gezdirelim. yanına bir kaşık yoğurt koyuyouz ki yogurtlu iskender tabirrimiz gerceklessin. sonra üzerine erittiğimiz tereyağımızdan bir miktar gezdiriyoruz. Akabinde aşağıda ki gibi bir iskenderimiz oluyor 🙂

 

Buna artık olarak İskenderle hiç bir ilgisi olmayan bir tarif daha vermek geldi içimden. Bunu da bilhassa misafir geldiği vakitte, hazırlayacağınız servis tabaklarının görünüşü daha güzel ve şık kılmk için yapabilirsiniz. Ne midir o? 🙂 Salata malzemesinden oluşturacağınız küçük bi süs semsiyesi gibi bir şey.

malzemesi:

1 adet salatalık
kırmızı kıvırcık(marul)
maydanoz
yeşil soğan
aklınıza ne geliyorsa artık, ince ve küçük havuçler, turp, kırmızı salatalık lahana, limon dilimleri vb 🙂

Efendim bir salatalık dedim ama 1 salatalıktan neredeyse 4 tane süs oluyor. Nasılmı salatalığın uçlarını azcık kesiyor ve eşit kalınlıkta parçalara bölüyoruz ortala 3-4cm.

sonra içilerini oyuyourz ve fotoğrafta gördüğünüz üzere bir süsleme ile içlerini dolduruyoruz. bence tabaklara ve yemeklere güzel bir renk oluyor denenebilitesi var ve gayet kolay. ayrieten yenedebiliyor. 🙂

haydin kolay gelsin.

Afiyet bal şeker lop lop et olsun insallah 🙂

facebook oyun uygulamaları…

Zaten benim gibi birinin yapabileceği en güzel şey facebook’ a girdiğinde utanmadan etmeden, yaşına başına bakmadan, çocuk oyunları oynayıp bi de bunu bloguna yazmak 🙂 Aslında işin aslı farklı, üstümde bir ağırlık var ve yazı yazamaz, konu ekleyemez hale geldim bloguma. Bir şekilde bunu atlatabilmek için şu an itibari ile gerekli gereksiz ne var ne yok yazma kararı almış bulunmaktayım. 🙂

Ben öyle facebook’ta ahamlı şahamlı oyunlar oynamıyorum. Benim tanıştığım ilk uygulama LİVE GİFTS uygulaması idi. Burada sistem tarafından oluşturulmuş olan çesitli hayvan figürleri var, ve bunları evlat edinip beslemeye, gezdirip tozdurmaya, sosyallestirmeye calısıyorsun. 6 tane gift sahibi olduktan sonra kendine yeni gift oluşturma hakkı veriliyor. İstediğin gift’ti bakıcıya bırakabiliyorsun, eğer zaten beslemezzsen hayvan önce somurtmaya başlıyor daha sonra ölüyor :))) Güzel bi aktivite, ben neredeyse 9 aydır ciddi ciddi burada bu hayvanları besleyip duruyorum işte :)))

İkinci oyunum ya da aktivitem YOVİLLE. Yoville’ de kendine bi karakter oluşturuyorsun, bu karakter genelde sana benziyor 🙂 sonra oyun sana bir ev ve sosyal cevre veriyor. Sen de yavaş yavaş normal hayatta yaptığın tüm faaliyetleri burada tekrardan gerceklestiriyorsun. İşe gitmek, alış veriş yapmak vb.

Bu oyun bence çok zevkli ama cözmesi ilk aşamada zor, işte nereden para kazanacaksın, işte kiminle oyun oynayacaksın, evleri nasıl rate edeceksin vesaire. Ama güzelll…. :))))

Son olarak ise oynadığım oyun PET SOCİETY . Burada da yine aynı sekilde bir karakter oluşturmaca var, böyle hayvanata benzer bi karakter oluşturup sonra onunla bir topluluk kurmaya çalısıyorsun. İp atlıyosun, top oynuyosun, arkadaşlarının evlerini ziyaret edeip, onları yıkayıp tarayıp ya da yemek yedirip para kazanıyorsun. İşte oyunun içinde stadyum, cafe, market gibi bölümler var oralara gidip alış-veriş filan yapabiliyosun ve böylece vakit geçirmiş, kısmi olarakta olsa kendini eğlendirmiş oluyorsun.

Artık facebook üyesi olmayan kaldı mı bilmiyorum ama adamlar her geçen gün çığ gibi büyüyolar ve bunun sonucunda da bu kitleyi içerde tutabilmek için dehşet bi çaba harcıyolar, isterseniz benim gibi onların oltasına düşer böyle oyunlarla site içinde daha fazla vakit geçirir ya da kendi kafanıza göre sadece hesabınızı kontrol eder, işinize gücünüze bakarsınız :))))))))  

(Son not: ben bu 3 uygulamayı da aynı insan sayesinde tanıdım, bundan dolayı kendisine teşekkürü bir borç bilir, saygı ve selamlarımı sunarım)

Applications of some parts of Theories of Mass Communication on Films

This work was prepared for my theories of mass communication lessons in this term like a termpaper. It has not included all of mass comm theories, I chose some of them for my work. I hope it is serviceable to you. Im waitin your ideas and opinions. (my english is not good)
ABSTRACT
Some parts of theories of mass communication studies occupy a huge place within Movies. Writers who write text of movies work with some mass communication researchers to acquire a perfect scenario. Because of communications researchers know how to affect audiences. They use people like cavy to see their studies effects on people in communication channel such as television, radio, movies, newspapers with gate-keeping, agenda–setting etc. Most of people do not understand any of these but who dabble at communication realize each of this. In the light of this information, within this article I chose a movie (film, called V for Vendetta) and we will be analyzing and studying to show to you how includes these theories on movies.
Mass Communication theories on Movies

Introduction
Mass communications is a part of communications studies. In this way, I want to start a question. ‘What is communication?’ According to Işık, ‘‘communication as a systemic process in which people interacts with and through symbols to create and interpret meanings. ’’ (2008: ?)
Mass communication has strong power to affect people. But, primarily we know what mass communication is. ‘‘Mass communication is messages communicated through a mass medium to a large number of people.’’ (Bittner 1986: 12) You can send your messages to lots of people faster than the other ways with mass medium such as film, radio, television etc. In mass communication, we use some paradigms to study on media such as Marxist media theory, Frankfurt School media theory, Limited effects paradigm from Lazarsfeld and Merton etc. On the other hand, these headings have got some subheading for example, narcotizing dysfunction, gate keeping, agenda setting etc. In this study, we work to match these paradigms with characters’ role, discourse or whatever they do within movie of V for Vendetta. Now lets start to our analysis on movie.

Narcotizing Dysfunction

Firstly, in this movie hero called ‘Vale or V’ says, you forgot the date of fifth November and democracy, liberty etc. You are watched, listened, persuade all places. President Adam Sutler and his party members work on media to hide most of reality. They have a strong lobby to affect to people. He and his partners want to have power on their hands. People live under control.  Nonetheless, a lot of people believe and trust to president and his government.  According to Mass Communications researchers; ‘‘viewers can be responsive, and they interfere to social problems but they are lethargic and unresponsive. Mass communications tolls are accused by mass communication researchers.’’ (Mutlu 1998: 194).  In this definition, we can see easily narcotizing dysfunction in this movie. Okumaya devam et “Applications of some parts of Theories of Mass Communication on Films”

Otobüste büyüklere yer vermek

Evet efenim, bundan çok zaman önce, mekanlarımız ve sohbetlerimiz diye bir yazı yazmış ve o yazımda, bilhassa kendimin ve benden yola çıkarak bir çok insanın çeşitli yerlerde maruz kaldığı :)) bazı zorunlu muhabbetlerden bahsetmistim. Dün de otobüste bir dialoğu dinleme şansım oldu. Arkamda oturan iki amca ki onlara 2 genç yer vermesine karşın, bakın bakın ne kadar iyi yetiştirilmiş gençler var, annelerine babalarına helal olsun ama geçenlerde ………… diye bir muhabbete başladılar…

A: Azizim geçen sabah şuradan otobüse bindim, bilerek 2 tane gencin başına gittim dikildim ama hiç umurlarında olmadı, kalkıp bi yer vermediler, onlar adına ben utandım, böyle gençlik olmaz ki…

B: Hocam öyle düşünme artık okullar öyle kolay değil, benim 2 tane cocuğum üniversitede okuyorlar, ki mi zaman ders çalışmaktan hiç uyumadan okula gidiyolar, ders başlamadan 2 saat önce yola çıkıyolar, yorgun bitkin, otobüste bi yere oturmuşlarsa o halle nasıl kalkıp yer versinler, bi de çoğumuz işe gidip akşama kadar koltuklarımızda oturuyoruz, onlar akşama kadar ders dinleyeceğiz diye kafa patlatıyolar. Senin gibi düşünmemek lazım…

A: Abicim sen de haklısın ama benim başına gittiklerim daha liseliydi, hani üniversiteli olsa bi nebze.

B: Bu da yanlış bence, tamam liseli ama sırtında koca bi canta var, bilir misin ki, iyi mi kötü mü, hasta mı, yorgun mu, ayakta duracak hali var mı? çoğumuz onları yer vermiyor deyince eleştiririz, yer verince teşekkür bile etmez, çocuğum çantanı ver istersen diye sormayız??? Onlar da bize yer vermez bu kadar basit.

..

..

..

Bu dialog böyle devam etti. Ben hasta olana kadar otobüste oturduğumu hatırlamam ki birine yer vereyim. Mümkün oldukça otobüste minibüste ayakta dururdum. Çünkü her zaman her yerde bir yaşlı, bir bayan, bir hamile olur. Ama hasta olduktan sonra, anladım ki, gençlerinde oturmaya hakkı var, benim bel fıtığım vardı, o zaman beni görenler bilirler, ayaklarımın üstüne basamıyordum, yürüyemiyordum, ağrılardan yerimde ayakta duramıyordum. Ama kimse bilmez ki bu çocuğun ne var, hasta mı, dışardan ben belli etmediğim sürece kimse anlayamazdı, tabi topalladığımı görmezlerse. Taki bir gün, benim otobüste ayakta kaldığım bi vakit, ANNELR HİSSEDER yazımda belirttiğim üzere. Bi hanım teyzem bana yer verene kadar :'( 

Ve gerçekten hastalığı bırakalım, çoğu zaman okula 1-2 saat uykuyla ya da hiç uyumadan gidiyorum. Okuldan dönüste beynim saman yığınına dönüyor, buna rağmen bi bayanın yanına otururken de sormadan oturmam, bi yaşlı gördü mü, mümkün oldukça oturmak isteyip istemediğini sorarım..

Ama onlarda gençlere karşı anlayışlı olmalılar, Eğer ayakta duracak kadar halleri yoksa evlerinde otursunlar diye bir şey demek istemiyorum ama bazen öyle insanlarla karşılaşıyorum ki!!!

Altay – Galatasaray

Dün ispanyolcadan vizem vardı, sınava girdik çıktık. O esnada arkadaşlardan biri abi akşam maça gidiyoruz, acaba sen de gelir misin diye sordu? Hiç düşünmeden gelirim diye onayladım. Çünkü gerçekten sıkılmıştım artık, gerçekten her şey üstüme geliyor, delirecek gibiyim…

 

Belki bağırır, çağırır da rahatlarım diye… Ama nerde???

Maç çok güzel bir maçtı. Dünya gözüyle İzmir’de Galatasaray’ı izleme şansı elde ettik. Altay çok iyi bi takım bir o kadar da kuvvetli bir taraftarı var. Ama galip gelen taraf galatasaray oldu.

Altay 1-0 öne geçti. 90.dakikada galatasaray penaltı kaçırdı, sonra 92 ve 93. dakikalarda gelen goller. Galatasaraya galibiyeti getirdi. Taraftarlar çok güzel atışmalar yaptılar. Ultra Aslanın Altaylı taraftarları tek tek saymaları, buna karşın Altaylıların öne geçtikten sonra galatasaray tribünlerine karşı, karşı taraf beyaz desene sloganları gerçekten güzeldi.

 İzmir Atatürk olimpiyat statında galatasarayı izlemek zaten en güzel şey oldu.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial