Bir İletişim Kanalı Olarak İnternet

İletişim bilimlerini öğrenmeye nereden başlarsanız başlayın, nereden bakarsanız bakın karşınıza ilk olarak;

 

Kaynak – mesaj – kanal – Alıcı

Source – message – channel – Receiver  – – kalıpları çıkar.

 

Peki, nedir bu iletişim kanalları? Aslında cevap çok basit, sizin mesajınızı hedefinize/alıcınıza ulaştırmanızı sağlayan her şey iletişim kanalı olarak kabul edebiliriz.

 

Telefon ahizesi  🙂  gazete, TV kanalları, radyo kanalları, bilboardlar, dergiler vb ve internet.

İnternet mi? Evet internet! Okumaya devam et “Bir İletişim Kanalı Olarak İnternet”

İletişim kurarken empati kurma yetisine sahip olmak

Çok uzun zaman sonra merhaba,

Empati günümüzde yaygın olarak kullanılan terimlerin başında geliyor ama acaba kaçımız bu kelimenin anlamını biliyor? Mesela geçtiğimiz günlerde İzmir’de ‘Empati Balık Evi’ adlı bir dükkan gördüm, inanın girip dükkan sahibine sorasım geldi, dükkanına niye böyle bir isim verdiğini ama vazgeçtim. Acaba ustamız kendini balıkların yerine mi koyuyordu? Neyse…

Empati, bir insanın yada kurumun hedef olarak gördüğü, kişi yada kişiler (kurumlar) ile ortak paydalarda buluşma çabasıdır. Yani kendisini karşısındakinin yerine koyup, neyi, neden, niçin yaptığını, söylediğini, anlamaya çalışıp, acaba ben onun yerinde olsaydım ne yapardım sorusunu kendi kendine özeleştirel şekilde sorabilmesidir. Tabi bu çoğu zaman kolay olabilecek bir durum değil. Çünkü toplum içinde ki her birey neredeyse farklı özelliklere sahip, eğitimsel, kültürel, yaşayıssal, yetiştirissel, benliksel ve bunlara benzer özellikler bunlar.

Burada Avrupa Yakası dizisinde ki, Burhan Altıntop karakterinin, ‘ben de Nişantaşı çocuğuyum, ben de üniversite mezunuyum’ diye sürekli söylediği replikler geldi aklıma.  Olabilir, herkes üniversite mezunu olabilir, herkes Nişantaşı çocuğu da olabilir belki ama herkes aynı üniversitenin aynı bölümünde klonlanmış gibi bir eğitim ile eğitilebilir mi, herkes aynı aile tarafından aynı kültürel-toplumsal dengeler içinde yetiştirilebilir mi? Diye sormak ve bunlara kısa bir cevap vermek lazım. İşte burada bende ki cevap Hayır.

Çünkü aslında birbirimizden o kadar farklıyız ki. Hayatımızın her safhasında empati kurmalıyız, böylece barış ve sevgi doğrultusunda birleşebiliriz diyoruz. Ama her ne hikmetse her sefer bir pürüz çıkabiliyor karşımıza. İşte burada bu farklılıkları ortadan kaldırmak, gerekiyorsa zıt kutupların birbirini çekme felsefesinden yararlanmak, farklı olsak bile ortak paydalar doğrultunda,ortak referans çercevesinde buluşmaya çalışma eylemi empati oluyor.

Bu eyleme hayatımızın birçok noktasında uygulamaya ihtiyacımız var.

Kendimizi tanıyamadığımız, tabirim caizse zıvanadan çıktığımız anlarda bence kendimizi durdurabilmek için ‘Ben bu değilim, Ben bunu nasıl yaptım’ deyi geri adım atabilmemiz bana göre bireysel empati.

Çift yönlü iletişim süreçlerinde kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilmemiz, herkesi kendimizle bir tutmayıp, benlik duygumuzu, enaniyetimizi bir yana bırakıp karşımızdakinin bizden farklı özelliklere sahip olduğunun farkında olmamız, önyargılarımızı bir yana atıp objektif düşünmemiz, objektif davranışlar bütünü sergilememiz normal empati.

Kurumsal düzlemde baktığımızda yaptığımız pazarlama, halkla ilişkiler ve raklamcılık faaliyetleri gibi birçok uygulamada  kendimizi hedef kitlemiz içinde bulunan insanların yerine koyup, ben olsam bu organizasyondan, bu faaliyetten nasıl etkilenirdim ya da niye etkilenmeliyim, sorusunu sahip olduğumuz statümüzden kendimizi soyutlayarak kurumuz adına alıcı bir gözle sormak kurumsal empati diye nitelendirilmeli.

Peki bunlar gerekli mi? Empati kurmak nasıl bir zorunluluk? Bittabi bunları yapmak gibi bir zorunluluğumuz bireysel olarak yok ama toplumsal düzlemde düşündüğümüzde, karşılıklı ilişkilerimizi düşündüğümüzde bence böyle bir zorunluluğa sahibiz. Kendi adımıza, ailemizle, arkadaşlarımızla, çevremizle, toplumuzla, çalıştığımız şirktimizle, personelimizle, yada müşterilerimizle birlikte daha iyi anlaşabilmek, daha verimli iletişim kurabilmek, ortak paydalarda daha basit bir şekilde buluşabilmek adına buna mecburuz diyebiliyorum.

Herkese bol empatili günler diliyorum.

Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Siyasi E-Dergi

Bundan 3-4 ay önce bir arkadaşım vasıtasıyla bir e-dergi ile tanıştım. Adı müsvette… Müsvette sanal bi e-dergi. Yani internet üzerinden yayın yapıyorlar. Kullandıkları dilleri de, yazdıkları konuları da gerçekten isimlerinde ki siyasi kelimesini dolduruyor. Kanımca herkese hitap eden bir dergi olmamakla birlikte birçok kişinin okumasa dahi en azından aylık olarak internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanan bu dergiye bir göz atmasından yanayım. Kanımca onların asıl hedef kitlesi içinde ben de yokum, çünkü takip ettiğim kadarıyla (tanıdıktan sonra tüm yazılara mümkün oldukça göz attım) siyasi renklerimiz pek uyuşmuyor. Ama bilmem hatırlar mısınız bir derginin ‘size gazeteler yetmez’ diye bir sloganı vardı. Buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ‘gazete-LER’ buradaki çoğul ekine de sonuna kadar destek veriyorum. Maalesef tek bir gazetenin yetmediği gibi bence gündemi olanı biteni takip etmek için gazetelerde yetmiyor. Blogküre içinde yer almamdan dolayı internet ile baya haşır neşirim bu sayede kendim lay lay lom yazılar yazsam da, geyik muhabbeti yapsam da bir şekilde çok destekli ve güzel yazılar yazan bloglar ile, e-dergiler ile, güzel paylaşımlarda bulunan forum siteleri ile karşılaştığımda mümkün oldukça takip etmeye çalışıyorum. İşte Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi’de bunlardan bir tanesi. Yazıları okurken sizi sıkabilir, dilleri ağır gelebilir, ama bence her ayın neredeyse ilk 5 günü içinde yayınlanan bu dergiye bir göz atmakta fayda var. Ben buna benzer bir platformda yazılar yazsam, onlar beni okurlar mıydı bilmiyorum ama Derginin editörü sevgili Görkem Özizmirli’ye ve ekibine kelimelerinin bitmemesi dileklerimle başarılarının devamını dilerim. Her ne kadar aynı referans çevresini paylaşmasak da mümkün oldukça sizi takip etmeye çalışacağım. Umarım bu küçük tanıtım yazım hoşunuza gider. Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi sitesine gitmek için tıklayınız

Son olarak üst kısmı bitirdikten sonra Müsvette Mart sayısında yer alan, Reklamcılık ile ilgili olan ve Görkem Özizmirli’nin yazdığı bir kitap tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap İncelemesi: “Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji” – Judith Williamson
Orijinal Adı: Decoding Advertisement, Reklamların  Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji, Judith Williamson, çev: Ahmet Fethi, Ütopya Yayınevi, 2001

Judith Williamson’ın Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji kitabı reklamlarda neyin ne şekilde bize ustalıkla aktarıldığını anlatmaktadır. Bu ustalık, insanı ve iradesini metalaştıran reklamlar sisteminin bel kemiğidir iddiasıyla yola çıkan kitap; Lévi-Strauss, Saussure ve Freud üzerine kuruludur ve bu temelle reklam sistemlerini yapısalcı bir yöntemle yaklaşarak çözmeye çalışmaktadır. Kitabın yapısalcı bir analizle yola çıkmış olması, dil analizlerini ve reklamları parçalama yolunu sıklıkla kullanmasına neden olmuş, bu da kitabı edebi yönden daha ilgi çekici hale getirmiştir. Kitap, ideoloji ve reklam çözümlemesini aynı anda ele alarak ideolojinin özel yaşama ve kamu yaşamına müdahalesini apaçık ortaya sermektedir. Unutmamalıyız ki televizyon, gazete ve diğer tüm iletişim araçları ile ideoloji artık evlerimizde, yatak odalarımızdadır. Okumaya devam et “Müsvette Siyasi E-Dergi”

Basic Communication Applications on Films

In this work, I study to analysis a documentary movie/film which calls ‘MUSTAFA’ produced by Can DÜNDAR. Documentary movies are part of mass communication in communications studies. Firstly, I try to description to applications of communications studies on films, after I add my own ideas and opinions. Therefore, I want to start a question. ‘What is communication’ after than go step by step. According to Işık, ‘communications as a systemic process in which people interact with and through symbols to create and interpret meanings.’ (2008: ?)

Communication has got some elements such as sender, message, medium etc. In this movie has got a big prepared group which includes editor, producer, cameraman, music composer etc. I think all of them are senders. They send us, their ideas and opinions to film. ‘What/who is sender and what are messages?’ Sender is a person who encodes or gives expression to the message and source of communications messages.  In this movie, producer Can Dündar shows us, informs us, says us a lot of things, sent us something, all of them are messages and Can Dündar is our main sender. Okumaya devam et “Basic Communication Applications on Films”

Applications of some parts of Theories of Mass Communication on Films

This work was prepared for my theories of mass communication lessons in this term like a termpaper. It has not included all of mass comm theories, I chose some of them for my work. I hope it is serviceable to you. Im waitin your ideas and opinions. (my english is not good)
ABSTRACT
Some parts of theories of mass communication studies occupy a huge place within Movies. Writers who write text of movies work with some mass communication researchers to acquire a perfect scenario. Because of communications researchers know how to affect audiences. They use people like cavy to see their studies effects on people in communication channel such as television, radio, movies, newspapers with gate-keeping, agenda–setting etc. Most of people do not understand any of these but who dabble at communication realize each of this. In the light of this information, within this article I chose a movie (film, called V for Vendetta) and we will be analyzing and studying to show to you how includes these theories on movies.
Mass Communication theories on Movies

Introduction
Mass communications is a part of communications studies. In this way, I want to start a question. ‘What is communication?’ According to Işık, ‘‘communication as a systemic process in which people interacts with and through symbols to create and interpret meanings. ’’ (2008: ?)
Mass communication has strong power to affect people. But, primarily we know what mass communication is. ‘‘Mass communication is messages communicated through a mass medium to a large number of people.’’ (Bittner 1986: 12) You can send your messages to lots of people faster than the other ways with mass medium such as film, radio, television etc. In mass communication, we use some paradigms to study on media such as Marxist media theory, Frankfurt School media theory, Limited effects paradigm from Lazarsfeld and Merton etc. On the other hand, these headings have got some subheading for example, narcotizing dysfunction, gate keeping, agenda setting etc. In this study, we work to match these paradigms with characters’ role, discourse or whatever they do within movie of V for Vendetta. Now lets start to our analysis on movie.

Narcotizing Dysfunction

Firstly, in this movie hero called ‘Vale or V’ says, you forgot the date of fifth November and democracy, liberty etc. You are watched, listened, persuade all places. President Adam Sutler and his party members work on media to hide most of reality. They have a strong lobby to affect to people. He and his partners want to have power on their hands. People live under control.  Nonetheless, a lot of people believe and trust to president and his government.  According to Mass Communications researchers; ‘‘viewers can be responsive, and they interfere to social problems but they are lethargic and unresponsive. Mass communications tolls are accused by mass communication researchers.’’ (Mutlu 1998: 194).  In this definition, we can see easily narcotizing dysfunction in this movie. Okumaya devam et “Applications of some parts of Theories of Mass Communication on Films”