Ana Gibi Yar olmaz…

Ana gibi yar,İstanbul gibi diyar…

Benim annem güzel annem beni al kollarına…

Çoçuklukta sevgiler daha kuvvetli yaşanıyor belki de daha net ve basit telaffuz edilebiliyor.Kaçımız annemizi çoçukken ki gibi şapur şupur öpebiliyor yada elini eskisi gibi sıkı tutabiliyor,ondan kuvvet almak içi, onu kaybetmemek için sevildiğini hissetmek için kaçımız eskisi gibi annelerimizin gözleri içine bakabiliyor.

Ben bakabiliyorum,ben öpebiliyorum onun tombul yanaklarını,hala boynuna eskisi gibi sarılabiliyorum, eskiden farklı olan ona olan sevgimin boyumla, yüregimle,ellerimle,gözlerimle birlikte her geçen gün daha büyümesi.

Ben çok seviyorum annemi.

Onsuz günler bilirim,hastanede yattığı,şehir dışına gittiği, akşamları eve gelemediği evimizin renginin bir anda solduğu günler.

Rabbime onun yoklugunu göstermesin diye eksikliğini hisettirmesin diye hoyratca savurduğum dualar eder, dizine kıvrılırım, usulca uyarım…

Ben çok seviyorum annemi.

Evdeyken her gece odama gelir, kimi zaman kapıdan bakar kimi zaman yanıma kadar gelir sacımı okşar, sırf saçımı okşasın diye sesimi cıkartmam, uyuyor numarası yaparım isterim ki Kabe kokan ellerin kokusunu alayım.

Bu arada benim iki annem var, biri de ablamdır, küçük annemdir o benim, hiç yaşanmayan duyguların yaşandığı kocaman bir yürege sahiptir bilemem ki böyle bir bağ kaç kişiye nasip olur. Bir annemde onu belledim bir gün o da anne oldu ben dayı.

Ablamı da annem kadar severim,küçük annemdir o benim.

Ben çok seviyorum annelerimi.

İzmirdeyim evimden uzakta yarın onların yanında olamayacağım o sıcak ellerinden öpemeyecegim ama onlar bilir beni ve onlara olan sevgimi. Rabbim bizi bundan öte bizden ayrı bırakmasın. (amin)

Benim blog aleminde tanıdığım anne blog yazarları pek yok, biri Ailemin anneleri arasına bu sene katılan kuzenim Esra Erdoğdu bir diğeri ise blogosferde tanıdığım büyük yürekli anne kalderavolkan ablam. Onlarında adını anmadan edemeyeceğim.

Tüm annelerin ve gelecekteki tüm anne adaylarının gününü tebrik ederim.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

konuşma, dinleme …

konuşma, dinleme, okuma, yazma illa birini seçecek olsanız hangisini seçerdiniz? neden?

Geçtiğimiz günler interpersonal communication sınavının ilk bölümünde; ‘konuşma, dinleme, okuma, yazma illa birini seçecek olsanız hangisini seçerdiniz? neden?’ diye bir bölüm vardı. Hocamız birini seçip, nedenini söylememizi istiyordu. Aslında hepsi birbirine o kadar yakındı ki ve birbirinden ayrılamazdı ki, ben kendi adıma seçmekte zorlandım. Beni tanıyanlar bilirler, çok konuşurum, kimi zaman hiç susmadığım olur. İnsanlarla konuşurken hep bir şeyler vermeye çalışırım, ama bu benim hüsn’ü kuruntum da olabilir. Belki insanlar benden hiç ama hiçbir şey almıyorlardır. Üzerine bir de geveze yaftası vuruyorlardır, alnımın ortasına. Ama dinlemeyi de çok severim, kimi zaman öyle güzel insanların karşısında saatlerce dinlediğim ağzımı açmadığım olmuştur. Hiç konuşmadığım günleri çok iyi bilenler de var. Ki müzikle ilgilenmeye çalıştığımız için, kulaklarım azcık yarasa modunda, çok iyi duyarlar. Okumak çocukluktan beri içimdeki tek isteğim, her ne kadar çoğu zaman kitaplara, mısralara küssem de, her zaman bir şekilde beni kendine çeken şeyler oluyor. Ki zaten her gün en az iki gazete alıp okumaya çalışıyorum, bu ara sürekli bir kitapla haşır neşirim.  (şu an Buket Uzuner – İstanbullular’ı ve Cevdet Kılıç’ın Bilgelik Hikayeleri’ni okuyorum) Bu şekilde çok ama çok güzel şeyler öğrendiğime, kelime haznemi geliştirdiğime inanıyorum. Ve blog’tan bildiğiniz üzere, yazmak, ki mi zaman hayata hoyrat kelimeleri ardı ardına dizmek istemek ama yapamamak var. Keşke her şeyi yazabilsem  ama yapamıyorum. Kendimce takılıyorum. Şiirlerim var, şarkı sözlerim var, denemelerim var, blogum var. Yazıyorum ama okuyanım var mı? Konuşuyorum ama dinleyenim var mı? Dinlemek istediğimde karşımda konuşan var mı? Okuyorum ama kime ne ki bundan? Olsun ben aslında bir tek kendimi düşünüyor olmalıyım, ama yine de hayat sana söyleyecek sözlerim var!!!

Peki ya sizler, siz de benim gibi geveze misiniz, yoksa sukut’u altından bilenlerden mi? Sadece okur musunuz, kelimeleri ardı ardına dizmek en büyük zevkiniz midir? Sizce hangisi ve neden???

Beşinci Ege Blog Yazarları Buluşması

Beşinci Ege Blog Yazarları Buluşması 10 Mayıs tarihinde saat 14 .00 – 18.00 arasında Bornova KüçükPark civarındaki Türkü Kafe adlı mekanda yapılacaktır. İzmir ve civarındaki tüm blog yazarı arkadaşları o gün orada görmek bizim için gerçekten çok ama çok güzel olacak.

Bu buluşmanın karar aşamasında ilk önce tarih akabinde mekan konusunda bazı sorunlar yaşandı. Ama Bornova İzmir içinde ulaşımı kolay olan yerlerden biri, mekana gelince garantisi biziz 🙂 Eğer küçükpark ve civarını biliyorsanız, emin olun en rahat sohbet edilecek yerlerden birini seçtiğimize inanınıyoruz. Kafenin fotoğraflarını da çekip şuraya koyduk. Arzu eden bakabilir.

Kafenin yerini bilmeyenler için bir kroki hazırladım. Bornova Metro istasyonundan kırmızı çizgileri takip ederek gelebilirsiniz. Yok ben bulamam, kaybolurum derseniz de bir telefon kadar yakınız.(Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.)

 

dansizmiRitim dans ve ritim gösterisi

Yazımın ilk giriş cümlesi; ben daha önce böyle bir şey izlemedim… Televizyondan duyar, gazetelerden okurdum, işte sultans of the dance  yüz binlerce izleyiciye ulaştı, Anadolu ateşi insanları coşturmaya devam ediyor diye. Ama izlemek hiç kısmet olmamıştı, olmadı da. Ama güzel İzmir’in güzel yanlarından biri de bir çok şeye ulaşabilecek olmanız. Belki sultans of the dance izleyemedim, belki Anadolu ateşini göremedim ama en az onlar kadar iyi olduklarına beni inandıran DANS-İZMİ’RİTM grubunun geçen hafta sonu E.Ü Atatürk Kültür Merkezinde sergiledikleri muhteşem gösteriye gitme şansım oldu. Yaklaşık 30 kişinin, set arkasıyla birlikte yaklaşık 50 kişinin muhteşem uyum ve koordinasyonunu,  uzun süreli kaliteli bir çalışmanın nasıl muhteşem bir dans gösterisini ortaya çıkardığını gözlerimle gördüm. Ne yalan söyleyeyim hayran kaldım. Bu gösteriye beni davet eden ve program esnasında bana eşlik eden Sevgili Mümin Erakbaş’a teşekkür etmemek olmaz. Akabinde ben gösteriyi kendimce 11 bölüme ayırdım. Şimdi sizlere azar azar bu bölümler hakkında bilgi vereyim.

 

  • 1- Tekno müzik eşliğinde, dansçıların kollarına, avuçlarının içine, ve ayaklarına taktıkları ışıklar ile yaptıkları, güzel bir ışık gösterisi. Dalgalar, martıların kanat çırpışı, Meksika dalgalanması, ama asıl olarak bende uyandırdığı etki, ateş böceklerini anımsatmalarıydı.
  • 2- Sema gösterisi, çok kısa sürdü, modernize edilmiş bir Mevlevi kıyafeti ve orijinal olmayan bir semazen. İnsanı yüreğinden yakalayan Gel Gör Beni ilahisi ile gerçekten insanın tüylerini diken diken eden anlar.
  • 3- Şu an sözlerini net hatırlayamadığım ‘kaçsam,kalemim yanıyor, kimden işitsem ismini..derdimden ufuklardasın, kalbim yanıyor ismini her kimden işitsem..’ bir şarkı eşliğinde (yav ben bu bölümü çok beğendiğimi hatırlıyorum ama hem şarkıyı hem dans içeriğini unutmuşum) güzel bir dans. Okumaya devam et “dansizmiRitim dans ve ritim gösterisi”

KABUK (kısa film)

Okulda çok sevdiğim arkadaşlarımın başında gelen Ali Cem Doğan ben bildim bileli bir kültür/sanat insanı, bir güzel muhabbet insanı olmuştur benim için. (tanışalı zaten 2 yıl oldu alt tarafı) Okul içinde derslerimiz,programlarımız,bölümlerimiz çok farklı olduğu için eskisi kadar sık görüşemiyoruz ama geçen akşam bir vesile görüştük. Bana bir kısa film çektiğinden bahsetti. Onun adına inanın ne kadar çok sevindiğimi bilemezsiniz. Bir insanın istediği yolda adımlar atmaya başlaması ve onun gözlerindeki isteği ve hırsı görmek, bana büyük zevk ve gurur verdi. (Alicim senden yaşça büyük olmam dolasıyla, seninle gurur duyma hakkına sahibim her hal, ki bir insan arkadaşıyla da gurur duyabilir) İşte sohbetimiz esnasında filmin birçok aksiliğe karşın neredeyse bitmek üzere olduğundan, bu filme ieu sinema kulübünün okul içinde düzenleyeceği kısa film yarışmasına katılacağından, eğer istediği geri bildirimleri alması durumunda hedefleri büyüteceğinden bahsetti. Ve bende her zaman yaptığım gibi nasihate boğdum onu. Dün akşam film her şeyi ile bitti ve ben izleme fırsatı buldum, film baba ve oğul arasındaki kısmi bir ilişkiden bahsediyor ve isimde bununla ilgili. Haydi bağlantıyı siz kuruverin 🙂 Alicim eğer bir iş için emek harcıyorsan, ve bu senin için doğru ve güzelse, içinden ne geliyorsa yapman gerektiğini, onlar için savaşman gerektiğini sen benden iyi biliyorsun. İlk film mi, ilk film, çiğlik var mı, var, daha iyisi yapılabilir mi, her zaman, ama daha iyisini çekene kadar, elimizdeki en iyi kısa filmimiz bu. Yolun açık olsun kardeşim. Başardın ve başarılarının devamını dilerim.

 

 

 

ve bugün 23 Nisan

Böyle günlerde hep anlam veremediğim bi heyecan ve mutluluk duymuşumdur, nedendir niyedir bilmem. Çocukkun de böyledydim, kazık kadar oldum hala aynıyım, inşallah bu heyecanımı hiç kaybetmem. Bu sabah erken kalktım, ve çocukların cıvıltısına kulak verdim, çok yakınımda bi stadyum var, sesler oradan geliyordu, üşenmedim kalktım gittim. O cocukların mutluluğunu, heyecanını, güzelliklerini, velilerin telaşını gördükçe, ben de kendimce güzelleştim. Bu çocuklarımızın heyecanı bitmediği sürece bu 23 Nisan’lar da hiç bitmeyecek. Tüm yurdumun ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlarım.

Hızlı ve öfkeli4(fast&furious), Kehanet(knowing)…

Hızlı ve öfkeli4(fast&furious), Kehanet(knowing), Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) and the butterfly effect

Uzun süredir izlediğim filmler hakkında tek bir kelime yazmamıştım. Zaten vakit bulup sinemaya gidebildiğimiz yok anca yurtta vcd ile idare ediyoruz Ama geçtiğimiz hafta ve bu hafta sevgili kardeşim ErhanYRL ile birlikte sinemaya gitme (zorla götürdü) fırsatım oldu. İlk izlediğimiz film 1-2 ve 3. bölümlerini büyük zevkle izlediğimiz Hızlı ve öfkeli serisinin 4. filmiydi. Film gercekten çok kaliteli olmuş, kimi zaman heycanınızı kontrol edemiyorsunuz.  Ben bu film ile ilgili pek yazmak istemiyorum çünkü emmoğum kendi blogunda  Hızlı ve öfkeli (fast&furious), filmine değinmiş, şimdi onun üzerine ben laf salatası yapmayayım siz gidip oradan okuyun 🙂

İkinci filmimiz jim carrey gibi efsane bir oyuncunun tüm oyuncu meziyetlerini bir kez daha sergilediği efsane film, Sil Baştan(Eternal Sunshine of the Spotless Mind), bir arkadaşım tarafından, yaşadığım bazı duygulardan dolayı kesinlikle izlemem gerektiği tavsiyeler üzerine izleme kararı aldığım bir film ve ben de hayran kaldım. Gerçekten sil baştan yaşamak gerekiyor ya da yaşanılan şeyleri unutmamak için belki de ölmek. Hani derler ya, insan sevdiği için her şeyi yaparmış, gerekirse aklını bile sildirebileceğini görüyoruz bu filmde ama tadir i ilahi, sen git aklını sildir sonra yeniden aynı adama aşık ol 🙂

Eternal Sunshine of the Spotless Mind

devamı için Okumaya devam et “Hızlı ve öfkeli4(fast&furious), Kehanet(knowing)…”

Çatlayan ar damarlarımızdan biri olarak Haydar Dümen

Yav geçen gün oda arkadaşlarmdan biri gidip Posta gazetesi almış, derken bütün katın muhabbeti fenomen gazete yazarımız, güya(!) doktor, bana göre teneşir paklayasıca biri olan Haydar Dümen’e geldi. O ne rezalet bi bölümdür, arkadaşlarımdan duyardım ama inanın okuduğumu hiç hatırlamıyorum, o adamı, ama bu kadar muhabebti olunca gayri ihtiyari merak edip okudum bende. Bildiğiniz midem bulandı. Böyle bi toplumsal genleşme olamaz, orada yazılan ve yazan kişiler gerçek olamaz. Muhakak sağlık konusunda bir şey demiyorum, böyle bölümler var, psikoloğu var, üroloji uzmanı var onlara saygımız tam. Ama azıcık aklı başında bir insan oğlunun, haydar amca acaba kızlığım bozuldu mu, haydar dayı benimkisi çok küçük nasıl büyültebilirim, ben 17 yasında bi erkeğim kızlardan değil erkeklerden hoşlanıyorum acaba gay’miyim, sürekli porno film izliyorum, günüm banyoda geçiyor, ne yapmalıyım,  gibi sorular sorabileceğine inanamıyorum. Tamam bu adamcağız doktor olabilir, ama böyle bi gayriahlaki tavırlar üzerinden bu konulara girmesi, ne basın özgürlüğü ne de insanların sağlıkları için önemli bi şey. Benim gözümden rezaletten, basitlikten, toplumsal genleşmeden başla bir şey değil. İnsanlar böyle şeyleri değil gazeteye köşeye yazıp buradan umut beklemek, muaynanede doktorla baş başayken bile kısık sesle söyleyebilir anca. Ve bu gazete Türkiye’de en çok satan gazeteler içindeymiş, tabi benim oda arkadaşım bile bi üniversite öğrencisi olarak alıyorsa, ben daha ne diyeyim ki? Kaç gündür yazacağım bunu ama inanın midemin bulantısı daha yeni geçti. Yav, bu ülkede Haluk Şahin, Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Eser Karakaş, Ahmet Alan, Mehmet Altan, Engin Ardınç,Elif Şafak, Ferhat Kentel, Taha Akyol, Güneri Civaoğlu vb vb vb gibi yazarlar okunmazken (merak etmeyin ben hergün hepsini okuyorum), bu adamın okunması beni rahatsız etti. Yani buradan anlaşılacak durum bizim en büyük derdimiz, ekonomi, eğitim, siyaset, gelecek filan değil düpedüz kasıklarımızın arasıymış(!) Bu da benim delirdiğim andır….

ve bu yazımla birlikte blogumda olmayan rezalet kategorimi de malesef hizmete açmış bulunuyorum.

Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuarlar, bunların önemi ve 14. İzmir Kitap Fuarı

Pazarlama uygulamaları içinde, ürün yada hizmet üzerinde geçici, ancak güçlü etki yapan sergi ve fuarlar, kapsamlı ve ayrıntılı bir organizasyon gerektirmektedir. Genellikle geniş çaplı ve kamuya açık organizasyonları içeren sergi sözcüğü ile, ticari anlamda olduğu kadar, kar amacı gütmeyen kuruluşlar açışından da herhangi bir şeyin sergilenmesi ve geniş kitlelere sunumu kastedilmektedir.

Bir sergi düzenlemeden önce ilk olarak, o serginin gerekli olup olmadığı ve amacının ne olduğu tespit edilmelidir. Şirketler açısından düşünüldüğünde, fuar ve sergilere katılmak, pazarı görmek, müşteriler ile ilişkiye geçme imkanı kadar rakip firmaların durumlarını görmeye de yarar. Ki bu gerçekten önemli bir noktadır. Sergi ve fuarlarda genel olarak 2 tip hedef kitle mevcuttur, bunlardan biri gerçek anlamda ürün veya fikri satın almaya gelen, bir iki küçük bilgilendirme ile satış yapabileceğiniz hazır kitle, ya da sadece vakit geçirmek için gelen pasif kitle ama bu kitlenin oranı kimi zaman fazladır ve bunları ikna etmek için biraz uğraşmak gerekmektedir.

Şimdi ilk olarak Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuar’ların amaçlarından biraz bahsedelim;

 Kuruluşumuzun tanıtımını yapmak,  mevcut müşteriler ile iletişim kurarak ürün ve hizmete olan ilgilerini arttırmak, potansiyel müşteriler ile iletişim kurarak yeni satış alanları ortaya çıkarmak, yeni ürün veya hizmeti tanıtmak, bölge temsilcilerinin etkinliğini arttırmak, yetkililerle iletişim kurmak, pazar araştırmalarına ve uzun dönem planlamalara katkıda bulunmak ve son olarak sipariş imkanı yaratmak. Okumaya devam et “Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuarlar, bunların önemi ve 14. İzmir Kitap Fuarı”

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial