Blog Kürede 4 sene…

Öyle anlatılacak çok ahamlı şahamlı bir hikayesi yok geçen 4 yılın. Yaklaşık olarak 2005’de forum/sözlük siteleriyle başlayan bir internet hayatı, sonrasında ‘benim dünya’da söyleyecek sözlerim var’ düşüncesiyle blog yazarlığına dönüştü. Hayatım boyunca hiçbir konuda aşırıya kaçmadım aynı blog kürede laf olsun diye laf söylememek konusunda yaptığım gibi. Burada yazdığım sözlerime dünyevi hırslarımı dahil etmemeye çalıştım. Burası benim kendi gazetemde, kendi köşemdi en başyazarından en çok keyif alarak yazdığım.

Self Branding As A Blogger’ yani ‘Blog Yazarı Olarak Bireysel Markalama’ diye bir sunum hazırlayıp çeşitli yerlerde sunmuştum. Orada yazılan bazı şeyler gibi belki de misyonuyla, vizyonuyla vb. yapılması gereken bir iş blog yazarlığı. Ben bu özeni gösteremediğim için blogumdan özür diliyorum.  Ama yine de yüzlerce blog yazarı arkadaşının olması, şimdiye kadar 1,5 milyona yakın ve 100 farklı ülkeden misafirleri burada ağırlamak, yazdığım bir yazı ile hiç tanımadığım kişiler ile iletişim kurabilmek, kendimce İzmir Blog Yazarları adı altında bir oluşuma fayda sağlamaya çalışmak, şimdiye kadar onlarca güzel insanı blogosfere kazandırabilmek, belki de blog yazarlığı ile başlayan sosyal medya yaşantısı ile şu andaki işimde çalışıyor olmam inanın çok güzel.

Buradan sonrasında bazı blog yazarları dostlarımın blog yazarlığı konusundaki görüşlerine yer vereceğim. Ama öncelikle onlara sorduğum sorulara kendim cevap vermeye çalışacağım;

          Blog Yazarlığına Nasıl Başladım? Blog yazarlığına başlamam biraz ittirme ile oldu, forumlarda ve sözlüklerde vakit öldürürken bir akşam Sevgili Sinan Ata; ‘Usta bırak bu işleri, bak bu sana hediyem olsun’ diyerek ‘erdalerdogdu.com’ domainini alıp hediye etti işte o günden bugüne 4 yıl geçti.

          Blog Yazarlığı Bana Neler Kattı? Bu vesileyle çok güzel insanlarla tanıştım, kendimi geliştirmeye çalıştım ama ilk başlarda yazdığım baksanıza 4 yıl önce ‘Blogger, bloggerın külüne muhtaçtır’ diye yazdığım yazıda neler yazmışım. Ama blog yazarlığı her şeyden öte bana çok iyi dostlar kazandırdı. İnternet üzerinde doğru olduğuna inandığım bir isim markalaması yapma fırsatı verdi, ‘dünya’ya söylenmek üzere içimde duran kelimelerimi özgürce söylememe vesile oldu’.

          Bugün olsa blog yazarlığına neden başlardım? Şu anki şartlar çok verimli bunun için, internet her evde var, blog alt yapısı sağlayan çok iyi sistemler var, ücretsiz olarak bu işi yapmak çok kolay, düşüncelerinizi insanlara ulaştırmak ve sizinle aynı düşünce de olan ya da olmayan insanlarla bir şeyler paylaşmak, hepsini geçelim ‘benim de sözlerim var  ve artık içimde tutmak istemiyorum’ düşünceleriyle  bugün olsa yine blog yazarlığına hiç düşünmeden başlardım.  

Şimdi sıra benim bloglarını okumakla tanımaya başladığım sonrasında ise; birebir tanıştığım sevdiğim saydığım bazı büyüklerimin görüşlerini paylaşacağım;

Öncelikle söz benim blog yazarlığı ile tanıştığım ama sonrasında benim için İzmir’de ağabey, dost olan Mümin Erakbaş’da;

          Blog yazmak insanın duygu, düşünce ve tecrübelerini paylaşmasına yardım eden en pratik araçlardan birisi. Bazı insanlar bildiklerini ya da düşündüklerini paylaşmak istemezler. Hatta iyi bildikleri konular üzerinde yazıp çizdiklerini çelik kasalara saklayanlar bile var. Bunu tam tersi bazı insanlar da her şeyini paylaşmak ve diğer insanların da katkısıyla onları zenginleştirmek ister. Bu kişiler offline platformlarda zaten kendini gösterir. Bir kişilik özelliği sonuçta bu, ama offline çok yeterli olmaz ve zamanla online dünyaya da kayar.

          Ben öğrenmeyi ve paylaşmayı seven birisiyim. Bir önceki güne göre daha fazla şey öğrenmesinin bir gün benim için kayıptır. Peki, bu öğrendiklerim sadece bende mı kalacak? Tabii ki hayır. Daha fazla kişinin bunlarda. Faydalanmasını sağlamak için bildiklerimi paylaşmak isterim. Bunlar içinde benim kattığım artılar da benim kendimi geliştirmemde birer adimdir.

          Yazmak bir keyif ısı aslında. Bugün birçok insan yazdığını düşünse de ben onların sadece kelimeleri bir araya getirmekten başka bir şey yaptığına inanmıyorum. Gerçekten yazmak, o kelimelere ruh vermek gibi bir şey. Okuyan kişiyi alıp sürüklemeli gittiği yere. Bu nedenle yazmak benim dünyamda çok önemli ve vazgeçilmez bir şey. Bugün tekrar bastan başlayacak olsam,  yine aynı şekilde yazmayı ve üretmeyi tercih ederim. Üretmeden sadece tüketmek bırakalım başkalarının işi olsun.

Şimdi sıra benim okumaktan en çok zevk aldığım blog yazarlarından biri olan Sevil Mert’de;

          Blog yazarlığına başlamam gezilerimle ilgili çok fazla soru almamla başladı. Nereye gittin, nasıl buldun, kaç liraya buldun, nasıl planladın, nereleri gezdin, ben de gideceğim ne önerirsin gibi. Herkese ayrı ayrı anlatacağıma bari yazayım da başka ihtiyacı olanlar da yararlansın diye yola çıktım. Önce çok amatör bir sayfam vardı. Sonra insanlar yazılarımı okuyup gezme arzularının ne kadar arttığı yönünde yorumlarda bulunmaya başlayınca biraz daha eli yüzü düzgün bir şey yapayım dedim. Yazıların insanları nasıl da motive ettiğini gördükçe daha çok yazmaya ve daha farklı konularda yazmaya devam ettim. Keşke daha fazla zaman ayırabilsem de daha çok yazsam. Çok okuyan çok gezen sayesinde pek çok gezginle tanıştım, bu konuda hevesli bir çok insanla tanıştım, birçoğu ile uzun süreli arkadaşlıklar dostluklar kurdum, seninle olduğu gibi J Bugün olsa yine aynı sebeplerle yazmaya başlardım. Hatta aklımda gezi dışında başka konularda yazmak da var. Yine insanları bazı şeyler yapmaya motive etmek ve herkesin yapabileceğini göstermek için…

 

Son söz ise benim önceleri blogundan takip ettiğim ama şimdi yan yana aynı hedeflere hizmet etmek adına birlikte çalıştığım blog camiasının en önde gelen isimlerinden biri olan Sevgili Hamza Şamlıoğlu’nda;

          İnsanoğlu Var Olduğu Sürece “Yazı” Var Olacaktır!

Blog yazmaya başlamamın (2005) farklı bir hikayesi vardır.  O zamanlar mesleğim yine Bilgi-işlem sektörü olması ve internet dünyasında sürekli araştırma yapardım. En büyük sıkıntı ise o zamanlar internette bu kadar çok Türkçe kaynak olmamasıydı. Kendi kendime yakınacağıma “Neden bir Türkçe kaynak da ben olmayayım?” sorusunu sormaya başladım…

Ardından 2005 senesinde TEAkolik.com ile blog dünyama merhaba demiştim…  O zamanlar amatördüm ve 1 yıllık datalarımı kaybetmem beni güvenlik konusunda akıllandırmaya başlamıştı. 2006’da ise sürekli olarak yazmaya başladım ve o gün bu gündür yazıyorum…

Şu an çalıştığım işim, çevrem, internet dünyasında beni tanıyanları ve diğer birçok şeyimi bloguma borçluyum…

Yazı tarih boyunca farklı şekilde kendini göstermiştir.  İnsanlar gerek taş üstüne çizimlerle, gerek farklı harflerle gerekse de kağıt üzerinde düşüncelerini, kurallarını ve haykırışlarını yazı ile dile getirmiştir.  Yazının en güzel tarafı kalıcı olmasıdır.  Tarihin en eski yazıtları zaten bunları kanıtlar durumdadır.  Yazı yazmak bazen ihtiyaç bazen zorunluluk olarak aksetse de insanlık tarihinin vazgeçilmez bir parçası olarak karşımıza gelmiştir.

Hala birçok farklı alfabe ve dil olarak kullanılan “yazı” sanatı insanlık kendini geliştirdikçe teknoloji ilerledikçe farklı silüetlere bürünerek insanlığın yanında olmuş ve var olmaya da devam etmektedir.

İnsanoğlu Var Olduğu Sürece “Yazı” Var Olacaktır.

Yazı internet üzerinde her ne kadar sanalda olsa milyarlarca terabyte’lık verilerle yine insanlık tarihinde yerini almıştır.  Günümüz internet dünyasında yazıyı en çok kullanan kesimlerden bir tanesi bloggerlerdir.

Kendi kanaatimce blogger tarihin en eski çağlarından beri insanlığın yaptığını tekrarlamıştır.  Yani tarihin tekerrüründen ibarettir.  Gerçek blogger yazma ihtiyacı duyandır,  hayatının bir parçasıdır ve belki Uygur’luların yaptığı gibi taşların üzerine oyarak değilde sabit disklere kazıyarak tarihi tekerrür ettirmektedir.

Bugün blog yazarlığı bana tanınma olanağı, insanlarla firmalarla tanışma birlikte iş yapma, şuan çalıştığım işi bulmama sebeptir.

Blog yazarak daha çok şey kazanacağıma eminim… Belki maddi belki manevi….

Bugün bir blog yazmaya karar verir miydim? Evet eğer hiç yazmamış olsaydım ve şu satırları başkasından okusaydım yine blog yazmaya başlardım. Blog yazmak gerçekten zor bir iş fakat karşılığını uzun bir sürede de olsa muhakkak ki fazlası ile alabileceğiniz bir iştir…  

Önceleri hobi olarak başladım şimdilerde ise profesyonel olarak yazıyorum. Belki de yarın farklı bir şekilde yazmaya devam edeceğim. Erdal blog yıl dönümün kutlu olsun. Umarım çok daha başarılı, blogunda çok güzel işlerin altına imzalar atarsın… Özgünlüğün kaliteni, kaliten de Erdal’ı bir marka yapacaktır…

Ben Mümin Erakbaş’a, Sevil Mert’e ve Hamza Şamlıoğlu’na blogumun için özel bir olan dğerli görüşlerini bizlerle paylaştıkları çok teşekkür ediyorum. Umuyorum ki bu değerli blog yazarlarının görüşleri size blog yazarlığının samimi dünyasını az da olsa anlamak için yardımcı olmuştur.

İşte kendimce böyle bir 4. Yaş günü yazısı hazırladım blogum için, umarım 14. Yılı da birlikte hep birlikte kutlarız. Ne dersiniz beni tanıdığınız kadarıyla ‘iyi ki doğmuş mu erdalerdogdu.com’ …

Bu yazıyı sosyal medya paylaşabilirsiniz

Yazar: Erdal Erdoğdu

Ülkemizin önde gelen iletişim danışmanlığı firmalarının PR ve dijital ekiplerinde görev aldım, birçok üniversite ve özel eğitim kurumunda iletişim bilimleri üzerine eğitimler verdim. Ajans ve eğitmenlik hayatımın yanında marka, kurum ve kişilere özel danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir