Yurttaş, Vatandaş, Sokak Haberciliği…

“Bu konuda muhakkak tweet atmalıyım!”

“Bunu bloğuma yazacağım…”

“Kaç gündür uğraşıyorum, bir tweet attım çözüldü olay.”

“Arkadaşlar akşama #xyz ile TT’ye oynuyoruz.”

“Levent’te yoğun trafik var, alternatif yolları deneyelim.”

“Karşı binamız alev alev yanıyor, itfaiye hala gelmedi. + görsel”

“Polis tomalarla gümüssuyundan geliyor…”

“Taksimde kan gövdeyi götürüyor.”

“Az önce xyz isminde bir kız polis aracı tarafından ezilerek öldürüldü. + #xyz + görsel”

vatandaş, yurttaş gazeteciliğiGazetecilik mesleğinin büyük medya gruplarının ekonomik gereklerine göre biçimlenmesinin  yarattığı sorunlar, yeni bir gazetecilik anlayışının ortaya çıkmasına neden oldu. Yurttaş gazeteciliği adı verilen bu yeni gazetecilik hareketi, hem akademisyenler hem de gazeteciler arasında tartışmalara yol açtı. (Kaynak)”

Ne zamandır bu konu üzerine yazmak istiyordum ama her ne hikmetse bir türlü yazamadım. Belki öncesi de vardır ama ülkemiz için düşündüğümüzde özellikle 2000 sonrasında gelişen web teknolojileri, 2005 sonrasında her geçen gün hayatımızda daha büyük bir yer almaya başlayan sosyal ağlar ile “Yurttaş, Vatandaş, Sokak Haberciliği” kavramları hayatımıza girdi diyebiliriz. (muhakkak çok ama çok eski dönemleri de var, onun için en sondaki videoyu izleyiniz:) Aslında artık, hepimiz birer haberciyiz, haber kaynağıyız.

Sosyal medyanın kullanıcısına sunduğu en büyük özelliği her kullanıcının ulaşabildiği çevre doğrultusunda kendince özgür bir medya kanalı olabilmesidir.” (Bir Düşünce Gösterme Aracı Olarak Sosyal Medya) Ve bizler farkında olmasak da (bence gayet farkındayız) sürekli olarak kendi kanallarımız mesajlar yayınlıyoruz. Böylelikle birer haberci, haber kaynağı konumuna geliyoruz. Okumaya devam et “Yurttaş, Vatandaş, Sokak Haberciliği…”

Sosyal Medya VS Geleneksel Medya

sosyal-medyaSon dönemde ülkemizin ana gündemiyle birlikte sosyal medya kavramı iyiden iyiye 7’den 70’e herkesin zihninde yer etti. Bir kesime göre önemine önem katarken, diğer taraftan saygınlığını ve güvenilirliğini kaybetti. Geleneksel medya kanalları zaten birçoğumuz için çoktan ölmüştü…

Bunu son 15 günlük süreçte tekrardan gördük.

Şimdi kıyaslamama ya da sözlerime nereden başlasam bilmiyorum. Önce geleneksel medyaya mı vursam yoksa sosyal medyaya mı?

Gazeteler kaç yıldır var, televizyon kanalları kaç yldır var, dergiler ya da radyo kanalları kaç yıldır yayında vb? Bunlara karşın internet kaç yıldır var, sosyal medya kavramı kaç yıldır var? Emin olun gelenekselin gücünün yanında daha çok bebe kalır sosyal medya.

İletişim fakültesinde okurken, medya kuramları dersinde size  birçok medya kuramı hakkında kapsamlıca bilgiler öğretirler. Benim zihnimde yer eden iki tane önemli kuram vardır, biri gate-keeping diğeri agenda-setting. Gate-keeping medyaların elindeki yönetimsel ve editöryel gücü anlatırken, agenda-setting kitle iletişimiyle halkın gündemini değiştirebilme ve etkileyebilme gücünü temsil eder. Özetle; geleneksel medyalar üzerinde patronun ya da yöneticilerin dini, dili, siyasi düşüncesi, dünya görüşü vb. haricinde bir şeyler yayınlanmaz, yayınlanılan şeylerin amacı halkı kendi safına çekmeye çalışmaktır.

Bir yazımın içinde;

Biz yıllarca sıkılmamış mıydık; geleneksel kanallardan, gazetelerin, televizyonların, radyoların, editörlerin, medya gruplarının, baş yazarların yıllarca tepemizde durmasından, agenda setting’le, gate keeping ile gündemi ve bilgi daarcığımızı ellerinde tutup toplumu kukla gibi yönlendirmelerinden? Sadece onların istediği şeyleri öğrenmemizden, sadece onların konuşmamızı istediği şeyleri konuşmaktan?

Sosyal medyada buradan, bu sıkılmadan, bu oyundan kurtulma çabalarından doğmadı mı?” (devamı)

şeklinde bir bölüme yer vermişim.

Benim görüşüme göre sosyal medyanın doğmasının ve gelişmesinin en büyük sebebi bu. İlk defa bizler kendi “sosyal” yaşantımızı, düşüncemizi, inanışlarımızı bir medya içine kendi ellerimizle entegre edebilme ve kendi ses kitlelerimizi yaratma şansına sahip olduk.

Bu konuyla ilgili olarak geçmiş dönemde,

Bir Düşünce Bildirme Aracı Olarak Sosyal Medya başlıklı yazımda; ‘Sosyal medyanın kullanıcısına sunduğu en büyük özelliği her kullanıcının ulaşabildiği çevre doğrultusunda kendince özgür bir medya kanalı olabilmesidir. Nasıl mı? Facebook’da 500 arkadaşınız vardır, twitter’da 300 takipçiniz, blogunuzu günde 200 kişi okuyordur, blogunuzun Facebook sayfasında 100 kişi vardır. Bunların hepsini toplayınca sizi 1100 kişilik bir medya kanalı haline getirir sosyal medya. Bunun %10’u sizi anlık olarak takip ediyor olsa siz 110 kişilik bir kanaat önderi haline gelirsiniz…’

cümlelerini kurmuşum. Geçtiğimiz 15 günlük süreçte sosyal medya kullanıcılarının bu özelliği, ne  kadar öğrendiklerini ve benimseyerek kullandıklarını gördük. Bu iletişim geleceğimiz, bilgi öğrenme geleceğimiz için çok önemli bir durum. Çünkü artık, belirli medyalardan okuduklarına, izlediklerine inanan ve bunlarla amel eden insanlar yerine kendi düşüncelerini özgürce ifade eden kişiler gelecek, yetişecek.   Okumaya devam et “Sosyal Medya VS Geleneksel Medya”