Yetersiz kelimeler, bağıramayan duygular…

KorkmaSöze nereden başlayacağımı bilemiyorum aslında. 15 Temmuz ile ilgili belki 4-5 farklı yazıya başladım ama hiçbir kelime içimdeki duyguları tam karşılayamadı, yazılar yarım kaldı. Tam o lanet geceyle ilgili yaşananlar sonrası ortalık durulmaya, karanlıklar aydınlanmaya başlamışken bu sefer ardı ardına gelen terör saldırıları ile içimiz yine karanlığa büründü.

60-80 yılları arasında ülkemi darbelerle, kardeş kavgalarıyla, her türlü pislik ile karıştıran güçler 80 sonrasında artık başka bir piyon kullanma amacıyla başımıza güya kendi bağımsızlıkları için mücadele eden ama hem kendi soylarına hem de ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri, okullarında okuyup, hastanelerinde tedavi oldukları vatana ihanet etmeleri amacıyla bir terör örgütünü musallat ettiler başımıza.

Biz millet olarak neredeyse 40 yıldır onlarla mücadele etmeye çalışırken ya da mücadele ettiğimizi sanarken, arada bir başka piyonlar girdi devreye, hatta biz PKK’nın yanında DHKP-C, Daeş, Hizbullah vb. uğraşırken hiç görmediğimiz, duymadığımız bir terör örgütü içten içe ülkemizi kuşatmış ve neredeyse her noktasını haince ele geçirdiği devletin, halkına tankla, topla, silahla saldırmaktan çekinmeyip halkın tokadıyla inlerine geri sokuldular.

Biz tam, ortalık biraz duruldu derken son iki günde gelen terörist saldırı haberleri ile yine içimiz yandı. Okumaya devam et “Yetersiz kelimeler, bağıramayan duygular…”

En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır

tokalasmakMalumunuzdur önümüzde yerel seçimler, hemen ardından genel seçimler var. Önceliğimiz yerel seçimler. Her yerde belediye başkanlığı, meclis üyeliği için aday adaylıklarını açıklayan kişilerin  adaylık ilanlarını görebiliyoruz. Resmi adaylar açıklandıktan sonra bu ilanlar rafa kaldırılıp yerlerini resmi adayların ilanları alacak.

Geleneksel seçim kampanyası iletişiminin olmazsa olmazlarının başında bu geliyor. Adaylar ilanlarla halka duyurulduktan sonra önce mahallerde, ardından ilçe merkezlerinde (eğer büyükşehirse ilçe ve il merkezlerinde) seçmenin karşısına çıkmaya başlıyorlar. Mitinglerle halka yaptıklarını ya da yapacaklarını anlatıyorlar.

Eğer biraz paraları ya da nüfuzları varsa yerel ya da küçük çaplı ulusal TV kanallarına, gazetelere  (eğer büyükşehirse ulusal TV ve gazetelere) ilanlar, röportajlar vermeye başlıyorlar. Böylece gün be gün seçime gidiyorlar. İşte bu işe kabataslak geleneksel bir seçim iletişimi kampanyası diyebiliriz.  Okumaya devam et “En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır”

Müsvette Siyasi E-Dergi

Bundan 3-4 ay önce bir arkadaşım vasıtasıyla bir e-dergi ile tanıştım. Adı müsvette… Müsvette sanal bi e-dergi. Yani internet üzerinden yayın yapıyorlar. Kullandıkları dilleri de, yazdıkları konuları da gerçekten isimlerinde ki siyasi kelimesini dolduruyor. Kanımca herkese hitap eden bir dergi olmamakla birlikte birçok kişinin okumasa dahi en azından aylık olarak internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanan bu dergiye bir göz atmasından yanayım. Kanımca onların asıl hedef kitlesi içinde ben de yokum, çünkü takip ettiğim kadarıyla (tanıdıktan sonra tüm yazılara mümkün oldukça göz attım) siyasi renklerimiz pek uyuşmuyor. Ama bilmem hatırlar mısınız bir derginin ‘size gazeteler yetmez’ diye bir sloganı vardı. Buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ‘gazete-LER’ buradaki çoğul ekine de sonuna kadar destek veriyorum. Maalesef tek bir gazetenin yetmediği gibi bence gündemi olanı biteni takip etmek için gazetelerde yetmiyor. Blogküre içinde yer almamdan dolayı internet ile baya haşır neşirim bu sayede kendim lay lay lom yazılar yazsam da, geyik muhabbeti yapsam da bir şekilde çok destekli ve güzel yazılar yazan bloglar ile, e-dergiler ile, güzel paylaşımlarda bulunan forum siteleri ile karşılaştığımda mümkün oldukça takip etmeye çalışıyorum. İşte Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi’de bunlardan bir tanesi. Yazıları okurken sizi sıkabilir, dilleri ağır gelebilir, ama bence her ayın neredeyse ilk 5 günü içinde yayınlanan bu dergiye bir göz atmakta fayda var. Ben buna benzer bir platformda yazılar yazsam, onlar beni okurlar mıydı bilmiyorum ama Derginin editörü sevgili Görkem Özizmirli’ye ve ekibine kelimelerinin bitmemesi dileklerimle başarılarının devamını dilerim. Her ne kadar aynı referans çevresini paylaşmasak da mümkün oldukça sizi takip etmeye çalışacağım. Umarım bu küçük tanıtım yazım hoşunuza gider. Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi sitesine gitmek için tıklayınız

Son olarak üst kısmı bitirdikten sonra Müsvette Mart sayısında yer alan, Reklamcılık ile ilgili olan ve Görkem Özizmirli’nin yazdığı bir kitap tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap İncelemesi: “Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji” – Judith Williamson
Orijinal Adı: Decoding Advertisement, Reklamların  Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji, Judith Williamson, çev: Ahmet Fethi, Ütopya Yayınevi, 2001

Judith Williamson’ın Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji kitabı reklamlarda neyin ne şekilde bize ustalıkla aktarıldığını anlatmaktadır. Bu ustalık, insanı ve iradesini metalaştıran reklamlar sisteminin bel kemiğidir iddiasıyla yola çıkan kitap; Lévi-Strauss, Saussure ve Freud üzerine kuruludur ve bu temelle reklam sistemlerini yapısalcı bir yöntemle yaklaşarak çözmeye çalışmaktadır. Kitabın yapısalcı bir analizle yola çıkmış olması, dil analizlerini ve reklamları parçalama yolunu sıklıkla kullanmasına neden olmuş, bu da kitabı edebi yönden daha ilgi çekici hale getirmiştir. Kitap, ideoloji ve reklam çözümlemesini aynı anda ele alarak ideolojinin özel yaşama ve kamu yaşamına müdahalesini apaçık ortaya sermektedir. Unutmamalıyız ki televizyon, gazete ve diğer tüm iletişim araçları ile ideoloji artık evlerimizde, yatak odalarımızdadır. Okumaya devam et “Müsvette Siyasi E-Dergi”

Seçim Kampanya sektörü ve Kitle iletişiminin önemi

   Evet geldik yine bir seçim arifesine.  Bu sene krizden dolayı mıdır, öyle şaşalı seçim kampanyalarını daha göremedim ben. Yada partiler kendilerini son 1 hafta son 15 güne saklıyor olmalılar. Her yeri bayraklarla donatmak için, seçim araçlarını sokak sokak cadde cadde  dolaştırmak için. Ben şuan İzmir’deyim ve merkezde yaşıyorum, öyle adam akıllı bayrak asan parti bile yok.

Neyse; seçim kampanya sektörü ve kitlesel iletişimi diye bir başlık attım yazıma ve tamamen doğaçlama gelişti bu başlık.

   Seçim kampanya sektörü dedim çünkü artık bu olgu bir ekonomik sektör olmuş durumda. Nasıl mı?  Bu yukarda bahsettiğim bayraklandırmalardan tutalım televizyon programlarına, afiş ve bilboardlardan  esnaf ziyaretlerine, adayın yanında dolaşan kişilerden halkla ilişkiler ve reklam ajanslarına kadar her şey paralı ve gerçekten bu işte ortalama  her 5er yılda bir  çok büyük paralar dönüyor. (tabi bunun ucuz yolu da var, rakibine çamur at, akşam tüm haberlerde çık, herkes seni görsün )

   Seçimlerde genel olarak 3 ana hedef kitle vardır, bunlar yandaşlarınız, kararsızlar ve karşıtlarınızdır ve bunları etkileyebilmek için Kitle iletişiminin önemi dedim çünkü artık eskisi gibi sokak sokak kapı kapı dolaşma devri azaldı (küçük yerleşim yerleri hariç). Bununla birlikte genel seçimlerde de yerel seçimlerde de adaylar sonuna kadar kitle iletişim araçlarını kullanmak zorundalar(televizyon,radyo,websitesi,yazılı basın,görsel materyaller). Böylelikle daha az zamanda daha fazla kişiye ulaşmak, onlara fikirlerinizi anlatmak ve onları etkileyebilmek mümkünleşmekte. Bu faaliyetler; meydanlarda yapılan mitinglerden televizyon ve radyo programlarına, bilboarlardan el afişlerine kadar gidiyor. Artık Anadolu’muzun  küçük bir ilçe belediye başkanını yada adayını bile ülkesel yayın yapan bir televizyon kanalının programında yaptıklarını yada yapacaklarını anlatırken görüyoruz. En küçük yerlerde dahi outdoor çalışmaları yapılıyor. Okumaya devam et “Seçim Kampanya sektörü ve Kitle iletişiminin önemi”

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili

 

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de ege-koop tarafından düzenlenen  ‘29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili’ adlı bir seminere katıldım. Seminere giderken ki aklımda ki tek düşünce İzmir gibi Türkiye için önemli noktaların başında gelen bir ilimizde, ege-koop gibi önemli bir kurumun düzenlediği, oturum başkanlığını Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Ege-Koop Danışma Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Önen üstlendiği, konuşmacı olarak; Gazeteci-Yazar, Ege-Koop Danışma Kurulu Başkanı Öcal Uluç’, Devlet eski Bakanı ve Danışma Kurulu Üyesi Işılay Saygın, Mazhar Zorlu Holding ve Güçbirliği Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zorlu ve Sonar Araştırma A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hakan Bayrakçı’nın katıldığı bir seminerde gerçek anlamda neler konuşulacağı, objektif bir şekilde yerel seçimlerin tartışılıp tartışılmayacağıydı. Neyse seminer, ege-koop genel başkanının sanki bir belediye başkanı edasıyla hazırlattığı reklam videosu ile başladı. İlk açılış konuşması İzmir esnaf ve sanatkarlar odası başkanından geldi. İşte ‘başkan dediğimiz, adil olmalı, o olmalı bu olmalı gibi birçok sıfat saydı konuşması içinde, akabinden gelen cümle önemliydi; ‘başkan bir sandıktan çıkar seçilir ama başkan, sandığın ve partisinin başkanı olursa olmaz, başkan yüreklerden seçilmeli ve yüreklerin başkanı olmalı, ilinde ki ilçesindeki kimseyi dışlamamalı, herkese kuçak açabilecek seviyede biri olmalıdır’ dedi. Daha sonra mikrofonu eline alan ege-koop genel başkanı Sayın Hüseyin Aslan; bir önceki konuşmacıyı tasdikleyerek, daha sert bir tutum aldı ve son sözü (bana kalırsa ben adayım dercesine) ‘İzmir için artık değişim vakti gelmiştir’ oldu. Gerek seminercilere gerek konuşmacılara gerek toplantıya katılanlara baktığımda CHP muhalifi kimseyi pek göremedim. Buna karşın şu an ki aktif İzmir belediye başkanı da chp mensubu biri. Her ne kadar artık Aziz Kocaoğlu’nun istenmediğini sağır sultan dahi duysa bile, bence bu, bu şekilde lanse edilmemeliydi. Seminerin oturum bölümünde söz alan Sayın Işılay Saygı eski bir belediyeci olarak bizlere engin bilgilerini sundu, çok güzel örnek verdi ama Saygı’da aynı uslupla ege- koop başkanını onayladı. İzmir için değişim vaktinin geldiğini üstüne basa basa belirtti. 15 yıldır süre gelen Ahmet Piriştina rüzgarının artık bitmesi gerektiğine yakın cümleler kurdu. Ama ben bu sözden eğer İzmir için değişim vakti geldiyse ve 15 yıldır İzmir i chp yönetiyor ve bir chp milletvekili İzmir için değişim vakti gelmiştir diyorsa artık İzmir için chp defteri kapanmalıdır anlamını çıkardım. Ve seminerin verimli olamayacağına karar vererek orayı terk ettim. Yine de bizlere böyle bir imkan verdiği için, ege- koop a teşekkür ederim. devamını okumak için

Okumaya devam et “29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili”

Çözüm’ü istemeyen Rum kesimi

Geçtiğimiz günlerde okulumuza yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat geldi. Bende böyle bir fırsatı kaçırmamak adına, konferansa katıldım ve kendimce notlar aldım. Sn. Talat, Kıbrıs konusunda merak edilen onlarca konuya bizlerin önünde,gayet sempatik ve kendinden emin tavırlarla açıklık getirdi. Yıllardır çözülemeyen konunun çözülmesi için, gerçek anlamda gerek Türkiye Cumhuriyeti yönetimi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi olarak ellerinden gelen tüm çabayla çalıştıklarına bizleri inandırdı.

Talat , Şu an Türk ve Rum yönetimlerinin Birleşmiş Milletler önderliğinde tam teşekküllü müzakere sürecinde olduğunu ama buna karşın bizlerin izalasyon altında olmamıza rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğine sığınarak, bilinçli kaçış içinde olduğunu üstüne basa basa belirtiyor.

Gerek Denktaş gerekse bundan önce ki Rum başkanının pek fazla çözümden yana olmadığını, buna karşın Talat’ın ve şimdi ki Rum lider Dimitris Hristofyas’ın partilerinin seçilmeden önce Annan planı üzerine ortak çalışmalar yürüttüğünü ama her ne hikmetse Rum liderin seçildikten sonra bu çalışmaları göz arde edip, her şeyi sıfırdan başlattığını söylüyor.

Ki bunu gözarde etmenin ötesinde annan planını direk olarak şeytan planı olarak ilan edilmiş Rum yönetici tarafından. Bunların akabinde Rum kesiminin avrupa birliği üyesi olması sonucunda, daha rahat tavırlar sergilediğini, avrupalı devletlerin bilhassa Kıbrıs konusunda Avrupa’da  her türlü taslağı hazırlayan İngiltere’nin büyük desteğini aldığını, şu an ki durumun gerçek bir yapıcı ortamdan çok, yapıcı muğlaklık (belirsizlik) olduğunu üzülerek konuşmasına ekliyor. Çünkü hali hazırda tanınmayan kesim, ekonomik baskılar altında olan kesim Türk bölümü.Bunlarla birlikte her şeyin bir takvimle yapıldığını ama bu takvimin duyurulmasının,resmiyete dökülmesinin Rumlar tarafından engelliğini söylüyor.

Talat konuşmasına şu sözlerle devam ediyor;

Run kesiminin arkasında ki  birçok güvencesine dayanarak, bizleri Kıbrıs’ta bir azınlık grup, sanki özerk bir bölüm olmayı kabul ederek, masadan kalkmayı kabul edeceğimizi sanması ve bunları sürekli bize dayatması, onurumuzu zedeliyor. B,ze göre olması gereken çözüm, bakir doğum denen çözüm yöntemi. Yani 2 milletli, 2 toplumlu ama yepyeni sıfırdan bir devlet kurulması.

Bunun da; Siyasi eşitlik öncelikli olarak, 2 kesimlilik ve 2 toplumluğa devamın, devletlerin eşit statüde olması, Yeni devletin ortaya çıkışının eş zamanlı yapılacak referandumlarla belirlenmesi ve garanti ve ittifak anlaşmalarının iler ki dönemde de şu an ki gibi devam etmesi durumunda gerçekleşebileceğini söylüyor. Çünkü 1963 ve 74 yılları arasında adada BM ve İngiltere olmasına karşın, çatışmaların, ölümlerin engellenemediği, Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün kıbrıslı türklerden bahsedilemeyeceğini ve Türkiye’nin garantörlüğünün hiçbir zaman ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor.

Sonuc olarak;

Şu an neredeyiz sorusuna;

Madem ki masadayız, bunca dayatmaya bunca zorlamaya karşın hala masadan kalkmıyoruz ve çözüm için umutluyuz demektir ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Çünkü çözüm onlardan çok bizim için önemlidir, bizim için hayati değerdedir, en az bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir, çünkü çözümü bulmak güvenlikten çok ekonomik değerler taşımaktadır ve bu doğrultuda ciddiyetle ve samimetle cözümü arıyoruz diyor.

Ve alkışlar eşliğinde sahneden iniyor.

…..ooooo……..oooooo……………..

Evet arkadaşlar sizler neler dersiniz bu konu üzerine. Uzun yıllardır kafamızı kurcalayan bu olay acep cözüme ulaşır mı? Ulaşınca çözüm nelere gebe olur? Kıbrıs hiç bir şey olmasın 1571 yılında türk eline geçmiş bir toprak, ve üzerinde binlerce sehidimizin kanı var. Çözüm bulunursa acaba gerçek bir çözüm olmuş olacak mı sizce?

Samuel P. Huntington – Medeniyetler çatışması

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI ve dünya düzeninin yeniden kurulması. Bu kitap Samuel P. Huntington’un 1993 yılında Foreign Affairs adlı dergi de ki yazmaya başladığı ‘Medeniyetler Çatışması mı’ adlı bir makalenin büyük ilgi görmesi sonucunda tezleşip kitaplsmış hali. Kitap hakkında onlarca prof’un, doçent’in, araştırmacının, çok güzel ve geniş değerlendirmelerini tartışmalarını bulmak mevcut.Onlar dururken benim burada kitap değerlendirmesi yapmam,gerçekten abest kaçar.

Bu kitap öyle, benim yaptığım gibi yani roman gibi ele alınıp okunacak bir kitap değil. İçinde boğulursunuz benden söylemesi. Ama hani derler ya hatır için çiğ tavuk yenirmiş, varsın kafa patlata patlata bir kitap okunsun çok mu? Aslında çok önce okuyacaktım ama yazın sınavlardı, ameliyattı filan derken, bi 10 gün önce anca bitirebildim. Şimdi sırada fukuyama‘nın bir kitabı var inşallah.

Dedim ya kitap derin kitap, 5 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 484 sayfa okuma alanına sahip, artık olarak yaklaşık 50 sayfa notlar bölümü var.Ben kitabı cem kitabevinden aldım. Etiket fiyatı 32 ytl ama güzellik yapıyorlar fiyatta.

Kitap’ın arka sayfasında bence satış politikasından dolayı, Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan’ın bazı sözleri yer alıyor.

‘Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlarsa Medeniyetler Çatışması’nın bir realite olmadığını, medeniyetler arası uyumun mümkün olduğunu İslam dünyası görecektir’ R.T.Erdoğan’ın Wall street journal’a vermiş olduğu röportajdan.

Yine;

Huntington’un bir numaralı ortağı olarak sayabileceğimiz Fukuyama ise kitap hakkında; ‘Alanında çok çarpıçı bir kitap.Günümüzde yaşanan uluslar arası siyasi entrikaları anlamamızı sağlıyor’ diyor.

Medeniyetler Çatışması içeriği,detayları ve reddi hakkında ki birçok bilgiye Wikipedia aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Ama bu beni sarmaz derseniz derinsular.com’da güzel bir kitap analizi yapılmış.

Eh artık olmadı google’ye bir zahmet ‘medeniyetler çatışması’ yazıverin, tabi benim siteme direk olarak gelmediyseniz…