İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası

Dün akşam facebookta önüme bir video düştü hem hemen izledim hem de şu an Halkla İlişkiler eğitimi alan kardeşimle paylaştım ve izlemesini istedim. Sizler de eğer bu mesleğin öğrencileri ya da uygulayıcıları arasında yer alıyorsanız aşağıdaki videoyu muhakkak izlemelisiniz.

Videoda eli, emeği olan tüm kardeşlerimi canı gönülden tebrik ederim. Ben kısmi bir zamandır (2010’dan bugüne) blogumda iletişim bilimleri özellikle Halkla İlişkiler üzerine yazılar yazmaya çalışıyorum. Nacizane bu sektör içerisinde de işler yapmaya çalışıyor, bu mesleğin ekmeğini yiyorum. Buradan aldığım deneyimle de üniversitelerde öğrenci arkadaşlarımızın ve hocalarımızın misafiri olup arkadaşlarımıza hem nacizane bildiklerimizi anlatıyoruz hem de neredeyse gittiğim her yerde mesleklerine sahip çıkmaları konusunda  tavsiyede bulunuyorum.

Okumaya devam et “İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası”

Yeni Nesil İletişimciler Sektöre Hoşgeldiniz

kreatifÜniversite kayıtları kısmen tamamlandı sayılır ve İletişim Fakültelerinin, Halkla İlişkiler, Reklamcılık, Halkla ilişkiler ve Reklamcılık, Halkla İlişkiler ve Tanıtım gibi benim de öğrencilik yıllarımda sıralarında oturduğum bölümlerin yeni mensupları bu bölümleri kazanıp, kayıt yaptırarak sektöre ilk adımlarını  attılar. “Dur abi, daha öğrenciyiz ne sektörü” diyen arkadaşlarım olacaktır. Onlara da selam! 🙂

Şu an aklınızda kazandığınız bölümler hakkında ciddi soru işaretleri olabilir, bir çoğunuz bu bölümü kazandık ama ne yapacağız diye düşünüyordur, aileleriniz şimdi bizim çocuk ne olacak diye düşünmeye çoktan başlamıştır. Gerek öğrenciyken gerekse iş hayatınız boyunca alışmanız gereken ilk şey, ne iş yaptığınızı ya da yapacağınızı herkese açıklamak olacak.. (Lütfen Okuyunuz: Halkın Gözünden Halkla İlişkiler Mesleği)

O yüzden içiniz rahat olsun siz sadece eğitiminize ve mesleğinize odaklanın. Çünkü emin olun, üniversite sıralarındayken okuyabileceğiniz, iş hayatında çalışabileceğiniz en rahat, keyifli bölümlerin birine adım attınız..

Önünüzde yaklaşık 4-5 sene var. Çok uzun değil mi?  Okumaya devam et “Yeni Nesil İletişimciler Sektöre Hoşgeldiniz”

İletişemeyen İletişimciler

iletisimİletişimciler olarak içinde çalıştığımız sektörler biraz değişik ve sıkıntılı aslında. Geçtiğimiz günlerde halkın gözünden halkla ilişkiler mesleği diye üniversiteli öğrenci arkadaşlarımın yaptığı bir çalışmayı paylaşmıştım, o yazı içinde halkın halkla ilişkiler mesleğine bakışını görebilirsiniz. Ama bu sıkıntı sadece halkla ilişkiler için değil reklamcılar ya da pazarlamacılar için de geçerli bir durumdur. Düşünsenize, birçoğumuzun oturduğu apartmanların girişinde pazarlamacı giremez yazıyor. 🙂 Genel hatlarıyla bence en büyük sorunumuz insanlara yaptığımız işleri anlatamamamız, ikinci sorun olarak kurumsal tarafla (yani müşteri tarafıyla) ajans çalışanları arasındaki çekişmeler. İletişim Ajansı Çalışanları vs Kurumsal Taraf başlıklı yazımda da bu sorunumuza değinmeye çalışmıştım. Belirli bir süredir iletişim sektörlerine hizmet etmeye çalışıyorum, öğrencilik yıllarımdan başlayan ve sektöre girdiğim ilk günden beri aklımı kurcalayan diğer sorunlardan biri de kendi içinde iletişim kuramayan kişilerin iletişim yapmaya çalışmalarıydı. Öğrenciydik kendi sınıfımızdaki arkadaşlarımızla çeşitli sorunlar yaşardık, ama kimse sorunu birbirinin yüzüne söylemezdi, kendi içimizde küserdik, ortak projelerde güya birlikte çalışırdık ve birbirimizin yüzüne gülerdik.

 Sonra çalışmaya başladım sektör içinde de aynı sorunun daha farklı ve büyük halleriyle devam ettiğini gördüm.

Düşünsenize, kendi işi markaların, ürün, fikir ya da hizmetlerini ekipler, ajanslar olarak çeşitli iletişim yöntemleriyle hedef kitlelerine ulaştırmak olan koskoca bir sektörün kendi içinde iletişim kuramadığını!

– Ajans çalışanları kendi arasında iletişim kuramaz hatta mesai arkadaşına günaydın bile demeyenler vardır

– Reklam ajansı halkla ilişkiler ajansıyla iletişim kuramaz

Sosyal medya ajanslarının birçoğu zaten iletişimden bi’ haber..

– Bir ajans başka ajansın kuyusunu kazar

– Kurumsal iletişimi yöneten kişiler tüm ajanslarla sorun yaşar

– ..

– ..

– ..

Ama hepimiz markaların iletişim faaliyetlerini el birliği ile yönetmek için çalışırız. Bireysel olarak, kişiler, ekipler, birimler, ajanslar vb. arasında başarılı bir iletişim olmadan, markalar için ortaklaşa bir başarının oluşturulabileceğine inanmıyorum.

Konuşma fırsatı bulduğum ortamlarda ya da derslerimde ben bu ilişkiyi, eşler arasındaki ilişkiye benzetiyorum. Malumunuzdur, boşanma sebepleri arasında ilk başta eşler arası iletişimsizlik geliyor değil mi?

Adımız iletişimci, mesleğimiz iletişim kurmaktır.

Ama gel gelelim kendi aramızda iletişim kuramayız..

Sonra hangi hakla bu eleman niye gitti, bu marka ajansı niye bıraktı, diğer ajanslarla niye sorun yaşıyoruz diyebiliriz ki değil mi?

Kanal D’nin Kendi Reklamları Başarı ve Kirlilik

seref meselesi dizisiUlan İstanbul ve şimdilik yayından kaldırılan Urfalıyam Ezelden dizilerinden dolayı Kanal D son dönemde takip ettiğim kanallar içine girdi. Arada denk geldikçe Ben Bilmem Eşim Bilir’i de izlediğimi söyleyebilirim.

Son 1 hafta on günlük süreçte Kanal D özelinde dikkatimi çeken bir durum oldu. Önümüzdeki günlerde yayına başlayacak olan Şeref Meselesi dizisi için yapılan reklam çalışması gerçekten düşündürücü.

İletişimde bir kural vardır, yapılan iletişim çalışmasının bir tonu, miktarı olmak zorundadır. Eğer yapılan iletişim cılız kalırsa hedef kitleler tarafından duyulamaz ve etkileme eşiği altında kalır, eğer bunun tam aksi olursa da iletişim kirlilik haline gelir ve kitleler söylenilenler hakkında duyarsızlaşır.

İçerideki işleyiş yapısını bilmiyorum, belki kanal bu diziye çok güveniyordur ya da yapımcılar çok bastırıyordur vb. ama Şeref Meselesi dizisinin tanıtım reklamlarında da aşırıya kaçan bir durum görüyorum, açıkçası her reklam kuşağında bu dizinin reklamının olması gerçekten bir hedef kitle olarak beni rahatsız eder durumda ve bu reklamları görür görmez kanalı değiştirir hale geldim.

Diğer taraftan yapılan iletişim çalışmasında başarılı bir nokta da var, mesela dün akşam Ulan İstanbul dizisini izlerken, Şeref Meselesi dizisi oyuncularının senaryoya aynı ürün yerleştirme mantığıyla dahil olduklarını ve çok güzel subliminal sayılabilecek mesajlar verdiklerini gördüm. Bunu bilmiyorum diğer kanallar ya da diziler daha önce uyguladı mı ama bence gerçekten çok iyi ve başarılı bir iş. O yüzden düşünen ve uygulayan ekibi tebrik etmek isterim.

Umarım dizi tutar ve yapılan bunca iş boşa gitmez.

 

Tercih döneminde tercih edeceğiniz üniversiteleri sosyal medya analizine sokun!

izmir ekonomi universitesiHer yıl olduğu gibi yine bir üniversite tercih dönemindeyiz. Son bir hafta on gündür bu konuyla ilgili aldığım mailler artmaya başladı. Hangi üniversiteyi seçelim, hangi bölümü okumalıyım, özel üniversite mi yoksa devlet mi, burslu vakıf üniversitesi yazsam acaba bursum kesilir mi.. ve benzeri birçok soru alıyorum. Arkadaşlarımın akıllarındaki düşünceleri yıllar önce yaşamış bir ağabeyleri olarak birçoğuna bilgim ve tecrübem yettiğince cevaplar vermeye çalışıyorum. Ama yeterlidir ama yetersizdir orasını bilemiyorum.

Eminim ki bana geldiği kadar, diğer arkadaşlarıma da benzer sorular geliyordur. Ama unutulmaması gereken bir konu var ki bizlerin tüm okulları, okulların tüm bölümlerini, bölümlerdeki hocaların hepsini bilmek gibi bir lüksümüz yok. Anca o okullara gittiysek ya da tanıdıklarımız varsa, okullar hakkında bilgimiz varsa okullar hakkında bilgi verebiliyoruz.  Okumaya devam et “Tercih döneminde tercih edeceğiniz üniversiteleri sosyal medya analizine sokun!”

Sosyal Medya İle Yerelden Evrensele İletişim Örneği: Tostçu Mehmet

Tostcu Mehmet

Bu yazıyı aslında daha önce yazacaktım ama hem seçim karmaşası hem de o süreçte gelen twitter ve youtube yasakları yüzünden bu güne kadar geçikti. Geçtiğimiz günlerde bir vesile Gaziantep‘e bir gezi yapma fırsatım oldu.  Bu gezimde daha önceden internetten adını duyduğum, kısmen takip ettiğim  bir kişi/marka olan Tostçu Mehmet ile tanışma fırsatım oldu.  Bizim de iletişimci olduğumuzu bildiği için sohbetimiz gelip sosyal medya iletişimine dayandı.

“İlk sosyal medya iletişimine başladığımda, bana güldüler, işi gücü yok, o yüzden bu işlerle uğraşıyor.” dediler. Ama ben haklı çıktım, bakın en azından siz bana ulaşıp buraya kadar geldiniz dedi.

Tostcu mehmet foursquareSosyal medya marka iletişiminde olması gereken en önemli durumlardan biri, markanın sosyal hayatını, özelliklerini, samimiyetini bu mecra içine entegre edip, hedef kitlelerini kendine inandırıp, onları müşterisi yapabilmek olmalı. Tostçu Mehmet, bunu başarabilmiş markalardan. Tabi bunu yaparken hedef kitleleri aldatmamak önemli bir durum. Yani burada yaptığınız tüm iletişim ne kadar iyi olursa olsun, ürün faydası, kalitesi bunu yansıtmıyorsa o işte bence başarılı olmuş sayılmazsınız. Ama Tostçu Mehmet’in tostları da gerçekten enfes, muhabbeti ise 10 numara. 🙂 Okumaya devam et “Sosyal Medya İle Yerelden Evrensele İletişim Örneği: Tostçu Mehmet”

Medya Üzerinden Kitle Etkileme Savaşları

mediaÜniversitede öğrenciyken çok değerli bir hocam, “iletişimciler, bilgi toplumunun mühendisleridir” derdi. Gerçekten durum öyledir. İletişimin hangi alanıyla uğraşırsak uğraşalım yaptığımız iş karşımızdaki kitleleri etkileyip aksiyona geçirecek mühendislik fikirlerini hayata geçirmektir. Reklamcıyızdır, 30 saniyelik bir filmle ya da bir görselin üzerine yazdığımız görülme süresi 2-3 sn olan bir metinle hedef kitleleri satın almaya yönlendirmeye çalışırız, PR‘cıyızdır yapacağımız bir gündem yönetimi çalışması ile hedef kitlelerin o ürün, hizmet ya da marka hakkında konuşmasını sağlamaya çalışırız. İletişimin birde habercilik alanı vardır, aslında halkla ilişkilerle, reklamla aynı fakültede okutulan ama işleri onlardan daha çok iletişim olan, radyoculuk, televizyonculuk, gazetecilik bölümleri.. Okumaya devam et “Medya Üzerinden Kitle Etkileme Savaşları”

En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır

tokalasmakMalumunuzdur önümüzde yerel seçimler, hemen ardından genel seçimler var. Önceliğimiz yerel seçimler. Her yerde belediye başkanlığı, meclis üyeliği için aday adaylıklarını açıklayan kişilerin  adaylık ilanlarını görebiliyoruz. Resmi adaylar açıklandıktan sonra bu ilanlar rafa kaldırılıp yerlerini resmi adayların ilanları alacak.

Geleneksel seçim kampanyası iletişiminin olmazsa olmazlarının başında bu geliyor. Adaylar ilanlarla halka duyurulduktan sonra önce mahallerde, ardından ilçe merkezlerinde (eğer büyükşehirse ilçe ve il merkezlerinde) seçmenin karşısına çıkmaya başlıyorlar. Mitinglerle halka yaptıklarını ya da yapacaklarını anlatıyorlar.

Eğer biraz paraları ya da nüfuzları varsa yerel ya da küçük çaplı ulusal TV kanallarına, gazetelere  (eğer büyükşehirse ulusal TV ve gazetelere) ilanlar, röportajlar vermeye başlıyorlar. Böylece gün be gün seçime gidiyorlar. İşte bu işe kabataslak geleneksel bir seçim iletişimi kampanyası diyebiliriz.  Okumaya devam et “En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır”

Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?

betimleGeçtiğimiz günlerde başlığımızdaki soruyu bir maille aldım. Böyle soruları seviyorum çünkü benim, kendi işimi düşünmemi sağlıyor. Bütünleşik pazarlama iletişimin alt branşlarında (halkla ilişkiler, reklam vb.) eğitim alan öğrenciler ilk başlarda çevrelerine ileride ne iş yapacaklarını anlatmakta zorlanırlar, işe girdikten sonra da ne iş yaptıklarını anlatmak da… Bu aileleri için bile geçerlidir. (Geçtiğimiz günlerde bir ajansımız bu konuyla ilgili çok güzel bir film çekti burada onu izleyebilirsiniz. İzlemek için tıklayın)

İşte ne yaptığımız konusunu ailelerimize bile anlatamazken, bizim işimizin en önemli noktası olan “fikir satma” konusunu nasıl anlatabiliriz bir düşünelim. (Bu arada bununla ilgili onlarca kitap var, ilgili arkadaşlarımın o kitapları okumasını muhakkak tavsiye ederim.)

Şimdi bir ayakkabı, bir bardak, bir elbise, cep telefonu ya da her neyse elle tutulur, gözle görülür, ölçüsü, boyutu, malzemesi, özellikleri belli bir nesneyi/ürünü satın alma noktasında kaçımız ne kadar zorlanır ya da düşünür. Ama o elbiseyi, ayakkabıyı internetten alırken kaçımız acaba olur mu, acaba nasıl durur, yakışır mı diye düşünmez?

Bizim işimiz bunun da bir tık ötesinde, hani çocukken bir şarkımız vardı ya; “orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesek de, görmesek de, o köy bizim köyümüzdür…” işte bizim işin o uzakta olan köyü müşterilerimize göstermeye çalışmak, onları o köye götürüp, orada soğuk bir ayran içmiş edasını onlara yaşatabilmek. Yani, işimiz bir hayali, düşünceyi çok iyi betimleyerek karşımızdakilere anlatabilmek. Okumaya devam et “Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?”