Ajansı İyi Brieflemek

İş yaptığımız sektörün en önemli noktalarının başında, brief vermek, brief almak, alınan briefi iyi anlamak, briefe uygun iş yapmak geliyor.

“Brief nedir diye sorarsanız, brief kısaca, “yapılması istenilen işi iyi şekilde karşı tarafa anlatmaktır.”

Çalışmaya başladığımdan bugüne kadar birçok marka ve bu markalarda çalışan marka temsilcileriyle/yöneticileriyle çalışma iş yapma fırsatı buldum. Bunların içinde çok iyileri de vardı, vasatın altında olanları da..

En çok zorlandığım kişiler, benden istedikleri işi, kendi kafalarında dahi netleştiremeyen, istediği şeyi anlatamayan, bütçesi nedir, süreci ne kadardır, istenilen özellikleri bilmeyen vb. yap getir, yapın getirin bakarız diyenlerdi. Çünkü her şey muğlak!

Benim işimizi anlatırken her zaman verdiğim bir örnek vardır, biz cam bardak satmıyoruz (Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?) masanın üstüne koyalım da ürünümüz bu diyelim.

Bizim işimizde biz şöyle bir basın bülteni yazdık gelin aynısını size de yazalım, şöyle bir reklam filmi çektik benzerini size çekelim, yav şu tasarımı yaptık ama marka pek uymadı gelin size verelim, mesela şu web sitesini bir yaptık kı tadından yenmez aynından size de yapalım mı demek pek olmaz!

Bunun yerine biz böyle işler yaptık, bunlardan da şu tecrübeyi elde ettik, size daha iyisini, şöyle farklısını, daha yeni teknolojisini vb. yapabiliriz diyebiliriz.

Ama onun öncesinde markanın size, ben bir lansman yapmak istiyorum, ben şöyle bir sosyal medya yönetimi yapmak istiyorum, web sitemde şu özelliklerin muhakkak olması gerekir, bütçemiz şudur, X zaman süremiz vardır, biz şu şu markaları inceledik, onlardan şu yönlerde farklı olabilirse seviniriz, yapacağımız işin amacı şu, şu an şuradayız bu iş bizi şuraya götürmeli, verilmek istenilen mesajların tonunun nasıl olmasını istediği, bu tonlama ve mesajlarla hangi hedef kitlelerin zihnine ya da gönlüne girmek istediğini anlatması çalıştığı ajansına, danışmanına, uzmanına vb. açık olması gerekmektedir. Hatta biraz da samimi olup, halının altında kir pislik var mı kaldırıp onu da göstermesi gerekir ki, çalıştığı ajans ya da kişi markayı, tanısın, bilsin, öğrensin, benimsesin, içselleştirsin, sahiplensin ve ona göre ortaya en iyi işi çıkarmaya çalışsın. Ekseriyetinde, markaya gelen işe, biraz da “kreatif bi’ şey olmalı”, ‘hmm, güzel ama daha farklı bir şeyler mi denesek”, “hadi şasırtın bizi..” diyen markalar suçu biraz da kendilerinde aramaları gerekmektedir.

 

Reklamda Söylemin Gücü Vestel #gurulayerli Reklamı

Geçtiğimiz günlerde ülkemizin önde firmalarından Vestel, yeni bir reklam kampanyası başlattı. İlk izlediğim anda reklam filmi gerçekten hoşuma gitti. Ve içimden “helal olsun!” dedim. Çünkü reklam metninde beni ya da benim gibi kişileri içinden yakalayacak cümleler vardı. Reklamı yapan hem marka hem de ajans tarafının ellerine, emeklerine sağlık.

Öncelikle belirtmen gerekir, ben milliyetçi bir insanım, ülkemi gerçekten çok sever, bu ülkenin çıkardığı değerleri de mümkün oldukça sahiplenmeye çalışırım. Ama benzer ama biraz farklı olsa da Türk milleti olarak da benzer özelliklere sahibiz diye düşünüyorum. Vestel de bu reklam kampanyasında doğru bir tespit, doğru bir metin çalışması, doğru bir söylem gücüyle Türk milletinin, milliyetçi duygularından faydalanmaya çalışmış. Bence doğru da bir iş yapmış. Okumaya devam et “Reklamda Söylemin Gücü Vestel #gurulayerli Reklamı”

Sevgililer Gününe Özel Hediye!

Sosyal hayatımızın içinde bazı günlere diğerlerinden daha fazla önem yüklenilmiş ve insanlar o günlerde farklı davranışlar göstermeye başlamışlardır. Annemiz bizim için hergün önemlidir ama ona bir şeyler hediye etmek için anneler gününü bekleriz ya da bir insanın sevgilisi için özel bir şeyler yapması noktasında özel bir günü beklemesine ne gerek var anlam veremem aslında. Ama birçok yazımda diyorum ya, biz iletişimciler iyi büyücüleriz ve bu günlerin özelleşmesinde insanların kitleler halinde benzer davranışları göstermesinde ve böylesine bir satın alma çılgınlığı yaşanmasında bizlerin de parmak izleri var.  Okumaya devam et “Sevgililer Gününe Özel Hediye!”

Kanal D’nin Kendi Reklamları Başarı ve Kirlilik

seref meselesi dizisiUlan İstanbul ve şimdilik yayından kaldırılan Urfalıyam Ezelden dizilerinden dolayı Kanal D son dönemde takip ettiğim kanallar içine girdi. Arada denk geldikçe Ben Bilmem Eşim Bilir’i de izlediğimi söyleyebilirim.

Son 1 hafta on günlük süreçte Kanal D özelinde dikkatimi çeken bir durum oldu. Önümüzdeki günlerde yayına başlayacak olan Şeref Meselesi dizisi için yapılan reklam çalışması gerçekten düşündürücü.

İletişimde bir kural vardır, yapılan iletişim çalışmasının bir tonu, miktarı olmak zorundadır. Eğer yapılan iletişim cılız kalırsa hedef kitleler tarafından duyulamaz ve etkileme eşiği altında kalır, eğer bunun tam aksi olursa da iletişim kirlilik haline gelir ve kitleler söylenilenler hakkında duyarsızlaşır.

İçerideki işleyiş yapısını bilmiyorum, belki kanal bu diziye çok güveniyordur ya da yapımcılar çok bastırıyordur vb. ama Şeref Meselesi dizisinin tanıtım reklamlarında da aşırıya kaçan bir durum görüyorum, açıkçası her reklam kuşağında bu dizinin reklamının olması gerçekten bir hedef kitle olarak beni rahatsız eder durumda ve bu reklamları görür görmez kanalı değiştirir hale geldim.

Diğer taraftan yapılan iletişim çalışmasında başarılı bir nokta da var, mesela dün akşam Ulan İstanbul dizisini izlerken, Şeref Meselesi dizisi oyuncularının senaryoya aynı ürün yerleştirme mantığıyla dahil olduklarını ve çok güzel subliminal sayılabilecek mesajlar verdiklerini gördüm. Bunu bilmiyorum diğer kanallar ya da diziler daha önce uyguladı mı ama bence gerçekten çok iyi ve başarılı bir iş. O yüzden düşünen ve uygulayan ekibi tebrik etmek isterim.

Umarım dizi tutar ve yapılan bunca iş boşa gitmez.

 

Sosyal Medya İle Yerelden Evrensele İletişim Örneği: Tostçu Mehmet

Tostcu Mehmet

Bu yazıyı aslında daha önce yazacaktım ama hem seçim karmaşası hem de o süreçte gelen twitter ve youtube yasakları yüzünden bu güne kadar geçikti. Geçtiğimiz günlerde bir vesile Gaziantep‘e bir gezi yapma fırsatım oldu.  Bu gezimde daha önceden internetten adını duyduğum, kısmen takip ettiğim  bir kişi/marka olan Tostçu Mehmet ile tanışma fırsatım oldu.  Bizim de iletişimci olduğumuzu bildiği için sohbetimiz gelip sosyal medya iletişimine dayandı.

“İlk sosyal medya iletişimine başladığımda, bana güldüler, işi gücü yok, o yüzden bu işlerle uğraşıyor.” dediler. Ama ben haklı çıktım, bakın en azından siz bana ulaşıp buraya kadar geldiniz dedi.

Tostcu mehmet foursquareSosyal medya marka iletişiminde olması gereken en önemli durumlardan biri, markanın sosyal hayatını, özelliklerini, samimiyetini bu mecra içine entegre edip, hedef kitlelerini kendine inandırıp, onları müşterisi yapabilmek olmalı. Tostçu Mehmet, bunu başarabilmiş markalardan. Tabi bunu yaparken hedef kitleleri aldatmamak önemli bir durum. Yani burada yaptığınız tüm iletişim ne kadar iyi olursa olsun, ürün faydası, kalitesi bunu yansıtmıyorsa o işte bence başarılı olmuş sayılmazsınız. Ama Tostçu Mehmet’in tostları da gerçekten enfes, muhabbeti ise 10 numara. 🙂 Okumaya devam et “Sosyal Medya İle Yerelden Evrensele İletişim Örneği: Tostçu Mehmet”

İletişim danışmanlığı nedir, iletişim danışmanı kimdir?

Az önce facebookta dolaşırken Denove Halkla İlişkiler ve Danışmanlık Kurucu Ortağı, PR İstanbul Buluşmalarının organizatörü, hem iletişim sektörüne hem de sektörün geleceğine gönül vermiş  sevgili ağabeyim Önder Kiremitçi‘nin iletişim danışmanlığı hakkında bilgisini paylaştığı bir video düştü önüme. Blogumu takip edenler bilirler, ben de bilgim yettiğince gelecekte bu işi yapmak isteyenler ya da kendini bu işte geliştirmek isteyenler için bilgi paylaşımında bulunmaya çalışırım. Ama bilgiyi, tecrübeyle eş olarak artan bir kavram olarak kabul edersek, Önder ağabeyimin bilgisi de tecrübesi de benden fazladır. Bu doğrultuda ilgili videoyu blogumda da sizlerle paylaşmak istedim.

Okumaya devam et “İletişim danışmanlığı nedir, iletişim danışmanı kimdir?”

İletişim Ajansı Çalışanları vs Kurumsal Taraf

İletişim ajanslarında çalışanlar ile kurumsal tarafta, kurumsal iletişim, kurumsal pazarlama vb. departmanlarda çalışanlar arasındaki diyalog herhal sektör kurulduğu günden beri kedi ve fare gibidir. Her ne hikmetse o yıldızlar hiç barışmaz. (İstisnalar her zaman vardır ama kaide maalesef bozulamıyor)

Ajans tarafında kötü çalışanlar her zaman olur, sektörün işçi dönüşüm hızı zaten bunu gösteren bir kanıttır. Ama ajanstaki kötü bir çalışanın açığını kapatabilecek muhakkak birileri vardır, önce yan masadan yardım istenir, gerekirse bütün ajans bir araya gelir çalışır, baktılar iş olmuyor ajans yönetimi, başkan dahil oturur işi yapar ve götürür müşteriye sunar.

Ama kurumsal taraftaki kişilerin eksiklerini nasıl kapatacağız? İletişimin ne olduğunu bilmeyen, halkla ilişkiler ajansı ne iş yapar  ya da ne bileyim sosyal medya ajansı ne iş yapar  bilmeyen kişilerin kurumsal iletişimi yönetmeleri ne kadar doğru ya da ne kadar kabul edilebilir? Geçtiğimiz dönemde yaşadığım bir olaydan esinlenip Müşteri Ne İster? diye bir yazı yazmıştım. Müşteri bu sektörde ajansın hizmet portföyü dahilindeki her şeyi isteyebilir bu sonuna kadar hakkıdır, ama burada ajansına, ajanstaki marka ekibine güvenmesi de ajans tarafindekilerin en büyük isteğidir. Bunun ötesinde ajansla birlikte gerektiğinde aynı masada çalışabilen, bilmediğini öğrenen, bildiğini öğreten kurumsalcı candır, canandır. Ama karşılıklı ilişkide pürüzler yaşanılıp birde araya o üstün ego takıntıları, hiçbir şeyi bilmeme cahillikleri, işin içine kendi elleriyle ettikten sonra “parayı veren olma” kozunu kullanma nezaketsizlikleri girince işte bu sektör ajans tarafındakiler için çekilmez oluyor değil mi?  Okumaya devam et “İletişim Ajansı Çalışanları vs Kurumsal Taraf”

En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır

tokalasmakMalumunuzdur önümüzde yerel seçimler, hemen ardından genel seçimler var. Önceliğimiz yerel seçimler. Her yerde belediye başkanlığı, meclis üyeliği için aday adaylıklarını açıklayan kişilerin  adaylık ilanlarını görebiliyoruz. Resmi adaylar açıklandıktan sonra bu ilanlar rafa kaldırılıp yerlerini resmi adayların ilanları alacak.

Geleneksel seçim kampanyası iletişiminin olmazsa olmazlarının başında bu geliyor. Adaylar ilanlarla halka duyurulduktan sonra önce mahallerde, ardından ilçe merkezlerinde (eğer büyükşehirse ilçe ve il merkezlerinde) seçmenin karşısına çıkmaya başlıyorlar. Mitinglerle halka yaptıklarını ya da yapacaklarını anlatıyorlar.

Eğer biraz paraları ya da nüfuzları varsa yerel ya da küçük çaplı ulusal TV kanallarına, gazetelere  (eğer büyükşehirse ulusal TV ve gazetelere) ilanlar, röportajlar vermeye başlıyorlar. Böylece gün be gün seçime gidiyorlar. İşte bu işe kabataslak geleneksel bir seçim iletişimi kampanyası diyebiliriz.  Okumaya devam et “En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır”

İletişimde Korku Faktörü

deprem

Bu sabah evden çıkıp işe gelirken, bazı outdoor çalışmalar dikkatimi çekti. İlgili ilanların reklam filmlerine  TV’de rastlamıştım. Malumunuzdur geçtiğimiz günlerde ülkemizin başına gelen en büyük doğal afetlerden birinin yıl dönümüydü. 17 Ağustos Depremi..

Bu sayede ilgili gündem ortamı oluşmuşken bazı firmalar deprem temalı, deprem sigortası, kasgosu satmaya çalışan iletişim faaliyetleri yürüttüler.

Deprem ülkemizin kaçınılmaz bir gerçeği, defalarca tüm ülkemizin yüreğini yakmıştır, Allah ülkemizi korusun ama ileride tekrardan yaşayacağız. Bu gerçeği kabullenip, bununla yaşamayı öğrenmeliyiz. Önlemlerini almalıyız.

Ama bizde olay pek öyle olmaz, maalesef  sadece ilgili gün ve haftalarda bu gerçeği hatırlarız.

İletişimde çeşitli dürtülere, duygulara, değerlere hitap etmek önemlidir. Böylelikle hedef kitlelerin dikkati çekilir ve bu sayede kişilerin aksiyon alması beklenir. Cinsellik, inançlar, milli duygular, aile yaşantısı, korku vb. bunlardan bazılarıdır.

Deprem de bence bizim korkularımız içinde olan olaylardandır. En azından benim ve ailem gibi 17 ağustos depremini Marmara bölgesinde yaşamışsanız. Ve her fırsatta; “acaba büyük İstanbul depremi ne zaman olacak?” konusu gündeme gelirken. Okumaya devam et “İletişimde Korku Faktörü”