En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır

tokalasmakMalumunuzdur önümüzde yerel seçimler, hemen ardından genel seçimler var. Önceliğimiz yerel seçimler. Her yerde belediye başkanlığı, meclis üyeliği için aday adaylıklarını açıklayan kişilerin  adaylık ilanlarını görebiliyoruz. Resmi adaylar açıklandıktan sonra bu ilanlar rafa kaldırılıp yerlerini resmi adayların ilanları alacak.

Geleneksel seçim kampanyası iletişiminin olmazsa olmazlarının başında bu geliyor. Adaylar ilanlarla halka duyurulduktan sonra önce mahallerde, ardından ilçe merkezlerinde (eğer büyükşehirse ilçe ve il merkezlerinde) seçmenin karşısına çıkmaya başlıyorlar. Mitinglerle halka yaptıklarını ya da yapacaklarını anlatıyorlar.

Eğer biraz paraları ya da nüfuzları varsa yerel ya da küçük çaplı ulusal TV kanallarına, gazetelere  (eğer büyükşehirse ulusal TV ve gazetelere) ilanlar, röportajlar vermeye başlıyorlar. Böylece gün be gün seçime gidiyorlar. İşte bu işe kabataslak geleneksel bir seçim iletişimi kampanyası diyebiliriz.  Okumaya devam et “En Çok Tweet Atan Değil, En Çok El Sıkan Aday Seçimi Kazanır”

İletişimde Korku Faktörü

deprem

Bu sabah evden çıkıp işe gelirken, bazı outdoor çalışmalar dikkatimi çekti. İlgili ilanların reklam filmlerine  TV’de rastlamıştım. Malumunuzdur geçtiğimiz günlerde ülkemizin başına gelen en büyük doğal afetlerden birinin yıl dönümüydü. 17 Ağustos Depremi..

Bu sayede ilgili gündem ortamı oluşmuşken bazı firmalar deprem temalı, deprem sigortası, kasgosu satmaya çalışan iletişim faaliyetleri yürüttüler.

Deprem ülkemizin kaçınılmaz bir gerçeği, defalarca tüm ülkemizin yüreğini yakmıştır, Allah ülkemizi korusun ama ileride tekrardan yaşayacağız. Bu gerçeği kabullenip, bununla yaşamayı öğrenmeliyiz. Önlemlerini almalıyız.

Ama bizde olay pek öyle olmaz, maalesef  sadece ilgili gün ve haftalarda bu gerçeği hatırlarız.

İletişimde çeşitli dürtülere, duygulara, değerlere hitap etmek önemlidir. Böylelikle hedef kitlelerin dikkati çekilir ve bu sayede kişilerin aksiyon alması beklenir. Cinsellik, inançlar, milli duygular, aile yaşantısı, korku vb. bunlardan bazılarıdır.

Deprem de bence bizim korkularımız içinde olan olaylardandır. En azından benim ve ailem gibi 17 ağustos depremini Marmara bölgesinde yaşamışsanız. Ve her fırsatta; “acaba büyük İstanbul depremi ne zaman olacak?” konusu gündeme gelirken. Okumaya devam et “İletişimde Korku Faktörü”

Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?

betimleGeçtiğimiz günlerde başlığımızdaki soruyu bir maille aldım. Böyle soruları seviyorum çünkü benim, kendi işimi düşünmemi sağlıyor. Bütünleşik pazarlama iletişimin alt branşlarında (halkla ilişkiler, reklam vb.) eğitim alan öğrenciler ilk başlarda çevrelerine ileride ne iş yapacaklarını anlatmakta zorlanırlar, işe girdikten sonra da ne iş yaptıklarını anlatmak da… Bu aileleri için bile geçerlidir. (Geçtiğimiz günlerde bir ajansımız bu konuyla ilgili çok güzel bir film çekti burada onu izleyebilirsiniz. İzlemek için tıklayın)

İşte ne yaptığımız konusunu ailelerimize bile anlatamazken, bizim işimizin en önemli noktası olan “fikir satma” konusunu nasıl anlatabiliriz bir düşünelim. (Bu arada bununla ilgili onlarca kitap var, ilgili arkadaşlarımın o kitapları okumasını muhakkak tavsiye ederim.)

Şimdi bir ayakkabı, bir bardak, bir elbise, cep telefonu ya da her neyse elle tutulur, gözle görülür, ölçüsü, boyutu, malzemesi, özellikleri belli bir nesneyi/ürünü satın alma noktasında kaçımız ne kadar zorlanır ya da düşünür. Ama o elbiseyi, ayakkabıyı internetten alırken kaçımız acaba olur mu, acaba nasıl durur, yakışır mı diye düşünmez?

Bizim işimiz bunun da bir tık ötesinde, hani çocukken bir şarkımız vardı ya; “orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesek de, görmesek de, o köy bizim köyümüzdür…” işte bizim işin o uzakta olan köyü müşterilerimize göstermeye çalışmak, onları o köye götürüp, orada soğuk bir ayran içmiş edasını onlara yaşatabilmek. Yani, işimiz bir hayali, düşünceyi çok iyi betimleyerek karşımızdakilere anlatabilmek. Okumaya devam et “Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?”

2013 İlk Çeyrek En Beğendiğim İletişim Kampanyaları

Son dönemde özellikle beğendiğim reklamların sayısının artmasıyla birlikte böyle bir yazı yazmak istedim. Umuyorum, inceleme ve takip etme fırsatım oldukça benzeri yazılarımın devamı gelir. Sizler de beğendiğiniz işleri benimle paylaşırsanız onları da incelemek isterim. Bakalım hangi başlıklarla hangi iletişim kampanyaları dikkatimi çekmiş. Biraz uzun bir yazı olacak gibi, şimdiden iyi sabırlar 🙂 iyi okumalar dilerim.

1-      Ünlü Kullanımı

Bir reklam kampanyasında ünlü kullanımı marka için büyük kazanç getirse de bununla birlikte büyük riskleri de yanında getirmektedir. Kazançtan kastım, ünlünün sevenleri hazır bir kitledir ve reklamın konuşulması ya da görülmesi noktasında bu markaya fayda sağlar. Riskler ise, öncelikle o ünlünün sevmeyenleri vardır. (özellikle sosyal medyanın etkisinin artmasıyla) Ve bu sevmeyenler söyledikleriyle marka imajına zarar verebilirler. Ama ondan bundan daha önemlisi ünlünün markanın önüne geçmesidir. Kimse markayı hatırlamaz ama “aaa x ünlüsünün reklamı” çıktı denilir.

Son dönemde ünlü kullanımında en beğendiğim reklam Digiturk’ün “Dilediğin Zaman Dilediğin Yerde” kampanyasındaki Nil Karaibrahimgil kullanımı. Nil çoğu zaman reklam filmlerine sesiyle hayat veriyordu ama bu sefer Digiturk’un reklam yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Marka mesajları anlaşılır ve marka görülür düzeyde. Bu da bence reklam kampanyasını başarılı yapıyor.

2-      Başarılı metin/jingle

Reklamı başarılı kılan en önemli nokta; “metin”dir. Basılı reklamlarda kaleme alınan metin öne çıksa da video/ses reklamlarında bence jingle her zaman 3-0 öne geçiyor. Son dönemin en başarılı jingle’ı, dilime pelesenk olan sözleri ve müziğiyle bence Auris Reklamı. Bekle hayat geliyoruz biz… Okumaya devam et “2013 İlk Çeyrek En Beğendiğim İletişim Kampanyaları”

İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!

Ben neredeyse her gün iletişim fakültesi halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve reklamcılık ya da reklamcılık öğrencilerinden 1-2 tane mail alıyorum. Kimisi daha okulunun başında 1. 2. Sınıf öğrencisi, ileride ne yapabilirim diye soruyor, kimisi 3. 4. Sınıf öğrencisi okul bitti, işi gücü nereden bulacağız, bu saatten sonra ne yapacağım keşke bu bölümü okumasaydım diye dert yanıyor.

Dün hem İstanbul üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir mail aldım, hem de akşam Ege üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir öğrenci ile telefonda konuştum.

Biri daha 1. sınıfım ileride sizin gibi nasıl olabilirim diye sordu, diğeri bu bölümü okuyorum ama okuyacağım da ne olacak diye dert yandı.

Aslında bu karamsarlık sadece iletişim öğrencileri için değil tüm öğrenciler için geçerli bir durum.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar belli. Hukuk da okusanız, reklamcılık da okusanız, öğretmenlik ya da mühendislik de okusanız iş bulma noktasında benzer muğlâklıklar ve karamsarlıklar sizleri bekliyor.

 Şu gün baktığımızda yaklaşık ülkemizde 50 tane üniversitede iletişim fakültesi, halkla ilişkiler ve reklamcılıkla ilgili bölümler mevcut.  

Ortalama her okuldan 50 mezun verilse totalde her yıl 2500 yeni mezunumuz olur. Bu iktisadi idari bilimler, hukuk, ilgili öğretmenlik ya da mühendislik bölümlerine nazaran bence az bir sayı.

Peki, bu mezunlar nerelerde çalışabilirler! Okumaya devam et “İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!”

İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…

İletişimcilerin yapacağı en büyük hatalardan birisi hatta en yapılmaması gerekeni hedef kitlelerine ulaştırmak için çalıştıkları markaların hedef kitlelerinden uzakta hatta onlardan bi’ haber yaşamaları olsa gerek.

Ama yapılmıyor mu? Maalesef yapılıyor.

Bunun nedenini; reklam, halkla ilişkiler ve pazarlama alanında çalışanlarda “Enaniyet Everest”  olmuş yani benlik duygularıyla birlikte egoları o kadar büyümüş ki halktan uzaklaşmışlar şeklinde açıklayabilirken, sosyal ve digital medya üzerine çalışanların çoğunda zaten iletişim bilgisinden yoksunlukla birlikte klavye iletişimciliği kavramı başlayınca  “hedef kitle” de ne bilgisizliği olarak açıklayabiliriz.

Bundan daha kötüsü, markaların kurumsal iletişim departmanlarında çalışıp ajanslara ilgili markanın hedef kitlesini a’iken k, b’iken z şeklinde briefleyen kurumsal iletişimciler de bu atmosferde nefes alıp veriyor olması.

Neyse sektörel eleştiriyi bırakıp konumuza geri dönmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde sosyal ağlar üzerinde bazı ilanlar düştü. İlanlar bir tam hizmet ajansı olan Genna tarafından hazırlanmış.

 “Hedef kitlelerin yanında olmak.”

“Biz, hedef kitlelerin yanındayız, gelin müşterimiz olun sizi onlara ulaştıralım çünkü biz onları tanıyoruz.” Okumaya devam et “İletişimde hedef kitlelerin yanında olmak…”

Misafir Görüşler, Emrah Tıraş’tan Tavsiyeler, “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…”

Evet arkadaşlar; bu hafta blogumuzda bir misafirimiz var; Emrah Tıraş. Emrah’la benim muhabbetim uzun yıllara dayanıyor, kendisi çiçeği burnunda bir iletişim fakültesi halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümü mezunu Facebook‘ta sektörle ilgili değerli sayılabilecek paylaşımlar yapıyor, yine öyle bir paylaşımda kendisinden yaptığı “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…” paylaşımını detaylandırıp, bloguma misafir yazar olmak isteyip istemeyeceğini sordum. O da sağolsun beni kırmadı. Neyse ben lafı fazla uzatmadan sözü Emrah Tıraş’a bırakıyorum.

“Reklam İlaç Değil, Reçetedir…”

Reklam; televizyon, radyo, gazete, billboard, dergi, ve internet gibi araçların aracılığıyla bir ürün ya da hizmet hakkında insanlara bilgi vermektir. Kısaca reklamın yapılmasının nedeni insanlara bilgi aktarmaktır.

Gördüğüm, duyduğum, takip ettiğim kadarıyla ülkemizde reklamın tanımı bu tanıma çok uymuyor. Reklamverenlere göre reklam satışları artırmak için kullanılan bir pazarlama aracıdır. Hatta reklam veren ajansına derki, “satışlar düşük bu aralar, bana şöyle, güzel, eğlenceli, yaratıcı… bi reklam yapta bizim satışlar artsın”.

Sosyal medyaya olan ilginin artmasıyla bu anlayış daha da yaygınlaştı; abi bana Facebook’ta (feysbokta) bir fan sayfası açta ‘like’ edenler çoğalsın, satışlarım artsın diyorlar. Burada suçlu sadece reklamverenler değil, reklamcılarda suçlu, çünkü bazı reklamcılar, müşterilerini doğru yönlendirmiyor, bir reklam yapalım da satışların patlasın diyorlar. Kim sadece reklam yaparak satışlar artar diyorsa yanlış diyor. Peki, işin doğrusu nasıl olmalıdır; eğer bir iletişim (reklam, halkla ilişkiler…) kampanyası yapılacaksa, ürünün ya da hizmetin pazarlama ve marka yönetimi çalışmaları tam olarak yerine getirilmiş olmalıdır ki iletişim kampanyası başarılı olabilsin. Okumaya devam et “Misafir Görüşler, Emrah Tıraş’tan Tavsiyeler, “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…””

Viral Pazarlama (ile ilgili bir çeviri)

Belki de hiçbir şey viral pazarlama kampanyasıyla mesajı yaymak kadar efektif ve etkili değildir. Viral pazarlama kavramının arkasında yatan düşünce insanları iletilmek istenen mesajı yayarak etkilemektir. Başarılı bir viral kampanya viral olmayan bir kampanyadan 1000 kere daha etkilidir.

Başarılı bir viral pazarlama kampanyası üretmek gerçekten göründüğünden daha zordur. Çünkü iyi bir araştırma ve planlama gerektirir. Hadi adım adım başlayalım!

       Nötr olmayı bırakın

Viral pazarlama duygularla alakalıdır bu yüzden herkese rica ve teşekkürü unutun. Duyguları etkilemek için fikirler geliştirin.  İnsanların sizi hem sevmesini hem nefret etmesini, sizinle mutlu olmasını, kızmasını, gülmesini ya da ağlamasını istiyorsanız nötr olmayı bırakın. İnsanları heyecanlandırın ve onarlın içlerinde (hafızalarında, kalplerinde) yer edinin.

       Beklenmedik olanı yapın

İnsanların sizi farkına varmasını mı istiyorsunuz? Eğer bunu istiyorsanız; tamamen beklenmedik bir şey yapın. Ürününüzün reklamını yapmayı bırakın ve rahat olun. Bir youtube kampanyası olan ‘’will it be blend?’’ i hatırlıyor musunuz? Video onların Blender teknolojilerinden dolayı popüler olmadı. Popüler olmasının nedeni blend edebilme yeteneğine sahip olmasıdır aynı Iphone gibi.

– Reklam Yapmayın

Viral pazarlama sadece insanların paylaşımda bulunduğu bir reklam çeşidi değildir. Bu noktada şirketinizi, ürününüzü ve kendinizi unutun. İyi ve ilgi çekici hikayeler ve kurgular kurmaya özen gösterin. Yapacağınız kampanya çok ince olmalı- odak noktalı değil.

       Netice alın

İnsanlar sizin kampanyanızı görür. Siz; onların bölünmeyen dikkatine sahip olmalısınız.

Şimdi neler yapıyorsunuz? İnsanların dikkatinizi kazandığınız zaman harekete geçmelisiniz. İnsanları bir sonraki adımınız için merakta bırakmayın. İnsanları davranışa itmenin en iyi yollarından biri yaptığının aynısını tekrar yapmaktır. Netice almak için onlara istediklerini verin ve bundan sonra markanızı tanıtın

       İzin ve paylaşım organizasyonu

Paylaşma; viral pazarlama hakkında her şeydir. Yaptığınız her şey insanların sizin içeriğinizi kolay bir şekilde paylaşmasını sağlayıp, kampanyanızın gelişmesine aracı olmaktır. İnsanların sizin içeriğinizi indirmesine ve başka kanallarda paylaşmalarına izin verin buna artı olarak; insanların  sizin içeriğinizi maille paylaşmasını veya sosyal ağlarında yayınlanmasına izin vermelisiniz.

       Yorumlarla bağlantı kurun

İzleyiclerinizle iletişime geçmek viralite için hayati önem taşımaktadır. Mustafa ıssariahın oynadığı ‘old spice’ kampanyasını hatırladınız mı? İzlenme sayısı video izleyici soruları na göre uyarlanarak özelleştirilmesi artmıştır.

       Erişimi kısıtlamayın

Viral pazarlama kampanyanız; kendi has bir yaşam süresi olan ve virüs gibi yayılan bir kampanya olmalıdır. Kampanyanıza katılımı, erişimi kısıtlamayın. İnsanların kampanyanıza katılması için özel yazılımları indirmeye, üye olmaya zorlamayın. Viral pazarlama kendine has kalmak ile ilgili değildir. Bütün insanların görmesi için ortaya çıkar.

Note;

Original Source is Blog.kissmetrics.com

We translate your blog post English to Turkish for communication faculties students in Turkey . Thanks for your blog post Kiss Metrics!

İletişim fakültesi Halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümünde okurken her ders için iletişim trendleriyle harmanlanmış kampanyalar tasarlardık. Viral pazarlama da hocalarımızın en çok istediği pazarlama modellerinden biriydi. İşte ödevimizi aldıktan sonra başlardık araştırma yapmaya, google’ye sorardık mesela; what is viral campaign, what are viral campaign’s steps, how to desingn viral campaingn etc. Sonra bulduğumuz dataları Türkçeye çavirmaya çalışırdık. Bugün twitterda önüme yukardaki infografik düştü ve inceledim. Yalanım yok çok hoşuma gitti. Aradan çok zaman geçmediği için öğrencilik günlerimi hatırladım hemen ve Türkçe’ye çevirmek istedim. Belki öğrenci arkadaşlarıma faydalı olur diye. Arkadaşlar umuyorum işinize yarar. Bu arada çeviri için bana yardım eden; Aytuğ Erkan‘a da teşekkür ederim.

Pazarlama Planının Aşamaları

Az önce kitaplığıma bakarken gözüme vakti zamanında okuduğum Philip Kotler’in A’dan Z’ye Pazarlama kitabı takıldı. Bence güzel ve faydalı bir eser. Pazarlamaya başlangıç için okunması şahsımca tavsiye edilir. Şimdi içimden rastgele bir sayfa açıp sizinle paylaşmak geldi. 122. Sayfa açıldı. Bakalım neler varmış; 122. Sayfa ve konuyu içeren diğer sayfalarda.

 Pazarlama Planları

 Şirketinizin bir vizyona gereksinimi vardır, vizyon bir strateji ister, strateji bir plan gerektirir ve plan için eylem gerekir. Bir Japon atasözü şöyle der: ‘’Eylemsiz vizyon bir düştür. Vizyonsuz eylem bir kabustur.’’

 Ayrıntılı bir pazarlama planı hazırlamalısınız. Ancak buna bir savaş planı demek daha anlamlı olur. Planınız, size, daha siz ilk muharebeye girmeden, savaşı kazanacağınız güvenini vermelidir. Eğer pazara daha iyi, daha yeni, daha hızlı veya daha ucuz bir şey sürmüyorsanız, pazara girmemelisiniz. Bir pazarlama planı altı aşamadan oluşur: 1- Durum analizi 2- Hedefler 3- Strateji 4- Taktikler 5- Bütçe ve 6- Denetimler.

…………. 

  •      Durum analizi tam anlamıyla tamamlanmış mı?
  •      Durum analizi ışığında, amaçlar makul ve ulaşılabilir mi?
  •      Strateji, belirlenen amaçları sağlamaya elverişli görünüyor mu?
  •      Taktikler belirtilen stratejiyle aynı çizgide mi?
  •      Beklenen yatırım getirisi yeterli ve güvenilir mi?