Viral Pazarlama (ile ilgili bir çeviri)

Belki de hiçbir şey viral pazarlama kampanyasıyla mesajı yaymak kadar efektif ve etkili değildir. Viral pazarlama kavramının arkasında yatan düşünce insanları iletilmek istenen mesajı yayarak etkilemektir. Başarılı bir viral kampanya viral olmayan bir kampanyadan 1000 kere daha etkilidir.

Başarılı bir viral pazarlama kampanyası üretmek gerçekten göründüğünden daha zordur. Çünkü iyi bir araştırma ve planlama gerektirir. Hadi adım adım başlayalım!

-       Nötr olmayı bırakın

Viral pazarlama duygularla alakalıdır bu yüzden herkese rica ve teşekkürü unutun. Duyguları etkilemek için fikirler geliştirin.  İnsanların sizi hem sevmesini hem nefret etmesini, sizinle mutlu olmasını, kızmasını, gülmesini ya da ağlamasını istiyorsanız nötr olmayı bırakın. İnsanları heyecanlandırın ve onarlın içlerinde (hafızalarında, kalplerinde) yer edinin.

-       Beklenmedik olanı yapın

İnsanların sizi farkına varmasını mı istiyorsunuz? Eğer bunu istiyorsanız; tamamen beklenmedik bir şey yapın. Ürününüzün reklamını yapmayı bırakın ve rahat olun. Bir youtube kampanyası olan ‘’will it be blend?’’ i hatırlıyor musunuz? Video onların Blender teknolojilerinden dolayı popüler olmadı. Popüler olmasının nedeni blend edebilme yeteneğine sahip olmasıdır aynı Iphone gibi.

- Reklam Yapmayın

Viral pazarlama sadece insanların paylaşımda bulunduğu bir reklam çeşidi değildir. Bu noktada şirketinizi, ürününüzü ve kendinizi unutun. İyi ve ilgi çekici hikayeler ve kurgular kurmaya özen gösterin. Yapacağınız kampanya çok ince olmalı- odak noktalı değil.

-       Netice alın

İnsanlar sizin kampanyanızı görür. Siz; onların bölünmeyen dikkatine sahip olmalısınız.

Şimdi neler yapıyorsunuz? İnsanların dikkatinizi kazandığınız zaman harekete geçmelisiniz. İnsanları bir sonraki adımınız için merakta bırakmayın. İnsanları davranışa itmenin en iyi yollarından biri yaptığının aynısını tekrar yapmaktır. Netice almak için onlara istediklerini verin ve bundan sonra markanızı tanıtın

-       İzin ve paylaşım organizasyonu

Paylaşma; viral pazarlama hakkında her şeydir. Yaptığınız her şey insanların sizin içeriğinizi kolay bir şekilde paylaşmasını sağlayıp, kampanyanızın gelişmesine aracı olmaktır. İnsanların sizin içeriğinizi indirmesine ve başka kanallarda paylaşmalarına izin verin buna artı olarak; insanların  sizin içeriğinizi maille paylaşmasını veya sosyal ağlarında yayınlanmasına izin vermelisiniz.

-       Yorumlarla bağlantı kurun

İzleyiclerinizle iletişime geçmek viralite için hayati önem taşımaktadır. Mustafa ıssariahın oynadığı ‘old spice’ kampanyasını hatırladınız mı? İzlenme sayısı video izleyici soruları na göre uyarlanarak özelleştirilmesi artmıştır.

-       Erişimi kısıtlamayın

Viral pazarlama kampanyanız; kendi has bir yaşam süresi olan ve virüs gibi yayılan bir kampanya olmalıdır. Kampanyanıza katılımı, erişimi kısıtlamayın. İnsanların kampanyanıza katılması için özel yazılımları indirmeye, üye olmaya zorlamayın. Viral pazarlama kendine has kalmak ile ilgili değildir. Bütün insanların görmesi için ortaya çıkar.

Note;

Original Source is Blog.kissmetrics.com

We translate your blog post English to Turkish for communication faculties students in Turkey . Thanks for your blog post Kiss Metrics!

İletişim fakültesi Halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümünde okurken her ders için iletişim trendleriyle harmanlanmış kampanyalar tasarlardık. Viral pazarlama da hocalarımızın en çok istediği pazarlama modellerinden biriydi. İşte ödevimizi aldıktan sonra başlardık araştırma yapmaya, google’ye sorardık mesela; what is viral campaign, what are viral campaign’s steps, how to desingn viral campaingn etc. Sonra bulduğumuz dataları Türkçeye çavirmaya çalışırdık. Bugün twitterda önüme yukardaki infografik düştü ve inceledim. Yalanım yok çok hoşuma gitti. Aradan çok zaman geçmediği için öğrencilik günlerimi hatırladım hemen ve Türkçe’ye çevirmek istedim. Belki öğrenci arkadaşlarıma faydalı olur diye. Arkadaşlar umuyorum işinize yarar. Bu arada çeviri için bana yardım eden; Aytuğ Erkan‘a da teşekkür ederim.

Pazarlama Planının Aşamaları

Az önce kitaplığıma bakarken gözüme vakti zamanında okuduğum Philip Kotler’in A’dan Z’ye Pazarlama kitabı takıldı. Bence güzel ve faydalı bir eser. Pazarlamaya başlangıç için okunması şahsımca tavsiye edilir. Şimdi içimden rastgele bir sayfa açıp sizinle paylaşmak geldi. 122. Sayfa açıldı. Bakalım neler varmış; 122. Sayfa ve konuyu içeren diğer sayfalarda.

 Pazarlama Planları

 Şirketinizin bir vizyona gereksinimi vardır, vizyon bir strateji ister, strateji bir plan gerektirir ve plan için eylem gerekir. Bir Japon atasözü şöyle der: ‘’Eylemsiz vizyon bir düştür. Vizyonsuz eylem bir kabustur.’’

 Ayrıntılı bir pazarlama planı hazırlamalısınız. Ancak buna bir savaş planı demek daha anlamlı olur. Planınız, size, daha siz ilk muharebeye girmeden, savaşı kazanacağınız güvenini vermelidir. Eğer pazara daha iyi, daha yeni, daha hızlı veya daha ucuz bir şey sürmüyorsanız, pazara girmemelisiniz. Bir pazarlama planı altı aşamadan oluşur: 1- Durum analizi 2- Hedefler 3- Strateji 4- Taktikler 5- Bütçe ve 6- Denetimler.

…………. 

  •      Durum analizi tam anlamıyla tamamlanmış mı?
  •      Durum analizi ışığında, amaçlar makul ve ulaşılabilir mi?
  •      Strateji, belirlenen amaçları sağlamaya elverişli görünüyor mu?
  •      Taktikler belirtilen stratejiyle aynı çizgide mi?
  •      Beklenen yatırım getirisi yeterli ve güvenilir mi?

Personel veli nimetimizdir…

Bu cümle müşteri veli nimetimizdir olmalı mı yoksa? Bence o eskidendi :)

Evet efenim yine geldik nacizane bir pazarlama yazımıza. Böyle yaza yaza daha güzel yazılar çıkaracağım kanısındayım. Geçtiğimiz günlerde satış tutundarma eşit değildir indirim diye bir yazı yazmış ve gelecek günlerde bu serinin devamını getireceğimi belirtmiştim ve vol2 olarak bugün bu yazıyı yazma niyetindeyim.

Efenim pazarlamanın kendi içinde çeşitli bileşenleri var. Pazarlama deyince aklımıza ilk gelen şey 4P’dir. 4P eşittir product (ürün), price (ücret), place (yer) ve promotion (promosyon) bunların hepsi teker teker uzun uzun yazılar  oluşturabilecek nitelikteler. Ve belki bir gün bunları da yazmak nasip olur.

Neyse bundan önce ki yazım satış tutundurma faaliyetlerinin müsteri odaklı hizmetleri üzerine olmuştu. Şimdi yazacağım yazı ise satış tutundurma faaliyetlerinin PERSONEL üzerine uygulanan hizmetleri ile ilgili olacak. Satış tutundurma (sales promotion) ;  bütünleşik pazarlama iletişimi karması (integrated marketing communications mix) ‘nın  5öğeseniden biri.  Ve satış tutundurma kendi içinde 3 ana merkeze ayrılıyor. Bunlardan bir önceki yazımda bahsetmiştim. Ama bu 3 ana merkezden biri, personel odaklı satış tutundurma faaliyetleri.

Modern ticari hayatta artık pazarların kızısması, rekabetin her geçen gün artması, ürün portföylerinin git gide genişlemesi üzerine şirketler  ürünlerini tutundurabilmek, şirket şöhretlerini koruyabilmek adına çeşitli faaliyetler uygulamakta. Bunlardan biride şirket çalışanlarına kendilerini önemli hissettirebilmek, onların şirketin birer malı olmaktan çok şirket için hayati önem taşıyan nesneler olduklarını hissettirebilmek gibi faaliyetler.

Bunları nasıl mı yapıyorlar peki?

Çalışan olarak sizler düşünün; Sizin maaşınızı her ay geçiktiren bir firma mı yoksa her yaptığınız şatış için size prim veren mi, ya da ikramiyelerinizi dahi günü gününe ödeyen mi? Size sigorta yapan bir şirket mi sizi daha çok önemsiyordur, sigorta yapmayan mı?  Size şirkete ulaşım imkanları sağlayan şirket mi size daha çok imkan tanıyordur, ne hali varsa görsün, dünyanın maaşını veriyoruz bir de yol hizmeti mi vereceğiz diyen mi?  Her hangi bir konuda sizi bilgilendirmek için eğitimler, seminerler, ileriki seviyede kısa süreli tatiler vb düzenyen bir firma mı yoksa ben maaşı veririm, işi ne gitsin ögrensin ve en iyi şekilde yapsın diyen mi?

Bu örnekleri o kadar çoğaltabilirim ki…

Peki şirketler bunları niye yapıyor, sizin kaşınıza gözünüze vurgun olduğu için mi yoksa sizin etinizden sütünüzden derinizden faydalanıp, sizden daha fazla verim alabilmek için mi?

Cevaplar ne kadar ortada di mi?

İşte modern düzen bence artık şirketler için personellerini daha önemli hale getirmiş durumda, tabi şu an ki kriz ortamında belki bunları bu kadar cesurca söylemek saçma gelecek sizlere ama öyle işte… (daha fazla…)

Satış tutundurma eşit değildir indirim

Efenim malumunuz her konuda çok büyük ticari ve ekonomik pazarlar ve sektörler mevcut. Yani bir ürünü yapan birden fazla kurum ve kurluş var. Eeee durum böyle olunca ne oluyor, herkes kendi ürününü ve fikrini satabilmek için ürünün ya da fikrin albenisini arttırabilmek için çeşitli kampanyalar ve faaliyetler düzenliyorlar. Genel olarak bu kampanya ve faaliyetlere satış tutundurma çabaları diyoruz. Ben satış tutundurma konusunda 3 tane yazı yazmayı planlıyorum çünkü satış tutundurma genel olarak  3 ayrı hedef kitle üzerine uygulanıyor. Bunlar başta tüketici,  ikincil olarak aracılar (bayiler, distribütörler, parekendiciler  vb) ve son olarak şirket personeli ya da satış gücü.

Ve vol-1 olarak müşteri odaklı satış tutundurma çabalarından bahsetmek istiyorum. Şimdik başlığımıza baktığımızda satış tutundurma eşit değildir indirim gibi bir cümle görüyorsunuz. Çünkü genel olarak satış tutundurma pek kullanılan bir tabir değil ama bir ürünün satılabilmesi için muhakkak müsteriye bazı şeyler sunmanız lazım ki, içinde yer aldığınız pazarda rakiplerinize karşın müsteri gelip sizin ürünüzü alsın. Ve malesef en çok kullanılan yöntem İNDİRİM. Niye mi müsteriye verebileceğiniz en büyük hediye ondan fazla para almamak ya da aldığınız paranın bir kısmını ona iade etmek :)

Müsteri odaklı satış tutundurma çabaları bir çok yol ve yöntemle uygulanılabilir. Mesela 8 al 6 öde bir satıs tutundurma cabasıdır, 4 kapak getir ayıcık’ı götür de, aynı oranda bir ürün paketinin üstüne bir hediye ya da extra bir şeyler  bandajlamanız ve bundan para almamanız, ürününüzü satın alan insanlar arasında bir yarışma, organizasyonlar düzenleyip onlara çeşitli hediyeler vermeniz,2ürün alana 3.sü bedava demeniz, ücretsiz ürün örnekleri dağıtmanız, evlere ürün kataloklarını yollamanız bunların hepsi ve nicesi hep müsteri odaklı satış tutundurma çabaları içine giriyor.

Aslında bunlarla ne kadar iç içe yaşıyoruz değil mi? Artık bunlar alış-veriş kültürümüzün vazgeçilmez parçaları halinde. Mümin Erakbaş’ın yazdığı üzere kimi zaman bir cafe’de gelen birtabak patatesle, ki mi zaman benzinciden benzin aldıktan sonra verilen bir kutu peçeteyle, ya da yolda ürürken yanımıza gelen birinin bize verdiği bir nescafe ya da küçük bir çikolatayla, yeni yıl kampanyası dahilinde capitol’ün verdiği audi R8 araçla…..vb…. Ve bugünlerde sıkça gördüğümüz İNDİRİM levhaları ile.

Sadece indirim yapmak acaba her zaman geçerli bir yol mudur? Şu anda bir indirim çılğınlığıdır gidiyor. Normaldir bir küresel ekonomik kriz ile karşı karşıyayız, dünya sallanıyor hatta ekonomik dengeler yıkıldı bitti ama Ve ama  indirim oranları öyle böyle değil, %10, %30 hatta %50 yi bile mantık cercevesinde değerlendirebilirim. Ama %70 hatta %90 gibi oranları hakaret olarak kabul etmek lazım. Yani benim sezonunda 100 liraya aldığım bir ürünü siz canınız sıkıldı diye 10 lira ya satacaksınız ve ben bunun mantıklı bulucam. Bu düpedüz soygun. Ben sezonda alış-veriş yapan müsterimi soydum, şimdi ürün elimde kalmasın Allah ne verdiyse satayım gitsin.  Sonra da ben kaliteli bir markayım diye ortalıkta dolaşalım di mi?

Acaba sizce en mantıklı yollar nelerdir? Yani bir firmanız var, bir ürününüz var, ama bir çok rakibiniz var. Acaba bu aşamada ürününüzün pazarda daha fazla yer alabailmesi, rakiplerini geçebilmesi, tercih edilirliğinin artması için sizler neler yapardınız???

yenilikçi satış teknikleri

Bu pazar yurtta gazeteleri karıstırken yukarda attığım başlıkta bir yazı gördüm daha dogru söylemek gerekirse fıkramsı hikaye desem bu yazı için belki daha da güzel olur.yazı için Melih Bey’e çok ama cok tesekkür ediyorum.

Çok katlı büyük bir mağazanın patronu, mağazayı gezerken işe yeni aldığı bir satıcının müşteriyle konuşmasını izler. Müşteri, satıcıya sorar: “Sizde küçük boy olta var mı?”
Satıcı: “Var Efendim. Yalnız siz dağın eteğindeki göle gidecekseniz, hem küçük boy, hem de büyük boy olta almanız gerekir. Çünkü balıklar kuzey tarafında, bazen de güney tarafında yoğunlaşırlar. Eliniz boş dönmek istemiyorsanız, hem kuzey tarafı için hem de güney tarafı için olta takımı almanız gerekir.” Müşteri: “İkisini de alayım o zaman.” Satıcı: “Efendim, sizin balıkçı çizmeniz var mı? Eğer yoksa gölden eve eliniz boş dönersiniz. Çünkü balıklara yaklaşabilmek için suyun içine girmeniz gerekir. Özellikle güney tarafında sığ suya girmeden balık avlamak imkânsızdır.” Müşteri: “Peki bir çizme de alayım o zaman.” Satıcı devam eder: Efendim, diyelim ki gölün güney kıyısında uğraştınız balık yok, kuzey kıyısında uğraştınız balık yok. (daha fazla…)