Nazan Bekiroğlu – LA Sonsuluk Hecesi

Hayat bazen okumayı gerektirir…

Ama buna benim gibi sizlerin de çok güzel bir sorusu ya da cevabı vardır. ‘Okumaya vakit mi var? İnanın o kadar yoğunum ki okumaya vaktim olmuyor.’ Evet, malesef hayat koşuşturması bizlerin bazı faydalı şeylerden mahrum kalmamıza neden oluyor. Geçtiğimiz dönemde okuduğum Buket Uzuner’in İstanbullular kitabının ardından ‘Acaba ne kadar okuyoruz?’ diye sormuştum kendi kendime, durum pek iç açıcı çıkmamıştı. Ama başlıkta ismini okuduğunuz yazarımızın da dediği gibi; ‘iyi ki kitaplar var…’ ve biz arada sırada da olsa kendimize bazı kıyaklar yapmalıyız bence!

Geçtiğimiz günlerde, çok sevdiğim biriyle, Kadıköyde dolanırken, bir vesile bir kitap alıp birlikte okuyalım dedik ve kendimizi hemen Kadıköy Alkım Kitabevine attık ve raflar arasında dolanmaya kitapların arka kapak ve önsözlerinde bulunan bölümlerini okumaya başladık. Benim kafamda Nazan Bekiroğlu, Elif Şafak ya da İskender Pala gibi yazarlardan bir kitap almak vardı. Döndük dolandık, onlarca kitaba bakındık ve Nazan Bekiroğlu’nun La – Sonsuzluk Hecesi adlı eserinin/kitabının arka kapağında yer alan;

 ’ Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Adem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.  O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Adem, onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça.  Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi. Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum. Sonra döndü Adem’e, aklına bir şey gelmiş gibiydi. Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun. Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi sen isim ver, varlığım senin olsun. Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun. Seni anan beni ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.

Bir ”ile” koy aramıza bizi bize bağlasın.’  bölümünden çok ama çok hoşlandık.

Velhasıl, iki tane kitap aldık ve çıktık kitapçıdan. Gel zaman git zaman vakit buldukça okumaya çalıştık ve sonunda bitti kitap. Ben bir kitap eleştirmeni değilim, kitap hakkında internette başka ve ayrıntılı içerikler bulmanız mümkün. Ama kitapta yukarda verdiğim bölüm gibi birçok güzel ve akıcı bölümler mevcut, buna karşın kimi yerlerde kullanılan bazı kelimeler ya da betimleme bölümleri sizi sıkabilir. Yine de ben bu kitabı beğendim. ‘Biz‘ bu kitabı beğendik. Elimdeki kitap 8. Baskıya ait ve orjinal fiyatı 16.50 TL. Eğer sizlerde  kendinize okuyacak bir kitap arıyorsanız. Biz  bu ödüllü (ESKADER Roman Ödülü) romanı okumanızı tavsiye ederiz.

Dilinize ve anlatımınıza sağlık Nazan Bekiroğlu, bize yazacak olduğunuz kelimelerinizin, cümlelerinizin ve kitaplarınızın ömrünüz yettiği sürece bitmemesi dileklerimle, selam ve saygılarımı sunarım.

Nazan Bekiroğlu – Yusuf ile Züleyha

YUSUF İLE ZÜLEYHA

kalbin üzerinde titreyen hüzün…

 Ben uzun süre önce kitap okumayı bırakmıştım ama bunun nedenini, niyesini, niçinini hiçbir zaman bilemedim… Ama buna bir şekilde dur demeliydim ve geçtiğimiz sömestre tatilinde eniştemin kütüphanesinde Nazan Bekiroğlu’nun YUSUF İLE ZÜLEYHA adlı eserini gördüm ve bir anda tekrardan kitap okuyasım geldi… Bunun üstüne beni bu kitabı okumam konusunda üsteleyen ve sevk eden olaylar silsilesi de birbirini izleyince. Artık bu kitapı okumam kaçınılmaz olmuştu. Bu konuda bana bu kitabı tavsiye eden ablama tesekkür etmeden edemeyeceğim… Ve ne yalan söyleyeyim kitabıda cok beğendim… Hepinize tavsiye ederim, muhakkak okunulması gereken kitaplar içinde ama tabi kitap okuma zevki göreceli bir kavram bu konuda herkes aynı zevkleri paylaşmayabilir. ama ben yinede benim gibi bir gurmeyle aynı damak tadına sahip olduguna inandığım sevgili okurlarıma burdan siddetle okumayı tavsiye ediyorum. Hadi ne duruyorsunuz okuyun gari :)

Bide bir üzüntüm var tabi böyle bir kitabı anca 10.baskısında okumak kadaR bir gec kalınmışlığın üzüntüsü bu… Ama yinede sağlık olsun..

ve şimdi kitabın girişinden bir bölüm paylaşayım sizlerle..

….

“Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.”
A’raf, 176

Bismihû.
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.
Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.

Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan?

Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.
Cümle gibi aşk da ne senin ne benim.
Söz de,
aşk da,
ne benim ne senin.
Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru
ne kadar Allah’tansa,
mülk gibi söz de ve aşk da
O’ndan.

“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da,
beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor.
Değil mi ki her şey O’ndan,
gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka.

İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı. (daha fazla…)