Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?

Geçtiğimiz günler içinde blogum üzerinden bir mail aldım. Gelen mailde; ‘kendimi halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim, bana bu konuda neler önerirsiniz?’ yazıyordu. Elimden geldiğince ve bilgim yettiğince maile cevap vermeye çalıştım, sonrasında benzer bir mail daha aldım ve bu konuyu bloguma yazma kararı verdim.

Evet, acaba; ‘kendimizi bir iletişim bilimi olan, kendi içinde büyük bir deniz olan, günümüz işletmelerinin olmazsa olmazı konumunda olan halkla ilişkiler mesleğinde nasıl geliştirebiliriz?

Bu sorunun cevabı aslında o kadar basit değil. Ama elbet bunun da bir yolu vardır. Mesela üniversitelerimizin iletişim fakülteleri bünyesinde 4 yıllık lisans bölümü olarak bulunan, halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve tanıtım, halkla ilişkiler ve reklamcılık, reklamcılık gibi bölümlerden birine girip 4 yıl boyunca buralarda eğitim alabilir ya da gazetecilik, medya ve iletişim, işletme, davranış bilimleri, kamu yönetimi ve benzeri bölümleri bitirip üzerine halkla ilişkiler yüksek lisansı yaparak diplomalı birer halkla ilişkiler uzmanı olabilirsiniz.

Bu kısım biraz uzun ve zor galiba.

Öyle ise işi biraz daha basitleştirmeye çalışayım.

‘Bireysel eğitim’, ‘self education’, ‘bireysel gelişim’ günümüzün en yaygın terimleri içerisinde. Sizde böyle yapabilirsiniz ama göz ardı etmemeniz gereken en önemli durum, halkla ilişkilerin bir ’iletişim’ bilimi olduğu olmalı. Bizim işimiz sosyal bir bilim, yani bir mühendislik, doktorluk ve benzeri işlerde olduğu gibi çok fazla teknik değil. Bu işe de öncelikle bireysel iletişiminizi geliştirerek başlayabilirsiniz. Bir iletişim uzmanının hayatla iletişimi çok iyi olmalı. Mesela öncelikle ‘okumalıyız’ ne bulursak okumalıyız, çünkü bir iletişimcinin en büyük veri kaynağı yaşadığı hayatta olup bitenler ve kendisine ait olan ‘entelektüel bilgi sermayesi’. Buna artı olarak, bir iletişimci; eğlenmeli, gezmeli, yemeli-içmeli hayattan zevk almasını bilmeli. Kısacası hayatta aktif olabilmeli. Aktif olmayan kişinin zihnide durduğu yerde körelecektir. Buna artı olarak elinde birden fazla yazabilecek, okuyabilecek, konuşabilecek kadar bildiği yabancı dilleri olmalı.‘Anadilini’ etkin kullanabilmeli. Vakti zamanında ders notlarımdan ‘halkla ilişkiler uzmanının nitelikleri hakkında’ bir yazı yazmıştım. Orada bazı önemli noktalar vardır. Ama 3-4 yıl öncesinden bugüne baktığımızda birçok gelişme olmuştur. Mesela hayatımıza internet çok hızlı şekilde girmiş ve ‘sosyal medya’ diye bir kavram türemiştir.

Tabi ki bunlarla bitmedi!

Okumaya devam et “Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?”

Hayatın her safhasında ‘Korku’ iş başında!

Marketing Türkiye Dergisi’nin Ekim ayı 2. sayısında  ‘Korku Pazarlaması’ ile ilgili güzel bir yazı var. Pazarlama konusunda uzman birçok blog yazarlarının bazıları da bu ay bloglarında bu konuya yer ayırdılar ve sosyal mecralar üzerinde bu konuyla ilgili çok güzel tartışmalara imza attılar.

Dün, okulda ‘Consumer Behaviour’ (tüketici davranışları) dersinde ‘The Self’ (benlik) konusu üzerinde durduk, konuştuk, tartıştık.

Sonuç olarak benim nacizane fikrim, Korkunun sadece pazarlamada değil hayatın her safhasında iş başında olduğu yönünde.

Nasıl mı?

Belirli bir gücü elinde tutan, onu yöneten kısım, hep ama hep kendinden alt seviyede kalanlara bir korku uygulamakta. Burada ki korkudan kastımız, karanlıkta kapının arkasına saklanıp, içeriye giren birine, aniden ceeeee diye bağırmak değil tabi ki. Okumaya devam et “Hayatın her safhasında ‘Korku’ iş başında!”

Marka nedir, Marka olmak nedir???

Evet soru açık net. Sizce marka nedir,marka olmak nedir ya da marka değeri nedir?

Malumunuz ben halkla ilişkiler örgencisiyim, isim pazarlama, reklamcılık, ekonomi, halkla ilişkiler vb bilimlerle uğraşmak…

Geçtiğimiz dönemlerde derslerde de marka nedir, marka olmak nedir, hangi firma markadır gibi çok güzel tartışmalar içinde olduk.

Hocalarımızla arkadaşlarımızla bunları tartıştık durduk.

Marketing Türkiye dergisi olması lazım bir yerde okumuştum. Bizim ulusal firmalarımızı tartışmalardı işte; ‘güllüoğlu baklavaları, kuru kahveci mehmet efendi, vefa bozacısı  vb. bunlar marka mıdır yoksa isimleri halk tarafından biraz duyulmuş firmalar mıdır?’ diye.

Peki eğer bunlar marka değilse marka olmak için neye ihtiyaç vardır…

Şimdi aşağıda bir benzetme yazısı yayınlayacağım, ben şimdiden buraya (+18) işareti koyayım da sonra benim başım ağrımasın, bakalım bizim dersleri neye benzetmişler;

Marka Olmak ®
-Bir partide şahane bir kız gördünüz diyelim. Hemen yanına gidip: “Harika sevişirim!” derseniz; bu doğrudan pazarlamadır.
-Arkadaş grubunuzla partide takılırken, arkadaşlarınızdan biri kıza gidip sizi göstererek: “Şu çocuk var ya, harika sevişir” derse; bu reklamdır.
-Partide şahane bir kız gördünüz, yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün kızı arayıp dediniz ki: “Merhaba, harika sevişirim”; bu telemarketing’dir.
-Partide şahane bir kız gördünüz. Hemen kravatınızı düzeltip ona bir içki koyarsınız, ona kapıyı açarsınız, çantası düşerse hemen davranıp yakalar, kendisine verirsiniz.Dolaşmayı teklif eder ve dersiniz ki: “Ha bu arada, harika sevişirim”; bu halkla ilişkilerdir.
-Partide şahane bir kız gördünüz. Onun ilgisini çektiniz, biraz sohbet edip numarasını aldınız.Daha sonraki aramalarla, sohbetlerle, yemeklerle ve jestlerle gönlünü çalıp güven kazandınız.Daha sonra çok uygun bir ortamda ve zamanda: “Merak etme tereddütlerini biliyorum ama ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sevişirim, yani seviştikten sonra çok memnun kalacaksın “ der; görüşmelerinizi kesmez ve memnuniyeti devam ettirirseniz, bu müşteri odaklı satış olur.
-Partide şahane bir kız gördünüz. Kız yanınıza geldi ve dedi ki: “Duydum ki harika sevişiyormuşsun”. İşte bu marka olmaktır…

Şimdi yukarda ki sorularımı tekrarlıyorum:

Evet, soru açık net. Sizce marka nedir, marka olmak nedir ya da marka değeri nedir?

Marka olmak için neye ihtiyaç vardır?