Expo 2020’de Başarı Dileklerim İzmir’e…

Benim kendi adıma ikinci memleketim saydığım şehirdir İzmir.

Ülkemizin için gerçekten çok önemli değerlere sahip ve her anlamda gelişmeye aç ve açık olan güzel şehir.

Şimdi Expo 2020’ye aday. Daha önce de aday olmuştu. Eğer 2020’yi kazanamazsa bundan sonrakilere de aday olacaktır.

Geçtiğimiz dönemde Universiade’a ev sahipliği yapmış, her yıl yüzlerce önemli kongre ve fuara ev sahipliği yapan, daha önceden Expo’ya aday olmuş, ülkemizde marka şehir kavramını sahiplenmeye çalışan şehir İzmir.

Expo 2020’yi hak ediyor mu? Kesinlikle Evet! Bu cevabı vermek için bir an düşünmem. Peki kazanabilir mi, orası biraz muğlak.

Çünkü sistem içinde farklı dengeler var. Nasıl ki ülkemize olimpiyatlar, dünya futbol şampiyonası gibi büyük iki organizasyon verilmiyor, Expo’nun da İzmir’e verilmeme oranı çok büyük ama umarım bu konuda yanılırım.

 

Expo 2020 İzmir tanıtım filmini izlediniz değil mi? Sizce de başarılı olmamış mı? Ben kendi adıma beğendim ama eksikler yok dersem de yalan olur.

“Marka Şehir İzmir” yıllardır üzerine çalışılan büyük proje.

Marka olmak için sadece bir söylem geliştirmekten öte şeyleri  bir araya getirmek lazım.

Mesela bütünlük sağlamak: İzmir için söylenilen en büyük iddaların başında bin parça olması gelir. Nasıl mı? İzmir’de tüm kamu kurum ve kuruluşları birbirinden ayrıdır, çoğu birbiriyle küstür. Marka olmak için, vali, tüm belediyelerin (özellikle başkanların), kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin (tüm uzman eğitmenlerin), siyasi otoritenin (milletvekillerinin ve siyasi parti teşkilatlarının), STK’ların, yerel medyanın, ticaret odalarının, büyük şirketlerin, iletişim ajanslarının, esnafın ve halkın, özetle tüm kanaat önderlerinin bir araya gelmesi lazım.

Umuyorum ki İzmir bu ayrılığı en kısa sürede kapatıp, ülkemiz içinde olması gereken yere birlik beraberlik içinde gelecektir.

Çünkü eminim ki, İzmir Expo 2020’den çok daha fazlasını hak ediyor.

Filmdeki eksik nokta ise, aşırı elitist çekilmiş olması. İzmir’den öte ülkemizin en büyük değeridir oryantalist yapı. Ben isterdim ki filmde İzmir, bir Fransa ya da İtalya şehri gibi gösterilmekten öte bir Türk, Anadolu şehri ve Ege’nin kalbi olarak gösterilseydi çok daha güzel olabilirdi.

Filmin en son karesinde 10 Kasımda Atatürk portresinin çiziminde yapıldığı gibi insanlar tarafından slogan çizilebilirdi.

Son karede yukarıda dediğim üzere, İzmir valisi ve İZKA Başkanı Sayın Cahit Kıraç’ın yanında tüm kanaat önderleri yanyana olsaydı eminim çok daha etkili olurdu. En azından İzka’nın da yönetiminde yer alan belediye başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir ticaret odası başkanı Ekrem Demirtaş gibi isimler…

 

24 Nisan’da Sosyal Medya’nın Ustaları İzmir’de

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü ve bu bölümün öğrencileri tarafından kurulan Şapka Takımı ‘nın organize edeceği “Sosyal Medya Uygarlığında Marka Yönetimi” isimli etkinlik için sosyal medyanın usta isimleri İzmir’e geliyor.

Bu izlediğiniz videoda da söylenildiği üzere üniversitemin, fakültemin, bölümümün hatta geçtiğimiz sene bu etkinliğin vol 1’i olarak değerlendirebileceğimiz “Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi” etkinliğini organize ederek içinde yer aldığım takımın organize edeceği etkinlikte “İçimizden Biri” başlığıyla bana da kısa bir bölüm ayrılmış.

Geçtiğimiz seneler içerisinde aynı sıralarda oturan biri olarak bu etkinlikte yer alacak olmak inanın bana şimdiden çok büyük heyecan ve mutluluk veriyor.   Okumaya devam et “24 Nisan’da Sosyal Medya’nın Ustaları İzmir’de”

9 Eylül’den 9 Eylül’e İzmir’le geçen 4 sene

 9 Eylül 2007’de ilk ayak bastığımın akşamıydı 85. kurtuluş kutlamaların. Senin kurtuluşunun üzerinden geçen koskoca 89 yılın içinde 4 yıl misafir ettin beni koynunda. İlk başlarda zordu sana uyum sağlamak, yeniydi her şey, yalan söylemeyeyim sevememiştim seni, aslında senin suçun da yoktu bunda, sen sadece oturuyordun bu ülkenin en batı tahtında. Kaçmaya çalıştım senden, bahaneler uydurdum kendimce. Ben sana laflar attıkça, sen bana dostlar/güzellikler hediye ettin. Kordonun çimlerinde tattım çiğdemin tuzunu. Çayın yanına hiçbir şey yakışmamıştı sanki Gevrek ve Boyoz kadar. Günbatımı ayrı bir güzeldi Asansör’de. Kabakçiceği dolmasının tadı bir başkaydı Şirince‘de. Ah bi de şu rakıya olan sevdan olmasaydı daha bir çok sevecektim seni. Ama Foça’da denizin kokusu sardı dostluğumuzu, Saat Kulesi ne de güzel duruyordu sol bileğinde, Kızlar Ağası her gelen misafiri kahvesiyle ağırlıyordu muhabbetinde ve sen her geçen gün daha da güzel bir yer ediniyordun ve ben iyiki‘ler biriktiyordum yüreğimde.

Zaman çabuk geçti seninle, gün geldi elveda dedik dostane bir şekilde.

Tüm misafirperverliğin, bana hediye ettiğin güzel günlerin ve değerli dostlar için teşekkürler İzmir!

Bir daha kurtuluş mücadelesi vermemek dileklerimle, kurtuluşunun 89. yılı kutlu olsun.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü

Başlığımızın asıl açılımı İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler  ve Reklamcılık Bölümü olmalı. Benim üniversite hayatım biraz uzun oldu. Çünkü İzmir Ekonomi Üniversitesi öncesinde önlisans olarak Trakya Üniversitesi (şimdi Namık Kemal) Çerkezköy Meslek Yüksek Okulunda Halkla İlişkiler okudum sonrasında Dikey Geçiş Sınavı ile İzmir’e gidince totalde 6 yıl üniversite okudum. Çoğu kişi bunu duyunca Tıp okusaydın ya bari bir işe yarardı diyor ama ben okuduğum okullardan ve bölümden çok memnunum. Türkiye’de özel ya da vakıf üniversitesi diyeceğimiz üniversitelerin çoğunun öyle köklü tarihleri, oturmuş düzenleri yok ve İzmir Ekonomi Üniversitesi de bunlardan bir tanesi ama önemli olan bunun farkında olup gerek eğitim sistemine gerekse öğrencilere gerekli yatırımları yapabilmekte. Ben burada okuduğum 1 yıl hazırlık 3 yıl lisans eğitimim boyunca bunu gördüm. Her yıl mezun olan arkadaşlar bir sonraki sene okuyan arkadaşları kıskanıyordu açıkçası. Bense bunla nacizane övünebilen biriyim, umuyorum ki İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Halkla İlişkiler Reklamcılık Bölümü ileride daha iyi yerlere gelir ve bizde hiç çekinmeden burada okuduk diye göğsümüzü kabarta kabarta gezeriz.

Ben 3 yıl lisans eğitim boyunca aşağıdaki dersleri yanlarında ismi yazan hocalardan aldım;

İntibak Sınıfında

MMC 101 İletişime Giriş  –  Nuran Erol Işık

MMC 220 İletişim Kuramları – Gökçen Karanfil

BA 230 Pazarlama İletişimi – Ebru Uzunoğlu

IUE 100 Akademik ve Sosyal Oryantasyon

SPN 101 İspanyolca I  – Aslıhan Ağdanlı

PRA 202 Kişilerarası İletişim – Nilüfer Pembecioğlu

PRA 206 Halkla İlişkilerin İlkeleri  – Selin Türkel

PRA 204 Reklamcılığın İlkeleri  – Sema Misçi

MMC 102 İletişim Tarihi – Aysun Akan

SPN 102 İspanyolca II – Nigel Ashley

İntibak sınıfı benim için zor oldu, bölüm hakkında mevcut bir bilgi bikrimim vardı ama ben hepsini Türkçe olarak biliyordum ama okulun eğitim dili İngilizceydi. Buna artı olarak İngilizce hazırlık sınıfı okumama rağmen 1. ve 2. Sınıfın dersleri bir arada almam ve 1. sınıftaki tüm derslerin hepsini almamış oluşum beni zorladı açıkçası. Ama yine de tüm derslerden başarılı oldum.

Okumaya devam et “İzmir Ekonomi Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü”

Dile kolay 4 yıl…

Ama merak etmeyin çok kısaca özetleyeceğim!

9 Eylül 2007’de İzmir’e ayak bastığımda düzenlenen Kurtuluş Günü etkinlikleri bile buraya gelme isteksizliğimi geçirememişti. Onu takip eden 2 yılda da bu isteksizliğim ve bir an önce İzmir’den kurtulma çabalarım, yalanım yok ki devam etti, sınavlara girdim, yatay geçişlere başvurdum, geçirdiğim hastalıkları bahane ettim ama nafile, olmuyordu ve İzmir her geçen gün beni kendine usulca bağlıyordu sanki…

Önce hazırlık okuyacaksın dediler, okudum. 4 yıl boyunca beni her gördüklerinde selam veren hal hatır soran arkadaşlarım oldu.

Sonra sıra intibak sınıfına gelmişti, orayı okurken hem şu an ki 3. sınıflarla hem kendi sınıf arkadaşrımla hem şu an mezun olmuş birçok arkadaşla tanıştım ama sanki çok sevilmemiştim ve bence İzmir’deyken gitmeliydim.

Diğer yandan İzmir Blog Yazarlarına katıldım, orada güzel insanlarla tanıştım. Ama İstanbul’da daha iyileri vardı, İzmir’den gitmeliydim.

Yurttaki arkadaşlarımı zaten anlatmıyorum, onlar arkadaştı kardeş oldular İzmir’de uyandığım her günde bana güven kattılar. Ama onlarla muhabbetim zaten devam ederdi, ben yine de İzmir’den gitmeliydim.

İşte böyle garip duygular besliyordum. Sonra bazı uğraşlarımın boşuna olduğunu anladığım gün, Erdal; İzmir’de yiyecek ekmeğin görecek günlerin var dedim ve hayatın tadı o anda başladı. Ve öyle lezzetli geldi ki!

Okuldaki arkadaşlarımla ve hocalarımla 2010 medya gezisinde 3. sınıftayken sanki yeniden tanışıyordum belki İstanbul halime acıyıp onların beni arasına almasını istiyordu.

Blog Yazarlarından tanıştığım arkadaşlarımla yaptığımız buluşmalar, başlangıcı garip olsa da organize etmeye başladığımız Likemind İzmir Buluşmaları’na gelen güzel yorumlar, beni İzmir’e bağladı.

İzmir; şehirdi yaşam oldu, arkadaştı dost oldu… Okumaya devam et “Dile kolay 4 yıl…”

24

Zaman ne kadar çabuk geçiyor anlayamıyorum. Daha çok gencim biliyorum, ömrümün sonuna kadar göreceğim günlerim var, yaşayacağım anlarım, tadacağım çok güzel tatlarım var, hepsi bir yerde sıralarının gelmesini usulca bekliyorlar.

 Ne diyeyim nasip, kısmet, hayırlısı…

Hayat insana her an çok ama çok farklı şeyler sunuyor; bir an gülerken hemen ardından ağlatabiliyor, bir an koşarken ardından topallatıyor, hayatı derin derin içine çekerken,  bir an ciğerlerinde yetmez hale gelebiliyor, kısacası belki de hayat sadece kendini oynuyor biz de sadece ona ayak uydurmaya çalışıyoruz.

Bundan 1 yıl önceki doğum günü yazısını benim adıma konuk yazar olarak çok sevdiğim bir arkadaşım yazmıştı.

O gün ki yazıda kendisi;

“İyi ki doğdun” diyeceğim öncelikle; ama bununla kalmamalı öyle değil mi? Sadece doğmuş olman değil şu an hayatımda olman da önemli. İyi ki doğdun ve iyi ki seni tanıyorum‘ demiş. Ne mutlu biri ya da birilerini ‘iyi ki doğdun’ ve ‘iyi ki seni tanıyorum’ dedirtebilmek.

Okumaya devam et “24”

dansizmiRitim dans ve ritim gösterisi

Yazımın ilk giriş cümlesi; ben daha önce böyle bir şey izlemedim… Televizyondan duyar, gazetelerden okurdum, işte sultans of the dance  yüz binlerce izleyiciye ulaştı, Anadolu ateşi insanları coşturmaya devam ediyor diye. Ama izlemek hiç kısmet olmamıştı, olmadı da. Ama güzel İzmir’in güzel yanlarından biri de bir çok şeye ulaşabilecek olmanız. Belki sultans of the dance izleyemedim, belki Anadolu ateşini göremedim ama en az onlar kadar iyi olduklarına beni inandıran DANS-İZMİ’RİTM grubunun geçen hafta sonu E.Ü Atatürk Kültür Merkezinde sergiledikleri muhteşem gösteriye gitme şansım oldu. Yaklaşık 30 kişinin, set arkasıyla birlikte yaklaşık 50 kişinin muhteşem uyum ve koordinasyonunu,  uzun süreli kaliteli bir çalışmanın nasıl muhteşem bir dans gösterisini ortaya çıkardığını gözlerimle gördüm. Ne yalan söyleyeyim hayran kaldım. Bu gösteriye beni davet eden ve program esnasında bana eşlik eden Sevgili Mümin Erakbaş’a teşekkür etmemek olmaz. Akabinde ben gösteriyi kendimce 11 bölüme ayırdım. Şimdi sizlere azar azar bu bölümler hakkında bilgi vereyim.

 

  • 1- Tekno müzik eşliğinde, dansçıların kollarına, avuçlarının içine, ve ayaklarına taktıkları ışıklar ile yaptıkları, güzel bir ışık gösterisi. Dalgalar, martıların kanat çırpışı, Meksika dalgalanması, ama asıl olarak bende uyandırdığı etki, ateş böceklerini anımsatmalarıydı.
  • 2- Sema gösterisi, çok kısa sürdü, modernize edilmiş bir Mevlevi kıyafeti ve orijinal olmayan bir semazen. İnsanı yüreğinden yakalayan Gel Gör Beni ilahisi ile gerçekten insanın tüylerini diken diken eden anlar.
  • 3- Şu an sözlerini net hatırlayamadığım ‘kaçsam,kalemim yanıyor, kimden işitsem ismini..derdimden ufuklardasın, kalbim yanıyor ismini her kimden işitsem..’ bir şarkı eşliğinde (yav ben bu bölümü çok beğendiğimi hatırlıyorum ama hem şarkıyı hem dans içeriğini unutmuşum) güzel bir dans. Okumaya devam et “dansizmiRitim dans ve ritim gösterisi”

Selçuk/Efes/Şirince gezisi

Evet arkadaşlar şimdik size bu haftasonu yaptığım bi gezi kaçamağından küçük anektotlar sunacağım. Bu aralar böyle bi kısmetle gezme fırsatı buluyorum, geçtiğimiz haftada Denizli/pamukkale/karahayıt gezisi yapıp bunu yazamak.com da yazmıştım. İşte bu haftada kısmet oldu 2 yıldır planladığımız Şirince gezimizi yurttaki bazı arkadaşların baskılarına dayanamayıp gerçekleştirdik. Ne diyelim güzel oldu güzel. Böyle bol resimli az yazılı postlar atmak genel olarak bayan arkadaşların özelliği, ama bir kere de biz yapalım, canımız çıkmaz ya. Şimdik efenim; Selçuk/efes ve şirince İzmir il sınırları içinde kalan yerler. Biz normalde Bornova’da yaşıyoruz. Gezimize otogardan başladık. Bornova’dan Selçuk’a gitmek yaklaşık 1 saat sürüyor ve ücreti 8 ytl.İşte otogardan saat 9da Selçuk arabasına bindik. İlk planımız direk Şirince’ye gitmekti ama ben yolda Efes’ede gidelim deyince tüm plan değişti.Gittik söför abimizden biraz bilgi aldık ve o da bizi tasdik etti. Önce Efes sonra Şirince yapma kararı aldık.

İlk durak olarak merkez Selçuk’ta indik, karnımız zil çalıyordu, hemen otogarın karşısında ki Atatürkçü düşünce derneği çay bahçesine oturduk.Yanımızda getirdiğimiz nevale (cevizli börek,gevrek,biskrem) yi çaylarla birlikte bi güzel midemize indirdik, karnımızı doyurduk.

Akabinde ve detayında vira bismillah deyip koyulduk yola Efes’e gitmek için. Selçuk efes arası yaklaşık 3 km. İşte ister minibüs ile ister yürüyerek bu yolu katetmek mümkün ve biz yürümeği seçtik ve kesinlikle pişman değiliz.Çünkü Selçuk’un eski belediye başkanlarından birinin diktirdiği dut ve çınar ağaçlarından oluşan çok güzel bir ağaçlı yolda yaklaşık yarım saat yürüme ve bol bol fotoğraf çektirme fırsatı bulduk.

Okumaya devam et “Selçuk/Efes/Şirince gezisi”