24

Zaman ne kadar çabuk geçiyor anlayamıyorum. Daha çok gencim biliyorum, ömrümün sonuna kadar göreceğim günlerim var, yaşayacağım anlarım, tadacağım çok güzel tatlarım var, hepsi bir yerde sıralarının gelmesini usulca bekliyorlar.

 Ne diyeyim nasip, kısmet, hayırlısı…

Hayat insana her an çok ama çok farklı şeyler sunuyor; bir an gülerken hemen ardından ağlatabiliyor, bir an koşarken ardından topallatıyor, hayatı derin derin içine çekerken,  bir an ciğerlerinde yetmez hale gelebiliyor, kısacası belki de hayat sadece kendini oynuyor biz de sadece ona ayak uydurmaya çalışıyoruz.

Bundan 1 yıl önceki doğum günü yazısını benim adıma konuk yazar olarak çok sevdiğim bir arkadaşım yazmıştı.

O gün ki yazıda kendisi;

“İyi ki doğdun” diyeceğim öncelikle; ama bununla kalmamalı öyle değil mi? Sadece doğmuş olman değil şu an hayatımda olman da önemli. İyi ki doğdun ve iyi ki seni tanıyorum‘ demiş. Ne mutlu biri ya da birilerini ‘iyi ki doğdun’ ve ‘iyi ki seni tanıyorum’ dedirtebilmek.

Okumaya devam et “24”

Galata Kulesi – Galata Tower

Evet evet evet, İstanbul’un en akılda kalan, en çok bilinen 3 tane yerini sorsalar, herhal onlardan biri muhakak Galata Kulesi olur. Ben bundan önce gitme fırsatım oldu. İstanbul’u bir de tepeden görmek çok farklı oluyor ama, bana çokta değişik gelmedi açıkcası, çünkü gördüğüm her yerin içinden geçmiş, bir şekilde oralarda yaşamıştım. Ama eğer İstanbul’a az geldiyseniz ve pek bi yer bilmiyorsanız, gerçekten gidilesi bir yer. Giriş ücreti yerli vatandaş için beş tl, turistler için ise 10 tl 🙂

İstiklal caddesinden aşağıya karaköy’e doğru inerken, önünden gecersiniz ya da bunun tam aksi istikamete giderken. En fazla 20 dakikanızı kendinize ayırıp, İstanbul’a dalmak bence büyük zevk olmalı. Eğer o kuleye merdivenlerden cıkıldıgını sanıyorsanız yanılıyorsunuz, içerde asansör var 🙂 artı olarak balkon kısmı çok dar ve her zaman meraklı turistler tarafından doldurulduğu için, tur atmak pek kolay değil. Ama yine de bu manzara için değer. Hele de yanınızda sevdiğiniz insanlar varsa, değmeyiniz kendi keyfinize. Hayatınızda unutamayacağınız güzel bir anıya adım atmış olursunuz, galata kulesine çıkmakla.

Efenim biz gittik gördük gezdik, bizce gidilesi görülesi ve gezilesi bir yer, siz sevgili dostlarımıza da tavsiye ederiz.

Minyatür TÜRK = miniatürk

Bundan çokta uzun sayılmayacak bi zaman önce, İstanbul’da yaşamama rağmen daha önce hiç gitmediğim ama methini kardeşimden ve birçok insandan duyduğum, minyatür tarihi eserlerimizi içinde barındıran, kültür parkımız miniatürk‘e gitme fırsatı buldum. İnsanın yanında sevdiği insanlarda olunca böyle mekanlar daha bi anlam ve güzellik kazanıyor olmalı ki öyle… İçeride bulunan yüzlerce tarihi eser maketinin neredeyse hepsinin fotoğrafını çektik ama buraya anca bir kaçını koyuyorum.

Okumaya devam et “Minyatür TÜRK = miniatürk”

Hidiv Kasrı/tahinli profiterol/türk kahvesi

Benim İstanbul’da en sevdiğim mekanların başında gelir Hidiv Kasrı. Beykoz’da İstanbul’un en güzel tepelerinden birinde kurulmuş bir köşk. Süper bir manzara tarihin derinliklerine. Yazı ayrı kışı ayrı güzel. Anlatılmaz yaşanır derler ya öyle bir mekan burası. Dün akşam bir vesile yolum düştü. Yine her zaman ki gibi, Tahinli profiterol yedim, Türk kahvesi içtim. Aklıma gelen tek bir kişi vardı, keşke yanımda olsaydı diye. Belki bir gün diyorum ama … 🙁 O gelene kadar muhtemelen bir daha gitmeyeceğim buraya, inşallah gelmesi uzun sürmez…

 ..

Bir Bardak Tavşan Kanı

erdaler

Sevgili kardeşim Sinanata bundan bir süre önce çok güzel bir fotoğraf makinesi getirtti kendine. Bu makine canon eos 400D idi. Tabi ben izmirde okulla mokulla uğraşırken,sinan fotoğrafçılık konusunda aldı başını gitti, kendini amatör fotoğrafçı duayeni haline getirdi. Ben daha düğmesine basmasını bilmiyorum açıkcası. (insanda merak olcak canım 🙂 ) Hani makineler aynı, muhabbetler sohbetler aynı olunca bende fotoğraf çekmeyede aynı objelerle başlayalım dedim. Ve dün üsküdar da sahilde eminönü iskelesinin hemen yanına yeni açılan kafe de otururken. Bir bardak çayın fotoğrafını çekmek ve bu vesileyle blogumda fotoğraflarım kategorisinin açılısını da yapmak istedim.

çay tavşan kanı

nice sohbetlerin en güzel dostu değil misin sen

kimi zaman bir tatlının kimi zaman bir tuzlunun yanında

kimi zaman iki sevgilin sıcak avuçlarında

kimi zaman bir işçinin nasırları arasında

yazları bahçelerde kamelya altlarında

kışları buğulu camlar arkasında…

erdal erdoğdu

Fotoğrafların orjinal boyutları çok büyük olduğu için ben onları ayarlayıp buraya ekleyeceğim. Bu da  belki çözürnürlüğe zarar verecek,kimi fotoğraf kötüleşecek ama artık olduğu kadarıyla idare edeceğiz. Beğenmeniz dileklerimle.