İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!

Ben neredeyse her gün iletişim fakültesi halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve reklamcılık ya da reklamcılık öğrencilerinden 1-2 tane mail alıyorum. Kimisi daha okulunun başında 1. 2. Sınıf öğrencisi, ileride ne yapabilirim diye soruyor, kimisi 3. 4. Sınıf öğrencisi okul bitti, işi gücü nereden bulacağız, bu saatten sonra ne yapacağım keşke bu bölümü okumasaydım diye dert yanıyor.

Dün hem İstanbul üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir mail aldım, hem de akşam Ege üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir öğrenci ile telefonda konuştum.

Biri daha 1. sınıfım ileride sizin gibi nasıl olabilirim diye sordu, diğeri bu bölümü okuyorum ama okuyacağım da ne olacak diye dert yandı.

Aslında bu karamsarlık sadece iletişim öğrencileri için değil tüm öğrenciler için geçerli bir durum.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar belli. Hukuk da okusanız, reklamcılık da okusanız, öğretmenlik ya da mühendislik de okusanız iş bulma noktasında benzer muğlâklıklar ve karamsarlıklar sizleri bekliyor.

 Şu gün baktığımızda yaklaşık ülkemizde 50 tane üniversitede iletişim fakültesi, halkla ilişkiler ve reklamcılıkla ilgili bölümler mevcut.  

Ortalama her okuldan 50 mezun verilse totalde her yıl 2500 yeni mezunumuz olur. Bu iktisadi idari bilimler, hukuk, ilgili öğretmenlik ya da mühendislik bölümlerine nazaran bence az bir sayı.

Peki, bu mezunlar nerelerde çalışabilirler! Okumaya devam et “İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!”

Expo 2020’de Başarı Dileklerim İzmir’e…

Benim kendi adıma ikinci memleketim saydığım şehirdir İzmir.

Ülkemizin için gerçekten çok önemli değerlere sahip ve her anlamda gelişmeye aç ve açık olan güzel şehir.

Şimdi Expo 2020’ye aday. Daha önce de aday olmuştu. Eğer 2020’yi kazanamazsa bundan sonrakilere de aday olacaktır.

Geçtiğimiz dönemde Universiade’a ev sahipliği yapmış, her yıl yüzlerce önemli kongre ve fuara ev sahipliği yapan, daha önceden Expo’ya aday olmuş, ülkemizde marka şehir kavramını sahiplenmeye çalışan şehir İzmir.

Expo 2020’yi hak ediyor mu? Kesinlikle Evet! Bu cevabı vermek için bir an düşünmem. Peki kazanabilir mi, orası biraz muğlak.

Çünkü sistem içinde farklı dengeler var. Nasıl ki ülkemize olimpiyatlar, dünya futbol şampiyonası gibi büyük iki organizasyon verilmiyor, Expo’nun da İzmir’e verilmeme oranı çok büyük ama umarım bu konuda yanılırım.

 

Expo 2020 İzmir tanıtım filmini izlediniz değil mi? Sizce de başarılı olmamış mı? Ben kendi adıma beğendim ama eksikler yok dersem de yalan olur.

“Marka Şehir İzmir” yıllardır üzerine çalışılan büyük proje.

Marka olmak için sadece bir söylem geliştirmekten öte şeyleri  bir araya getirmek lazım.

Mesela bütünlük sağlamak: İzmir için söylenilen en büyük iddaların başında bin parça olması gelir. Nasıl mı? İzmir’de tüm kamu kurum ve kuruluşları birbirinden ayrıdır, çoğu birbiriyle küstür. Marka olmak için, vali, tüm belediyelerin (özellikle başkanların), kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin (tüm uzman eğitmenlerin), siyasi otoritenin (milletvekillerinin ve siyasi parti teşkilatlarının), STK’ların, yerel medyanın, ticaret odalarının, büyük şirketlerin, iletişim ajanslarının, esnafın ve halkın, özetle tüm kanaat önderlerinin bir araya gelmesi lazım.

Umuyorum ki İzmir bu ayrılığı en kısa sürede kapatıp, ülkemiz içinde olması gereken yere birlik beraberlik içinde gelecektir.

Çünkü eminim ki, İzmir Expo 2020’den çok daha fazlasını hak ediyor.

Filmdeki eksik nokta ise, aşırı elitist çekilmiş olması. İzmir’den öte ülkemizin en büyük değeridir oryantalist yapı. Ben isterdim ki filmde İzmir, bir Fransa ya da İtalya şehri gibi gösterilmekten öte bir Türk, Anadolu şehri ve Ege’nin kalbi olarak gösterilseydi çok daha güzel olabilirdi.

Filmin en son karesinde 10 Kasımda Atatürk portresinin çiziminde yapıldığı gibi insanlar tarafından slogan çizilebilirdi.

Son karede yukarıda dediğim üzere, İzmir valisi ve İZKA Başkanı Sayın Cahit Kıraç’ın yanında tüm kanaat önderleri yanyana olsaydı eminim çok daha etkili olurdu. En azından İzka’nın da yönetiminde yer alan belediye başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir ticaret odası başkanı Ekrem Demirtaş gibi isimler…

 

Müşteri Ne İster?

Benim burada ele alacağım müşteri tipi iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. alanlarda hizmet alan müşterilerdir öncelikle bunu belirteyim.

Müşterinin sözlük anlamına baktığımızda; “Hizmet, mal vb. alan ve karşılığında ücret ödeyen kimse” şeklinde bir tanımla karşılaşıyoruz.

Bu tanımı iletişim sektörlerinde, halkla ilişkiler, reklam, sosyal medya vb. hizmet alanlarına uyarlayınca, ödenilen ücret, müşterinin her şeyi isteyebileceği ya da her şeyi yaptırabileceği anlamına gelir mi?

Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım, bir durumla bunu ciddi olarak düşünmeye başladım. Özellikle müşterinin onca söylediği yanlış şeyi düzeltmemin ve doğrusunu anlatmamın ardından, “Ben size para veriyorum, ben müşteriyim, ben ne dersem öyle yapılacak…” demesi inanın çok manidardı. Beni kendime getirdiği için kendisine huzurlarınızda teşekkür ederim. Ama bu demek değildir ki ben sırf bir iş yapmam için şirketime para ödeyen bir firmanın kurumsal iletişim yetkilisinin istekleri doğrultusunda doğrusunu bildiğim işin yanlışını yapacağım.

Sevgili Ali Saydam hocamızn Marketing Türkiye’deki son yazısı “PR müşterisi ne ister?” başlıklıydı.

Yazıdan bir iki bölümü sizinle paylaşayım; Müşteri ne istiyor?; Okumaya devam et “Müşteri Ne İster?”

FSM Üniversitesi ve İŞKUR İş Garantili Sosyal Medya Uzmanlığı Kursu

Sosyal medya denilen kavram her geçen gün iletişim sektörleri içinde ondan öte günlük hayatımızda kendine hızla yer edinmeye devam ediyor. Uzmanların görüşlerine göre sosyal medyadan öte tümüyle internet iletişimi bu yer edinme işine devam edecek ve genel iletişim sektörleri içinde kendi payını sürekli arttıracak.

Durum böyle olunca kişiler üzerinde bu konu üzerine eğitim alma isteği, uzmanlaşma isteği her geçen gün artıyor. Bu doğrultuda da gerek özel eğitim kurumları, gerekse üniversiteler sosyal medya eğitimine ön ayak olup, eğitim, sertifika, uzmanlık programları organize ediyorlar.

Bunlardan bir taneside, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi ve İŞKUR’un ortak organize ettikleri “İş Garantili Sosyal Medya Uzmanlığı Kursu“.

Geçtiğimiz günler içerisinde Okumaya devam et “FSM Üniversitesi ve İŞKUR İş Garantili Sosyal Medya Uzmanlığı Kursu”

Hayata, sağlığa, şükre, aileye dair…

“Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayanlar da var…”

Bu cümleden öte sözümüz olamaz aslında. Ama son 1 aylık dönemde yaşadığım bazı sağlık sorunlarımdan esinlenerek yine de bir şeyler yazmak istiyorum.

Geçtiğimiz ramazan bayramının 1. günü gecesi rahatsızlandım ve sonrasında geçen 10 günü yatarak, 40 derece ateşle, soğuktan titreyerek, ishalle geçirdim. Anladım ki; sağlık olmayınca bayramın dahi tadı olmazmış, hayatın zevki kalmazmış. Bu da kulağıma kendimce bir küpe oldu; “Hastalık gelmeden önce sıhhatin kıymetini bil”mek, sağlıkla aldığımız her nefesimize, yaşadığımız her güne şükretmek lazımmış.

“Aile başa taç imiş Nur’u Hüdadan…”

Ben yavaştan 30’lu yaşlarına yaklaşmış, son 5-6 yılını aileden uzakta yaşamış biriyim. Kendi başımın çaresine her halükarda bakabilecek yeti ve güce sahip olduğuma inanır ve bu doğrultuda yaşardım ama hastalık gece vurunca ve sabaha değil yataktan kalkmak, yan odalardaki aile fertlerine seslenemeyecek hale geldiğinde tüm inanç ve yetiler kifayetsiz kalıyormuş. Ve yaşınız, boyunuz, posunuz ne olursa olsun gerektiğinde anneniz, ablanız sabaha kadar başınızda bekleyebiliyor, babanız sizi neredeyse sırtına alarak geçenin bilinmeyen saatinde hastaneye götürebiliyormuş.

İşte o zaman gerçekten çok daha iyi anlıyormuşsunuz “ana gibi yar, baba gibi liman olmayacağını.”

Sonrasında; Okumaya devam et “Hayata, sağlığa, şükre, aileye dair…”

Kriz Yönetimi

Yüz yüze gelinen her şey değiştirilemez; ancak hiçbir şey yüz yüze gelinmeden değiştirilemez. James Baldwin

Kriz yönetimi, kriz iletişimi’nden öte markaların en büyük korkulu rüyasıdır kriz. Adı üstünde ‘kriz’! Çoğu zaman beklenilmeden gelen kimi zamansa göz göre göre gelen ve markanın, şirketin, oluşumun tüm neredeyse tüm uzuvlarını felç eden olaylar silsilesi…

Şu anda elimde Aylin Pira ve Çisil Sohodol (Bir) tarafından yazılmış Kriz Yönetimi Halkla İlişkiler Açısından Bir Değerlendirme bir kitap var. Üniversite ikinci sınıftayken alıp okumuştum. 2004 ve 2008 olmak üzere iki basım yapmış olan kitap iletişim fakültelerinde Kriz İletişimi, Kriz Yönetimi vb. başlıklar altında anlatılan derslerin klasik olan kısımdaki tüm bilgilerini hala içinde barındırıyor.

Şimdi sizler için kitaptan bazı alıntılar yapacağım;

  • Kriz; ‘ bir örgütün kriz öngörme ve önleme mekanizmalarını yetersiz bırakan, üt düzey hedeflerini ve işleyiş düzenini tehdit eden, bazen örgütün yaşamını tehlikeye sokan, karar verilip uygulamaya geçilmeden önce tepki süresini kısıtlayan ve oluşumuyla da karar vericiler için sürpriz niteliği taşıyarak örgütte gerilim yaratan durumdur.’ S. 25 Okumaya devam et “Kriz Yönetimi”

26 Ocak, 26 yaş, 26 teşekkür…

Geçtiğimiz günlerden, 26 Ocak’ta ne mutlu ki 26 yaşıma girdim. Daha çok gencim, bunun farkındayım ömrüm oldukça aynı o gün yüzlerce arkadaşımın dilediği gibi ‘nice seneler’ göreceğim. Benim hayata bakış açılarımı beni yakından tanıyanlar bilirler aslında ama şu iki cümle bu konuda size ipucu verecektir; şair der ki; ‘Dün geçti, bu güne bak, yarının var mı? Gençliğine güvenme ölen hep ihtiyar mı?’ ve ekler ‘Ey nefesleri sayılı kişi, bir gün elbet bu sayı tamamlanacak, gecesi olmayan bir gün, sabahı olmayan bir gece muhakkak yaşanacak, üzülme, ölümdür perde ardından haber, hiç güzel olmasa ölür müydü peygamber…’!

Yazıya biraz karamsar mı başladım, ne? Aslında karamsarlık değil yaptığım, hayatın nereye gideceğini yaşarken kabullenmek ve yaşadığım her anı sahiplenip, hepsine saygı duymaya çalışmak benimkisi…

Yaş 35 yolun yarısı ama daha yolu yarılamaya bile çok var. O yüzden bu yaşa kadar tüm yaşanılanlara saygılar!

          İlk teşekkür Yaradana! Bugüne kadar aldığım tüm nefesler ve bana verdiği her şey için tüm şükürler ve hamdlar O’na olsun!

          Doğum günlerinde en çok ailelere teşekkür edilmeli, onların ellerinden öpülmeli. Ben bunu böyle kabullendim. Bu yaşıma kadar benim için yaptıklarına ne kadar teşekkür etsem azdır, Annem, babam, ablam ve kardeşim. Son nefesime kadar canımdan öte kanımda olacak olanlar. Bana öğrettikleriniz ve benim için yaptığınız her şey için binlerce kez teşekkür ederim. Okumaya devam et “26 Ocak, 26 yaş, 26 teşekkür…”

Sosyal Medya ve Kriz Yönetimi

Dün Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümünden Yrd. Doc. Dr. Cisil Sohodol Bir’in Kriz İletişimi dersinin konuğu olarak Sosyal Medya ve Kriz Yönetimi konulu bir ders anlatma fırsatım oldu. Dersimizde öncelikle sosyal medya kavramı üzerinde durup, sosyal medyanın iletişime kattığı yeni değer ve farklardan bahsettik, sonrasında kriz iletişimi nedir, sosyal medya krizlere neler katmıştır, onu hakkında yapılan araştırma görüşleri nelerdir, online monitoring kavramının sosyal medya üzerinde kriz iletişimi yaparken faydası nasıldırı konuşup, kriz örnekleriyle dersimizi tamamladık. Gerek dersin öğrencilerinin konuya ilgisi hem de okul içerisinde benimle ilgilenen Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Sayın. Yrd. Doc. Dr. İdil Karademirliağ Suher hocamızın sıcak ev sahipliği sayesinde ben çok verimli bir 2,5 saat geçirdiğime inanıyorum. Umuyorum ki arkadaşlarım için de faydalı oldu bu dersimiz.

Ben davetleri ve ev sahipliklerinden öte bana çok değil kısa bir süre önce ayrıldığım iletişim fakültesi sıralarında öğrencilik hayatlarına devam eden arkadaşlarıma bir nebze de olsa faydalı olma fırsatı verdikleri için Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’ne teşekkürlerimi sunuyorum. En kısa zamanda yeniden görüşmek üzere.