Erdal Eroğlu değil Erdal Erdoğdu :)

Geçtiğimiz sene Bahçesehir Üniversitesindeki dersine konuk olduğum ve Sosyal Medya Kriz İletişimi anlattığım İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü Hocası Sevgili İdil Karademirlidağ Suher  Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programının Kriz İletişimi ve Yönetimi dersinin kitabında konu danışmalığı ve yazarlığı yaptı. İlgili dersin Yeni Medyada Kriz İletişimi bölümünde benden de görüşlerimi paylaşmamı istedi. Ben de kendisini kırmadım ve nacizane konu ile ilgili bilgimi kendisiyle paylaştım. Kitapta hem adım hem de blog linkim kaynak olarak gösterilecekti ama adım  Erdal Eroğlu , blogumun linki de www.erdaleroğlu.com olarak yazılmış.

Her ne kadar isimler yanlış yazılmış olsa da bu kitap içinde olmak benim için güzel oldu.

Bu doğrultuda bana bu şansı veren İdil Hocama çok ama çok teşekkür ederim.

 

Kitaplar basıldıktan sonra bu hatayı düzeltme şansımız olmadığı için ne diyoruz, erdal eroğlu değil Erdal Erdoğdu, www.erdaleroğlu .com değil www.erdalerdogdu.com 🙂

Aöf Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden konuyla ilgili sorusu olan tüm öğrenci arkadaşlarım, sorularını İletişim bölümünden çekinmeden sorabilirler.

sosyal medya ve kriz yönetimi 1sosyal medya ve kriz yönetimisosyal medya ve kriz yönetimi 2

 

 

Elveda Zarakol, Selamlar desiBel!

Yaklaşık 2 yıldır çalıştığım Zarakol İletişim Hizmetleri’nin Zarakol Digital ekibinden bu hafta başı  itibariyle ayrılmış bulunmaktayım.

Bu süreç içinde stajyerinden ajans danışmanına kadar Zarakol’da çalıştığım herkese bana kattıkları, öğrettikleri için teşekkür ederim.

Malumunuzdur, Necla Hanım benim üniversiteden hocamdı, o yüzden gönül rahatlığıyla diyebiliyorum Zarakol ailesinden çok şey öğrendim diye.

Bundan sonrası için iletişim yolculuğumun, Zarakol’daki mesai arkadaşlarımın desteğini her zaman arkamda hissederek devam edeceğine inanıyorum.

Artık yeni bir ajansta yeni bir görev pozisyonundayım.

Bu hafta başı itibariyle, desiBel Ajans‘ta Dijital Medya Direktörü görevini üstlenmiş bulunmaktayım. Umuyorum, buradaki ekibimizle de çok iyi işlerin altına imza atacağız.

Artık, nasip, kısmet, hayırlısı…

Eğer yolunuz düşerse, bir çayımı içmeye beklerim. 🙂

Ahi Evran Caddesi Ata Center

No: 9 Kat: G2 Maslak 34398 İstanbul

www.desibelajans.com

 

DB from Desibel Ajans on Vimeo.

Yaşar Üniversitesi Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı

sosyal medya uzmanligiİzmir’in önde gelen vakıf üniversitelerinden biri olan Yaşar Üniversitesi’nin düzenlediği sosyal medya uzmanlığı sertifika programı 16 Şubatta başlıyor. Eğer çok büyük bir aksilik olmazsa ben de bu eğitim programında eğitmenler arasında  yer alacağım.

Sosyal medyaya İzmir’de giriş yapmış, bu konu üzerine etkinlikler organize etmiş, ilk iş tecrübelerini burada  kazanmış biri olarak İzmir‘de böyle eğitim programlarını görüyor olmak, ondan öte bir şekilde katkı sağlayabiliyor olmak inanın beni çok mutlu ediyor.

Şimdi size biraz programdan bahsedeyim,

Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika programı, pazarlama, reklam, halkla ilişkiler mesleği uygulayıcılarına, öğrencilere ve hedef kitlesi ile sosyal medya üzerinden iletişime geçmeyi hedefleyen işverenlere yönelik hazırlanmış bir eğitim programıdır.

Programda eğitmen olarak  sosyal medya konusunda uzmanlaşmış profesyoneller, akademisyenler, aktif kullanıcılar seçilmiş ve bu uzmanlar tarafından titizlikle hazırlanmış içerik için çeşitli modüller tasarlanmıştır.

Bu eğitim programı’nın amacı, pazarlama, iletişim ve pazarlama iletişimi sektörlerinde hızla gelişen sosyal medya uygulamalarını programlayıp yönetecek sosyal medya uzmanı kaynağı açığını kapatmak ve sosyal medya iletişimini bilen, kaliteli ve yaratıcı sosyal medya uzmanı yetiştirmektir.

Ben bu eğitim programında Kriz 2.0: Online İtibar ve Kriz Yönetimi ve Sosyal Medyada Etkinlik Yönetimi derslerini vereceğim.

Aynı hafta sonu İstanbul’dan birlikte geleceğim Sevgili Hamza Şamlıoğlu Sosyal Medyada Strateji Geliştirme ve Kampanya Yönetimi ve  Sosyal Medya Platformları: Bloglar ve Blogger İlişkilerinin Yönetilmesi eğitimlerini, Erdem Baltacı ise İçerik Yönetimi  dersini verecek. Derslerin detaylarını aşağıdan okuyabilirsiniz.

Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına; 🙂 eğer bu yazımı okuyor ve konuya ilgi duyuyorsanız ben de size küçük bir hediye vermek isterim.

28 şubat perşembe akşamına kadar bu yazımı twitterdan paylaşıp bana mention (@erdalerdoğdu) verenler ve ardından bloğumun iletişim sayfasından bana iletişim ve okul bilgilerini mail atan İzmir’den  5 üniversite öğrencisi (lisans – yüksek lisans) arkadaşımızı 2-3 martta vereceğimiz Kriz 2.0: Online İtibar ve Kriz Yönetimi, Sosyal Medyada Etkinlik Yönetimi, Sosyal Medyada Strateji Geliştirme ve Kampanya Yönetimi,  Sosyal Medya Platformları: Bloglar ve Blogger İlişkilerinin Yönetilmesi ve İçerik Yönetimi  derslerinde (ücretsiz olarak) misafir edeceğiz. İlgili arkadaşlarımın ilgilenmesi dileğiyle. 🙂

Okumaya devam et “Yaşar Üniversitesi Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı”

Alışkanlıklarım ve Prensiplerim

Geçtiğimiz günlerde sevgili Simto Alev beni Hakkımda -3- Alışkanlıklarım ve prensiplerim yazısı içinde mimleyerek benim de benzer bir yazı yazmamı istemiş.

Mim: Bloggerlar arasında, bir blog yazarının yazdığı bir yazıda başka bir blog yazarına bağlantı vererek aynı temada bir yazı yazmasını istediği mini bir oyundur.

Aslında benim yazımın girizgahı da onunkinden pek farklı olmayacak, 2007’de kişisel hayatımı, yaptıklarımı yazdığım, kendimle ilgili özeli paylaştığım bir site olarak açtım burayı. 2009’a kadar aktif  şekilde devam ettim ama 2010’da bir karar alarak kendi özelimden öte eğitim aldığım ve çalıştığım sektör üzerine yazmaya özen göstermeye başladım. Açıkcası uzun süredir, alışkanlıklarım ve prensiplerimle ilgili yazı yazmıyorum.

Ama beni tanımak isteyenler varsa öncelikle blogumun Erdal Erdoğdu bölümünü ardından da özellikle yakın arkadaşlarımdan topladığım notları yayınladığım Erdal Erdoğdu Sizin İçin Ne Anlam İfade Ediyor yazımı okuyabilirler.  Ama sevgili Simto’nun hatrına kendimle ilgili bazı ipuçları vereyim size.

  • Ben inançları gereği yaşamaya çalışan biriyim. Elimden geldiği, gücüm yettiğince inandığım din (İslam)’in gereklerini yerine getirmeye çalışırım. İnancım gereği (prensip olarak) alkol kullanmıyor ve alkol markalarıyla çalışmıyorum.  Hatta alkol kullanmıyorum diye arkadaşlarımın beni yadırgamasına da prensip olarak gülüp geçiyor, “bi’ ice tea ısmarla da içek” diyorum. 🙂
  • İlmin Zekatı Onu Paylaşarak Ödenir şeklinde bir bir inancım var, eğer bir bilgi biliyorsanız bunu anlatmakla yükümlüsünüz en azından ben böyle inanıyorum, bu doğrultuda benden zaman hırsızlığı yapmadan bilgim dahilinde bir konuda yardım isteyen herkese yardım etmeye çalışıyor, gelen etkinlik davetlerini takvimim müsait olması halinde prensip gereği geri çevirmiyorum.
  • Sadece çalışma hayatında değil, genel olarak çok kaprisli ve zor biriyim. Benim yaptığım bir işe benden kötü birisinin laf etmesi beni çıldırtabilir, yapıcı eleştriye her zaman açık olmama karşın çamur atmak için laf söyleyeni Allah benim gazabımdan korusun. 🙂
  • Erdal Erdoğdu Sizin İçin Ne Anlam İfade Ediyor yazısını okuduysanız orada “gıcık” kelimesi gözünüze batmış olmalı. Bu kelimeyi bana sadece benim sevdiklerim ve beni sevenler kullanabilirler. Çünkü beni sevdiğine inandığım kişilere tatlı muziplikler, gıcıklıklar yapmaya bayılırım, bu yolla onların bana karşı olan sabır ve muhabbetlerini sınadığıma inanıyorum. Bugüne kadar bana katlanan herkese huzurlarınızda teşekkür ederim.
  • Eğer babamın ya da annemin yanında saygısızlık ediyor, küfrediyorsam, muhalefet oluyorsam, herkesin yanında benzer özelikler sergileyebilirim. Patronum da buna dahil! 🙂
  • Eğer bugüne kadar annemin pişirdiği ve yemediğim yemekler varsa (kapuska vb.) benzer yemekleri kim yaparsa yapsın yemem, annemin onca yıllık hakkı var üzerimde kimse kusura bakmasın.
  • Alışkanlık ya da prensip olmasa da sevdiğim ve içimden geldiği için yemek yaparım. Ama mutfakta çalışırken çok kaprisli olduğum için annem ya da ablam da olsa mümkün oldukça içeriye kimseyi sokmam. 🙂
  • Aileme ve sevdiklerime ayırmam gereken vakitler olduğuna inandığım için prensip gereği (çok önemli ve özel işler olmadıkça) mesai bitiminden sonra ya da hafta sonları kesinlikle çalışmam.

Bu maddeleri uzatabilirim ama sizlerin eline daha fazla koz vermek istemem. =))

Şimdi ben de mimin gereği olarak bu yazımı sevgili mesai arkadaşım Murat Karakaş‘a ve sosyal medyada takip etmekten hoşlandığım, bu konu üzerine yazıp yazmayacağını bilmediğim ama yazarsa memnun olacağım Sevgili Erol Dizdar‘a, yaklaşık 4 sene önce İlmin Zekatı Onu Paylaşarak Ödenir  sözünü hayatıma sokan sevgili Arzu Cihangir‘e ve son olarak İzmir’deyken tanışma fırsatı bulduğum sektör içinde güzel bir yere sahip olduğuna inandığım sevgili Işıl Yılmaz Sümer’e  paslıyorum.

 

Hayata, sağlığa, şükre, aileye dair…

“Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayanlar da var…”

Bu cümleden öte sözümüz olamaz aslında. Ama son 1 aylık dönemde yaşadığım bazı sağlık sorunlarımdan esinlenerek yine de bir şeyler yazmak istiyorum.

Geçtiğimiz ramazan bayramının 1. günü gecesi rahatsızlandım ve sonrasında geçen 10 günü yatarak, 40 derece ateşle, soğuktan titreyerek, ishalle geçirdim. Anladım ki; sağlık olmayınca bayramın dahi tadı olmazmış, hayatın zevki kalmazmış. Bu da kulağıma kendimce bir küpe oldu; “Hastalık gelmeden önce sıhhatin kıymetini bil”mek, sağlıkla aldığımız her nefesimize, yaşadığımız her güne şükretmek lazımmış.

“Aile başa taç imiş Nur’u Hüdadan…”

Ben yavaştan 30’lu yaşlarına yaklaşmış, son 5-6 yılını aileden uzakta yaşamış biriyim. Kendi başımın çaresine her halükarda bakabilecek yeti ve güce sahip olduğuma inanır ve bu doğrultuda yaşardım ama hastalık gece vurunca ve sabaha değil yataktan kalkmak, yan odalardaki aile fertlerine seslenemeyecek hale geldiğinde tüm inanç ve yetiler kifayetsiz kalıyormuş. Ve yaşınız, boyunuz, posunuz ne olursa olsun gerektiğinde anneniz, ablanız sabaha kadar başınızda bekleyebiliyor, babanız sizi neredeyse sırtına alarak geçenin bilinmeyen saatinde hastaneye götürebiliyormuş.

İşte o zaman gerçekten çok daha iyi anlıyormuşsunuz “ana gibi yar, baba gibi liman olmayacağını.”

Sonrasında; Okumaya devam et “Hayata, sağlığa, şükre, aileye dair…”

Bir Blogsal Sosyal Sorumluluk…

Benim kendimi inandırdığım bazı değerlerim vardır. Onlardan bir tanesi de “insanlara faydalı olmak”tır.

Tabi bu faydanın kapsamı çok geniş; paran varsa paranla, bilgin varsa bilginle, gücün varsa emeğinle vb. insanlara, çevrene, yaşadığınız topluma fayda sağlayabilirsiniz.

Blog yazarlığına başladıktan sonra da sadece blog yazmaktan öte acaba bu kanal üzerinden nasıl bir fayda sağlayabilirim diye düşünmeye başladım.

Bu düşüncelerimin kapsamı da geniş ama geçtiğimiz senelerde aklıma gelen; “Biz blog yazarlarının görevi fazladan laf salatası yapıp, kendi egolarımızı tatmin etmek değil. Bizler içinde bulunduğumuz topluma faydamız olduğu kadar varız veya aynı ölçüde yokuz.”  düşüncemle uygulamaya koyduğum “blogsal sosyal sorumluluk” kampanyası beni hali hazırla mutlu etmeye yetmekte.

Geçtiğimiz iki sene içerisinde yaptığım kampanyaların ne kadar faydalı olduğu konusunda inanın bir bilgim yok ama bu yaptığım şeyin bana verdiği duygu ve düşünce, kendimi, hiçbir şey yapmama düşüncesinden daha iyi hissetmemi sağlıyor.

Bu doğrultuda erdalerdogdu.com ‘un yazarı Erdal Erdoğdu olarak önümüzdeki bir senelik süreçte; blogsal sosyal sorumluluk gereği Kızılay, TOFD, Lösev ‘i destekleme kararı almış bulunmaktayım.

Bu doğrultuda;

1-      Blogumun (gezi ve yemek blogumda dahil) sağ tarafına ilgili kurum ve derneklerin logo ve sms numaralarının bulunduğu bir banner koyuyor olacağım. Okumaya devam et “Bir Blogsal Sosyal Sorumluluk…”

Misafir Görüşler, Emrah Tıraş’tan Tavsiyeler, “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…”

Evet arkadaşlar; bu hafta blogumuzda bir misafirimiz var; Emrah Tıraş. Emrah’la benim muhabbetim uzun yıllara dayanıyor, kendisi çiçeği burnunda bir iletişim fakültesi halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümü mezunu Facebook‘ta sektörle ilgili değerli sayılabilecek paylaşımlar yapıyor, yine öyle bir paylaşımda kendisinden yaptığı “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…” paylaşımını detaylandırıp, bloguma misafir yazar olmak isteyip istemeyeceğini sordum. O da sağolsun beni kırmadı. Neyse ben lafı fazla uzatmadan sözü Emrah Tıraş’a bırakıyorum.

“Reklam İlaç Değil, Reçetedir…”

Reklam; televizyon, radyo, gazete, billboard, dergi, ve internet gibi araçların aracılığıyla bir ürün ya da hizmet hakkında insanlara bilgi vermektir. Kısaca reklamın yapılmasının nedeni insanlara bilgi aktarmaktır.

Gördüğüm, duyduğum, takip ettiğim kadarıyla ülkemizde reklamın tanımı bu tanıma çok uymuyor. Reklamverenlere göre reklam satışları artırmak için kullanılan bir pazarlama aracıdır. Hatta reklam veren ajansına derki, “satışlar düşük bu aralar, bana şöyle, güzel, eğlenceli, yaratıcı… bi reklam yapta bizim satışlar artsın”.

Sosyal medyaya olan ilginin artmasıyla bu anlayış daha da yaygınlaştı; abi bana Facebook’ta (feysbokta) bir fan sayfası açta ‘like’ edenler çoğalsın, satışlarım artsın diyorlar. Burada suçlu sadece reklamverenler değil, reklamcılarda suçlu, çünkü bazı reklamcılar, müşterilerini doğru yönlendirmiyor, bir reklam yapalım da satışların patlasın diyorlar. Kim sadece reklam yaparak satışlar artar diyorsa yanlış diyor. Peki, işin doğrusu nasıl olmalıdır; eğer bir iletişim (reklam, halkla ilişkiler…) kampanyası yapılacaksa, ürünün ya da hizmetin pazarlama ve marka yönetimi çalışmaları tam olarak yerine getirilmiş olmalıdır ki iletişim kampanyası başarılı olabilsin. Okumaya devam et “Misafir Görüşler, Emrah Tıraş’tan Tavsiyeler, “Reklam İlaç Değil, Reçetedir…””

Nice To Tweet You @ieusapkatakimi

24 Nisan Salı günü daha önce duyurduğum üzere Sosyal Medya Uygarlığında Marka Yönetimi Etkinliğinde mezun olduğum okul olan İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümünün misafiri olarak İzmir‘deydim.

Etkinlikte;  Sosyal Medya ve Türkiye’deki durum Cüneyt Devrim – iab,  Sosyal medyanın marka yönetimi üzerine etkileri Emre Kanaat – Vodafone, Erhan Acar- Hürriyet, Tüketici krallığının yeni tahtı sosyal medyada yapılması ve yapılmaması gerekenler Olcay Sunucu – Moova, Ali Güraçar – 41?29!,  İçimizden Biri: Erdal Erdoğdu – Zarakol 2.0, Sosyal medyada başarılı marka yönetiminin sırları Doritos Akademi: Fatmagül Güzel – Tribal DDB ve Arda Erdik- Medina DDB, Irmak Emekdaş – PepsiCo konuşmacıları sahne aldı.

Ben hariç tüm konuşmacılar iletişimin yeni kanalı üzerine bilgi ve tecrübelerini İzmir’li sosyal medya meraklılarıyla, iletişim öğrencileriyle paylaştılar. Son dört yılını İzmir’de geçirmiş ve bu sektörün doğuşuna burada şahit olmuş biri olarak abartısız söylüyorum ki etkinlik şimdiye kadar İzmir’de yapılan en iyi etkinlikti.

Konuşmacıların kalitesi, etkinliğin planlanlaması, organizasyon, duyurumlar, misafirperverlik gerçekten çok başarılıydı.

Birde bu etkinliği halihazırda öğrencilik hayatları, dersleri, sınavları devam eden öğrenci arkadaşlarımın hiçbir beklentileri olmadan, özel zamanlarından taviz vererek yaptıklarını/organize ettiklerini düşündükçe adı Şapka Takımı olan bu ekibe gerçekten Şapka çıkarmamak elde değildi. Okumaya devam et “Nice To Tweet You @ieusapkatakimi”

24 Nisan’da Sosyal Medya’nın Ustaları İzmir’de

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü ve bu bölümün öğrencileri tarafından kurulan Şapka Takımı ‘nın organize edeceği “Sosyal Medya Uygarlığında Marka Yönetimi” isimli etkinlik için sosyal medyanın usta isimleri İzmir’e geliyor.

Bu izlediğiniz videoda da söylenildiği üzere üniversitemin, fakültemin, bölümümün hatta geçtiğimiz sene bu etkinliğin vol 1’i olarak değerlendirebileceğimiz “Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi” etkinliğini organize ederek içinde yer aldığım takımın organize edeceği etkinlikte “İçimizden Biri” başlığıyla bana da kısa bir bölüm ayrılmış.

Geçtiğimiz seneler içerisinde aynı sıralarda oturan biri olarak bu etkinlikte yer alacak olmak inanın bana şimdiden çok büyük heyecan ve mutluluk veriyor.   Okumaya devam et “24 Nisan’da Sosyal Medya’nın Ustaları İzmir’de”