24

Zaman ne kadar çabuk geçiyor anlayamıyorum. Daha çok gencim biliyorum, ömrümün sonuna kadar göreceğim günlerim var, yaşayacağım anlarım, tadacağım çok güzel tatlarım var, hepsi bir yerde sıralarının gelmesini usulca bekliyorlar.

 Ne diyeyim nasip, kısmet, hayırlısı…

Hayat insana her an çok ama çok farklı şeyler sunuyor; bir an gülerken hemen ardından ağlatabiliyor, bir an koşarken ardından topallatıyor, hayatı derin derin içine çekerken,  bir an ciğerlerinde yetmez hale gelebiliyor, kısacası belki de hayat sadece kendini oynuyor biz de sadece ona ayak uydurmaya çalışıyoruz.

Bundan 1 yıl önceki doğum günü yazısını benim adıma konuk yazar olarak çok sevdiğim bir arkadaşım yazmıştı.

O gün ki yazıda kendisi;

“İyi ki doğdun” diyeceğim öncelikle; ama bununla kalmamalı öyle değil mi? Sadece doğmuş olman değil şu an hayatımda olman da önemli. İyi ki doğdun ve iyi ki seni tanıyorum‘ demiş. Ne mutlu biri ya da birilerini ‘iyi ki doğdun’ ve ‘iyi ki seni tanıyorum’ dedirtebilmek.

Okumaya devam et “24”

Müsvette Siyasi E-Dergi

Bundan 3-4 ay önce bir arkadaşım vasıtasıyla bir e-dergi ile tanıştım. Adı müsvette… Müsvette sanal bi e-dergi. Yani internet üzerinden yayın yapıyorlar. Kullandıkları dilleri de, yazdıkları konuları da gerçekten isimlerinde ki siyasi kelimesini dolduruyor. Kanımca herkese hitap eden bir dergi olmamakla birlikte birçok kişinin okumasa dahi en azından aylık olarak internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanan bu dergiye bir göz atmasından yanayım. Kanımca onların asıl hedef kitlesi içinde ben de yokum, çünkü takip ettiğim kadarıyla (tanıdıktan sonra tüm yazılara mümkün oldukça göz attım) siyasi renklerimiz pek uyuşmuyor. Ama bilmem hatırlar mısınız bir derginin ‘size gazeteler yetmez’ diye bir sloganı vardı. Buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ‘gazete-LER’ buradaki çoğul ekine de sonuna kadar destek veriyorum. Maalesef tek bir gazetenin yetmediği gibi bence gündemi olanı biteni takip etmek için gazetelerde yetmiyor. Blogküre içinde yer almamdan dolayı internet ile baya haşır neşirim bu sayede kendim lay lay lom yazılar yazsam da, geyik muhabbeti yapsam da bir şekilde çok destekli ve güzel yazılar yazan bloglar ile, e-dergiler ile, güzel paylaşımlarda bulunan forum siteleri ile karşılaştığımda mümkün oldukça takip etmeye çalışıyorum. İşte Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi’de bunlardan bir tanesi. Yazıları okurken sizi sıkabilir, dilleri ağır gelebilir, ama bence her ayın neredeyse ilk 5 günü içinde yayınlanan bu dergiye bir göz atmakta fayda var. Ben buna benzer bir platformda yazılar yazsam, onlar beni okurlar mıydı bilmiyorum ama Derginin editörü sevgili Görkem Özizmirli’ye ve ekibine kelimelerinin bitmemesi dileklerimle başarılarının devamını dilerim. Her ne kadar aynı referans çevresini paylaşmasak da mümkün oldukça sizi takip etmeye çalışacağım. Umarım bu küçük tanıtım yazım hoşunuza gider. Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi sitesine gitmek için tıklayınız

Son olarak üst kısmı bitirdikten sonra Müsvette Mart sayısında yer alan, Reklamcılık ile ilgili olan ve Görkem Özizmirli’nin yazdığı bir kitap tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap İncelemesi: “Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji” – Judith Williamson
Orijinal Adı: Decoding Advertisement, Reklamların  Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji, Judith Williamson, çev: Ahmet Fethi, Ütopya Yayınevi, 2001

Judith Williamson’ın Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji kitabı reklamlarda neyin ne şekilde bize ustalıkla aktarıldığını anlatmaktadır. Bu ustalık, insanı ve iradesini metalaştıran reklamlar sisteminin bel kemiğidir iddiasıyla yola çıkan kitap; Lévi-Strauss, Saussure ve Freud üzerine kuruludur ve bu temelle reklam sistemlerini yapısalcı bir yöntemle yaklaşarak çözmeye çalışmaktadır. Kitabın yapısalcı bir analizle yola çıkmış olması, dil analizlerini ve reklamları parçalama yolunu sıklıkla kullanmasına neden olmuş, bu da kitabı edebi yönden daha ilgi çekici hale getirmiştir. Kitap, ideoloji ve reklam çözümlemesini aynı anda ele alarak ideolojinin özel yaşama ve kamu yaşamına müdahalesini apaçık ortaya sermektedir. Unutmamalıyız ki televizyon, gazete ve diğer tüm iletişim araçları ile ideoloji artık evlerimizde, yatak odalarımızdadır. Okumaya devam et “Müsvette Siyasi E-Dergi”

Ankara/kuğulu park

Büyükşehirlerde yaşayanlar, hayatın betonlaşmış kalıpları içinde gayet grimsi hayatlar yaşarlar. Grinin soğukluğu onların her anına yansır ve bu yüzendir her belediyenin park ve behçeler müdürlüğü vardır ve her yıl milyarları/trilyonları sırf bu griyi, yeşile,maviye ve coçukların cıvıltısına harcarlar. İstanbul Ümraniye’de Tantavi parkı, Kadıköy’de özgürlük parkı, İzmir Bornova’da büyük park ve Ankara’da Kuğulu park. Ama bu saydıklarım içinde en meşhuru herhal Ankara Kuğulu parktır, haberlerden de hatırlarsınız, soğuktan havuzları donan kuğulara halkın yardım ettiği park. Ankara’nın neredeyse göbeğinde, bi tarafında meşhur Tunalı hilmi caddesi, bi tarafında alabildiğince devlet erkanı. Ortada küçücük bir yeşillik alan, havuzu ve havuzun içinde ki kuğuları, kazları ve ördekleri…

 

Birçok Ankaralı için belki pek bir anlam ifade etmeyebilir. Onlar için sıradanlaşmıştır belki de, aynı benim Ümraniye fahir ilkel (tantavi) parkına bakışım gibi. Geçtiğimiz cumartesi bir vesile kuğulu parka yolum düştü. Kuğulara çizi atma fırsatım oldu. Normalde simit, yeşillik filan veriyolardı ama napalım elimizde çizi vardı 🙂 Kuşları yemledim, aileleriyle gelen minik cocuklarla çizimizi paylaştık. (çizi karşılığı öpücük aldım, beleşe alışmasınlar 🙂 ) İzmir’den Ankara’ya kadar gidilen yolun yorgunluğunu atıverdim,kuğulu parkın güzel musikisi içinde. Cocuklar yemlenen kuşları kovalamada, ihtiyarlar yürüyüşte, aşıklar kaçamakta,simitçi,çaycı ve fotoğrafcı ekmek derdinde. Aslında herkes kendi derdinde. Güzel bir gündü benim için, günüme güzellik katan, bana fotoğraf çektiren çifte, verdiğim çizi karşılığında beni öpen İrem bebeğe, sürekli önümüzden geçen çaycı ve fotoğrafcıya, bana kafa tutarcasına verdiklerimi yemiyen kara kuğuya, oraya gitmeme vesile olan güzelliğe,anlama ve herşeye teşekkür ederim. Hayat yaşanılanlarla, yaşadıklarının değerleriyle güzel. Ben güzel değerlere sahibim.

Uzun lafın kısası, gittik, gördük, beğendik eğer Ankara’ya yolunuz düşerse ya da zaten Ankarada’ysanız, hayattan ve kosusturmadan bıktığınız anlarda burada küçük bir kaçamak yapabilir, kafanızı dinleyebilirsiniz…