Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi İleti Dergisi İle Sohbet

Geçtiğimiz aylarda Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinden Sevgili Hatice Avcı ile  üniversite İletişim Topluluğu öğrencilerinin tamamı kendilerine ait çalışmalarla hazırladığı, üç ayda bir yayınlanan bir e-dergi olan İleti Dergisi için mini bir yazılı röportaj gerçekleştirdik. Çalışmamıza bu ay yayınlanan dergide yer vermişler. Ben de ilgili röportajı buradan sizinle de paylaşmak istedim. Onlar başlığa “Yusuf Erdal Erdoğdu ile Sosyal Medya‘ya Dair” demişler ama içeriğimiz tam anlamıyla sosyal medya ile ilgili değildi. Biraz sohbet, biraz iletişim, biraz kariyer, biraz sosyal medya yani içinde her şeyden biraz bulunan bir görüşme oldu. Umarım öğrenci arkadaşlarım için az da olsa faydası olur.

Bu arada Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki hocalarıma öğrenci arkadaşlarıma böyle bir fırsat verdikleri, onları öğrencilik hayatlarında gerçek işlerle çalıştırdıkları için teşekkür ederim. Mailleşmelerimizdeki saygısından  dolayı Hatice’ye de teşekkürler.

erdal-erdogdu-roportaj

1-Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Yusuf Erdal Erdoğdu, İstanbul’da doğdum, büyüdüm, sadece üniversite eğitimim için bu şehirden ayrıldım ve şu an dünyanın başkentinde yaşamaya devam ediyorum. 🙂

2004 yılında Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesinden mezun oldum. O zaman ülkemizdeki eğitim sisteminde yaşanan sorunlardan dolayı, önce Trakya Üniversitesi Çerkezköy MYO’da önlisans Halkla İlişkiler eğitimi aldım, ardından Dikey Geçiş Sınavıyla İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümüne geçiş yaptım. Aynı dönemde İşletme eğitimi aldım, son olarak da Sakarya Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi üzerine yüksek lisans eğitimi alarak eğitim hayatımı (şimdilik) sonlandırdım. Uzun yıllar lisanslı olarak spor yaptım, gitar çaldım, şiir yazdım, çokça kitap okudum, çok insanla tanıştım, bolca muhabbet ettim, çok gezdim, çok güzel yemekler yedim, çok çalıştım, dualarımdakinden ne bir eksik ne bir fazla bir kadını sevdim, onunla evlendim böylece bugünlere geldim. Şükür! Allah bugünümüzü aratmasın 🙂

2-İletişim sektöründeki kariyerinizi neye borçlusunuz?

Önlisans Halkla İlişkiler eğitimi alırken mesleğimizi çok sevmiştim ama 2 yıllık bir eğitimin bu iş için yeterli olmadığını gördüm. Lisans eğitimine geçiş yaptığımda haklı olduğumu da anladım açıkçası, çünkü mesleğimizin çok kapsamlı olduğunu burada gördüm. Çok okudum, hiçbir zaman hocalarımın derslerde anlattıklarıyla yetinmedim. Mesela, üniversite eğitim dilimiz İngilizceydi ama ben o hafta anlatılacak konunun Türkçe’sini bulur, okur derse öyle giderdim. Şöyle düşünün 4. Sınıftayken 3. ve 2. Sınıftaki arkadaşlarımın reklamcılık dersine girip 3 saat dijital reklamcılık anlatmışlığım var. 🙂 Diğer taraftan, PR ajanslarında, reklam ajanslarında çeşitli titrelerle çalışan kişilerle tanıştım, bu noktada yeni mezun olarak sektörde uzun yıllar iş yapmış kişilerden koltuk kapamayacağımı anlayınca o dönem ki bir şans olarak yeni yeni büyümeye başlayan dijital iletişim alanına yöneldim. Burada bir tercih yapacaktım, ya mezun olunca PR’cı ya da Reklamcı olmak için ajans ajans dolaşıp staj yapıp kendimi gösterip belki kadro alıp belki de vazgeçip başka bir işe yönelecektim ya da kendimi dijital iletişimde geliştirip mezun olur olmaz kadrolu olarak işe başlayacaktım. Ben ikinci yolu seçip, dijital iletişim’e yöneldim, bunda 2007’de açtığım ve hala iletişim bilimleri üzerine yazılar yazdığım erdalerdogdu.com isimli bloğum da faydalı oldu. Çünkü bu sayede sektörde iş yapan birçok isimle tanışma fırsatı buldum, yazdığım yazılarla sektör tarafından dikkat çektim, mezun olmadan iş teklifleri aldım, mezun olmadan da (Cuma son sınavıma girip pazartesi işe başladım) ülkemizin önde gelen iletişim ajanslarından birinde kadrolu olarak Dijital Marka Yöneticisi titresiyle işe başladım. Sonra her şey bitti mi, tabi ki bitmedi, bizim işimi sürekli gelişmeyi, kendini yenilemeyi gerektiren bir iş. Bu sebeple de kendimi geliştirmeye devam ettim, eğitimler vermeye devam ettim, eğitim vermek kendimi geliştirmek için çok iyi bir yöntem oldu, çünkü her bir eğitim için yeni şeyler öğrenmek zorundaydım. (Laf aramızda 🙂 arkadaşlarımızın yaptığı en büyük hata bu, işi bulduktan sonra kendilerini geliştirmekten vazgeçiyorlar.) Artık dijital pazarlama üzerine çalışan bir iletişimciydim ama içimde yatan aslan her zaman PR idi. Bu sebeple çalıştığım yerden ayrılma kararı aldığımda PR bilgi ve tecrübemi geliştirmek için o dönemde yeni kurulmuş olan bir ajansa Dijital Medya Direktörü olarak geçiş yaptım ve yaklaşık 2 yıl sürede ülkemizin en önemli markalarına PR hizmeti veren iyi bir ajansın içinde yer aldım. İyi ajanslarda, iyi markalarla çalışmak kariyerimdeki en büyük kazancım oldu. Şimdi orada elde ettiğim tecrübeyle yoluma devam ediyorum. 

3-Sizce ülkemizdeki bireyler sosyal medyayı verimli kullanıyor mu?

Bu çok göreceli bir soru, kullanan da var kullanmayan da. Sosyal medya kullanımında dünya verilerine baktığımızda en önde gelen ülkeler arasındayız. Ama çoğumuz sosyal medyayı tamamı ile vakit öldürmek amacıyla kullanıyor. Bunda da insanlara hak vermemek elde değil, çoğumuz yoğun stres altındayız ve bu stresi atacak bir kaçış noktası olarak sosyal medya profillerimizin arkasına sığınıyoruz. Sosyal medyanın verimli kullanılmasından öte, daha dikkatli kullanılması daha önemli, burada paylaşılan her bilginin doğru olmadığını bilmek, burada yapılan hakaretlerin bir medya kanalı üzerinden yapılmış olduğunun farkında olmak suç unsuru taşıyorsa bunun şikayet edilmesi durumunda ceza alınabileceğini bilmek bence dikkat edilmesi gereken noktalar.

4-Medyanın insanlar üzerinde etkisi ne orandadır?

Bu sorunun asıl muhatabı bir medya mensubu olmalı bence. Ama medya kullanılarak yapılan tüm iletişim faaliyetlerinin asıl amacı kitleleri yani insanları etkilemektir. Benim bir medya mensubu olmasam da üniversite yıllarımdan bugüne üzerinde takılı kaldığım iki ana medya kuramı vardır, bunlar Agenda Setting ve Gate – Keeping ‘tir. Yani neredeyse tüm medyalar, medya patronları, medya yöneticileri, medya çalışanları ya da medyayla iş yapan kesimler, belirli eşik bekçiliği (gate-keeping) gücüyle, kendi kanalları üzerinde sadece kendi görüşlerine yakın, kendi kanaatinden kelimeler, haberler vb. çıkmasını ve bunu yaparken de kitlelerin gündemini belirlemek, takvimini yönetmek (agenda-setting) yapmak isterler. Diğer taraftan medya tüm mevcut güç sistemleri içinde “Dördüncü Ana Güç” olarak gösterilmekte, bu sebeple tüm siyasi yöneticiler, kanaat önderleri, büyük patronlar medyaya sahip olmak isterler. Bilmem anlatabildim mi?

5-Sosyal medya sizce zararlı mı?

Bence değil. Ama yukarıdaki soruda belirttiğim gibi, zararlı ya da zararsız kullanımı kişilerin kullanımı belirler.

6-Ahlak konusunda sosyal medya ve basın ne derecede dikkatli?

Ahlak benim en önem verdiğim değerlerin en başında geliyor. Ama ahlak anlayışı tamamen değişken bir olgu. Bana ahlaksızca gelen bir şey size gayet normal gelebilir. Sosyal medya da ya da basın da değil kişilerin bireysel olarak hayatlarının tam merkezine koyması gereken ve hayatlarında attıkları her adımda bu değeri göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Ama gerek bireysel sosyal medya kullanıcıları kendi takipçilerini, gerekse medyalar kendi okuyucularını kendi ahlak çerçevelerinde yönlendirmek isterler. Bu da tamamen bu kavramın göreceli olmasından kaynaklanıyor.

7-Ülkemizde hem sosyal medya hem de basın özgürlüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence gereğinden fazla özgürüz. Hele sosyal medya kullanımın da dünyanın en özgür ülkelerinin başında geliyoruz. Basın özgürlüğü ise, tarihsel olarak daha uzun bir sürece sahip olduğu için dünyanın her ülkesinde kontrol altına belirli yasalarla alınmıştır.

8-Yetişmekte olan nesile  mesajınız nelerdir?

Artık üniversite okumak ya da şu okulda şu bölümü okuma devri bence bitti. Artık o sıralarda okurken fark yaratma, ışığını büyüklere gösterme vakti geldi. Öğrenciyken sınıfınızdaki, bölümünüzdeki hatta diğer okullarda sizin bölümünüzü okuyanları rakip olarak görmelisiniz. Çünkü mezun olunca hepiniz aynı iş ilanlarına başvuracaksınız. Orada sizi diğerlerinden ayıracak bir hatta birden fazla özelliğinizin olması, iş görüşmesine gittiğinizde her ne kadar tecrübesiz olsanız da farklılıklarınızın size kattığı ışığı karşınızdaki kişiye göstermeniz ve onu inandırmanız gerekmekte. Yoksa herkes üniversite okuyor, herkes okuldan mezun oluyor hatta herkes çok iyi notlarla da mezun oluyor. Kendi adıma konuşayım, son 5 senede yanımıza gelen arkadaşlarımızın ne hangi okuldan mezun olduğuna ne de hangi notla mezun olduğuna ne de referanslarına baktım. Sadece gözlerinin içinde işimize olan sevgisini, heyecanını görmeye çalıştım, bu yönetme de beni neredeyse hiç yanıltmadı.

 

Bir Cevap Yazın