İletişim Öğrencileri Neden Karamsar!

Ben neredeyse her gün iletişim fakültesi halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve reklamcılık ya da reklamcılık öğrencilerinden 1-2 tane mail alıyorum. Kimisi daha okulunun başında 1. 2. Sınıf öğrencisi, ileride ne yapabilirim diye soruyor, kimisi 3. 4. Sınıf öğrencisi okul bitti, işi gücü nereden bulacağız, bu saatten sonra ne yapacağım keşke bu bölümü okumasaydım diye dert yanıyor.

Dün hem İstanbul üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir mail aldım, hem de akşam Ege üniversitesi iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümünden bir öğrenci ile telefonda konuştum.

Biri daha 1. sınıfım ileride sizin gibi nasıl olabilirim diye sordu, diğeri bu bölümü okuyorum ama okuyacağım da ne olacak diye dert yandı.

Aslında bu karamsarlık sadece iletişim öğrencileri için değil tüm öğrenciler için geçerli bir durum.

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar belli. Hukuk da okusanız, reklamcılık da okusanız, öğretmenlik ya da mühendislik de okusanız iş bulma noktasında benzer muğlâklıklar ve karamsarlıklar sizleri bekliyor.

 Şu gün baktığımızda yaklaşık ülkemizde 50 tane üniversitede iletişim fakültesi, halkla ilişkiler ve reklamcılıkla ilgili bölümler mevcut.  

Ortalama her okuldan 50 mezun verilse totalde her yıl 2500 yeni mezunumuz olur. Bu iktisadi idari bilimler, hukuk, ilgili öğretmenlik ya da mühendislik bölümlerine nazaran bence az bir sayı.

Peki, bu mezunlar nerelerde çalışabilirler!

Reklam ajanslarında (yaklaşık 10 farklı titre ile), medya satın alma ajanslarında (5-6 farklı titre ile), medya planlama ajanslarında (5-6 farklı titre ile), halkla ilişkiler ajanslarında (5-6 farklı titre ile), iletişim danışmalığı şirketlerinde (5-6 farklı titre ile), dijital reklam ajanslarında, dijital planlama ve medya satın alma ajanslarında, sosyal medya ajanslarında, kurumsal tarafta pazarlama ve kurumsal iletişim departmanlarında, etkinlik ajanslarında, kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili departmanlarında (bugün her belediyede bile basın yayın ve halkla ilişkiler müdürlüğü olduğunu düşünürsek, kamuda çok iyi kadro var) vb.

Bu kadar firma, kurum ya da kuruluş açısından düşününce aslında çalışma alanı çok geniş. Ama kadro miktarı bu kadar geniş değil.

Durum böyle olunca ben hep kendimden örnek veriyorum. Ben öğrenciyken yukarıda yazdıklarımın hepsinin farkındaydım, benimle birlikte 2500 kişinin mezun olacağını (artı olarak dışarıdan bu sayıya dahil olacaklar var) ama sektörde yeni mezun olarak maksimum 50 kişilik bir kadro olduğuna ve mezun olur olmaz iş bulabilmek için bu 50 kişi içinde olmam gerektiğine inandım ve bu doğrultuda çalıştım, kendimi geliştirdim. Bu özetle okuduğunuz okulda en iyi öğrencilerden biri olmanız anlamına gelmekte. (Tabi ki bu iyilikten kastım kesinlikle not ortalaması değil.) Bunun ötesinde, sınıfınızdaki arkadaşlarınızın yanında diğer okullarda da bu bölümü okuyan arkadaşlarınızdan bir farklılık yaratmalısınız, sizin mezun olur olmaz tercih edilmeniz için bir biriciklik vaadiniz olması lazım.

Özetle iyi olmalısınız arkadaşlar.

(Kimse kusura bakmasın 4-5 yıllık üniversite hayatını, lay lay lom, avare leylek misali geçirdikten sonra gelip iş yok diye ne şirketlere, ne sektöre ne de siyasi otoriteye laf etme hakkınız olamaz. )

Şimdi bunun üstüne “eee, ama kendimizi nasıl geliştirebiliriz” diyeceksiniz. Bu konularla ilgili 4-5 tane farklı yazım vardır, blogumu azıcık karıştırıp bulabilirsiniz. (Örnek: 1 )

Ama birkaç küçük not düşeyim buraya.

          Öncelikle ne yapmak istediğinize karar verin. Daha doğrusu neler yapabileceğinizin ve gücünüzün (sektör bilginizin) farkında olun. (Mesela görseldeki gibi kendiniz için bir mind mapping yapın.)

          Okuldaki hocalarınızı yabana atmayın, onların sadece derslerde anlattıkları ile yetinmeyin onlardan püf noktaları öğrenmeye çalışın.

          Sektöre hizmet veren şirketleri iyi tanıyın. Yani reklam ajansı ne iş yapar, pr ajansı ne iş yapar, dijital ajanslar ne gibi hizmetlerle müşterin karşısına çıkar bilin.

          Sektör uzmanlarını takip edin, bloglarını okuyun, twitterlarını takip edin, onlardan zaman hırsızlığı yapmadan faydalanmaya çalışın.

          Sektör yayınlarını takip edin. Kitapçılara girdiğinizde en azından mediacat yayınlarına hızlıca göz atın. Eğer ilginizi çeken bir kitap yoksa kendiniz için üzülün.

          Yarışmalara katılın. Genç kırmızı neymiş, altın pusula ya da aydın doğan genç iletişimcilerde neler yapılıyormuş takip edin.

          Organizasyonlara katılmaya çalışın eğer bireysel olarak katılamıyorsanız 2-3 saatinizi ayırıp en azından internetten izleyin.

          Sektör derneklerinin kapısını çalın, onları rahatsız edin, unutmayın Reklamcılar derneğinin de, Tuhid in de, İDA nın da, İAB ın da görevi sektörleri geliştirmek ve eğer varsa sorunlara çözüm getirmek.  

Buraya onlarca madde daha yazabilirim ama bence gerek yok. Çünkü her şeyden öte kendinize güvenin ve sektörlerin geleceğinin siz olduğunun farkında olun.

Unutmayın, eğer siz olursanız yarın iyi PR ajansları, iyi reklam ajansları hepsinden öte iyi iletişim kampanyaları olacak.

 Hepinize zorlu yolunuzda başarılar.

9 comments

  1. yiğit alper says:

    Erdal’ım bir şey daha eklemek isterim; 21. yüzyılda herkes için böyle belki ama iletşim fakültesi öğrencileri için biraz daha geçerli olabilir şimdi diyeceğim şey. Hekes kendi şansını yaratır. Bunu aklından çıkarmasın henüz mezun olmayanlar. Dediğin gibi, ne olacağına karar verirlerken, esnek olmayı da başarmalılar. Reklam yazarı olacağım diye geldiğim İstanbul’da, ne kadar “az pişman” olduğumu sen iyi biliyorsun 😉 Bunun haricinde henüz yolun başındakilerin (bizden bile başındakilerin) karamsar ruh hallerini anlıyorum çok iyi. Somut hiçbir şey üzerine ders ve iş yapmıyorlar. Öğrenci kayırmada daha tutarlı bir meslek dalı daha var mıdır bilemiyorum. Uzun bacaklı- mini etekli ve kırmızı rujlu & ya da tüm entelektüel birikimi Bukowski kitaplarından ibaret kızların tercih edildiği, “bizim biraderin yeğeni” erkeklerinin el üstünde tutulduğu, yöneticilerinin büyük çoğunluğunun ahlaki düzeyde yerde süründüğü bir sektörden bahsediyoruz. Belirli kalitede çok az yönetici var sektörde. Bozmamak lazım gerek morali yine de. Herkese bol şans 😉

  2. Gökhan Ünver says:

    Yeni üniversiteye başlayan her insana aynı şeyleri anlatıyorum, yavaş yavaş bir şeyler yapmaya başladım ama her geçen gün kendime kızıyorum; “Üniversitedeyken halletseydim şu işleri” diye. Bende leylek gibi gezip, ağlayanlardanım (=.

  3. Gökhan Ünver says:

    ” Öğrenci kayırmada daha tutarlı bir meslek dalı daha var mıdır bilemiyorum. Uzun bacaklı- mini etekli ve kırmızı rujlu & ya da tüm entelektüel birikimi Bukowski kitaplarından ibaret kızların tercih edildiği, “bizim biraderin yeğeni” erkeklerinin el üstünde tutulduğu, yöneticilerinin büyük çoğunluğunun ahlaki düzeyde yerde süründüğü bir sektörden bahsediyoruz. ” kesinlikle.

  4. İbrahim Çiğdem says:

    İletişim fakültesinden, özellikle halkla ilişkiler bölümünden mezun oalcak arkadaşlara naçizane önerim; her ne olursa olsun kendinizi geliştirin. Bu gelişimin ilk aşamasını bence en az bir yabancı dil öğrenmek oluştursun ve muhakkak bir staj imkanı yaratsın kendine. İnanın sektörümüz çok kötü durumda. Erdal beyin dediği gibi, farklı olan işi alır. Stajdan sonra staj yaptığınız yerde kalın ve 1-2 sene tecrübe kazanın. Bu tecrübeyi kazanırken de muhakkak imkanınız varsa bir şekilde YÜKSEK LİSANS yapın. Durumunuz yoksa uzaktan eğitimle yüksek lisans programı yapabilir veya gerekli şartları sağlıyorsanız almanyada yüksek lisans yapabilirsiniz. Eğitim sonuçta ücretsiz ve size yabancı dil garantisi sunuyor. Öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki, inanın ömür yetmez. Ben bu söylediklerimi keşke 2.sınıfta söyleyebilseydim. Şimdi çok farklı yerlerde olabilirdim ama sağlık olsun, şükür yinede. Şimdi benim yapmam gereken tek bir şey kaldı o da YÜKSEK LİSANS..

    Bırakın onu bunu şunu. Siz kendi hayatınızı nasıl yaşamak istiyorsanız öyle hareket edin. Başarılar diliyorum..

  5. seda says:

    merhaba! çok güzel düşüncelerinizi bize aktarmışsınız 4-5 sene yatarak iyi bir yere gelinmeyecğeiniz ifade etmişisniz peki 2 yıl halkla ilişkiler okuyanlar ne yapsın onları hiç dile getirmemişsiniz önmli olan kendini geliştirmek yıl çok mu fark eder ? ?

  6. Erdal Erdoğdu says:

    Seda Selam, öncelikle şunu bilmeni isterim ki ben de önlisans halkla ilişkiler programı mezunuyum ama üstüne gidip dgs ile lisans eğitimimi de tamamladım, aynı bölümün 2 yıllık önlisans eğitimi ile 4 yıllık lisans eğitimi arasında çok büyük farklar var, bunu bir gün ziyaretçi olarak gidebileceğin bir iletişim fakültesi halkla ilişkiler bölümü dersine katılarak kolaylıkla görebilirsin. Önlisans mezunu olarak iyi firmalarda çalışabilme ihtimalin maalesef eğer çok büyük bir şansa sahip değilsen yok, şöyle örnek vereyim önlisanstaki arkadaşlarım çoğu call centerlarda çalışırken lisanstaki arkadaşlarımın çoğu reklam, pr ya da digital iletişim ajanslarında çalışıyor. Aradaki farkı sen de anlayabilirsin. Ama gerçekten kendini bir sektör uzmanı olarak geliştirebilirsen bu tamamen senin vizyonunla ilgili o zaman zaten sana kimse hangi okul mezunusun, diploman var mı diye bile sormaz.

  7. seda says:

    çok tşk ediyorum yorumunuz içn..tabi haklısınız..ne demek istediğiniiz daha iyi anladım şuan ..)

Bir Cevap Yazın