“YEREL MEDYA NE KADAR YEREL”

  Bu yazı Prof. dr. Sayın Edibe Sözen’in X. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ – KAYSERİ (20 – 21 ŞUBAT 2004)  yaptığı bir konusmanın metni halidir. Ben güzel bir fikir alış verisi olduğu kanısında olduğumdan dolayı sizlerle paylaşmak istedim. Umarım ki beğenirsiniz…

 

Öncelikle, hepinize hoş geldiniz diyorum. Böylesi bir eğitim programını gerçekleştirdikleri için Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Sayın Abdurrahman Bilgiç adı altında diğer çalışanlara da teşekkürlerimizi iletmek istiyorum. Tabii ayrıca, Kayseri Valiliği’ne de…

Konunun başlığını seçerken iki başlık arasında bir çelişki yaşadım. “Yerel Medya Ne Kadar Gerçek?” veya  “Yerel Medya Ne Kadar Yerel?” diyebilirdim. Ama,  gerçekliği açıklama konusunda bir iki dakikanızı alacağım, ondan sonra da, yerel medyanın ne kadar yerel olduğunu tartışmaya açacağım.

Bir öykü anlatılır ya da bir hikaye. Adamın biri, bir arkadaşına bir olay anlatıyormuş. Şöyle başlamış öyküye: “Hz. İsa, elinde sopası Kızıldeniz’i geçerken, koyunlarını öbür tarafa bırakmak isterken” vs. diye cümlelerine devam ederken, arkadaşı demiş ki, “ya bu anlattığın Hz. İsa değil, Hz. Musa; Kızıldeniz değil, Dicle; koyun değil, başka bir şey; elinde sopa değil, asa”.  Bütün yanlışlarını düzeltmiş ve olayın gerçekliğini ortaya koymaya çalışmış. Bizdeki habercilik anlayışı da  birazcık Hz. İsa ile Hz. Musa arasındaki gerçeklik arasında gidip, geliyor. Yani, haber gerçekliği konusunda, gerek ulusal basında, gerek yerel basında ya da medyada bir takım problemler yaşıyoruz.  Hem yerel medya için, hem ulusal medya için önemli olan gerçeklik. Gerçeklik olmadan, medyanın işlemesi ve fonksiyonunu yerine getirmesi, haberin ortaya konması mümkün değil. Bu gerçekliğin yanında, haberin değeri çok önemli. Bir haberin sadece haber olması, maalesef, yeterli değil, aynı zamanda, onun bir değerinin olması lazım. Yani bu değer, gümüş olabilir, altın olabilir, bronz olabilir, ama, bir değerler hiyerarşisinin, değerler arası ilişkinin çok iyi kurgulanması gerekir. Hepimiz biliyoruz, ulusal basına, manşet haberlerine baktığımızda görüyoruz ki, ancak, 3-5 kişiyi ilgilendiren haberler birinci sayfadan veriliyor. Yerel medyada da böyle bir şey var, böyle bir anlayış var.

Yerel medyayı tanımlamaya çalışacağım, çünkü, bu bir eğitim semineri. Yerel medyanın oluşturduğu, ya da oluşturamadığı kamuoyunu belirlemeye çalışacağım. Bir şekilde de, yerel medyada ne tür haberlere yer verilmesi gerektiğini tartışmaya açacağım. Bu toplantıya katılmadan önce, Kayseri yerel medyasına ilişkin bir takım veriler elde etmeye çalıştım. Kayseri basınıyla ilgili -belki burada temsilcileri vardır- seçtiğim dört gazete oldu benim. Zannediyorum, yedi yerel gazete var, dört televizyon, on radyo, üç dergi görünüyor benim elimde. 3 Ocak-19 Ocak tarihleri arasında Kayseri Gündem, Kayseri Hakimiyet, Kayseri Star ve Yeni Kayseri gazetelerinde yerel unsurların ve yerel sorunların ne denli verildiğini incelemeye çalıştım. Yeni Kayseri Gazetesine baktığımızda, bu gazete mizanpaj olarak oldukça kötü. Birinci sayfa haberlerine baktığımızda,  tarihler gereği sadece yerel seçim aday adayları konusunda bir takım bilgiler var. Onun dışında, iki sayfa ilan, iki-üç sayfa spor, reklam, onun dışında ulusal ekonomiyi ilgilendiren haberler. Nedense, bütün yerel basında bol miktarda cinayet haberleri yer alıyor. Herhalde, bir yerel sorun olarak görülüyor cinayet haberi. Bunun dışında köşe yazarının olmadığına şahit olduk.

Kayseri Gündem Gazetesine baktığımızda ise, AK Parti ile ilgili haberlerin çoğunlukta yer aldığını, genel değerlendirme içinde, belediye başkan aday adaylarının yer aldığını, köşe yazarlarının olduğunu görürüz. Kayseri Gündem’de, iki sayfa ilanın, ulusal haberlerin yer aldığını, birkaç sayfa spor, köşe yazarlarının yazılarının büyük bir kısmının hep ulusal konular olduğunu -Kerkük konusunda, Musul konusunda, Çin konusunda, Irak Türkmenleri konusunda vs.- bu tür yazılara yer verildiğini, AK Parti’nin yine yerel adaylarının büyük bir oranda yer aldığını, yine dağınık köşe yazılarının, liderlik, AK Parti, ulusal konular, Afganistan konularında yoğunlaştığını, spor haberlerinin, temayül yoklamalarına ilişkin haberlerin, ilan ve sporun yine bu gazetede yer aldığını görüyoruz.

Kayseri Star Habere baktığımızda ise, -malumunuz Star Grubunun ulusal yayıncılıkta da izlediği gibi- AK Parti tepkili yazılar, bunun dışında ilanlar var. Burada enteresan bir şey, mahkeme ilanları da var bu gazetede. İlanlar ve kararlar, spor haberleri var. Bunun dışında yine fuhuş ve cinayet haberlerinin yer aldığını görüyoruz. Ayrıca YÖK Yasa Tasarısına ilişkin tepkilerin yer aldığını, başyazar olarak bir kişinin olduğunu, yine aynı tarihler içerisinde yani 3 Ocak-19 Ocak tarihleri arasında cinayet, fuhuş haberi, üniversite haberinin yoğunluk taşıdığını, yine yerel adayların yer aldığını ve spor haberlerinin olduğunu görüyoruz.

Bir diğer gazetemiz Kayseri Hakimiyet… Burada da, cinayet haberlerinin yer aldığını, hem de birinci sayfadan, ulusal siyasi haberler ve hükümete ilişkin haberlerin verildiğini tespit ettim. 3-19 Ocak tarihleri arasında bir gazetede çıkmış haberin, bir başka tarihte aynı şekilde bir başka gazetede çıktığını görüyoruz. Yani, haber üretme yerine, haberin tekrar edildiğini görüyoruz. Bu gazetede de köşe yazarı var, yine ilanlar var. Türkiye’nin yollarını kesen kar haberlerinin yoğun olduğunu görüyoruz. Kaza haberleri, cinayet haberleri, yine ulusal haberler var. Bunun dışında, aday adaylarına ilişkin haberler var. Zannediyorum, başarılı Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’nin bir ödül almasından dolayı, her dört gazetede de çok yoğun haberleri yer almış. Yine, mahkeme ilanları bu gazetede de yer alıyor.  Üniversiteyi ilgilendiren bir sivil konu olarak YÖK Yasa Tasarısının eleştirisinin, ya da yapılan eleştiriler çerçevesinde bir takım görüşlerin bu gazetede yer aldığını görüyoruz. Kayseri Anadolu haberleri de aşağı yukarı yine bu şekilde.

Genel yapıya baktığınızda, tek bir yerel haber yok benim gördüğüm kadarıyla. Şimdi çok rahat söyleyebiliriz, yerel medya yerel değil. Bunun iki sebebi var. Ulusal medya ne kadar ulusal? Ulusal medya da, zaten ulusal değil, o da ayrı bir konu. Ulusal, ulusal olmayınca, yerel medyanın da,  yerel olmaması çok olağandışı bir hal değil. Ama, bunun iki sebebini tartışabiliriz. Birincisi, yerel olmak horlanmıştır Türk düşünce tarihinde, özellikle modernleşme tarihimizde. O yüzden, yerel unsurlar çok fazla ön plana çıkartılmak istenmemiştir yazılı kültür aracılığıyla. İkincisi, bu meslek, Türkiye’de maalesef yanlış yorumlanmakta, yanlış algılanmaktadır.

Yerel medya demek, yerel unsurları ve yerel sorunları ortaya çıkartmak ve bu sorunlara ilişkin halkı bilgilendirmektir. Yani, bir kamuoyu oluşturmak ya da bilinçlendirmek.  Kayseri’nin hiç mi yerel sorunu yok? Bu gazeteleri okurken, gerçekten sinirlenmemek ve kızmamak mümkün değil. Ben, Kayseri’yi görmek istiyorum. Dört ayrı gazetenin bir sayfasında bile olsa Kayseri’yi göremiyorum. Bari dedim, bir yerde de mantı tarifi verilmiş olsa.  O bile yok, dediğim gibi. Genel olarak bir sorunumuz var. Bunu hem ulusal anlamda yaşıyoruz, hem yerel anlamda yaşıyoruz. Kayseri’nin halıları var, ben bir tanesinde halı görmedim. Kayseri, Selçuklu mimari eserleri barındıran bir kent, Selçuki bir kent. Hiçbir gazetede böyle bir şey görmedim. Her gazetede, baş sayfada verilen bir cinayet furyası. Yani, yerel medyanın yapısı cinayet, ulusal haber, ilan, spor. Bu yapıyı değiştirmek lazım, bu yapıyı yerinden oynatmak lazım. Yerel olabilmesi için, öncelikle, konuları; turizm olabilir, tarih olabilir, kentin özellikleri olabilir. Kayseri halkının hiç söyleyeceği bir şey yok mudur, hiç ileteceği bir şey yok mudur? Halk yok o gazetenin içerisinde. Oysa demin Orhan Bey de hukuki bir şeylerden bahsetti. Ben, hukuk kısmını anlamam, ama, bir şey söyledi, o önemliydi. Demokrasiyle ilişkilendirdi. Zorla demokrasi olmaz. Demokrasinin bir aygıtı olarak, yani insanların yönetime katılımı anlamında basının bir rolü vardır. Elbetteki bu noktada sadece yerel basın sorumlu değil. Aynı zamanda, üniversite de sorumludur ki, yine Türkiye’nin modernleşme tarihinde üniversite ve basın, bu misyonu yüklenmişlerdir. Ama bu misyon, kabul edelim ki, yanlış bir misyon olarak ortaya çıkmıştır, neden? Çünkü, üniversite de, basın da “biz, bu memleketi kendimiz modernleştireceğiz” rolüne soyunmuşlardır. Halka herhangi bir şey vermeden, halka bilgilenme yolunu açmadan, “biz istediğimiz kadar modernleştiririz.” Bakın, bu görüşü bir şekilde yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Bu sorun, halihazırda devam etmektedir. Yurt dışında, yerel medyada çalışan haberciler, haber işçileri  hiçbir zaman para karşılığında, ilan karşılığında bu işi yapmazlar. Ortada bir sorun vardır, gidilir, o haber yapılır ve o bölgenin havuzuna akıtılır. İnsanlar, zaten başka işten para kazanırlar. Ama, maalesef bu ülkede, hem yerel medya için, hem ulusal medya için, burası bir  bilgi havuzu, haber havuzu değil, bir para havuzudur.  

Bir gazeteyi Kayseri’de göremiyorsanız, o gazete yerel olamaz. O gazete, Kayseri’nin gazetesi, basını olamaz. O yüzden, iyi bir medya planlamasına ihtiyaç var. Bu konuşmadan sonra ben, şu tür şikayetlerin hiç kaale alınmayacağına inanıyorum.  Devlet bize yardım etsin de, hükümet bilmem onu yapsın da, böyle bir şey olmaz. Gazetecilik, tamamıyla demokratik ülkelerde ortaya çıkan, sivil taleplerle belirlenen bir şeydir. Siz talep edeceksiniz haberi, siz ortaya çıkartacaksınız. Öbür türlüsü bambaşka bir işleyiş olur, demokrasi dışında bir işleyiş olur. Eğer biz, basının fonksiyonunu, sivil toplum içinde ortaya çıkan bir görev olarak, demokrasinin bir gereği olarak telakki ediyorsak, Avrupa Birliği ülkeleriyle eş güdümlü bir alan olarak kabul ediyorsak, böyle bir fikri zaten başından itibaren kabul etmememiz gerekir.

Sayın Dekan da burada. Üniversite ve yerel basın arasında mutlaka bir alan oluşturulması lazım. Üniversite ayrı bir gazete çıkartabilir, burada farklı yerel gazeteler olabilir. Ama, bu işbirliğinin bence mutlaka Kayseri’de sağlanmış olması lazım. Yeni bir medya planlanmasının yapılması lazım. Nedir medya planlaması? Hiç öyle oturup da “yeni kriterler belirleyelim, Hükümetin kapısına gidelim, şu Bakanla bu konuyu tartışalım”, böyle bir şey  yanlış. Bu medya planlaması şunun üzerine yapılmalı. Belirli bir hedef kitle tayin etmek durumundasınız. Kayseri’de hedef kitleler nedir? Kayseri’de eğer, siz, kamusal alan dediğimiz  kahvelerde, açık alanlarda, parklarda insanlara gazetenizi okutuyorsanız, o zaman fonksiyonunuzu yerine getiriyorsunuzdur. Ama maalesef bu kent -ben, son yıllarda çok gittim geldim-  geç bir vakitten sonra hiç bir hayatı kalmayan,  yani bütün hayatı  gündüz çalışmayla oluşan bir kent. Demek ki gazete, burada fonksiyonunu yerine getirmemiş. Kamusal alanda okunabilir, tartışılabilir konular üretilmemiş. Bu kentin katı muhafazakarlığı maalesef aşılamamış. Ama en iyi mobilya burada üretiliyor, Paşabahçe’nin en pahalı ürünlerinin satıldığı il, Kayseri. Bu kadar zenginliğe, bu kadar refaha rağmen, sosyal duyarsızlığın olması, bence gerçekten Kayseri’nin büyük bir sorunu olarak algılanmalıdır. Yerel medya, bunu yeniden değerlendirmelidir. Medya planlaması, oturup da bir trilyon bütçe ayıralım, ilan sayfamızı beşe çıkaralım değil. Medya planlaması, yeni bir hedef kitlenin tayiniyle ortaya çıkacaktır. Nedir Kayseri’yi dünyaya taşımak, Kayseri’yi Türkiye’nin gündemine oturtmak? Eskilerden biliyoruz,  halısı var,  o’su var, bu’su var, ama yenilerde Kayseri hiç bir şekilde gündeme gelmiyor. Zaten gelmez de. Medyayla gelmediği takdirde, gelmesi mümkün değil.

Haberin temel unsurlarından saydığımız gerçekliği, güncelliği, ilginçliği ve önemi, önemli. Kayseri’yi bu kriterlerle taşıyabiliyorsanız, o zaman gerçekten sizler gazetecisinizdir. Aksi halde değilsinizdir. Yani, Kayseri haberleri gerçek olacak, güncel olacak, ilginç olacak ve önemli olacak. İlginçlik tabii ki, iki Nataşa’nın bilmem hangi Kayseri otelinde yakalanması değil, bu kimseyi ilgilendirmiyor. Bu sadece gazetecinin yanlış bakışını, yanlış gözünü bize gösteriyor. Kayseri’nin nüfusu tam bilemiyorum, 500 binle – bir milyon arası. Çok büyük bir şehir, ama, dağılım bir milyona yakındır. Mutlaka bir milyona yakın kişiyi ilgilendiren konuları gündeme getirmek durumundadır buradaki yerel basın. Yani, ikna etmek durumundasınız. Gazeteleri okunabilir hale getirmek durumundasınız. İlgi çekmek durumundasınız ve varolan olayları değerlendirmek durumundasınız.

Yerel medyanın temel sorunları,  Kayseri için de geçerli, diğer iller için de  geçerli. Bir kere büyük bir teknoloji sorunu var. Gazetelerde gördüğümüz bir çok mizanpaj var. Fotoğraflara boğuluyorsunuz. Birinci sayfada,  bir tarafta cinayet haberi, bir tarafta yerel adaylar, bir tarafta YÖK Tasarısı.  Böyle karman çorman bir sayfa düzeni. Haberin devamının olduğu yerde bir köşe yazarı çıkıyor karşınıza. Haberlerin devamında bir şiir sıkıştırılmış. Böyle bir şey olmaz. Kahvaltıda akşam yemeği yiyemezsiniz, buna benzer bu. Bir sunumdur aynı zamanda. Yani, haberi nasıl sunacağınız,  nasıl resimleyeceğiz gerçekten çok önemli.

Yerel medyanın bir avantajı var. İnsanlarla doğrudan iletişim kurabilme imkanınız var ve yerel tarih kaynaklarına sahipsiniz. Ulusal basının böyle bir avantajı yok. Burada kaynak kişiler, mimari yapı, buranın müziği vardır. Bu kaynakları çok iyi ortaya çıkartmak lazım. Hoş, zaten genelde hayatın kendisine baktığınızda, kentlerin kent özelliklerini görmemiz hiç mümkün değil. Yani, insan Kayseri’ye girince tabii ki, Kayseri türküleriyle karşılaşmayacak, böyle bir fantezi arayışımız yok. Ama yine de, buraya özgü bir şeylerin olmasını bekliyoruz.            Kaynak, bizim için çok önemli. Bir de, yerel medyanın, çok büyük bir oranda kaynak sorunu var. Yani, kaynaklara ulaşabilecek iken, maalesef ulaşamıyor. O yüzden, yerel medyada çalışan gazetecilerin, özellikle, röportaj tekniklerini çok iyi bilmesi lazım. Bu kaynakları değerlendirebilmek için burayı bilen, buranın sözlü tarihçileri olan kişilerle görüşebilmeli. Buranın görsel kaynaklarını çok iyi bir şekilde kullanabilmeli. Bütün bunları ortaya çıkarttıktan sonra, tabii ki gazetecinin mahareti ortaya çıkıyor. Nedir bu? Bunları değerlendirebilmek, bunları değerlendirirken, buranın kültürüyle birlikte haberi ortaya koyabilmek.  Kayseri, muhafazakar kentlerimizden biri. Bu, yerel medyaya yakışıyor mu, gasp olayını birinci sayfadan vermek, fuhuş haberini birinci sayfadan vermek? İki Nataşa, Kayseri’ye girmiş, diye birinci sayfadan onu vermek… Bu, nasıl bir muhafazakarlık, bu, nasıl bir Anadolu kültürü? Demek ki değerlendirme ve kültür konusunda da çok büyük bir problem var. Yani, öyle yabana atılır, affedilir bir problem değil. Demek ki, buranın kültürüne vakıf değil. Buranın kültürüne vakıf olmayanların da, zaten, yerel basında gazeteci olarak çalışmaları bence mümkün olmamalı. Bunun önüne set çekilmeli.

Bir son ifadede daha bulunayım. Gazeteci değerlendirmesini yaptıktan sonra, yani, haberi ortaya çıkartıp, yerel unsurları değerlendirdikten sonra, tabii ki haberin yorumunu gerçekleştirebilmeli. Çünkü sonuçta haber, bir gerçeklik, ama, yorumlanmış bir gerçeklik. Yani orada, gazetecinin özelliklerini, belki gazetecinin bireysel yeteneklerini  çok daha fazla görme imkanımız olacaktır. Ben süreyi aşmak istemiyorum, hepinize teşekkür ediyorum.       

Prof. Dr. Edibe SÖZEN 

Bu yazıyı sosyal medya paylaşabilirsiniz

Yazar: Erdal Erdoğdu

Ülkemizin önde gelen iletişim danışmanlığı firmalarının PR ve dijital ekiplerinde görev aldım, birçok üniversite ve özel eğitim kurumunda iletişim bilimleri üzerine eğitimler verdim. Ajans ve eğitmenlik hayatımın yanında marka, kurum ve kişilere özel danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir