Brand audit research for Ülker mavi yesil light

Hi Everbody!

We worked on Ülker mavi yesil light mısır ve pirinc cıtırı for BA 324 Brand Management lesson’s final project in university of izmir economics.

I believe, I and my friends had a good work.  I want to share this brand audit research to you.

BRAND AUDIT PROJECT OF ÜLKER MAVİ YEŞİL MISIR VE PİRİNÇ  ÇITIRI

My group friends are; Bahar Çiçek GÖDREN , Aysu GÖKOVA, xyzÖzge ÜÇTOPSelen COŞKUNER and lastly Rabia BAYER

 

 

Submitted to  

  Yrd.Doç. Dr.Ebru UZUNOĞLU

 

For 

BA 324 BRAND MANAGEMENT

Faculty of Communication, Izmir University of Economics

    (Spring 2010)

  EXECUTIVE SUMMARY OF OUR REPORT  

We have conducted some surveys and interview to find out how Ülker Mavi yeşil Pirinç ve Mısır Çıtırı manage the brand. According to information through the researches we had some opinions about brand value, brand elements ,brand extension, the marketing program which  Mavi yeşil Pirinç ve Mısır Çıtırı performs and also a general idea about the whole light product market.

      Our report consists of three main parts which are brand inventory, brand extension and conclusion. In appendix part there are surveys (we do survey and inteview with face to face and via internet) and results of the surveys in the Spss program. In appendix there is also references, it shows how and what we get about the brand. We put references into appendix part because some of the references include appendix and vice a versa.

    In summary, in our report we created CBBE pyramit to measure brand awareness and brand associations of Ülker Mavi yeşil Pirinç ve Mısır Çıtırı,we examined 4p’s Of the brand according to 4p’S we identified points of difference and points of parity of the brand, we found out its main competitor(Etİ Form mısır ve pirinç patlağı) and then we compared these two brands and mentioned the results in our report papers .At the end, with respect to some suggestions and recommendations about how  Ülker Mavi yeşil Pirinç ve Mısır Çıtırı can manage the brand in a more efficient way and resonate its brand with its target customer.

SocialTwist Tell-a-Friend

Dinci marka takıntısı

Dinci marka takıntısı  bu da garip bir başlık, tartışma konusu ve kanımca benim anlayamadığım bir durum daha.

Markalar ve onların sahiplerinin dini inançları? Dinlere hizmet eden markalar? Paranın dini, imanı mı olurmuş kardeşim? Emperyalist sermaye ülkemizden def ol! Markasından dolayı bu ürün evimden içeri giremez! Bu marka dinci, ben onun yerine şu markayı kullanıyorum. Ne güzel sorular ya da cümleler değil mi?

Bence değil!

Benim anlayamadığım bir konudur bu. İçinizde anlamama yardımcı olacak kişiler olduğuna inanıyorum.

Dinci marka deyince aklınıza gelen markalar hangileri? Hadi dürüstçe cevap verin bana.

Ya da şirket ya da marka patronlarının hangileri, hangi dine mensupsa sizin için o marka dincidir?

Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Barış a böyle karşılık verilmemeliydi.

Anlayamadığım bir kin bu…

Anlayamadığım bir nefret…

Sadece yardım için, sadece barış için, sadece dünyada ‘İNSANLARIN’ da yaşadığını göstermek için yapılan bir organizasyondu.

Oysaki biz bunu tarihte ‘ONLARA’ da yapmıştık.

Sıkışmışlardı, yiyecek ekmekleri yoktu, zulüm altındaydılar…

Ve o zaman da ‘bir gemi’ değil  ‘gemiler’ hareket etmişti limanlarımızdan, zulüm altındaki Musevilere yardım etmek için.  

Ve yine  gemiler hareket etmişti, barış için, sevgi için, dostluk için, zulüm altındakilere yanlarında bir ‘dost’un olduğunu göstermek için…

İHH bunu hep yapıyordu, Pakistan’da depremde de onlar vardı, Burma’da kasırgada da…

İHH yine yollardaydı, bu sefer Filistin için, Filistinliler için!

Ama bu sefer ölmek için yoldaymışlar meğer.  Hem de barışa sıkılan kurşunlarla hem de yardıma sıkılan kurşunlarla hem de bir kez daha dünyanın gözü önünde sıkılan kurşunlarla…

Ve eğer İsrail, bir gün senin de başın dara düşerse bu Müslüman evlatları senin içinde (!) yollara düşerler bir kez daha  ve gerekiyorsa da ölürler de hiç ama hiç düşünmeden…. 

Şahadet edenler içinde arkadaşlarımızın olduğunu duydum, içim yandı…

Sizin yolunuz yoldur, sizin yolunuz nurdur…

Mekânınız cennet olsun kardeşlerim.

SocialTwist Tell-a-Friend

Alkol kullanmıyorum diye beni yadırgamayı ne zaman bırakacaksınız?

Garip bir soru değil mi? Bana göre çok ama çok garip!

Hayatımda bilemediğim saçma bir kavram bu.

Bir insanı; kim, niye, neden, niçin, ne akılla alkol kullanmıyor diye yadırgayabilir ki?

Ama yadırgıyorlar.

Ve ben bundan artık çok sıkıldım!

Sorması ayıp, kime ne bundan?

Evet, arkadaşlar, ben alkol kullanmıyorum, benim babam da alkol kullanmıyor, büyükbabam da!

Ben 5 senedir üniversitede okuyorum. Daha önce Trakya Üniversitesindeydim şimdi ise İzmir Ekonomi’de.

Bu son 5 yılda tanıştığım arkadaşlarımın çoğu, girip çıktığım ortamlardaki insanların çoğu, alkol kullanmadığım için, hatta hayatımda hiç içmediğim için öncelikle çok şaşırdılar, sonrasında da yadırgadılar. Hani yaşım 50-60 olsa belki anlayacağım ama ben daha 24 yaşındayım ve evet alkol kullanmıyorum, hiç kullanmadım ve size burada söz veriyorum ki hiç kullanmayacağım.

Tamam, umuyorum ki beni bundan sonra bu konuda rahat bırakırsınız.

Ama insanlar maalesef ‘ben alkol kullanmıyorum’ dememle yetinmiyorlar. Niye, neden, insan hiç alkol kullanmaz mı, rakının bir başkenti olan Tekirdağ’dan diğer başkenti İzmir’e gelip hiç içmemek olur mu? Yoksa sen dinci misin? Son 3-4 yılın favori sorusu, sen Akp’li misin vb sorularla zihnimi taciz etmeye devam ediyorlar.

Ciddiye aldığım insanlardan bu sorular gelirse ciddi olarak cevap verebilirim ama hayatımdaki saçma insanlar bana böyle sorular sorarlarsa kocaman bir ‘Sana ne’ ya da ‘Size ne’ cevabı ile yetinmek zorunda kalabilirler.  

Ama genel olarak bu sorulara 3 ayrı cevabım vardır benim;

1-      Ben alkole karsıyım kardeşim, alkol sağlığa zararlıdır. Bu, bu kadar basit!

2-      Evet, inandığım inanç sistemi, benimsediğim din içerisinde içki haram kılınmıştır. Ama bunun Akp ile hiçbir ilgisi yoktur çünkü inandığım din bu ülke topraklarına Akp adlı siyasi parti ile gelmemiştir. Ekseriyetinde benim inancıma göre, ‘dinci’ diye bir kavram yoktur. Dine inanan ya da inanmayan vardır ve eğer inanıyorum diyebiliyorsanız, sorgulamadan onun emir ve yasaklarını kabul edip, uygulamanız gerekmektedir.

3-      Bizler bu ülkenin geleceğiyiz. Bizler eğer 15’li yaşlarımızdan itibaren içki gibi bir zehir ile kendimizi zehirlemeye başlarsak, bu ülkenin sağlam bir geleceği olmayacağına inanıyorum. Bizim bizden sonrakilere böyle bir haksızlık etmeye hakkımız yok. Eğer ülkemiz kötü günler yaşıyorsa, daha iyi kişiler tarafından yönetilmeliyse ve bunlar bizler olacaksak. Önce kendimize dikkat etmek zorundayız, ama bunlardan da ‘bana ne’ değil mi? Rakı içen ölüyor da su içen ölmüyor mu? Bakın dünyayı yöneten adamların hepsinin elinde birer şampanya kadehi değil mi? Elit bürokratların ya da zenginlerin ellerinde birer kadeh!

Bizim gençliğimizi de bu özenti mahvetmedi mi zaten? Ama bu konuda benim bir ölçütüm daha var, eğer delikanlı adamsanız, babanızla, annenizle karşılık kadeh tokuşturabiliyorsanız, başımın üstünde yeriniz var. Genç, sağlam içicidir, bunun babası da iyi içerdi derim ama şu güne kadar böyle sadece 3-5 delikanlı ile tanışabildim. Çoğunuzun anası babası sizin alkolle haşır haşır neşir olduğunu duysa acaba ne der o Anadolu’mun güzel insanları!

Neyse canlar ciğerler, içimden bunları yazmak geldi, siz öyle güzel kalın, ben de böyle.

SocialTwist Tell-a-Friend

Bahardan taç

Bir gün yaşanır, tadına doyum olmaz.
Ardından gecenin ağırlığı çöker.
Usulca uykuya dalar yürek.
Kışın ardından bahar geldi sanılır.
Tüm buzlar, çözülür.
Tüm acılar, tatlanır.
Bir prenses öper ve kurbağa, prense dönüşür.
Usulca bir ‘sahra’da atılan adımlardır.
Seraplardır aslında görülenler.
Kışın ardından bahar geldi sanılır.
Papatyalar toplanır,
bahardan taç yapılır.
Bir prenses öper ve kurbağa, prense dönüşür.
Taç usulca prensesin saçlarına takılır.
Sen aslında uykudasındır,
görülenler, sana dilenen tatlı rüyalardır…

                                                                                             24.04.2010 – İstanbul/Şile

                                                                                                       Erdal ERDOĞDU

SocialTwist Tell-a-Friend

Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?

Geçtiğimiz günler içinde blogum üzerinden bir mail aldım. Gelen mailde; ‘kendimi halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim, bana bu konuda neler önerirsiniz?’ yazıyordu. Elimden geldiğince ve bilgim yettiğince maile cevap vermeye çalıştım, sonrasında benzer bir mail daha aldım ve bu konuyu bloguma yazma kararı verdim.

Evet, acaba; ‘kendimizi bir iletişim bilimi olan, kendi içinde büyük bir deniz olan, günümüz işletmelerinin olmazsa olmazı konumunda olan halkla ilişkiler mesleğinde nasıl geliştirebiliriz?

Bu sorunun cevabı aslında o kadar basit değil. Ama elbet bunun da bir yolu vardır. Mesela üniversitelerimizin iletişim fakülteleri bünyesinde 4 yıllık lisans bölümü olarak bulunan, halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve tanıtım, halkla ilişkiler ve reklamcılık, reklamcılık gibi bölümlerden birine girip 4 yıl boyunca buralarda eğitim alabilir ya da gazetecilik, medya ve iletişim, işletme, davranış bilimleri, kamu yönetimi ve benzeri bölümleri bitirip üzerine halkla ilişkiler yüksek lisansı yaparak diplomalı birer halkla ilişkiler uzmanı olabilirsiniz.

Bu kısım biraz uzun ve zor galiba.

Öyle ise işi biraz daha basitleştirmeye çalışayım.

‘Bireysel eğitim’, ‘self education’, ‘bireysel gelişim’ günümüzün en yaygın terimleri içerisinde. Sizde böyle yapabilirsiniz ama göz ardı etmemeniz gereken en önemli durum, halkla ilişkilerin bir ’iletişim’ bilimi olduğu olmalı. Bizim işimiz sosyal bir bilim, yani bir mühendislik, doktorluk ve benzeri işlerde olduğu gibi çok fazla teknik değil. Bu işe de öncelikle bireysel iletişiminizi geliştirerek başlayabilirsiniz. Bir iletişim uzmanının hayatla iletişimi çok iyi olmalı. Mesela öncelikle ‘okumalıyız’ ne bulursak okumalıyız, çünkü bir iletişimcinin en büyük veri kaynağı yaşadığı hayatta olup bitenler ve kendisine ait olan ‘entelektüel bilgi sermayesi’. Buna artı olarak, bir iletişimci; eğlenmeli, gezmeli, yemeli-içmeli hayattan zevk almasını bilmeli. Kısacası hayatta aktif olabilmeli. Aktif olmayan kişinin zihnide durduğu yerde körelecektir. Buna artı olarak elinde birden fazla yazabilecek, okuyabilecek, konuşabilecek kadar bildiği yabancı dilleri olmalı.‘Anadilini’ etkin kullanabilmeli. Vakti zamanında ders notlarımdan ‘halkla ilişkiler uzmanının nitelikleri hakkında’ bir yazı yazmıştım. Orada bazı önemli noktalar vardır. Ama 3-4 yıl öncesinden bugüne baktığımızda birçok gelişme olmuştur. Mesela hayatımıza internet çok hızlı şekilde girmiş ve ‘sosyal medya’ diye bir kavram türemiştir.

Tabi ki bunlarla bitmedi!

Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…

Üniversite eğitimi bireyin eğitim hayatında ki en önemli dönemlerin başında geliyor. Çünkü genellikle bireylerin hayatlarını devam ettirecekleri meslekler hakkında kendilerinin geliştirdikleri eğitim buralarda veriliyor. Ama okulda ki teknik bilgi eğitimi ile sektörel olarak dışarıda uygulanan teorikler arasında kısmı farklılıklar oluşuyor. Tabi ki bu noktada öğrenci milletinin insanları her zaman eğitim aldıkları okulları ya da onlara ders veren hocaları suçluyorlar. ‘Bunlar bize okulda öğretilmedi ki.’. Evet emin olmak gerekir ki birçok farklı derste alınan 4-5 yıllık bir eğitim içinde hem müfredat içi hem de dışarıdaki her an gelişen sektörünüz ile ilgili her şeyin bize/size öğretilmesi mümkün değil. Bu noktada bizlerin elini taşın altına elini sokması gerekmekte. Kısacası her şeyi devletten beklememek lazım.

Ama okulun da bir görevi olarak eğitimini üstlendiği öğrencilerin sektör ile entegresini sağlamak, işin mutfağında neler olup bitiyor diye göstermek, bir nevi mezuniyet sonrasına gençleri hazırlamak olmalı.

Bizde bu doğrultuda geçtiğimiz hafta içinde İzmir’den İstanbul’a Medya Gezisi adı altında bir teknik gezi düzenledik. Bu gezi bizim gibi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümü öğrencileri için bence çok faydalı geçti. Çünkü eğitimini aldığımız Halkla ilişkiler/Reklamcılık ve Pazarlama gibi iletişim bilimlerinin şuan mutfak bölümünde yer alan çok etkin kişiyle aynı masada oturma, otururken de sektörlerin geçmişi/şuanı ve geleceğiyle ilgili çok güzel sohbetler yaptık.

                                                                                                                                                                                 

İlk günün durağı olarak bizim için mabet sayılabilecek bir yere misafir olduk.   Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfı  adına bizi ağırlayan Sevgili Ömür Hanım, Fisun Hanım ve ve Publicis Yorum’dan Meltem Vardar ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu adres ilerisi için Relamcı olmayı ya da kendini bu alanda geliştirmek isteyen arkadaşlarımız için  iyi bir başlangıçtı. Reklamcılık sektörünün geçmişi/şuanı ve geleceği ile ilgili, bu dernekten ve vakıftan nasıl faydalanabileceğimiz hakkında, sektörde yapılan yarışmalar ve ülkemizin uluslararası reklamcılık alanındaki yeri hakkında çok verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Belirtmeliyim ki; Sohbetimiz ikram edilen kurabiyelerden daha tatlıydı :)

 .                                                                                                             

İkinci günde  ilk önce MARKOM LEO BURNETT  ofisinde Özgün Özkalay’ın ardından ise ZARAKOL İLETİŞİM HİZMETLERİ’nde  usta isim Necla Zarakol’un ofisinde misafiri olduk. Markom Reklamcılığın önemini vurgularken Zarakol iletişim Halkla ilişkilerin önemini vurguladı. Ama Necla Hanım yılların tecrübesi ile daha etkiliydi ki ileride Reklamcı olmayı düşünen bazı arkadaşların bu fikirlerini tekrardan düşünmelerini sağladı. :) Her ne olursa olsun her iki adrestede  bizim için yapılan sohbetin tadı tarif edilemez, öğrendiğimiz bilgilere paha biçilemez. Ev sahipliği için her iki tarafa ve Zarakol’da Necla Hanım’ın yanında çalışan okulumuz  mezunlarından Zeynep Yüksel’e çok teşekkür ederim. Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Efsaneol.com Beta Sürümüyle Hizmetinizde

İnternet sektöründe oyunların yeri her zaman farklı olmuştur kanımca. Daha doğrusu oyunlar bilgisayar hayatının vazgeçilmez gerçekleri arasındadır dersem daha doğru olur.  Bu doğrultuda uzun süredir beklediğim, arada bir Proje Yöneticisi Sinan Ata ile gidişat hakkında konuşmalar yaptığım daha 10 dakika önce açılmış sımsıcak bir oyun tanıtacağım size.  Efsaneol.com Az önce FF üzerinde oyunun Beta olarak açıldığını AtaGames.com feedinden gördüm ve bir an bile tereddüt etmeden oyuna girip oynamaya başladım.

Efsaneol.com hayatımızın en popüler sporu ve eğlencesi olan futbol üzerine kurgulanmış bir oyun. Üye olduktan (facebook hesabınız ile de giriş yapabilirsiniz) sonra hemen takımınızı kurup başlıyorsunuz yeşil sahaların tozunu attırmaya. Sistem size bir takım, bir antrenör, kendi kurduğunuz bir stat, bir doktor, bir finans sorumlusu ve bir gözlemci veriyor. Sistem basit iyi takım kur, iyi menajerlik yap ve kazan.  

Bu oyunun diğer bir özelliği de benim bildiğim kadarıyla TV’de reklamları dönecek ya da TRT de reklamları dönecek olan ilk internet bazlı bilgisayar oyunu olması. Tabi bu noktada TRT’nin bu projenin ortaklarından biri olduğunu da söylemeliyim.

Neyse ben lafı fazla uzatmadan oyunuma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Ben kurduğum takıma eski bir lisanslı sporcu olarak idman ve mania kelimelerini birleştirerek idmania diye bir isim uydurdum eğer içinizde meydan okuyacak olanlarınız varsa bekleriz efenim.

Son olarak Sinan Ata ve AtaGames’e çıktıkları bu yolda başarılar dilerim, umuyorum hedefledikleri yerlere gelmeleri onlar için güzel bir şekilde gerçekleşir.

SocialTwist Tell-a-Friend

Senede bir gün ile olmaz…

Hani diyorlar ya; ‘Ana gibi yar olmaz.’ diye ve devamı geliyor ‘Cennet anaların ayakları altındadır.’

Annelerimiz, ablalarımız, kız kardeşlerimiz, kızlarımız, kadınlarımız.

Annemin hastalandığı hastaneye yattığı günler bilirim, bir anda evimizin tüm rengi giderdi oysa ne kadar değerliymiş, oysa ne kadar evimizin tüm rengi tadı tuzuymuş dediğim. Ablamın hastalandığı günler bilirim, acıyı ta içimde hissettiğim,  ciğerimin acıdığını hissettiğim ve yeğenimin, bi’tanemin doğduğu gün acaba ne zaman o kadar çok dua ettim Yaradan’ıma böyle güzel bir kız evladını bizlere nasip ettiği için…

Bunlar işin duygusal bölümleri olsa gerek, bir de işin gerçek boyutu var, sosyolojik boyutu, ekonomik boyutu, toplumsal boyutu.

Anayasal düzlemde erkeklerle tüm haklarının eşit olduğu ama eşitliklerini kullanamayan kadınlarımız.

Sırf bedensel olarak kuvvetsizliklerinden dolayı zulme maruz kalan, ezilen kadınlarımız.

Eğitilmek haklarıyken okula gönderilmeyen, zorla evlendirilen kızlarımız.

Daha neler sayabilirim, daha neler yazabilirim bilmiyorum ama bildiğim şeyler var elbet;

Sizler bizi, sizi ikinci sınıf insan olarak görelim diye bu dünyaya getirmediniz, sizi daraldığımız zamanda dövelim diye, doğan kız çocuğumuzu okula göndermeyelim,   sizlere eziyet edelim diye hiç getirmediniz ya da getirmeyeceksiniz.

Haberlerde dinliyoruz, gazetelerde okuyoruz, kimi zaman çevremizden duyuyoruz ve emin olun erkekliğimizden utanıyoruz.

Bizler eşit haklarla doğduk, eşit haklarla yaratıldık ve umuyorum bundan sonra eşit haklarla yaşayacağız.

Sadece laf olsun diye değil, tüm anayasal haklarınızın sizlere teslim edilmesi için, insanlık haklarınızın sizlere tam anlamıyla sunulması için, kadınlık gurur ve onurlarınızın baş tacı edilmesi için değil, o ayaklarınız altına serilen cennete bir ümitle girebilmek için  ‘o cennet kokulu ellerinizden’ bir kez de bugün öperim.

Tüm Saygı ve Selamlarımla

8 Mart Dünya Kadınlar Gününüzü Tebrik Ederim

SocialTwist Tell-a-Friend

DESTEKLEYENLER

DESTEKLİYORUM