‘Taraf’ olmak iyidir…

Malumunuz geçtiğimiz dönemde piyasaya ‘Taraf’ adlı bir gazete çıktı. Gerek ilk başta ki çıkış fiyatıyla (1ytl) gerek yazar kadrosuyla gerek yaptığı haberlerle çok tartışıldı. Hem de bu tartışmaların ana tarafları; ahmet altan’ın, murat belge’nin, etyen mahçupyan’ın yıllarca silah arkadaşlığı yaptığı insanlar ve bu yazarlar oldu. Bi önce ki cümlede yazdığım yazarların benimle hiç bir bağlantısı yok, hatta yıllarca benim inançlarıma, siyasi görüşlerime karşı silahsörlük yapmış insanlar. Gazete ilk çıktığı günden beri Akp yandaşı olarak nitelendiriliyor ama ben okuduğum her sayıda akp karşıtı yazılar buldum.  Aslında bu gazetenin hala ne olduğunu çözememem bile bana onu okutturuyor. Genelde her gün 3 gazete alırım, alamazsamda bu gazeteleri muhakkak bir şekilde okurum. Bunlar Radikal, Zaman ve Taraf. Radikal ve Zaman da çıkan haberler aynıdır, ama içerik kodlamaları farklıdır. Biri ak derken öteki tam kara demese de yinede farklı kodlamalar kullnırlar. Taraf ise tam olarak ikisinin ortasında. Yıllar önce Radikal gazetesinin yapmaya çalışıtığını bugün yapmaya çalışıyorlar ama inşallah sonları Radikal gibi olmaz 🙂 . Tabi Radikal kadar uzun yaşayabilirlerse. Çünkü Taraf gazetesi şu günlerle batmamak için elinden geleni yapıyor, okurlarından destek reklamları almaya kadar, okurlarına 7 kupona 10 kitap vermeye promosyonlar yapmaya (kitapları hala veremediler), fiyat arttırımına gitmeye mecbur kalabiliyor. Bunun nedeni ise, bundan 1-2 ay önce yaptığı ordu ile ilgili haberler. Dağlıca ve Ak tütün baskınlarında ordu ile inatlaşması ve ordunun Taraf gazetesi içinde ki reklamları bir şekilde çektirtmesiymiş. Valla biz ortalıkta dolaşan haberlerin yalancısıyız. Ama yine de ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyorum.(artı olarak bakınız Sevgili Mehmet Altan olayı nasıl açıklamış) Ne olursa olsun sırf bu muhalif seslerinden dolayı, delikanlı mahalle genci tavırlarından dolayı ben Taraf gazetesi ne devam etme, onu okuma TARAFtarıyım.

Bilmiyorum bu konu hakkında sizler neler dersiniz, haydin tartışalım???

Akabinde ve detayında arefe gün ki Taraf gazetesinde Ahmet Altan’ın bir bayram yazısı var, onu sizlerle paylaşmak isterim;

Herkes gibi ben de çocukluğumun bayramlarını severim.
Annemle babam çok gençti ben çocukken.
Para durumları da pek iyi değildi.
Annem, bayramlarda mutlaka çocuklara bir şeyler alınmasını isterdi.
Bir yerlerden para bulunurdu.
Mehmet’le beni alır çarşıya götürürdü.
“Bayramlık” alırdı bize.
Elindeki kıt kanaat parayla mümkün olanın en iyisini almak için uğraşırdı.
Mehmet annemi üzmezdi.
Ama ben daha müşkülpesenttim.
Kazak beğenmezdim, ayakkabı beğenmezdim.
Dükkân dükkân gezdirirdim onları.
Bayram kalabalığının içinde dolaşırdık ben “bu olur” diyene kadar.
Annem bayramın hatırına sabrederdi, gönlüm olsun, bayram öncesi üzülmeyeyim diye elinden geleni yapardı. devamını okumak için…
Eminim içten içe parasızlığa lanet ederdi ama yapacak bir şey yoktu.
Babam öyle bir hayat seçmişti.
Biz sekiz dokuz yaşlarında pek farkında değildik bunun bir “tercih” olduğunun.
En iyi okullara göndermeye çalışırlardı bizi, mümkün olduğunca iyi yaşatmaya çabalarlardı.
Okul taksitlerini ödeyebilmek için babamın nasıl kıvrandığını, daha sonra ben onun yaşında baba olduğumda anlamıştım.
Bayram alışverişi için dolaşırken acıkır, Kapalıçarşı’nın oralarda bir kebapçıda yemek yerdik.
O kokuları hâlâ hatırlarım.
Çok güzel kokardı.
Rengârenk bir kalabalık önümüzden akardı.
Annem benim “hiçbir şey beğenmememle” dalga geçerdi.
Bu şakalara Mehmet benden daha çok gülerdi, ben ciddiye alınmadığımı düşünür biraz kızardım ama dayanamaz ben de gülerdim sonra.
Akşam eve dönüşümüze ise bayılırdım.
Yorgun, bitkin dönerdik.
Annem acele bir şeyler hazırlardı yememiz için.
Biz içeri gidip alışveriş paketlerini açardık.
Üstüme giyip bir daha bakardım aldıklarımıza.
Bazen yemeğe, o gün aldığımız “bayramlıkla” oturmak isterdim, annem “onu yarın giyeceksin şimdi giyme” derdi.
Biraz küskün çıkartırdım giydiklerimi.
Ertesi sabah erkenden kalkar aldığımız yeni ne varsa giyer sokağa çıkardım.
Tanrım, o sokağın halini unutamam işte.
Bir çocuk sürüsü istila ederdi sokakları.
Saçları itinayla taranmış, çoğu biraz bol gelen yeni elbiseler giymiş çocuklar garip bir gururla kabararak birbirlerine bayramlıklarını gösterirlerdi.
Komik bir ciddiyeti olurdu herkesin.
Sanki bir günlüğüne büyümüş gibi birbirimizle bayramlaşırdık.
Ciddi ciddi konuşurduk.
Kimse küfür etmezdi.
Kimse kimseye sataşmazdı.
Sonra bayram ziyaretleri başlardı.
Babam asla bayram ziyaretine gitmezdi.
Bize de pek kimse gelmezdi.
Ama biz annemle babaanneme giderdik, teyzelerimize giderdik.
Küçük boylu bir işadamının çıktığı iş gezileri gibiydi bunlar, alınacak bayram harçlıkları ziyaretten önce hesap edilirdi.
Babaannem bir kese içinde verirdi harçlığı.
Taftadan, ipekten şık keselere koyardı.
Elini öperdik.
Halamla eniştem doğrudan verirdi parayı.
Alıp cebimize atar, çaktırmadan elimizle yoklayarak kaç para verdiklerini anlamaya çalışırdık.
Paraları alır almaz gitmek isterdik aslında ama oturup yemek yememiz gerekirdi.
Bir ara kuytuya çekilip paraları sayardık.
Yemek saati gelmeden önce etrafta gezer, kesilen kurbanlıklara ürkek gözlerle bakardık.
Kesilmesini seyretmeyi sevmezdik ama kasabın “kurbanın” boynunu dualarla sıvazlamasını izler, o bıçağını kaldırınca hemen oradan uzaklaşırdık.
Asıl bayram, paralarla eve dönünce başlardı.
Hemen dışarı fırlardık, sırtımızda bayramlıklarımız, cebimizde paralar, damağımızda yediğimiz çikolataların tadı.
Bayram yerine koşardık.
Salıncaklar, atlıkarıncalar, havalı tüfekle nişan attıranlar.
Hepsinden denerdik.
Bir yandan da bayramlıklarımızı kirleteceğiz diye ödümüz patlardı.
Her kurban bayramında yağmur yağdığını öğrenmiştik, gerçekten de her kurban bayramında “kurbanların kanını yıkamak” için yağmur yağardı, yarın ya da öbür gün gene yağacak.
Hep yağar.
Her bayram bütün çocuklar bir fasıl bunu konuşurduk, aynı amcalar, enişteler, ağabeyler gibi oturaklı bir sesle, “Allah’ın işine bak” derdik, “her bayram yağmur yağdırıyor.”
Bugün bile bunun nasıl mümkün olabildiğini kavrayamam.
Artık çok yaşlandım.
Kimse bana bayramlık almıyor, harçlık vermiyor.
Babama, halama gidiyorum.
Ve hep çocukluğumdan yaşlılığıma kalan o soruyu soruyorum.
Nasıl oluyor da her bayram yağmur yağıyor?

……..

ve bugün bayramın 2. günü ve yine yağmur yağıyor. Şimdi bende size sormak istiyorum, nasıl oluyor da her kurban bayramı yağmur yağıyor?

Bu yazıyı sosyal medya paylaşabilirsiniz

Yazar: Erdal Erdoğdu

Ülkemizin önde gelen iletişim danışmanlığı firmalarının PR ve dijital ekiplerinde görev aldım, birçok üniversite ve özel eğitim kurumunda iletişim bilimleri üzerine eğitimler verdim. Ajans ve eğitmenlik hayatımın yanında marka, kurum ve kişilere özel danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdim.

“‘Taraf’ olmak iyidir…” için 2 yorum

  1. Türkiye Demokrat olmak iddiasıyla ortalıkta dolaşan Anti Demokratik insanların ülkesi maalesef. Tarafsa bu toplumsal eğilimizin son kurbanı olmak üzere. Tıpkı Aziz Nesin, Nazım Hikmet ve daha niceleri gibi.

    Bu gazeteyi alıp okuyun arkadaşlar. Yazılanlar hoşunuza gitmeyecek. Sizin karşı kutbunuzda duran insanlarında hoşuna gitmiyor. Onların Müttefiklerinin ve sisizn müttefiklerinizinde. Sağcının, solcunun, faşistin, gericinin, ilericinin, monşerin, kabadayının vesaire…

    Ama unutmamamız gereken gerçeği tarih yine bize hatırlatacak.

    Bu Ülkede bir dönem yapılan beni mutlu etti. Bir dönem yapılan seni. Bir dönem yapılan onu.

    Peki şu anda bulunduğumuz yerden memnun muyuz?…

    “Demokrasinin kötülüklerinden birisi sevsen de sevmesen de seçtiğin insana katlanmak zorunda olmaktır.”

    Max Lerner

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir