1 mayıs’ın ardından

Ben eskisi gibi her gün nete giremiyorum artık,işte fırsat bulduğum zamanlar bloguma gelip birşeyler ekliyorum.Artık hangisi ne kadar hoşunuza giderse. Malumunuz yaklaşık 1aydır ama yoğunluk olarak son 1 haftadır tüm gündemimiz 1 mayıs işçi bayramı üzerine kurulmus durumdaydı.Acaba hükümet taksimde kutlamaya izin verecek mi,sendikalar ne yapacak,gündeme işçi bayramı bayram olarak mı yoksa karışık olayların yaşandığı bir gün mü olacak,beşiktaşta, eminönünde , kadıköyde bulusanlar acaba taksim dolmusunama yoksa dış güçlerin doldurusuna mı binecek diye tartısıp durduk. Artık 1 mayıs geçti,umuyorum ki en sessiz sakin ve olaysız hali bu olur. İstanbul emliyeti onu yapmıs bunu yapmış diye duyduk gördük ama sartlar belki de bu müdahaleyi gerektirmiştir. Ben her gün yurttan okula giderken radyoda haberleri dinliyorum ve sürekli aynı saat yayınlarını takip ettiğim için genelde ben dinlerken spikerler gazete köşelerinden seçtiklerini okuyolar. Dün sabahta öyle oldu. Spiker star gazetesinden ARDAN ZENTÜRK ün YAPMAYIN YALVARIYORUM adlı yazısını okudu yazı benim hoşuma gitti ve yazı şu şekildeydi;

Yapmayın…Yalvarıyorum… 
 
Jale Yeşilnil’i yakından tanımazdım. O yıllarda, Fenerbahçe Lisesi öğrencisiydi ve Kalamış-Fenerbahçe gençliği olarak ne zaman buluşsak, mutlaka o da aramızda olurdu…

Ama, çok hoş bir genç kız olduğunu dün gibi hatırlıyorum…

Bugün yaşasaydı, 48 yaşında olacaktı ve büyük olasılıkla, hengamelerle geçmiş bir yaşamın içinden süzülmüş boyunca evlatlarına bakıp keyif alacaktı…

Ama olmadı…

Öldüğünde sadece 17 yaşındaydı ve kendisini yaşamdan koparıp götüren kanlı anaforun gerçekten ne olduğunu bile anlayamamıştı…

O’nu, pek çok arkadaşımızla birlikte 1 Mayıs 1977’ nin Taksim Meydanı’nda yaratılan iğrenç bir kan gölünde bıraktık…

‘Geliyorum’ diyen ‘kanlı provokasyonun tezgahçıları’, hoyrat elleriyle koparıp aldılar onu…

Aslında, o gün, 1 Mayıs mitingini düzenleyen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yetkilileri ile bağlantılı gençlik örgütleri İlerici Gençlik Derneği (İGD) üyeleri ‘bizleri de’ Meydan’a almak istememişlerdi.

‘Bizleri de’ diyorum, çünkü asıl almak istemedikleri Saraçhane’de toplanıp Tarlabaşı üzerinden Taksim’e doğru yürüyen Aydınlık Grubu yandaşlarıydı…

30 yıl geçmiş… Gençlere minik bir detay vermekte yarar var, nereden bilecek, takip edecekler…

Dönemin ‘Soğuk Savaş’ ortamında, DİSK ve bağlantısındaki örgütler Sovyetler Birliği’ne yakın olarak adlandırılıyorlardı. Bugün, Ergenekon soruşturması çerçevesinde cezaevinde bulunan Doğu Perinçek ‘in liderliğindeki Aydınlık ise ‘Maocu’ olarak tanımlanıyordu. Yani… Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki sosyalist uygulamaları tercih eden bir felsefi yapılanma…

Pekiyi biz…

Üniversite gençliğinin sol kanadının büyük çoğunluğu Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ) şemsiyesi altındaydı… Herkes kendi inandığını yaşam pratiğine dökmeye çalışıyordu…

Belki de mitingi düzenleyenler, saat 15.30 civarında önlerine konulan barikatları aşıp kararlılıkla Taksim Meydanı’na giren üniversite gençliğini Atatürk Anıtı çevresine bilinçli olarak yerleştirmişlerdi. Böylece, Aydınlık Grubu tüm engellemelere karşın Meydan’a ulaşabilirse, bizler, DİSK’ liler ile aralarında tampon görevi üstlenebilecektik…

Ama olmadı…

Bu iki grup arasında kutlamalardan haftalar öncesinde başlayan gerginlik ‘çatışma ortamını kaçınılmaz noktaya sürüklemişti.’ …Ve bu ortamdan faydalanmak isteyen ‘başkaları’ vardı…

Tarlabaşı’nın uzağından gelen iki el silah sesini duyduğumda, daha sonra bir suikast sonucu yaşamını yitiren dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler neredeyse son sözlerini söylüyordu kürsüden…

Yanımda duran Nejat’a (Erbirer) dönüp, ‘duydun mu’ diye sorduğumu hatırlıyorum… Sonrası… Hemen arkamızdaki Sular İdaresi’ nin üzerinden üzerimize yağan kurşunlar olmuştu… Belli ki, katliamı planlayan birileri, meydandaki tetikçilerine iki el silah sesi ile işaret vermişlerdi…

Kurşunun bedene girerken çıkardığı ses, korkunçtur Allahım…

Önce tok bir ses duyarsınız, devamında kırılan kemiğin çatırtısı…

Eğer mermi, mide bölgesine gelmiş ve arkadan çıkmışsa mide asitleri, gıda artıkları ve sindirim organlarından yayılan gazların karışımından tahammül edilmez bir koku çıkar… Sıcak havada çabuk pıhtılaşan kanın kokusuyla buluştuğunda… Dayanılmaz…

Bir de… Ezilen insanların son çareyle havayı ciğerlerine çekmek için sonuna kadar açılan ağızları ve gözlerine ölüm anında yerleşen o şaşkın ve korkunç ifade…

Beyniniz böyle bir anda sadece yaşamda kalmaya kilitlenir… Bedeninizden bir daha asla göremeyeceğiniz bir enerji doğar… Mesela… Uğur Güracar, Kazancı Yokuşu’nun hemen başına ‘bırakılmış’ kamyonun tekerlekleri altında ezilmek üzere olan kardeşi Zeynep’i oradan nasıl çekip çıkardığını bugün bile tam olarak hatırlayamaz… ‘Ardan’ demişti, ‘Zeynep tam tekerleklerin altına girmek üzereydi, kamyona sırtımı verdim, galiba üç saniye durdurdum, o sırada çektim aldım kardeşimi…’

‘Can pazarı’ böyledir… Yaşayan bilir…

Bütün bunları neden anlatıyorum… 30 yıl sonra bu ülke, hala 1 Mayıs gerginliği yaşıyorsa, bütün yaşanılanlara rağmen, dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsa, ciddi bir hastalık var demektir…

Özellikle sendikacıların yasalarla uyumlu bir anmayı gerçekleştirmesi gerektiğine inanıyorum…

Yapmayın…

O, tetikte bekleyen ‘başkaları’ için ortamı hazırlamayın…

Yalvarıyorum…

Yazı bütünüyle bu şekildeydi ve bu yazının yayınlandığı gün sendikalar taksime cıkmaya calıstı ve polis zoruyla karşılaştılar.Diğer bir yandan sendikalar bu kutlamayı taksimde yapmaktaki amçalarını 1977 yılında hayatını kaybedenleri anmak olduğunu söylüyorlardı ama başka bir gazete de yazılan haberde 1977 yılında disk in düzenlediği gösterilerde hayatını kaybeden BAYRAM ÇITAK ın oğlu METE ÇITAK tam 31 yıldır babalarının isminin kullanıldığının ama hiçbir sendikacının gelip hal hatır sormadığını söylemekte. (haber için tıklayın) 

BENİM İÇİMDEN DE BU NE BÜYÜK BİR ANMA TÖRENİDİR DİYE SORMAK GELİYOR.

gelin sizler karar verin…

Bu yazıyı sosyal medya paylaşabilirsiniz

Yazar: Erdal Erdoğdu

Ülkemizin önde gelen iletişim danışmanlığı firmalarının PR ve dijital ekiplerinde görev aldım, birçok üniversite ve özel eğitim kurumunda iletişim bilimleri üzerine eğitimler verdim. Ajans ve eğitmenlik hayatımın yanında marka, kurum ve kişilere özel danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir