Siz de “Çocuk Gibi Bak”maya Ne Dersiniz?

Benim de mezunu olduğum ve mezunu olmaktan her zaman gurur duyduğum İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nün değerli Hocaları ve öğrencileri son dönemde duyduğum en güzel projelerden birini şu günlerde inci gibi işliyorlar. Bu güzel proje için öncelikle hepsini can’ı gönülden tebrik eder, başarılar dilerim.

‘Çocuk gibi bak’ adını verdikleri proje kapsamında vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyeli çocuklara karşı olumsuz söylemlere ‘dur’ demeyi, dedirtmeyi hedefleyen öğrenci arkadaşlarım, mülteci çocuklarla birlikte resim yapıyor, sokak oyunları oynuyor, yaşamın renklerini birlikte keşfediyor. Yani özetle onlara çok büyük destek oluyorlar. Peki kim bu arkadaşlar, çektikleri videodan izleyelim mi?

İEÜ İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden değerli hocalarım, üzerimde hakkı ve emeği çok olan Prof. Dr. Ebru Uzunoğlu,  Doç. Dr. Selin Türkel ile sektörün önde gelen isimleri arasında yer alıp, tecrübe ve bilgilerini öğrenci arkadaşlarımızla paylaşan Aytül Özkan’ın danışmanlığında yürütülen projede Enginalp Erkısa, Bahadır Tunahan Civan, Alican Cura, Yiğit Kocayol, Yavuz Kaya, Ecem Çelik, Büşra Germir, Şevval Asena Çelik, Duygu Uçkaç, Buğu İrem Kaymakçı, Yasemin Ece Çiçek, Murat Yılmaz, Aytül Öteçelebi, Turuhan Alkır, Emre Ekin, İdil Tuba Salar, Erel Karanfil, Aytuna Yüken isimli arkadaşlarım da görev alarak, gerçekleştirdikleri toplumsal bilinçlendirme projesinde mülteci çocuklara yönelik nefret söyleminin önüne geçilmesini ana amaç olarak belirlemişler. 

Proje kapsamında savaştan kaçarak İzmir’e yerleşen ailelerin çocuklarına ulaştıklarını belirten İEÜ İletişim Fakültesi Halklar İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü 4. sınıf öğrencisi Enginalp Erkısa projelerini, “Çocuk Gibi Bak adını verdiğimiz projemizde çocukların din, dil, ırk ayrımı yapılmaksızın çocuk olduklarını toplumumuza hatırlatmayı istiyoruz. Ülkemizde bulunan bir milyonu aşkın Suriyeli çocuğa yönelik nefret söyleminin önüne geçilmesini amaçlıyoruz. Savaş yüzünden yaşadıkları yerlerden ve imkânlardan ayrı kalmak zorunda olan çocuklara, toplumun ötekileştiren gözle bakmaması için projemizi hayata geçirmek istedik. Çocuk, her yerde çocuk. Bu projeden önce yanımıza gelip mendil satmaya çalışan ve Türkçe konuşamayan çocuklara farklı bir gözle bakardım. ‘Çocuk gibi bak’ projesi ile belki de farkında olmadığımız nefret söylemi hakkında farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” şeklinde anlatıyor.

 

Biz söz vardır, “niyet hayır akıbet hayır” diye, bu söze binaen amacı güzellik olan bu projenin sonucu da bence güzel olacaktır. Elini bu projenin altına koyan herkesin ellerine emeklerine sağlık.

Diğer taraftan biraz blogumuzun temasına uygun olacak şekilde bir şeyler söylemek lazım.

Her ne kadar bizim dönemimizde bu kadar profesyonelce iş yapılmasa da ben de bu projeyi hazırlayan hocalarımızın geliştirdiği ve uyguladığı yöntemin faydasını görmüş, bu ekolden gelen biri olarak diyebilirim ki, bizim işimiz gibi gerçek iş yaptıkça tecrübe kazanılan bir sektörde öğrenciyken gerçek iş yapabiliyor olmak çok önemli.

Bu proje özelinde konuşursak, fikir bulma, fikri projeleştirme, proje geliştirme, projeyi yürütme, sosyal sorumluluk, sosyal medya yönetimi, medya ilişkileri, ünlü kullanımı, projeyi markalama, saha çalışmaları vb. gibi kolları bulunan bir projede gerçek bir işin altına imza atmak, ki bunların hepsini bu projede olduğu gibi gerçek anlamda profesyonelce yapıyor olmak  öğrenciyken kazanılabilecek en büyük deneyimlerin başında geliyor ve emin olun herkese nasip olmaz.

İDA ya da TÜHİD merkezli olarak İletişim Fakültelerinde uygulanan müfredata karşın kimi zaman fikirler çoğu zaman eleştiriler ortaya atılıyor. Bunlar akademiyi ne kadar bağlıyordur ya da akademi tarafında ne kadar dikkate alınıyordur bilinmez ama sektörün ihtiyaçları belli, istediği beklediği donanımlar belli, zaman kısıtlı ve çok değerli o sebeple kimse yeni mezun bir öğrenciyi alıp uzun zaman eğitip geliştirmek istemiyor, diğer taraftan yeni mezunlar da gidip bir yerde staj yapıp kendilerini geliştirmek yerine doğrudan kadrolu ve iyi maaşlı işler bekliyor. Bu doğrultudan bakıldığında İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin uyguladığı yöntem ve müfredat her 3 taraf için de kazan kazan ilişkisini içinde barındırıyor ve bu sebeple başarılı. Bir, sektöre gerçek iş tecrübeli mezunlar geliyor, iki, yeni mezunlar öğrenciyken yaptıkları gerçek işler sayesinde tecrübe kazanarak sektörden kadro talep edebiliyor, üç, sektörde çalışan öğrenci sayısı fazlalaşan fakülte kendi markalamasını daha iyi yapabiliyor. Bu sebeple diğer tüm iletişim fakültelerine de bu şekilde bir yol haritası belirlemelerini nacizane tavsiye edebilirim.

Hani günümüzün en popüler replikleri gibi, “Görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz, mükemmel..”

 

Bir cevap yazın