tahta atın süvarisi.. -sunay akın-

Tahta atın süvarisi
 
Kalamış Parkı’nda kocaman bir sallanan tahta at vardır. Yıllar önce düşlerimi süsleyen bu dev oyuncağın üstüne çıkıp, onu kızakları üstünde sallayan çocukları gördükçe Truva’nın (Troya) yedinci kez yıkılmasına neden olan tahta atı anımsarım: Akhalılar, yıllarca süren kuşatmaya rağmen Truva’yı ele geçiremeyince yardım isterler Tanrılarından. Nuh’a bir gemi yapmasını söyleyenler, insanlarla biraz dalga geçmek istemiş olacaklar ki, bu sefer tahtadan büyük bir at yapılmasını önerirler. Akhalılar da, işi ciddiye alırlar ve savaştan vazgeçmiş gibi yaparak tahta atı armağan olarak bırakırlar. Kapıyı açıp tahta atı surların içine alan Truvalılar, kuşatmadan kurtulmuş olmanın keyfiyle o gece tüm şarapları bitirirler.
Sızdıklarında ise tahta atın içine gizlenen Akhalılar kenti kolayca ele geçirirler.
Tahta atın öyküsünü öğrendiğim günden beri Truvalıların böyle bir hileyi yutmuş olmalarına aklım yatmadı. Kendime bir açıklama buldum: Çocuklar!.. Evet, Truvalılar tahta atı bir oyuncak sanan çocuklarını kıramadılar.


Çocuğun bacakları arasına sıkıştırdığı değnek, at oluverir birden. Onunla gidilemeyecek yer yoktur. Değneğin bir ucuna tahtadan yontulan at başı, öbür ucuna da tekerlek konulunca en eski oyuncaklardan biri çıkar ortaya. Değnek atın ortaçağda, Fransa’da yapıldığı bilinir. Rebelais’in bir şiirinde sözünü ettiği değnek at, Henri Julien’in 1880 yılında yaptığı bir deseninde de görülür. Dağlarca’nın 1935-39 yılları arasında yazdığı şiirlerini topladığı “Çocuk ve Allah” kitabında yer alan, hasta bir çocuğun anlatıldığı şiirde de, aynı oyuncakla karşılaşırız:
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
Bekir Onur, “Oyuncaklı Dünya” adlı kitabında tahta atın tekerlekli at, sallanan at, yaylanan at ve oturaklı at gibi çeşitleri olduğunu yazar, Nâzım Hikmet’i dört buçuk yaşında, kısa pantolonuyla çekilen bir fotoğrafında üç tekerlekli, at biçimde bir bisikletin yanında görürüz. Bu fotoğraftaki atı “tekerlekli at” sınıfına alamayız. Bisikletin tarihçesinde değerlendirilmesi daha doğru olur. Ama Nâzım, nasıl da mutsuzdur o fotoğrafta. Fotoğraf belli ki bir stüdyoda çekilmiş. Atlı bisiklet de fotoğrafçı tarafından çocuk müşterilerin yanına dekor olarak konuluyor. Nâzım’ın yüzüne yansıyan da, onu evine getirememenin hüznü olsa gerek.
Tahta at zengin çocuklarının oyuncağı olmuştur. Onunla tüm çocukların oynamasına engel olan sınıf farklılığını ortadan kaldırmak isteyenler de cezaevlerinde bulmuşlardır kendilerini. Onlardan biri de, Niyazi Akıncıoğlu’dur:

Çok şeyim oldu bu yaşa kadar:
Söğütten atım oldu,
    askerde mavzerim:
Bunlardan başka daha nelerim!
Kerhaneden dostum oldu,
Hapsanede postum oldu:
Ben sonuncusunu severim.
Babasının tahta at alamadığı çocuğun boğulan düşlerinin imdadına söğüt dalı yetişir. Değnek at gibi bir ucunda at başı, öbür ucunda tekerlek olmasa da tozu dumana katarak koşar köy yollarında. Köy yollarında, diyoruz, çünkü kent çocukları söğüt ağacını tanımazlar bile. Bu yüzden, Bedri Rahmi Eyuboğlu, “Şehirdekilere Gazel” şiirinde şu karşılaştırmayı yapar:

Onlara çicek götürmeliyim
Kolonya sürsünler
Taylarımızı, sıpalarımızı anlatmak için,
Nefes tüketmeyelim:
Tahtadan atları var binsinler…
Tahta atın süvarisi, Türkiye’de bir oyuncak müzesi kurulması için yıllarını harcayan ve oyuncak üzerine yazılan en olumlu kitabın yazarı olan Bekir Onur’dur. Atını kaybeden bir süvari gibi iz süren Bekir Onur, arayıp bulduğu oyuncak yapımcılarına çocukluk arkadaşını sorar ve aldığı yanıtları yayımlar. “Bir Mehmet vardı, soyadını hatırlayamadığım, Muzaffer Neçevik bilir, Kadıköy’de tahta at yapardı. Altında iptidai kızak, içi saman dolu, dışı bez, üzeri büyük siyah noktalarla süslenmiş. 1935-40. Ben çocuktum o zamanlar, Almanya’ya gitmemiştim daha. Devamlı yapıyordu, sırf bize satıyordu.”
Yazar, bir zamanlar Beyoğlu’nda bulunan, vitrini oyuncakların süslediği Japon Mağazası’nın faturaları arasında da, tahta atın hiç duymadığı bir cinsiyle karşılaşır. “Başaran marangoz atölyesi. Fikri Başaran. Küçükyalı Sancaklı tahta at bu firmada 120 lira. Formika tahta at 150 lira. İkincisi nasıl bir şeydi acaba?”
Bekir Onur, görüştüğü insanlar sayasinde tahta atın kimler tarafından yapıldığının ve İstanbul’un nerelerinde satıldığının haritasını çıkarır: “Tahta at yapan birisi, benim bildiğim, Kapalıçarşı’da Vahi diye bir oyuncakçı vardı, yalnız hayatta değil, karısı hayatta, konuşuyoruz, ona devamlı tahta at görüren bir Ermeni vardı. Çok kaba saba yapılı, böyle alacalı bulacalı atları Kapalıçarşı alıyordu.”
Yoldaşını bulamayan süvari sonunda acı gerçeği öğrenir: “Tahta atları da vururlar!”

 

1 Comment

  1. bu yazıyı okumuştum ama hangi kitabındaydı pek anımsayamadımm..
    kule canbazı mıydı yoksa diğerleri mi..
    neyse sonuçta sunay akın yazılarını beğenmiyorum:)

Leave a comment