Erdal ErdoÄŸdu » Blog Archive » Åžu Ramazanı ‘Zamana Yaysak’ Mı Acaba?

 

Şu Ramazanı ‘Zamana Yaysak’ Mı Acaba?

mahya-02.jpg

Eh, geri sayıma geçtik artık, sayılı günler kaldı 11 Ayın Sultanının teşrifine… Bugün yine yalnız kalmaktan olacak, şöyle bir düşündüm de bakın aklıma neler geldi: 

Çemberlitaş’ta yıkılmak üzereymiş gibi duran küçücük bir dükkan vardır.. Adını bilmediğim Üsküplü bir amca burada kuru fasulye, piyaz ve köfte yapar. Kıymetli müşterileri için çorbası, soğanı ve ekmeği de vardır. Ara sıra uğrayan Rumelili hemşehrileri ile ‘azizim, mirim’ li bir sohbet ettiği de olur, ama onu genelde vakur bir Osmanlı yalnızlığı içinde isli tenceresini karıştırırken görürsünüz. Nuh Nebi’den kalma radyosundan öksürüklü bir hicaz duyulur, iftar vakti dükkanın bulunduğu mevki itibarıyla duyulan cihetsiz ezan seslerine bu radyodan yükselen ‘ İstanbul için iftar vakti ’ sadası da karışır, işte o zaman Üsküplü Amca çorbamızı önümüze koyar, hafif bir sesle ‘Allah kabul etsin’ der.

Tarifini kırk yıl düşünsem bulamayacağım enfes kuru fasulyeler yenir, daha sonra bitişikteki Çorlulu’nun mekanına çay içmeye gidilir. Nargilelerini höpürdeten ehli keyfin saçtığı mayhoş kokuların arasında tavşan kanı bir çay içilir. Hava ıslaktır, ben geldim diyen bir kış yüzünüzü ısırmaktadır, ama kime ne! Boza için Vefa’ya gitmeye üşendiniz mi, olsun, yürüyün Sultanahmet’e… Mahyalara sanki sevdiğinizin ismi yazılmıştır. Dört bir yanınızda huzur soluyanlar bu insanlardır işte, sair zamanlarda ‘ şöyleler,böyleler ‘ diye kınadığımız… Öyle mütevekkil, öyle kanaatkar ve öyle mutludurlar ki hangi iklimde olduğunuzu şaşırtırlar size… O zaman anlarsınız: Ramazan gelmiştir yüreğinize…

Tanıdığım birisi bana ‘ Ramazan gelince huzur buluyorum ‘ demişti. Bunu öyle ani ve sıradışı bir şeymiş gibi söyledi ki, durup bir süre düşündüm: Bu sözü eden ne kadar çok kişi vardı. İşin bana göre ilginç kısmı ise şuydu: Bunu söyleyenler - kuşkusuz hepimiz az ya da çok etmişizdir buna benzer bir kelam - sanki diğer zamanlarda hayatlarından pek memnun değilmişler de, ramazanda manevi anlamda doyuyormuşçasına bir tavır takınıyorlardı.

Bir insan ramazanda niye mutlu olur? Bence bu sorunun dini cevaplarının yanında, özellikle bizim toplumumuzu ilgilendiren sosyal anlamları da var…

Ramazan gelince yaşadığımız hayatı bir düşünelim. Sağda solda cumbalı evleriyle eski Türk mahallerine benzetilen iftar sokaklarını geziyoruz. Eşe dosta akrabaya gidip iftar ediyoruz ya da haftada bir de olsa misafir ağırlıyoruz. Yenilen yemeklerin aroması bile değişiyor sanki, bütün bir sene adını unuttuğumuz tatlılar, güllaçlar, revaniler, giriyor gündemimize… Sabahın onunda top atsan uyanmayacak adamlar bir kedi uysallığıyla kalkıyorlar sahura… Ve bence asıl önemlisi, yaşadığımız hayat ramazanda daha ‘aslına uygun’ daha ‘bize göre’ geliyor sanki. İster istemez içine sürüklendiğimiz şeyler, hayatımızı kirleten hırslar, günahlar, uzun emeller, modernist, bireysel, bencil dünyanın yüklediği palavradan sorumluluklar ramazanın bize giydirdiği zırhı delemiyorlar sanki. Sanki sadece bu mübarek ayda birilerinin buyurduğu gibi yaşamıyoruz, bir aylığına da olsa kendi kafamıza göre takılmanın keyfini çıkarıyoruz… Ama bunu bile çok görüp, ‘Osmanlı libası’ giydirdikleri minyatürleri oynatıyorlar fast-food reklamlarında…

Şu ramazan ayındaki güzellikleri biraz ‘zamana yaysak’ mı acaba? Yoksa Heredot Baba’nın da dediği gibi ‘11 ayın dibine vuran zihniyet’imiz izin vermez mi buna?

ÖMER ÖZLÜ

Bu yazı blogosfere birlikte çıktığımız ama blog yazmayı yazamak.com a geçtikten sonra neredese bırakmış gibi görünen sevgili Ömer abime ait. Bu ramazan gününde tekrardan sizlerle paylaşmak istedim.

 

Leave a comment