Türk liralarımız hayırlı olsun…

Efendim malumunuz bundan önce paralarımızdan 6 sıfır atmak üzere onları yeni türk lirası haline getirmiştik. 01.01.2009 tarihi itibari ile ise bu paralarmızın adının önünde ki yeni yi kaldırıp sadece TÜRK LİRASI haline getirdik. Ben bu gün bir vesile bankadan para çektim ve bankamatik yeni olan TÜRK LİRASIndan 1-2 adet takdim etti bana. Benim gercekten hosuma gitti. Tasarımı çok güzel olmuş. boyutu da çok iyi. Ne diyelim vatanımıza milletimize hayırlı olsun. HERKESE BOL TÜRK LİRASI KAZANÇLARI dilerim.

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili

 

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de ege-koop tarafından düzenlenen  ‘29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili’ adlı bir seminere katıldım. Seminere giderken ki aklımda ki tek düşünce İzmir gibi Türkiye için önemli noktaların başında gelen bir ilimizde, ege-koop gibi önemli bir kurumun düzenlediği, oturum başkanlığını Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Ege-Koop Danışma Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Önen üstlendiği, konuşmacı olarak; Gazeteci-Yazar, Ege-Koop Danışma Kurulu Başkanı Öcal Uluç’, Devlet eski Bakanı ve Danışma Kurulu Üyesi Işılay Saygın, Mazhar Zorlu Holding ve Güçbirliği Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zorlu ve Sonar Araştırma A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hakan Bayrakçı’nın katıldığı bir seminerde gerçek anlamda neler konuşulacağı, objektif bir şekilde yerel seçimlerin tartışılıp tartışılmayacağıydı. Neyse seminer, ege-koop genel başkanının sanki bir belediye başkanı edasıyla hazırlattığı reklam videosu ile başladı. İlk açılış konuşması İzmir esnaf ve sanatkarlar odası başkanından geldi. İşte ‘başkan dediğimiz, adil olmalı, o olmalı bu olmalı gibi birçok sıfat saydı konuşması içinde, akabinden gelen cümle önemliydi; ‘başkan bir sandıktan çıkar seçilir ama başkan, sandığın ve partisinin başkanı olursa olmaz, başkan yüreklerden seçilmeli ve yüreklerin başkanı olmalı, ilinde ki ilçesindeki kimseyi dışlamamalı, herkese kuçak açabilecek seviyede biri olmalıdır’ dedi. Daha sonra mikrofonu eline alan ege-koop genel başkanı Sayın Hüseyin Aslan; bir önceki konuşmacıyı tasdikleyerek, daha sert bir tutum aldı ve son sözü (bana kalırsa ben adayım dercesine) ‘İzmir için artık değişim vakti gelmiştir’ oldu. Gerek seminercilere gerek konuşmacılara gerek toplantıya katılanlara baktığımda CHP muhalifi kimseyi pek göremedim. Buna karşın şu an ki aktif İzmir belediye başkanı da chp mensubu biri. Her ne kadar artık Aziz Kocaoğlu’nun istenmediğini sağır sultan dahi duysa bile, bence bu, bu şekilde lanse edilmemeliydi. Seminerin oturum bölümünde söz alan Sayın Işılay Saygı eski bir belediyeci olarak bizlere engin bilgilerini sundu, çok güzel örnek verdi ama Saygı’da aynı uslupla ege- koop başkanını onayladı. İzmir için değişim vaktinin geldiğini üstüne basa basa belirtti. 15 yıldır süre gelen Ahmet Piriştina rüzgarının artık bitmesi gerektiğine yakın cümleler kurdu. Ama ben bu sözden eğer İzmir için değişim vakti geldiyse ve 15 yıldır İzmir i chp yönetiyor ve bir chp milletvekili İzmir için değişim vakti gelmiştir diyorsa artık İzmir için chp defteri kapanmalıdır anlamını çıkardım. Ve seminerin verimli olamayacağına karar vererek orayı terk ettim. Yine de bizlere böyle bir imkan verdiği için, ege- koop a teşekkür ederim. devamını okumak için

Okumaya devam et “29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili”

Çözüm’ü istemeyen Rum kesimi

Geçtiğimiz günlerde okulumuza yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat geldi. Bende böyle bir fırsatı kaçırmamak adına, konferansa katıldım ve kendimce notlar aldım. Sn. Talat, Kıbrıs konusunda merak edilen onlarca konuya bizlerin önünde,gayet sempatik ve kendinden emin tavırlarla açıklık getirdi. Yıllardır çözülemeyen konunun çözülmesi için, gerçek anlamda gerek Türkiye Cumhuriyeti yönetimi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi olarak ellerinden gelen tüm çabayla çalıştıklarına bizleri inandırdı.

Talat , Şu an Türk ve Rum yönetimlerinin Birleşmiş Milletler önderliğinde tam teşekküllü müzakere sürecinde olduğunu ama buna karşın bizlerin izalasyon altında olmamıza rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğine sığınarak, bilinçli kaçış içinde olduğunu üstüne basa basa belirtiyor.

Gerek Denktaş gerekse bundan önce ki Rum başkanının pek fazla çözümden yana olmadığını, buna karşın Talat’ın ve şimdi ki Rum lider Dimitris Hristofyas’ın partilerinin seçilmeden önce Annan planı üzerine ortak çalışmalar yürüttüğünü ama her ne hikmetse Rum liderin seçildikten sonra bu çalışmaları göz arde edip, her şeyi sıfırdan başlattığını söylüyor.

Ki bunu gözarde etmenin ötesinde annan planını direk olarak şeytan planı olarak ilan edilmiş Rum yönetici tarafından. Bunların akabinde Rum kesiminin avrupa birliği üyesi olması sonucunda, daha rahat tavırlar sergilediğini, avrupalı devletlerin bilhassa Kıbrıs konusunda Avrupa’da  her türlü taslağı hazırlayan İngiltere’nin büyük desteğini aldığını, şu an ki durumun gerçek bir yapıcı ortamdan çok, yapıcı muğlaklık (belirsizlik) olduğunu üzülerek konuşmasına ekliyor. Çünkü hali hazırda tanınmayan kesim, ekonomik baskılar altında olan kesim Türk bölümü.Bunlarla birlikte her şeyin bir takvimle yapıldığını ama bu takvimin duyurulmasının,resmiyete dökülmesinin Rumlar tarafından engelliğini söylüyor.

Talat konuşmasına şu sözlerle devam ediyor;

Run kesiminin arkasında ki  birçok güvencesine dayanarak, bizleri Kıbrıs’ta bir azınlık grup, sanki özerk bir bölüm olmayı kabul ederek, masadan kalkmayı kabul edeceğimizi sanması ve bunları sürekli bize dayatması, onurumuzu zedeliyor. B,ze göre olması gereken çözüm, bakir doğum denen çözüm yöntemi. Yani 2 milletli, 2 toplumlu ama yepyeni sıfırdan bir devlet kurulması.

Bunun da; Siyasi eşitlik öncelikli olarak, 2 kesimlilik ve 2 toplumluğa devamın, devletlerin eşit statüde olması, Yeni devletin ortaya çıkışının eş zamanlı yapılacak referandumlarla belirlenmesi ve garanti ve ittifak anlaşmalarının iler ki dönemde de şu an ki gibi devam etmesi durumunda gerçekleşebileceğini söylüyor. Çünkü 1963 ve 74 yılları arasında adada BM ve İngiltere olmasına karşın, çatışmaların, ölümlerin engellenemediği, Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün kıbrıslı türklerden bahsedilemeyeceğini ve Türkiye’nin garantörlüğünün hiçbir zaman ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor.

Sonuc olarak;

Şu an neredeyiz sorusuna;

Madem ki masadayız, bunca dayatmaya bunca zorlamaya karşın hala masadan kalkmıyoruz ve çözüm için umutluyuz demektir ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Çünkü çözüm onlardan çok bizim için önemlidir, bizim için hayati değerdedir, en az bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir, çünkü çözümü bulmak güvenlikten çok ekonomik değerler taşımaktadır ve bu doğrultuda ciddiyetle ve samimetle cözümü arıyoruz diyor.

Ve alkışlar eşliğinde sahneden iniyor.

…..ooooo……..oooooo……………..

Evet arkadaşlar sizler neler dersiniz bu konu üzerine. Uzun yıllardır kafamızı kurcalayan bu olay acep cözüme ulaşır mı? Ulaşınca çözüm nelere gebe olur? Kıbrıs hiç bir şey olmasın 1571 yılında türk eline geçmiş bir toprak, ve üzerinde binlerce sehidimizin kanı var. Çözüm bulunursa acaba gerçek bir çözüm olmuş olacak mı sizce?

Bütün Erdoğdular buraya

Bütün Erdoğdular buraya bundan 4- 5 ay önce facebookta kurulan bir grup ve hali hazırda 120 üyesi var. Türkiye’nin her noktasından belki birbiriyle akraba belki birbirlerinden haberi bile olmayan soyadları ERDOĞDU olan insanlar. Ama fikir genel olarak güzel bence. Facebookta biraz dolandıktan sonra diğer soyadlarına ait olan böyle grupların mevcut olduğunu gördüm. Geçmiş dönemde staj yaparken sigorta kayıtları, bağ- kur kayıtları incelerken aynı ada, soyada, anne ve baba adına hatta doğum tarihine sahip farklı kişilerle karşılamıştım. Blog tutmaya başladıktan sonra birçok adaşımla tanıştım. Bu yüzden Türkiye’nin farklı noktalarında aynı soyada sahip insanlarla karşılaşmak beni pekte şaşırtmadı. Ama yinede bu grubu açan Sevgili Serdar ERDOĞDU arkadaşımıza saygı ve selamlarımızı sunarım. Umarım ki attığı bu adım güzel muhabbetlerin doğmasına vesile olur.

Facebook Bütün ERDOĞDULAR buraya grubunu ziyaret için buyrunuz efenimm..

ulusalcı teröristler(!)

Şimdiye kadar bloğum da ne pek din diyanet ne de pek siyaset muhabbeti yaptım, nedenini niye sini aslında bilemiyorum, belki de yapmalıydım ya da hiç bu işlere bulaşmamalıydım ama bizler sustukça başımıza daha çok şeyler gelmiyor mu? Demek ki asıl olarak bunlara bulaşmamak ya da bulaşmak değil susmamak gerekiyormuş!

Daha bir hafta öncesinde Sarıyer de polislerimiz şehit oldu. İçimiz kan ağladı, her gün acaba doğudan şehit haberi gelecek mi diye endişeli bir beklenti içindeyiz.

Ama terör dışardan gelince en azından karşımızdakileri düşman olarak görebiliriz. Pe ki bunlar vatanımızın içindeki en güzide mevkilere yükselmiş, milyonlarca insanın yüreğinden çıkan kişiler olunca ne demeliyiz onlara?

Halk, televizyonlar, gazeteler …vb… yaklaşık bir yıldır kitlendi, Ergenekon ne olacak diye merak edip duruyor.Onlarca insan sorgulandı,onlarcasını sorgulandı,kimisi içerde rahmetli oldu,on binlerce evrak,dosya,doküman bulundu,ki en önemlisi darbe günlükleri bulundu!

Bunları yapanlar kim,yıllardır halkın en ön saflarında halka kanaat önderi olmuş, son olarak cumhuriyet mitinglerinde halkın en önünde saf tutmuş kişiler.

Pe ki ne diyeceğiz biz bu pek muhterem şahsiyetlere?

Cumhuriyet bekçileri mi desek, Atatürk’ü en çok seven vatan evlatları mı desek, demokrasi savaşçıları da güzel bir isim olabilir ya da yok yok biz bunlara laikliğin koruyucuları diyelim.

Geçen gün yayınlanan dava iddanamesinde yer alan maddeler aşağıda ki gibi;

  • Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek,
  • Silahlı terör örgütüne üye olmak,
  • Silahlı terör örgütüne yardım etmek,
  • Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs,
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı halkı isyana tahrik,
  • Patlayıcı madde bulundurmak, atmak, bu suçlara azmettirmek,
  • Danıştay saldırısına ve Cumhuriyet Gazetesine patlayıcı madde atmak suçlarına azmettirmek,
  • Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek,
  • Kişisel verileri kaydetmek,
  • Askeri İtaatsizliğe teşvik,
  • Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik vb.

Yılarca ülkemizde insanlarımız sınıflara ayrıldı,bunlar tarikatçı,bunlar dinci,bunlar yobaz,bunlar yenilikçi,bunlar cumhuriyetçi,bunlar aydın,bunlar elit… vb…

Pe ki bunlar kim, bu iddeaların asıl muhatabı olanlar kim?

Ben bu ideaların muhatabı olan kişilere inanın yazıklar olsun demekten başka bir şey diyemiyorum açıkçası.

Ulusalcılık bu mu, cumhuriyetçilik bu mu, anayasalcılık bu mu,halkçılık bu mu, demokrasi istemek bu mu ???

Şimdi yargı ikiye ayrıldı; kapatma davasında ki bağımsız siyaset üstü bağımsız yargı, ergenekon davasında ki hükümet yanlısı yargı.

Şimdi medya ikiye ayrıldı; hükümet yanlısı medya yandaş medya ve savunucu medya ama neyi savunucu medya tabi ki Ergenekoncuları!

Artı olarak hangi zihniyet hangi cesaretle yukarda ki iddeaların muhatabı olan kişileri Türkiye Büyük Millet Meclisin de savunma ve koruma yetisini kendin de bulabilir?

Ama di mi bu insanların en büyük suçları; Atatürkçü olmak, cumhuriyetçi olmak, ülkenin satılmasına karşı çıkmak, meydanlarda bayrak taşımak di mi? Hadi canım oradan hadi!

 Bugün ki gazetelerde yine boy boy Ergenekon haberleri mevcut,sormak lazım yandaş medya diye tabir edilen tirajı yandaş medya olmayanların onda biri bile olmayan medya kuruluşları bunları yazma cesareti bulabilirken, medyada ki tekel diye adlandırılan ve gerçekleri tamamen bildiği iddea edilen ergenekonun 4silahşörü lakaplı ve onların piyonları niye hiçbir şey  yazmıyor anlamış değilim?

Yoksa bugün gazetelerde yazan ergenekonun organizasyon şemasında ki  ulusalcı medya oluşturulacak maddesinin içinde ki medya bunlar mı? Yoksa diğer bir maddede geçen kontrol altında sivil toplum kuruluşları oluşturulacak dedikleri stk lar bu cumhuriyet mitinglerinde ki stk lar mı?

Geçiyorum bunların hepsini yazdıkça o kadar çok şey geliyor, o kadar çok şey ortaya çıkıyor ki, artık içimden susmak geliyor.

Ve sadece gülüyorum acınacak halimize gülüyorum…

zaferlerimizi kurşunla değil çığlıklarla kutlayalım

Bir önceki maç için yazdığım yazımda çekleri postaladık haydi sırada ki gelsin yazmıştım VE BUGÜN HIRVATLARIDA EVLERİNE POSTALADIK.Gerek geçen maçta gerekse bu maçta hakemler ellerinden geleni artlarına koymadılar.Gecen maçta verdikleri kararlarla bizi bu maçta eksik bıraktılar bu maçta ki adice verilen kartlarla ve kararlarla bizi neredeyse ezmek için ellerinden geldiler.Ama bilmedikleri en büyük şey;

BİZİM GÜCÜMÜZÜ NERDEN ALDIĞIMIZ OLSA GEREK.

Yine geriden geldik bu sefer gol uzatmaların son dakikasında hatalı bir pozisyonda geldi ama maç bitmemiştiArtık ben buna başka birşey diyemem YARADANIN YARDIMI VE MİLYONLARIN DUASIYLA maçın son dakikasında uzatmaların uzatmasında SEMİH ŞENTÜRK sahneye çıktı,gol kralımız sahneye çıktı ve tüm dünyaya biz çılgın türkleri değil Dünyanın en şanlı tarihine sahip olan şanlı türklerin,bizlerin yılmadığını,yılmayacağını ve futbollada olsa tarih yazmaya devam etceğini gösterdi.Ardından gelen penaltılar ve biz yendik,hırvatlarıda ezdik,hakemi de  ezdik,avrupaya futbolu gösterdik.

Şimdi rakip yaklaşık 5milyon insanımızın yaşadığı ve neredeyse ikinci ana yurdumuz olan Almanya.Allah ın izniyle onlarıda ezip geçcez ve finale adımızı altın harflerle yazacağız.

AMA LÜTFEN,LÜTFEN AMA LÜTFEN BU ZAFERLERİMİZ GÖZ YAŞINA DÖNMESİN.SEVİNCİMİZİ EĞLENCEMİZİ KENDİ İÇİMİZDE VE GRUP HALİNDE KUTLAYALIM.

O KORKUNÇ ALETLERİ YANİ SİLAHLARI YERLERİNDEN ÇIKARMAYALIM Kİ ZAFER GÜNÜMÜZ KARA GÜNÜMÜZ YADA BAŞKALARI İÇİN MATEM GÜNÜMÜZ OLMASIN…

Bugün 29.12.2007… 2007’ye bir göz atalım mı?

soğuk olması gereken kış günlerinde bir cumartesi sabahı izmir’in güneşli ve azcık serin sabahına uyanmanın tadı bir başka oluyor inanın.2007 yılını tarihin tozlu sayfalarına kaldırmamıza enine boyuna 2gün kaldı,2.günün gecesinde artık 2007 yılı sona ermiş olacak.ve böylece bende izmirde ilk defa bir yılbaşı geçirmiş olacağım ve muhtemelende yalnız başıma gireceğim yeni yıla 🙁

aslında bugün bu yazıya başlarkenki niyetim 2007 yılında gerek dünyada gerekse Türkiye’de olan belli başla olayları kendi dilimce yazıp çizmekti ama inanın içimden hiç sağa sola bulaşmak gelmiyor. azıcık güncel hayatla lgisi olan herkes zaten bu yıl içinde neler olup bitiğini biliyorlar.

-bence 2007 yılının gündemi dünya üzerinde küresel ısınmanın etkisini iliklerimize kadar hissetmemizdi,bunun etkilerini ülkemizdede aşikar biçimde gördük,ilk bahardan itibaren başlayan sıcaklar ve susuzluk ülkemizi neredeyse kızarmış piliçe cevirdi.
tabi bu bizim için böyleydi bizim dısımızdaki birçok ülkede sellerle boğustu çünkü küresel ısınma tek boyutlu bir facia değildi..dünyanın her tarafında binlerce insan bu sebeble hayatını kaybetti. Okumaya devam et “Bugün 29.12.2007… 2007’ye bir göz atalım mı?”