‘türkiye’ Kategorisi için Arşiv

Birlikteliğin güzelliği bayramlarımız

Çarşamba, 23 Nisan 2008

        Sabah kalktığımda birçok arkadaşıma ‘bu gün 23 Nisan , neşe doluyor insan’ diye mesaj attım ve ben 22 yaşındayım.Belki de dün akşam evime geldiğim için ayrı bir sevinç var üstümde,bu sevinç 23nisan’la birleşince ikiye katlandı bende. Bu ülkenin birçok vatandaşı gibi bu günler, bu bayramlar benim tüylerimi diken diken yapar ve inşallah’ta bu heyecanım hiçbir zaman geçmez.

    İlkokul 4.sınıfta okuyan bir kardeşim var,o da şiir okuyacakmış,sabah 8′de giyindi,süslendi ve tüm heyecanıyla okuluna koştu ama evden çıkmadan önce odama gelip ‘-abi okula gelceksin’ di mi diye de sormayı ihmal etmedi ve bütün okullarda olduğu gibi,babamdan beri tüm aile fertlerinin ilk ögretimini aldığı Ümraniye Ahmet Cevdet Paşa İ.Ö. Okulunda da bu çoşku ve heyecan aynı güzelliğiyle yaşandı ve bizde annemle birlikte ordaydık.Yaşları 7 ile 13 arasında değişen ilk öğretim öğrencilerinin büyüklerine söyleyecekleri o kadar güzel sözleri vardı ki, ama bunu dilleriyle telaffuz etseler,sus bakalım,sen daha küçüksün cümleleriyle karşılaşacaklardı. Onlar da zaten dillerini susturup,hareketleriyle,danşlarıyla,tiyatrolarıyla konuştular.

23 nisanİlk önce efeler çıktı sahneye,merak etmeyin bu ülkenin batısı emin ellerde,gereken görev üzerimize düstüğünde bizler o görevi seve seve yaparız dercesine.

‘Hey gidinin efesi efesi,efelerin efesi’

 Beden dilleri o kadar güzel konuşuyordu ki ya da ben öyle hissetmiştim.

Bugün bayramdı,şarkılar söylenmeli,şiirler okunmalıydı,o minik bedenlerin içine sığan koca yürekler hissetmeliydi bu çoşkuyu,bilmeliydi bu vatanın buralara nasıl geldiğini,bu bayramları onlara kimlerin armağan ettiğini.

”Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü,
yıldızı, birer mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak
sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek
ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz.”  M.Kemal ATATÜRK

Evet Atamızın dediği üzere gelecek yaşlılarla değil gençlerdeydi ve bu vatanın daha koşulması gereken yolları var.

23 nisan

Okul ve bahçesi küçüktü,bu bayramın asıl sahipleri de küçüklerdi. Ne güzel yakışıyordu o ellerinde ki bayraklar,ne güzel yakışmıştı o kırmızı beyaz elbiseleri.

23 nisanBugün bayramdı ve durmak yoktu,şarkıların biri bitiyor,dans oyunlarının bir yenisi başlıyordu ve ege’den sonra ki durağımız balkanlardı.

Ne kadar da güzel türküleri ve dansları vardır,evladı fatihanların.

Bizler 70 milyonuz,70 farklı baharatı tatmış,hepsinden tek bir vatan tadı çıkarmayı başarmışız.

Aynı apartmanda komşu olmuşuz birbirimize,alt katta laz oturmuş,yan komşu kürt,iki kat üstte çerkez bir teyzemiz var,apartmanın girşinde makedonya göçmeni şeker bir amca. Aynı günde pişirdik aşuremizi,aynı günde gömdük göçmen teyzemizi,laz kızının kınasını annem hazırlamıştı.Hüzün,sevinç,keder,dostluk,paylaşım,aşk,… bunlar değil miydi kurtuluşun şavasında ki milyomu aşkın sehitin kanının hakkı olan. Aşağıda ki resmede bir bakmanızı istedikten sonra cümlelerimi bitircem.

23 nisan

Bizler dünyaya dostluğu,barışı,kardeşliği öğretmiş milletiz.Yeri gelmiş kore’ye gitmişiz,yeri gelmiş şanlı tarihimiz de ispanya’nın elinden musevileri kurtarmışız.

 

Aklıma onlarca cümle onlarca kelime geliyor ama ne onları yazabilirim ne de duygularımı sizlere net olarak aktarabilirim.Bu ülkeyi bölmek isteyenlere verilcek güzel cevaplar var:

Bizler 70 farklı renkten oluşmuş tek bir bütünüz,vatanımız burası,dedelerimiz bu topraklar için öldü,çoçuklarımız bu topraklarda doğmak için gün sayıyor.Vatanımız geri gitmek için değil hep ilerisi için çalışmakta,bizi bitirmek istemeniz normal,hatta ben sizin yerinizde olsam kendi kafama sıkar intehar ederdim,niye mi çünkü bu ütopyanız hiçbir zaman gerçek olmayacak,bu gençlerin ataları geçmişte dünya tarihine damga vurdu,bu gençlerin çoçuklarıda dünya tarihinin en büyük kahramanı olmak için çalışacak.

Atın kafanızda ki düşünceleri,biz sizler gibi kürd’ü türk’e,laz’ı çerkez’e düşürecek kadar kansız değiliz ama emin olun bu ülkenin 7’sinden 70′ine gerektiğinde akıtacak çok kanı var.

AK Parti, Güneydoğu ve oligarşik despotizm

Cuma, 11 Nisan 2008

Bugün gazeteleri karıstırırken uzun süredir okumadığım güzellikte bir yazı okudum.Yazının yazarı ülkemizin çok iyi tanıdığı isimlerden biri olan Hasan Celal Güzel. Umarım ki içinizde bu ismi ilk kez duyan yoktur. Hasan Bey bu ülke siyasetini ilkiklerine kadar yaşamış ve bu olayı en iyi özümsemiş biridir.Hasan Bey’in bugün radikal gazetesin de yazdığı yazının başlıgı benim bu başlıga attığım başllık.yazı üzerinde hiçbir oynama yapmadan olduğu gibi buraya copy paste denilen olayı gerekleştirerek ekliyorum…Eğer gazetede bu yazıyı okumadıysanız buradan okumasınızı şiddetle tavsiye ederim.Çünkü ögrenilecek çok güzel kelimeleri bir araya getirmiş sevgili yazar..lafı uzatmadan yazıyı sizlerle paylaşayım:

İçinden kıs kıs gülerek ‘Canım, hukuk var; hukukun sonucunu bekleyelim’ diyenlerin dışında, Türkiye’de, hattâ dünyanın her yerinde, AK Parti’nin kapatılma dâvası, bir hukuk meselesi olarak değil, iktidar mücadelesi olarak görülüyor. Ağzınızla kuş tutsanız, yedi ay önce oyların yarısını alarak parlamentonun beşte üçlük (yüzde 62′lik) çoğunluğunu elde etmiş ve tek başına iktidara gelmiş bir siyasî partinin kapatılmak istenmesini, birazcık demokrasi terbiyesi olan kimseciklere anlatamazsınız. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü, ‘çoğunlukçuluk’ gibi yeni terimler icat ederek meşrulaştırmaya çalışmak, dünyanın yuvarlak olmadığını, iki kere ikinin dört olmadığını iddia etmek gibi bir şeydir.
Ortada, oligarşik despotizmin lâikliği bahane ederek yargı üzerinden yürüttüğü bir ‘iktidar kavgası’ vardır. Milletimiz bu kavgayı, 27 Mayıs’tan beri yaşıyor ve mahiyetini de çok iyi biliyor.
* * *

Türkiye’deki jakoben oligarşinin âdeta bir vehim ve paranoya hâline getirdiği iki senaryo vardır:
Birinci Senaryo’ya göre, câhil halkın(!) seçtiği iktidardaki çoğunluk, Cumhuriyet’in lâiklik ilkesini aşındıracak ve Türkiye’yi din devleti hâline dönüştürüp ‘çağdaş yaşamı’ ve demokrasiyi ortadan kaldıracaktır. Öyleyse, demokrasiyi kaldıracak olanlara demokratik hakların tanınması yanlıştır (Türk jakobenizminin ana tezi).
İkinci Senaryo’ya göre, Türkiye’yi parçalamak isteyen dış güçlerin müdahalesi, iktidardaki popülist(!) politikacıların tavizleriyle ve ayrılıkçı-ırkçı Kürtçü hareketler neticesinde Türkiye bölünecektir. AB süreci de bu bölünmeye hizmet etmektedir.
Türkiye’deki demokrasiyi içine sindirememiş oligarşik despotizmin dayatma gerekçesinin arkasında bu iki kuruntu yatmaktadır.
AK Parti İktidarı bakımından bu senaryolar incelendiğinde her ikisinin de vârit olmadığı görülür. Her ülkede görülebilecek çok az sayıdaki marjinal gruplar dışında, Türkiye’de din devleti kurulması talebinde bulunan yoktur. Esasen, Osmanlı Dönemi’nden beri bilâkis modernleşme eğilimi ağır basmaktadır. AK Parti’nin beşbuçuk yıllık iktidarı süresince de, hızlı bir demokratikleşme ve modernleşme programının uygulandığı görülmektedir.
Diğer taraftan, Türkiye’nin bölünmesi ve haritasının değiştirilmesi, Batı’nın hep gündeminde olmuştur. Terör örgütünün güdümündeki siyasî Kürtçülük hareketinin nihaî hedefinin, Türkiye’nin bölünmesi olduğu da doğrudur. Lâkin, merhum Özal’dan sonra Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükûmetleri, -bazı hatâlar haricinde- uyguladıkları doğru politikalarla, Güneydoğu sorununun çözümünde başarılı bir merhaleye ulaşabilmişlerdir.
* * *
Irkçı-bölücü Kürtçülerin siyasî temsilcisi olan DEHAP, 2002 Genel Seçimlerinde, toplam oyların yüzde 6,14′ü oranında 1.933.680 oy almıştır. Buna mukabil, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, bağımsız adaylarla seçime giren DTP’nin aldığı oylar yarıya inmiştir. Şöyle ki, 2007′de bütün bağımsızların toplam oyu yüzde 5,32 oranındadır ve 1.864.971′dir. Bu miktarın içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu, Mesut Yılmaz, Ufuk Uras ve diğer DTP’li olmayan bağımsızların önemli miktardaki oyları da vardır. Çeşitli tahminlere ve hesaplamalara göre, DTP oylarının 1.100.000 ile 1.200.000 civarında olduğu, bunun da yüzde 3-3.5′luk bir orana tekabül ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, PKK mihverindeki siyasî partilerin kalesi sayılan birçok seçim çevresinde AK Parti’nin öne çıktığı görülmektedir.
Bu durum, AK Parti İktidarı’nın Güneydoğu meselesinin çözümünde önemli mesafeler katettiğini göstermektedir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden, devletin üniter yapısından taviz verilmeden bu noktaya ulaşılması, Türkiye bakımından memnuniyet verici bir vakıadır.
Hâl böyleyken, AK Parti’nin kapatılmak istenmesi, oligarşik despotizmin içine düştüğü korkunç bir çelişkidir. Bu takdirde, sözümona devletin bütünlüğü için demokrasiyi feda etmeye kalkışanlar, aslında bindikleri dalı kesmektedirler.
* * *
Şu tarihî gerçeği hiç unutmamalıyız: İttihatçılar da hiç şüphesiz vatansever idiler. Fakat bu vatanseverlikleri, 1909 ile 1914 arasındaki 5 yıllık bir dönemde, koskoca İmparatorluğu dağıtmalarını engelleyemedi. Şimdi bizim Yeni İttihatçılar, jakoben oligarşik despotlar da, ‘Cumhuriyet, lâiklik’ diye diye, halâskarane, vatanperverane çığlıklar atarak Türkiye’ye en büyük zararı verdiklerinin farkında değiller…
AK Parti’nin kapatılması, Türkiye’de en fazla bölücü-ırkçı Kürtçülerin işine yarayacaktır.

HASAN CELAL GÜZEL

yazının kaynagı…

Hasan Celal Güzel’i tanımayan ve kim olduğunu öğrenmek isteyeniniz varsa da burdan o nun hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz…

Bu yazı için sevgili yazarımıza saygı ve selamlarımı sunar çok ama çok teşekkür ederim.

Bu filmi görmeyenler daha çok..

Perşembe, 10 Nisan 2008

Son 10 gündür cep telefonumun radyo özelliğini çok sık kullanmaya başladım,her sabah yurttan okula giderken yaklasık 1saat boyunca sabah haberlerini ve gazete başlıklarını dinliyorum,o kadar iyi oluyor ki anlatamam.Sizlere de  tavsiye ederim.Dün de okula giderken yine aynı şeyi yaptım ve radyoda sabah haberlerini dinlerken radyo spikeri Mehmet barlasın bir yazısını okudu ve yazı cok hosuma gitti. Yazı benim yukarda yazdığım başlığa sahip.Yazıyı burdan olduğu gibi vercem.Ve sizlerden de yazıyı okumanızı isticem..İster begenin ister begenmeyin ama okuyun…

Bu filmi ilk kez görenlerin sayıları daha fazla…


Kırkpınar çayırında yağlı güreşe çıksanız, herhalde en fazla “Rakibimin neresinden tutayım ki elimden kaymasın” sorusuna cevap ararsınız.
Türkiye’nin sorunlarının bir yerinden yakalamak da, böylesine zor bir iş.
Diyelim ki üniversitelere yine tahrikçi ajanlar dadanmaya başlamış.
Bu durumda ne diyebilirsiniz?
- Aman dikkatli olalım. Biz bu filmi daha önce defalarca gördük.
Bunları yazarken ülkenizin yaş ortalamasını düşünmezsiniz tabii.
“Bu filmi” en son gördüğünüz tarihin 25-30 yıl önceye ait olduğu ve Türkiye nüfusunun yarısının 25 yaşın altında bulunduğu aklınıza bile gelmez.
Sizi okurlarınız uyarır.
Nitekim bir sayın okurumuzdan aşağıdaki uyarı geldi hemen:
- Sayın Barlas, ben bu filmi daha önce görmüştüm diyorsunuz. Bu filmin yapımcısı, yönetmeni ve senaryo yazarı kimdir? Birileri bu filmi çekiyor, yayınlıyor sorumlusu hükümet oluyor. Yaşımdan dolayı ben bu filmi ilk kez görüyorum ve sonunu heyecanla bekliyorum. Saygılarımla. Oral Havlucu

Kimler giremez?
Üniversitelerin sorunlarına eğilirken, moda olduğu üzere, hangi üniversite türbanlıları alıyor, hangileri almıyor benzeri bilimsel yeterlilikle ilgili konulara takılırsınız.
Bu sırada bir başka sayın okurunuz, bazı rektörlerin sadece türbanlılara mı üniversite kapılarını kapattıklarını sorup, sizi yine uyarır:
- İşte kör gözler görmez. Türbanlı giremez ama PKK’lı girer, terörist girer, silahlı girer, öğrenci olmayan girer… Provokatör girer… Nihat Baysu
Gündemin bir diğer maddesi olan AK Parti’nin ve DTP’nin kapatılmaları istemli Anayasa Mahkemesi’ndeki davalara eğilirsiniz. Avrupa Birliği’nin bu duruma gösterdiği tepkileri irdelersiniz.

Ankara zihniyeti
“Avrupa ne düşünüyor” sorusunu irdelerken, aklınıza “Acaba Türk seçmenleri ne düşünüyor “u araştırmak gelmez bile. Çünkü isteseniz de istemeseniz de “Ankara” sizi bir ölçüde kendine benzetmiştir.
Bir sayın okurunuz, bu konuda defalarca sizi uyarmıştır oysa.
Son olarak şunları yazmıştır size:
- Bakıyorum sizler de dahil Ankara zihniyetine karşı hemen yelkenleri suya indiriyorsunuz. AKP dahil bu davaya sözde gönül vermişler de sus pus oluyorlar… Baştan söylemiştik Ankara zihniyetini yok edemeyenleri Ankara zihniyeti yok eder. Mehmet Sipahi
Sayın Sipahi’nin uyarı mesajını okuduktan sonra, bir diğer sayın okurunuzun da “Türk seçmeni ” olarak size ilettiği düşüncelerin bulunduğu email’i açarsınız:
- Merhabalar Sayın Barlas. Demokratik bir ülkede yaşadığımızı düşünerek oyumuzu verdik. Fakat halkın %50’sine yakının oy verdiği parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak isteniyor. Bu durumda kurulmuş olan partiler arasında Anayasa Mahkemesi partileri inceleyip kriterlerine en uygun olanı seçsin. Biz de boşuna kendimizi özgür bir ülke olarak kandırmayalım… Evet eğer AKP kapatılırsa bundan sonra oy kullanmayacağım. Nasılsa çok da önemli değil.Tabii ki seçtiğimiz insanlar sınırsızca yönetim özgürlüğüne sahip olmamalı. Ama bir parti kapatılıyorsa, bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, yönetim şeklini tehdit eden bir durum içine girmişse gerekli olmalıdır. Bundan sonra benim oyumun bir önemi yoksa oy kullanmamaya kararlıyım.
Jale Göl
Sayın Jale Göl’ün mesajını da okuduktan sonra, bilgisayarınızın karşısında düşünmeye başlarsınız.

Hiç yerine koyulmak
Darbeler yapılır, partiler kapatılır, seçilmiş iktidarlar devrilirken, kim bilir kaç milyonlarca Jale Göl, “Meğer benim oyum bir hiçmiş” duygusunu yaşadı…
Sayın genç okurum Oral Havlucu gibi yaşı küçük olanlar için bu duygu kırılması ilk kez yaşanılacak bir olay.
Bu durumlar karşısında izlenebilecek bir yol daha var.
Örneğin Sayın Süleyman Demirel gibi iki kez devrildikten sonra, devirenlere destek verebilirsiniz. Adnan Menderes’in hayaleti de, artık sizi değil Tayyip Erdoğan’ı taciz etmeye başlar.
Kral babanızı öldürüp annenizle evlenen ve tahta el koyan amcanızın yanındaki protokol koltuğuna oturursunuz.
Ankara’nın post-modern Hamlet’i olursunuz böylece.

yazı kaynağı.. Mehmet Barlas’a yazısından dolayı teşekkür ederim..

Ümraniye Eğitim ve Araştırma (devlet) Hastanesi

Cuma, 21 Mart 2008

Efenim ben genel olarak hayatını hasta şekilde geçiren bir insanım.Rabbim beni böyle imtehan ediyor olmalıki rahatsızlıkların biri bitmeden biri başlıyor yine de hamdolsun ki ayaktayım ve hala bedenimde bir engel olmadan nefes alıp vermekteyim.Geçtiğimiz aylarda ayak tabanlarımda bir düsme olmuştu,yaklaşık olarak 5tane farklı ortapedi doktoruna gittim ki 3tanesi özel hastanelerde çalışan doktorlardı onlar bir çare bulamadılar ama en sonuncu gittiğim doktor beni bir başka servise romatoloji servisine yönlendirdi ve ekledi yanlış bilmiyorsam istanbulda birtek çapa’da var.tabi yapcak birşey yok bizde çapa devlet hastanesiyle bir şekilde irtibat kurmaya çalıştık,ümraniye anadolu yakasında çapa ise avrupada neyse ordaki akrabalara söyledik numara almalarını ama ne mümkün.Biz de ya nasip dedik ve ümraniye devlet hastanesinde başka bir ortapediste gittim ve diğer doktorların dediklerini bir bir ilettik kendisine,o da romatolojiye gitmemi söyledi ve ümraniye devlet hastanesinde o zamana göre 1ay önce açıldığını söyledi,Bi anda mutluluktan aglayasım gelmişti hemen hastane içinde ki bilgisayarlı bilgi sistem ağından romatolojiye havale etti.(laf aramızda hastane eğitim ve araştırma hastanesi olduğu için olsa gerek hastanedeki doktorların çoğu üniversite kariyerli.-prof,doç-vs.)Ve hamdolsun ki doğru tespit oldu ve o doktor sağyesinde o hastalığımızı yendik.

(bakınız ümraniye devlet hastanesi- uzman doktor burak erer- iç hastalıkları ve romatoloji uzmanı– hocamında o zaman bir rahatsızlığı vardı insallah Rabbim kendisine sifasını vermiştir)

umraniyehastane.jpgBu hastane 1 milyon nüfuslu Ümraniye’nin tek devlet hastanesi,eskiden ssk ümraniye netaş’ın karşışında 4-5 katlı bir dispanserde faaliyet gösteriyordu ve neredeyse tüm önemli hastalıklarda ya kadıköy’e ya beykoz’a sevk ediliyordu hastalar. (more…)

bir ‘gazi’nin serzenişi..

Salı, 01 Ocak 2008

arkadaşlar farkındayım bu ara çok fazla video eklemeye başladım ama hergecen gün elime o kadar güzel şeyler geçiyorki eminim ki sizlerde bunları izleyince bana katılıyorsunuzdur…bu videodaki kahramanımız bir vatan kahramanı ibrahim astsubay kendisi yarı sehitlik mertebesine ulasmıs gazi olma serefi ve sıfatını adının önüne koyabilmiş ve bence konusmasınıda izleyince sizde bana ha vereceksiniz gözlerinde ve yüregindeki vatan askını iliklerinize kadar hissetceksiniz.Böyle güzel insanlar oldukça ben sırtımızın yere geleceğini,Rabbimizin bizden yardımını eirgeyeceğini zannetmiyorum…inşallah senin bu haykırıslarını duyması gerekenler duymustur…

SENDEN VE SİZDEN RABBİM RAZI OLSUN KOMUTANIM.

Bugün 29.12.2007… 2007′ye bir göz atalım mı?

Cumartesi, 29 Aralık 2007

soğuk olması gereken kış günlerinde bir cumartesi sabahı izmir’in güneşli ve azcık serin sabahına uyanmanın tadı bir başka oluyor inanın.2007 yılını tarihin tozlu sayfalarına kaldırmamıza enine boyuna 2gün kaldı,2.günün gecesinde artık 2007 yılı sona ermiş olacak.ve böylece bende izmirde ilk defa bir yılbaşı geçirmiş olacağım ve muhtemelende yalnız başıma gireceğim yeni yıla :(

aslında bugün bu yazıya başlarkenki niyetim 2007 yılında gerek dünyada gerekse Türkiye’de olan belli başla olayları kendi dilimce yazıp çizmekti ama inanın içimden hiç sağa sola bulaşmak gelmiyor. azıcık güncel hayatla lgisi olan herkes zaten bu yıl içinde neler olup bitiğini biliyorlar.

-bence 2007 yılının gündemi dünya üzerinde küresel ısınmanın etkisini iliklerimize kadar hissetmemizdi,bunun etkilerini ülkemizdede aşikar biçimde gördük,ilk bahardan itibaren başlayan sıcaklar ve susuzluk ülkemizi neredeyse kızarmış piliçe cevirdi.
tabi bu bizim için böyleydi bizim dısımızdaki birçok ülkede sellerle boğustu çünkü küresel ısınma tek boyutlu bir facia değildi..dünyanın her tarafında binlerce insan bu sebeble hayatını kaybetti. (more…)

en kötü gününüz bayram gibi olsun…

Çarşamba, 19 Aralık 2007

ve yine bir bayram arefesindeyiz,Mevlam bu günü ve geceyi yaşamayı bizlere nasip ederse yarın sabah bizler için en önemli bayramlardan biri olan kurban bayramı sabahına uyanacağız.ister dini ister milli bayramlarımız olsun hepsinede benim aklıma hep rahmetli barış manço’nun  ’bu-gün bayram erken kalkın çocuklar’ sözleri geliyor.ben sanırsam ömrüm yettiğince bu tatlı bayram telaşlarını ,çocuksu bekleyişlerimi ve heycanlarımı hiç kaybetmek istemiyorum,Mevlam sizin gönlümüzdende bunları eksik etmesin.BU VESİLEYLE BEN HERKESCİKLERİN BAYRAMINI TEBRİK EDERİM,SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE SAGLIKLI MUTLU HUZURLU NİCE BAYRAMLARA İNŞALLAH.EN KÖTÜ GÜNLERİNİZİN BAYRAM GÜZELLİGİNDE GECMESİ DİLEKLERİMLE HAYIRLI BAYRAMLAR

kurban bayramı