Bir anlık bir hatanın sonucu bir ömür sürebilir

dikkatBen çoğunlukla günlük hayatımda toplu taşıma araçları kullanan bir arkadaşınızım. İşime otobüsle, metroyla gelir aynı şekilde geri dönerim. Evim ve işim arasındaki mesafeden dolayı (ümraniye-maslak) her gün İstanbul’u, İstanbul trafiğini, İstanbul trafiğinde hem araç kullanıcılarının hem de toplu taşıma kullananların davranışlarını inceleme fırsatım olur. Bu konularla ilgili twitterda konusunda sürekli attığım tweetler vardır. İnsanları genellik dikkatli olmaya, direksiyon başındayken telefon kullanmamaya, toplumsal hayatta sabırlı ve saygılı olmaya çağırırım. Bu sabah metroda gelirken metronun camında, “bir anlık bir hatanın/dalgınlığın sonucu bir ömür sürebilir” diye bir cümle gördüm. Ardından aşağıdaki video düştü önüme.  Okumaya devam et “Bir anlık bir hatanın sonucu bir ömür sürebilir”

#soma Günlerimiz kömür karası, yüreklerimiz kan ağlıyor…

SOMAMillet olarak başımız sağolsun. İnşallah bir daha böyle acılar yaşatmasın bizlere. O madende emek şehidi olan tüm kardeşlerimize, ağabeylerimize rahmet, geride kalan ailelerine, sevenlerine, tüm Somalılara ve ülkemize sabırlar dilerim.

Sıkça kullandığım bir söz vardır, “ölüm ölene değil geride kalana zordur” diye. Çünkü ölen kardeşlerimizin, rızkı bitti, kendilerince kıyametleri çoktan koptu ve dünyevi üzüntü, dert keder ve benzeri duyguları çoktan onların ruhlarından alındı. Ama geride kalan, analar, babalar, kardeşler, eşler, çocuklar için durum bu kadar kolay mı? Maalesef çok kolay değil, bunu aile içinde çok yakınlarını kaybetmiş, acılarını her geçen an yüreğinde hisseden bir arkadaşınız olarak söyleyebiliyorum. Kolay değil, hem de hiç! Allah geride kalanlara güçlü sabırlar versin. Yar ve yardımcıları olsun.

İnanç sistemim gereği bu ölümleri sorgulayamıyorum, çünkü çok basit bir kural var, “her canlı bir gün ölümü tadacaktır” diye, bakın her insan demiyor “her canlı” diyor. Ama insan özelinde düşünürsek, elbet bir gün öleceğiz, gecesi olmayan bir gün, sabahı olmayan bir gece muhakkak olacak ve bunun da bir sebebi, nedeni olacak. Kimi zaman kalp krizi diyeceğiz, kimi zaman trafik kazası, kimi zamansa başka sebepler, nedenler.. Alacağımız nefeslerimizin sayısı tamamladığında, yiyeceğimiz lokmalar bittiğinde yüce yaratıcı bizlere ölümün de hayırlısını versin. Babam hep anlatır, “bir kişinin öleceğini, Azrail (a.s) ‘den önce rızık meleği görür. Nasıl mı? Rızık meleği her gün şafak sökmeden göğe yükselir ve bağlı olduğu kulun o günkü rızkını alıp yeryüzüne indirir, ama yukarı çıktığında eğer rızık hanesini boş görürse, o kulun ömrünün biteceğini görür ve onun için af dilemeye başlar..” diye. Kimse bu kadar canın aynı anda yitip gitmesini, o kadar hanenin içine ateş düşmesini istemezdi ama eğer bir şey olacaksa ya da bir kişi ölecekse maalesef ne kadar ağlasak da ne kadar üzülsek de bunun için bizim elimizden bir şey gelemiyor.

Ama işin diğer tarafını düşününce, eğer ihmaller varsa ucu kime dokunursa dokunsun, kimin başı yanacaksa yansın  kesinlikle araştırılmalı,  hükümetse hükümet, muhalefetse muhalefet ve yürekleri şu an kan ağlayan bizler elimizi önce vicdanımıza koymalı, ardından o taşların o madenlerin altına sokmalıyız ki varsa karanlıklar aydınlığa kavuşsun.

 Hz. Ömer (r.a) misali, “eğer o nehrin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, hesabını benden sorarlar.” hassasiyetine başta tüm yöneticilerin ardından elimizden geldiğince bizlerin sahip olması gerekiyor. 

Tekrar ve tekrar ülkemizin başı sağolsun!

  Ez cümle, 

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, hiç güzel olmasa ölür müydü Peygamber?”

Artık gençler “Harran’da okusford mu vardı” Demesinler!

OSUB PROJEArtık Harranlı gençler Harran’da “okusford mu vardı da biz mi okumadık?” demesinler! O bölgeyi nacizane birkaç kez görmüş bir arkadaşınız olarak, sizlere minik bir çağrıda bulunmak istiyorum. Harran Kaymakamlığı bünyesinde faaliyet gösteren Harran Akademi Derneği, Okuyan Sorgulayan Üreten Birey Projesi adı altında Harran için  kitap toplama kampanyası başlatmış. Amaç, Harran’daki kardeşlerimiz için kitap toplamak. Benim gözlemlediğim kadarıyla, aslında bölgedeki kardeşlerimizin ihtiyacı sadece kitapla sınırlı değil, eğitime, öğrenmeye katkı sağlayacak her türlü materyal onlara büyük fayda sağlayacaktır.

Ama bu proje için sadece kitap ihtiyacını karşılamayı tercih etmişler. Kampanya detayları aşağıdaki gibidir. Sizler de projeye elinizden geldiğince destek olursanız çok sevinirim.

Kitap gönderesemesek de kampanyanın yayılmasını sağlamak bile bir faydadır. En azından yayılması için bir şeyler yapabilirsiniz.

Harran İçin Hedef 30 Bin Kitap!

HARRAN’DA OKUYAN SORGULAYAN ÜRETEN BİREY PROJESİ BAŞLADI 

Harran Kaymakamlığı bünyesinde faaliyet gösteren Harran Akademi Derneği, Okuyan Sorgulayan Üreten Birey Projesi adı altında Harran için  kitap toplama kampanyası başlattı. Toplanan kitaplar Harran ilçesinde kitabı ve kütüphanesi olmayan okullara bağışlanmak amacıyla kullanılacak. Okumaya devam et “Artık gençler “Harran’da okusford mu vardı” Demesinler!”

Sağduyuya Çağrı!

Ülke olarak zor günlerden geçiyoruz. Belki daha zor günler göreceğiz belki önümüzdeki bahar yeşertecek tüm çiçekleri ve güldürecek yüzümüzü.

Her ne kadar bahara, çiçeklere, güneşe aşık bir toplum olsak da neredeyse her 10 yılda bir karanlık bulutlar çökmüş güzel ülkemin üstüne ve sağanak sağanak acılar yağdırmış, güzel ülkemin topraklarına.

Geçmiş çok büyük acılar yaşatmış güzel ülkemin güzel çocuklarına.

O çocuklar büyümüş, ağabeylerimiz, ablalarımız, analarımız, babalarımız olmuşlar.

Kardeş kardeşi vurmuş, baba oğluna düşman olmuş, nice analar yıllarca evlatlarını arayıp, bulamayıp, öylece göçüp gitmiş.

Ben siyaset konuşmayı sevmem, amacım siyaset yapmak da değil.

Ailesinde kardeş acısını yaşamış, annesinin gözünde evlat acısını görmüş biri olarak yazmak istedim. Ölüm ölene değil geride kalanlara zordur, ne Berkin’in ailesinin ne de diğerlerinin ailelerinin acısı geçmeyecek. Her geçen gün özlemle artarak büyüyecek. O yüzden Allah hepsine sabır versin. Duam odur ki Allah ülkemize böyle acıları bir daha yaşatmasın. Ama bunun olması için toplumdaki herkesin sağduyulu davranması gerekiyor. Düzeltmek bizim elimizde. Galeyana gelmeden, objektif düşüncelerle hareket etmeli, ne provoke olmalı ne de kimseyi provoke etmeliyiz.

Eğer ortada taraflar varsa ben ortadan izliyorum yaşananları. Sahip olduğum sosyal çevrem iki tarafı da tam ortadan görmeye çok müsait. Gezi sürecinde de böyleydi, bu son 1 haftalık süreçte de böyle. Bu yazımı dün yazacaktım ama ortalığın biraz daha sakinleşmesini beklerken başka canların da yitip gittiğini acıyla öğrendik. Okumaya devam et “Sağduyuya Çağrı!”

Toplu Taşıma Araçları (Özellikle Metro, Otobüs, Metrobüs, Vapur) Kullanan Arkadaşlarımın Dikkatine

sara kriziGeçtiğimiz Cuma akşamı eve dönüşte metrobüste karşılaştığım bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Gayrettepe metrobüs istasyonundan Anadolu yakasına doğru gidilen tarafta, metrobüs beklerken elinde simit tablası olan bir genç yanıma yaklaştı ve Pendik’e gideceğini, hangi araca binmesi gerektiğini söyledi. Ben de yanaşan metrobüslerin hepsine binebileceğini, uzunçayırda inip metroya binmesi gerektiğini söyledim. Sonra ilk gelen metrobüse o en arka kapıdan ben de 3. Kapıdan bindim.
Arka kapıdaki alan dar olunca, elindeki simit tepsisi ile sığamadığını mırıldanarak 3. Kapıdaki boşluk alana geçmeye çalıştı ve tam yanımdaki direkten tutundu. Tipi biraz değişik, üstü başı çok pisti, hani normal simitçi olsa simit alınmayacak bir tip ama hava çok yağmurluydu belki ondan bu durumdadır dedim.

Köprüye yaklaşmışken biraz sendelemeye başladığını hepimiz fark etmiştik tam o anda çocuk yere yığıldı, yerden titremeye ve ağzından köpük gelmeye başladı. (aynı bir sara krizi gibi) Daha önce benzerini görmüştüm, bir an panikle doktor yok mu diye bağırdım ve ne mutlu ki bir doktor varmış, kimliğini gösterip çocukla ilgilendi, ağzını açtırdı, su verdi, yüzünü gözünü yıkadı. Ayıltıp, bir koltuğa oturttu. Okumaya devam et “Toplu Taşıma Araçları (Özellikle Metro, Otobüs, Metrobüs, Vapur) Kullanan Arkadaşlarımın Dikkatine”

Sosyal Medya VS Geleneksel Medya

sosyal-medyaSon dönemde ülkemizin ana gündemiyle birlikte sosyal medya kavramı iyiden iyiye 7’den 70’e herkesin zihninde yer etti. Bir kesime göre önemine önem katarken, diğer taraftan saygınlığını ve güvenilirliğini kaybetti. Geleneksel medya kanalları zaten birçoğumuz için çoktan ölmüştü…

Bunu son 15 günlük süreçte tekrardan gördük.

Şimdi kıyaslamama ya da sözlerime nereden başlasam bilmiyorum. Önce geleneksel medyaya mı vursam yoksa sosyal medyaya mı?

Gazeteler kaç yıldır var, televizyon kanalları kaç yldır var, dergiler ya da radyo kanalları kaç yıldır yayında vb? Bunlara karşın internet kaç yıldır var, sosyal medya kavramı kaç yıldır var? Emin olun gelenekselin gücünün yanında daha çok bebe kalır sosyal medya.

İletişim fakültesinde okurken, medya kuramları dersinde size  birçok medya kuramı hakkında kapsamlıca bilgiler öğretirler. Benim zihnimde yer eden iki tane önemli kuram vardır, biri gate-keeping diğeri agenda-setting. Gate-keeping medyaların elindeki yönetimsel ve editöryel gücü anlatırken, agenda-setting kitle iletişimiyle halkın gündemini değiştirebilme ve etkileyebilme gücünü temsil eder. Özetle; geleneksel medyalar üzerinde patronun ya da yöneticilerin dini, dili, siyasi düşüncesi, dünya görüşü vb. haricinde bir şeyler yayınlanmaz, yayınlanılan şeylerin amacı halkı kendi safına çekmeye çalışmaktır.

Bir yazımın içinde;

Biz yıllarca sıkılmamış mıydık; geleneksel kanallardan, gazetelerin, televizyonların, radyoların, editörlerin, medya gruplarının, baş yazarların yıllarca tepemizde durmasından, agenda setting’le, gate keeping ile gündemi ve bilgi daarcığımızı ellerinde tutup toplumu kukla gibi yönlendirmelerinden? Sadece onların istediği şeyleri öğrenmemizden, sadece onların konuşmamızı istediği şeyleri konuşmaktan?

Sosyal medyada buradan, bu sıkılmadan, bu oyundan kurtulma çabalarından doğmadı mı?” (devamı)

şeklinde bir bölüme yer vermişim.

Benim görüşüme göre sosyal medyanın doğmasının ve gelişmesinin en büyük sebebi bu. İlk defa bizler kendi “sosyal” yaşantımızı, düşüncemizi, inanışlarımızı bir medya içine kendi ellerimizle entegre edebilme ve kendi ses kitlelerimizi yaratma şansına sahip olduk.

Bu konuyla ilgili olarak geçmiş dönemde,

Bir Düşünce Bildirme Aracı Olarak Sosyal Medya başlıklı yazımda; ‘Sosyal medyanın kullanıcısına sunduğu en büyük özelliği her kullanıcının ulaşabildiği çevre doğrultusunda kendince özgür bir medya kanalı olabilmesidir. Nasıl mı? Facebook’da 500 arkadaşınız vardır, twitter’da 300 takipçiniz, blogunuzu günde 200 kişi okuyordur, blogunuzun Facebook sayfasında 100 kişi vardır. Bunların hepsini toplayınca sizi 1100 kişilik bir medya kanalı haline getirir sosyal medya. Bunun %10’u sizi anlık olarak takip ediyor olsa siz 110 kişilik bir kanaat önderi haline gelirsiniz…’

cümlelerini kurmuşum. Geçtiğimiz 15 günlük süreçte sosyal medya kullanıcılarının bu özelliği, ne  kadar öğrendiklerini ve benimseyerek kullandıklarını gördük. Bu iletişim geleceğimiz, bilgi öğrenme geleceğimiz için çok önemli bir durum. Çünkü artık, belirli medyalardan okuduklarına, izlediklerine inanan ve bunlarla amel eden insanlar yerine kendi düşüncelerini özgürce ifade eden kişiler gelecek, yetişecek.   Okumaya devam et “Sosyal Medya VS Geleneksel Medya”

Expo 2020’de Başarı Dileklerim İzmir’e…

Benim kendi adıma ikinci memleketim saydığım şehirdir İzmir.

Ülkemizin için gerçekten çok önemli değerlere sahip ve her anlamda gelişmeye aç ve açık olan güzel şehir.

Şimdi Expo 2020’ye aday. Daha önce de aday olmuştu. Eğer 2020’yi kazanamazsa bundan sonrakilere de aday olacaktır.

Geçtiğimiz dönemde Universiade’a ev sahipliği yapmış, her yıl yüzlerce önemli kongre ve fuara ev sahipliği yapan, daha önceden Expo’ya aday olmuş, ülkemizde marka şehir kavramını sahiplenmeye çalışan şehir İzmir.

Expo 2020’yi hak ediyor mu? Kesinlikle Evet! Bu cevabı vermek için bir an düşünmem. Peki kazanabilir mi, orası biraz muğlak.

Çünkü sistem içinde farklı dengeler var. Nasıl ki ülkemize olimpiyatlar, dünya futbol şampiyonası gibi büyük iki organizasyon verilmiyor, Expo’nun da İzmir’e verilmeme oranı çok büyük ama umarım bu konuda yanılırım.

 

Expo 2020 İzmir tanıtım filmini izlediniz değil mi? Sizce de başarılı olmamış mı? Ben kendi adıma beğendim ama eksikler yok dersem de yalan olur.

“Marka Şehir İzmir” yıllardır üzerine çalışılan büyük proje.

Marka olmak için sadece bir söylem geliştirmekten öte şeyleri  bir araya getirmek lazım.

Mesela bütünlük sağlamak: İzmir için söylenilen en büyük iddaların başında bin parça olması gelir. Nasıl mı? İzmir’de tüm kamu kurum ve kuruluşları birbirinden ayrıdır, çoğu birbiriyle küstür. Marka olmak için, vali, tüm belediyelerin (özellikle başkanların), kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin (tüm uzman eğitmenlerin), siyasi otoritenin (milletvekillerinin ve siyasi parti teşkilatlarının), STK’ların, yerel medyanın, ticaret odalarının, büyük şirketlerin, iletişim ajanslarının, esnafın ve halkın, özetle tüm kanaat önderlerinin bir araya gelmesi lazım.

Umuyorum ki İzmir bu ayrılığı en kısa sürede kapatıp, ülkemiz içinde olması gereken yere birlik beraberlik içinde gelecektir.

Çünkü eminim ki, İzmir Expo 2020’den çok daha fazlasını hak ediyor.

Filmdeki eksik nokta ise, aşırı elitist çekilmiş olması. İzmir’den öte ülkemizin en büyük değeridir oryantalist yapı. Ben isterdim ki filmde İzmir, bir Fransa ya da İtalya şehri gibi gösterilmekten öte bir Türk, Anadolu şehri ve Ege’nin kalbi olarak gösterilseydi çok daha güzel olabilirdi.

Filmin en son karesinde 10 Kasımda Atatürk portresinin çiziminde yapıldığı gibi insanlar tarafından slogan çizilebilirdi.

Son karede yukarıda dediğim üzere, İzmir valisi ve İZKA Başkanı Sayın Cahit Kıraç’ın yanında tüm kanaat önderleri yanyana olsaydı eminim çok daha etkili olurdu. En azından İzka’nın da yönetiminde yer alan belediye başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir ticaret odası başkanı Ekrem Demirtaş gibi isimler…

 

Referandumda EVET

Selamlar Efenim;

Yine bir seçimin arifesinde sizlerle birlikteyiz. Aslında bu sefer bizim zihinlerimizdeki gibi bir seçim değil. Yani bir partiyi ya da onun bize sunduğu adayları değil geçmiş dönemde ülkemizin yönetilmesi için bizlerin önüne sunulan anayasamızın bazı maddeleri oylayacağız. Ya Evet diyeceğiz ya da Hayır yani bir seçim yapacağız. Ya Evet deyip hükümet yanlısı olarak yaftalanacağız ya da Hayır deyip muhalefet yanlısı olarak.

Garip değil mi?

İnsanın verdiği bir karar doğrultusunda ‘ötekileştirilmesi’.

Birisine hiç çekinmeden sen bizden değilsin denilebilmesi.

Bence garip. Hem de çok garip.

Dün Üsküdar meydanında CHP İstanbul il başkanı vardı, müzik olarak Edip Akbayram’ın meşhur nağmeleri çalıyordu; ‘güzel günler göreceğiz çocuklar, vapurları maviliklere süreceğiz, güzel günler göreceğiz güneşli günler’ şeklinde ve şu an arkamdaki caddeden de CHP seçim propaganda aracı yüksek sesle ‘HAYIR’ şeklinde bağırarak geçiyor.

Acaba bu hayır neyin hayrı ya da şerri?

Okumaya devam et “Referandumda EVET”

ve bugün 23 Nisan

Böyle günlerde hep anlam veremediğim bi heyecan ve mutluluk duymuşumdur, nedendir niyedir bilmem. Çocukkun de böyledydim, kazık kadar oldum hala aynıyım, inşallah bu heyecanımı hiç kaybetmem. Bu sabah erken kalktım, ve çocukların cıvıltısına kulak verdim, çok yakınımda bi stadyum var, sesler oradan geliyordu, üşenmedim kalktım gittim. O cocukların mutluluğunu, heyecanını, güzelliklerini, velilerin telaşını gördükçe, ben de kendimce güzelleştim. Bu çocuklarımızın heyecanı bitmediği sürece bu 23 Nisan’lar da hiç bitmeyecek. Tüm yurdumun ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlarım.