Samuel P. Huntington – Medeniyetler çatışması

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI ve dünya düzeninin yeniden kurulması. Bu kitap Samuel P. Huntington’un 1993 yılında Foreign Affairs adlı dergi de ki yazmaya başladığı ‘Medeniyetler Çatışması mı’ adlı bir makalenin büyük ilgi görmesi sonucunda tezleşip kitaplsmış hali. Kitap hakkında onlarca prof’un, doçent’in, araştırmacının, çok güzel ve geniş değerlendirmelerini tartışmalarını bulmak mevcut.Onlar dururken benim burada kitap değerlendirmesi yapmam,gerçekten abest kaçar.

Bu kitap öyle, benim yaptığım gibi yani roman gibi ele alınıp okunacak bir kitap değil. İçinde boğulursunuz benden söylemesi. Ama hani derler ya hatır için çiğ tavuk yenirmiş, varsın kafa patlata patlata bir kitap okunsun çok mu? Aslında çok önce okuyacaktım ama yazın sınavlardı, ameliyattı filan derken, bi 10 gün önce anca bitirebildim. Şimdi sırada fukuyama‘nın bir kitabı var inşallah.

Dedim ya kitap derin kitap, 5 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 484 sayfa okuma alanına sahip, artık olarak yaklaşık 50 sayfa notlar bölümü var.Ben kitabı cem kitabevinden aldım. Etiket fiyatı 32 ytl ama güzellik yapıyorlar fiyatta.

Kitap’ın arka sayfasında bence satış politikasından dolayı, Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan’ın bazı sözleri yer alıyor.

‘Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlarsa Medeniyetler Çatışması’nın bir realite olmadığını, medeniyetler arası uyumun mümkün olduğunu İslam dünyası görecektir’ R.T.Erdoğan’ın Wall street journal’a vermiş olduğu röportajdan.

Yine;

Huntington’un bir numaralı ortağı olarak sayabileceğimiz Fukuyama ise kitap hakkında; ‘Alanında çok çarpıçı bir kitap.Günümüzde yaşanan uluslar arası siyasi entrikaları anlamamızı sağlıyor’ diyor.

Medeniyetler Çatışması içeriği,detayları ve reddi hakkında ki birçok bilgiye Wikipedia aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Ama bu beni sarmaz derseniz derinsular.com’da güzel bir kitap analizi yapılmış.

Eh artık olmadı google’ye bir zahmet ‘medeniyetler çatışması’ yazıverin, tabi benim siteme direk olarak gelmediyseniz…

Yerel seçimlere doğru giderken

 

Bu ara ne kadar çok seçim gördük ya da bu ismi çok fazla duyar olduk. Yereli olsun geneli olsun hatta YÖK üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri vb seçimleri olsun artık anı anına takip eder olduk.

       Bunu yadırgamıyorum ama geçmiş dönemlerde genel ve yerel seçimlerde dahi seçmen kitlesi içinde fazla insanın sandığa gitmediği bir ülkede seçimlerin bu kadar hayatımız içine girmesinin ve takip edilmesinin nedenini merak ettim.

       2002 genel seçimlerinden sonra bu kelimenin hayatımıza çok fazla girmeye başladığı kanısındayım. Ben ilk oyumu 2004 yerel seçimlerinde kullandım. Onun ardından bir genel seçim daha gördüm ve şimdi yine yerel seçimler kapımızda. Eğer bir aksilik, erkenlik çıkmadığı takdirde (şimdilik aralık – ocak gibi erken seçim dedikoduları olsa da) önümüzde ki 2009 yılının Mart ayında bir yerel seçim yaşayacağız. Bunun habercisi olarak son günlerde televizyon ekranlarında gereksiz ve çirkin tartışmalar yaşanmakta. İktidar, ana muhalefet ve medya tasvip edilemeyecek bir şekilde acayip söylemlerini bizlerden esirgemeyerek asıl yüzlerini gösterircesine birbirlerine saldırmaktalar.

        Neyse açıkçası konumuz bu değil.

En son 2004’te yapılan yerel seçimlerde ki oy yüzdeleri şu şekilde.

İl Genel Meclis oylarının yüzdelerine göre dağılımı:
Toplam Sandık: 173.797
Açılan Sandık Oranı: Yüzde 100
Kullanılan Oy: 33.087.895
Açılan Sandık: 173.797
Toplam Seçmen: 43.337.733
Geçerli Oy: 32.101.184
Partilere göre:
 AKP: yüzde 41,67
 CHP: yüzde 18,27
 MHP: yüzde 10,10
 DYP: yüzde 9,95
 SHP: yüzde 5,10
 SP: yüzde 3,97
 GP: yüzde 2,58
 ANAP: yüzde 2,52
 DSP: yüzde 2,13
 BBP: yüzde 1,15
 BGMZ: yüzde 0,70
 BTP: yüzde 0,48
 DP: yüzde 0,39
 YTP: yüzde 0,32
 TKP: yüzde 0,26
 İP: yüzde 0,25
 EMEP: yüzde 0,06
 ÖDP: yüzde 0,04
 ATP: yüzde 0,04
 Millet Partisi: yüzde 0,03
 LDP: yüzde 0,00

Belediye başkanlığı oylarının yüzdelerine göre dağılımı:

 AKP: yüzde 41.9
 CHP: yüzde 21,7
 MHP: yüzde 8,6
 DYP: yüzde 8,2
 SHP: yüzde 5,9
 SP: yüzde 4,5
 GP: yüzde 2,6
 ANAP: yüzde 2,3
 DSP: yüzde 2,0

Yani sizinde tablolardan anlayacağınız üzere Ak Parti 2004 yerel seçimlerinde Türkiye’yi silmiş süpürmüş. Öyle ki muhalefet niteliğindeki ilk 5 partinin oylarını toplayınca anca Ak Parti oylarına denk geliyor. Bu da ki mi kesimler istese de istemese de o her zaman ki söylemi ortaya çıkarıyor; ‘yüzde 40 oyu aldılar … ‘ . İşte bu seçimlere 6 ay kala artık ki mi partiler adaylarını açıklamaya başladı, ki mi partiler ilçe kongrelerini yapıyor, kimileri ise nabız yoklama çalışmalarına devam etmekte. Muhalefettekiler şu an başkanlık koltuklarında oturan kişiler için gerek aslı olan gerek asılsız iddalar ile çeşitli söylemlerde çeşitli yolsuzluk ithamlarında bulunuyor. Bunlara ki misi ateş olmayan yerden duman çıkmaz derken ki misi yalan deyip gülüp geçiyor. Ama benim inancım şu ki; bir yerde gerçek anlamda muhalefet varsa orada kalite ortaya çıkar aynı ticarette rekabetin kaliteyi ortaya çıkardığı gibi. Bu seçimlerde benim en büyük beklentim düzeyli rekabet ve gerçekten yöneticilik yapabilecek kişilerin halkın önüne yönetici adayı olarak çıkmaları. Burada en büyük rol bence yine başbakana düşmekte çünkü o genel seçimlerde yaptığı gibi cesaretli davranıp şimdi ki başkanların neredeyse Psini değiştirmesi ya da gerçekten layıkıyla görev yapan başkanlarla yola devam etmesi. Çünkü eğer bir yerde düzenbazlık varsa yolsuzluk varsa o başkanın oradan gitmesi lazımdır ya da gerçek anlamda yüzde 40 üzeri oy alıp bu 5 yıllık zaman içinde kaliteli bir yönetim sergileyen başkanların devam etmesi de muhalefet partilerinin daha fazla çalışması anlamına gelir.

   Akabinde bir de büyük ilçelerin bölünmesi ya da birkaç tane beldenin bir araya gelmesi ile yeni ilçelerin oluşturulması konusu var. Ben bu konunun sonuna kadar arkasındayım çünkü artık İstanbul ve İzmir gibi illerde ki kimi ilçeler Anadolu’daki illerden büyük ve ilçelerin aldığı ödenekler tüm hizmetleri karşılamaya yetmez durumda. Bu sebeple ilçelerin bölünmesinde ben art niyet aramamaktayım çünkü oraları ille de Ak Parti kazanacak diye bir şeyde yok açıkçası.

    Bu konu bence çok ama çok sular götürür ardından. Ben 2009 yerel seçimlerinin vatanımız için en hayırlı şekilde geçmesini diliyorum. Umuyorum ki hak edenler kazanır ve genel yönetimin temelini oluşturan yerel yönetimler ülkemizde layıkıyla temel görevlerini yerine getirir bir duruma gelir.

ben ergenekonun avukatıyım…

Ben ergenekonun avukatıyım… Deniz Baykal Chp genel Başkanı

Deniz bey’e buradan biyerimizle gülmekle birlikte, dünkü grup toplantısında ve bundan önceki tüm beyanlarında ergenekoncuları niye desteklediğini şimdi anlamış bulundğumuzu belirtiriz. Meğersem deniz beyde ergenekoncuymus…

saygı ve selamlarımızla

kaynak 1

kaynak 2

lütfen okuyunuz efenim…

kapatmaya hayır…

Ve sonunda,aylardır beklenen karar açıklandı ve Türkiye tarihinde belki de ilk kez bir demokratik karar verildi. Anayasa mahkemesi asılsız iddealar üzerine açılan davada doğru kararı verdi ve demokrasi tarihimize ilk kez bu kadar büyük ve önemli bir karar eklenmiş oldu. Oysa ki birçok siyaset bilimci dahi anayasa mahkemesinin iç yapısından ve üyelerin özelliklerinden dolayı kapatma kararı çıkacağından emindiler. Neyse ki beklenen olmadı. BENİMDE AYLAR ÖNCE YAZDIĞIM KAPATIN GİTSİN YAZISI BOŞA GİTTİ …

Kapatın gitsin!

Bu siyaset ne garip iştir oldum olası anlamadım gitti.Yıllardır kurulan koalisyonların yanlışlığından yakınan siyasi düzenciler,Türk siyasi tarihinde en çok katılımın olduğu şeçimde şimdiye kadar neredeyse alınmamış bir oyla iktidara gelen bir partiyi yerden yere vurmak için yapmadığını bırakmadı.

Artık siyasi inançlarımı kaybettim diyebilirim.

Anlamıyorum,gerçekten anlamıyorum.

Muhalefet konuştu konuştu hatta saçmalamaya başladı ve sonunda kelimeleri bitti,ve devreye ordu girdi,sanal muhtıra komedisini tüm dünya gülerek izledi. Millet ve yönetimde olan hükümet her 10 yılda bir rutin olarak yapılan darbe lokumunu ilk defa yememişti ve ayakta kalmıştı,bunun üstüne birde şeçim yaşamış ondanda daha da güçlenerek çıkmıştı.

Şimdi silahta son mermi olarak yargı kaldı ve onuda oyuna alet edip hali hazırda süren davanın tarafsız kalması gereken tek tarafı olması gerekmesine rağmen onlarıda kendi taraflarına çektiler.

Neymiş bu partinin suçu?

%47 oyu bu insanlara kendini bu topraklar üstünde şeçilmiş ırk olarak görenler değil,bu ülke topraklarında ki gerçek halk verdi ama pardon unutmuşum gerçek halkın yanına ‘cahil,köylü..vs..’diye bazı sıfatlar eklemeliydim.

Neyse ben herşeyi boşverdim artık,sizde bunları boşverin gitsin.

Ak parti mi gereği kalmadı,kapatılabilir.

Gereksizse söndürün.

Haydi halkçılar halkı halktan fazla düşündüğünü iddea edenler artık güç sizde,elinizden geleni ardınıza koymayın ve son noktayı koyup akp’yide ülkemizde ki parti mezarlığı içinde azcık manzaralı bir noktaya gömün gitsin.

mekanlarımız ve sohbetlerimiz

Evet gençler,nasılsınız bakalım? Umuyorum ki ben ortalarda yokken arkamdan işler çevirmiyorsunuz 🙂 Aramızda ögrenci olanlar,genel olarak toplu taşıma araçlarını kullananlar yada kamuya açık olan (belediye,hastane vs ) yerlerde nadirende olsa sıra bekleyenleriniz varsa el kaldırsın. Bu yazıda yukarda saydığım mekanlarda karşılaştığımız bir sorun demeyeceğim ama genelde biz gençler olarak sıkılmamıza neden olan bir durum olarak değerlendirebileceğimiz bir konu hakkında birşeyler yazcam. Otobüste,hastanede… biyerde otururken yanımızda ki bizden yaşlı olan kişinin,memleketin neresi evladım senin,burada ögrencimisin, (eğer bayansa ay kıyamam canın cıkmış bu sıcakta,bu yaşta çalışıyormusun sen) gibi monolog yaşamdan dialoga geçme çalışmalarının başlangıç sorularıyla karşılaşırız. Benim için büyüklerle sohbet etmek her zaman büyük zevk vermiştir. Bilmem bilirmisiniz ‘şey edibali,osmanlı kurucusu osman bey’e verdiği nasihat mektubunda da rahmetin büyüklerle birlikte olduğunu özellikle nasihat etmiştir’. Ayrieten gerek saygıdan dolayı gerekse inaçlardan dolayıda yaşlılara umursamazlık cinsinden bir terbiyesizlik yapmak bizlere yakışmaz. Özellikle ben kendime yakıştırmam çünkü eğer nasipse birgün bizde ak saçlı ak sakallı pamuk şeker kıvamında yaşlı insanlar olacağız. Ama son 2 seferde karşılaştığım insanlar gerçekten canımı sıkan dialoglar yaşattılar bana.Bunlardan ilki geçtiğimiz günlerde hastanede muayene sırası beklerken karşılaştım,çok güzel bir amcamız sen burda öğrencimisin diyerekten sohbete girdi ve sohbet geldi ‘sosyal güvenlik yasasına’ dayandı. Amcamı bıraksanız bu ülkeyi 2 dakikada kurtaracak ama amce bey ne konuştuğundan haberi var ne söylediklerinden,2-3 tane cevap verdim kendisine,verdiği soruları açıkladım,güzel oldu kıvamına geldi yolladım kendisini ama sonra bir dışarı cıktım geldim,baktım ki başka bir gençin yanına oturmuş yine ama yine aynı şeylerden bahsediyor,bi de beni görünce utandı. İkinci olayda otobüsle İzmir’den İstanbul’a gelirken gerçekleşti. Bu sefer ki kahramanım 40 yaşlarında ama o na kalsa Türkiye tarihini baştan aşağı yaşamış bir abimiz.Burda da konu otobüste ki host’tan memlun  kalmamaktan açıldı ve siyasi devrimler,ne ak partisi ne cumhuriyet dönemi kaldı ki tüm konusma epi topu 45 dakika içinde gerçekleşti ve işin ilginçi abim 8 saatlik yolculuğun 7 saati uyudu son 1 saatte maşallah dili açıldı. O da çok radikal bir abiydi, bıraksam Türkiye’de ki tüm sağcıları asacak kesecek ama bunu haklardan hukuklardan eşitliklerde bahsederken el altından hissettiriyor. Neyse o abimizlede güzel bir sohbetimiz oldu,neredeyse tüm dediklerini kitledim boğazına ama kendi kaşınmıştı 🙂

Şimdi gelelim fasülye nin faydalarına; ben artık kendi adıma böyle sohbetlere girmekten, hiç tanımadığım insanlardan abuk sabuk nasihatlar almaktan sıkıldım,bu ülkede kahvelerde günde binlerce hükümet yıkılır binlercesi yine kurulur,biri olaya sağdan bakar biri soldan,keşke olaylar bu kadar basit ve onlara çözümler bulmakta kahvede oturmak ve okey oynamak kadar kolay olsa. Burdan sakın eleştri olmasın gibi bir anlam cıkmasınben eleştrinin,muhalefetin ve rekabetin her zaman kaliteyi ortaya cıkarcağına inanıyorum.Herkesin her konuda konuşmaya hakkı var ama bu dialoglar hiç bitmeyecek anlaşılan. Ama biri biz gençleri kurtarsın artık 🙂

AK Parti, Güneydoğu ve oligarşik despotizm

Bugün gazeteleri karıstırırken uzun süredir okumadığım güzellikte bir yazı okudum.Yazının yazarı ülkemizin çok iyi tanıdığı isimlerden biri olan Hasan Celal Güzel. Umarım ki içinizde bu ismi ilk kez duyan yoktur. Hasan Bey bu ülke siyasetini ilkiklerine kadar yaşamış ve bu olayı en iyi özümsemiş biridir.Hasan Bey’in bugün radikal gazetesin de yazdığı yazının başlıgı benim bu başlıga attığım başllık.yazı üzerinde hiçbir oynama yapmadan olduğu gibi buraya copy paste denilen olayı gerekleştirerek ekliyorum…Eğer gazetede bu yazıyı okumadıysanız buradan okumasınızı şiddetle tavsiye ederim.Çünkü ögrenilecek çok güzel kelimeleri bir araya getirmiş sevgili yazar..lafı uzatmadan yazıyı sizlerle paylaşayım:

İçinden kıs kıs gülerek ‘Canım, hukuk var; hukukun sonucunu bekleyelim’ diyenlerin dışında, Türkiye’de, hattâ dünyanın her yerinde, AK Parti’nin kapatılma dâvası, bir hukuk meselesi olarak değil, iktidar mücadelesi olarak görülüyor. Ağzınızla kuş tutsanız, yedi ay önce oyların yarısını alarak parlamentonun beşte üçlük (yüzde 62’lik) çoğunluğunu elde etmiş ve tek başına iktidara gelmiş bir siyasî partinin kapatılmak istenmesini, birazcık demokrasi terbiyesi olan kimseciklere anlatamazsınız. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü, ‘çoğunlukçuluk’ gibi yeni terimler icat ederek meşrulaştırmaya çalışmak, dünyanın yuvarlak olmadığını, iki kere ikinin dört olmadığını iddia etmek gibi bir şeydir.
Ortada, oligarşik despotizmin lâikliği bahane ederek yargı üzerinden yürüttüğü bir ‘iktidar kavgası’ vardır. Milletimiz bu kavgayı, 27 Mayıs’tan beri yaşıyor ve mahiyetini de çok iyi biliyor.
* * *

Türkiye’deki jakoben oligarşinin âdeta bir vehim ve paranoya hâline getirdiği iki senaryo vardır:
Birinci Senaryo’ya göre, câhil halkın(!) seçtiği iktidardaki çoğunluk, Cumhuriyet’in lâiklik ilkesini aşındıracak ve Türkiye’yi din devleti hâline dönüştürüp ‘çağdaş yaşamı’ ve demokrasiyi ortadan kaldıracaktır. Öyleyse, demokrasiyi kaldıracak olanlara demokratik hakların tanınması yanlıştır (Türk jakobenizminin ana tezi).
İkinci Senaryo’ya göre, Türkiye’yi parçalamak isteyen dış güçlerin müdahalesi, iktidardaki popülist(!) politikacıların tavizleriyle ve ayrılıkçı-ırkçı Kürtçü hareketler neticesinde Türkiye bölünecektir. AB süreci de bu bölünmeye hizmet etmektedir.
Türkiye’deki demokrasiyi içine sindirememiş oligarşik despotizmin dayatma gerekçesinin arkasında bu iki kuruntu yatmaktadır.
AK Parti İktidarı bakımından bu senaryolar incelendiğinde her ikisinin de vârit olmadığı görülür. Her ülkede görülebilecek çok az sayıdaki marjinal gruplar dışında, Türkiye’de din devleti kurulması talebinde bulunan yoktur. Esasen, Osmanlı Dönemi’nden beri bilâkis modernleşme eğilimi ağır basmaktadır. AK Parti’nin beşbuçuk yıllık iktidarı süresince de, hızlı bir demokratikleşme ve modernleşme programının uygulandığı görülmektedir.
Diğer taraftan, Türkiye’nin bölünmesi ve haritasının değiştirilmesi, Batı’nın hep gündeminde olmuştur. Terör örgütünün güdümündeki siyasî Kürtçülük hareketinin nihaî hedefinin, Türkiye’nin bölünmesi olduğu da doğrudur. Lâkin, merhum Özal’dan sonra Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükûmetleri, -bazı hatâlar haricinde- uyguladıkları doğru politikalarla, Güneydoğu sorununun çözümünde başarılı bir merhaleye ulaşabilmişlerdir.
* * *
Irkçı-bölücü Kürtçülerin siyasî temsilcisi olan DEHAP, 2002 Genel Seçimlerinde, toplam oyların yüzde 6,14’ü oranında 1.933.680 oy almıştır. Buna mukabil, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, bağımsız adaylarla seçime giren DTP’nin aldığı oylar yarıya inmiştir. Şöyle ki, 2007’de bütün bağımsızların toplam oyu yüzde 5,32 oranındadır ve 1.864.971’dir. Bu miktarın içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu, Mesut Yılmaz, Ufuk Uras ve diğer DTP’li olmayan bağımsızların önemli miktardaki oyları da vardır. Çeşitli tahminlere ve hesaplamalara göre, DTP oylarının 1.100.000 ile 1.200.000 civarında olduğu, bunun da yüzde 3-3.5’luk bir orana tekabül ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, PKK mihverindeki siyasî partilerin kalesi sayılan birçok seçim çevresinde AK Parti’nin öne çıktığı görülmektedir.
Bu durum, AK Parti İktidarı’nın Güneydoğu meselesinin çözümünde önemli mesafeler katettiğini göstermektedir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden, devletin üniter yapısından taviz verilmeden bu noktaya ulaşılması, Türkiye bakımından memnuniyet verici bir vakıadır.
Hâl böyleyken, AK Parti’nin kapatılmak istenmesi, oligarşik despotizmin içine düştüğü korkunç bir çelişkidir. Bu takdirde, sözümona devletin bütünlüğü için demokrasiyi feda etmeye kalkışanlar, aslında bindikleri dalı kesmektedirler.
* * *
Şu tarihî gerçeği hiç unutmamalıyız: İttihatçılar da hiç şüphesiz vatansever idiler. Fakat bu vatanseverlikleri, 1909 ile 1914 arasındaki 5 yıllık bir dönemde, koskoca İmparatorluğu dağıtmalarını engelleyemedi. Şimdi bizim Yeni İttihatçılar, jakoben oligarşik despotlar da, ‘Cumhuriyet, lâiklik’ diye diye, halâskarane, vatanperverane çığlıklar atarak Türkiye’ye en büyük zararı verdiklerinin farkında değiller…
AK Parti’nin kapatılması, Türkiye’de en fazla bölücü-ırkçı Kürtçülerin işine yarayacaktır.

HASAN CELAL GÜZEL

yazının kaynagı…

Hasan Celal Güzel’i tanımayan ve kim olduğunu öğrenmek isteyeniniz varsa da burdan o nun hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz…

Bu yazı için sevgili yazarımıza saygı ve selamlarımı sunar çok ama çok teşekkür ederim.

Bugün 29.12.2007… 2007’ye bir göz atalım mı?

soğuk olması gereken kış günlerinde bir cumartesi sabahı izmir’in güneşli ve azcık serin sabahına uyanmanın tadı bir başka oluyor inanın.2007 yılını tarihin tozlu sayfalarına kaldırmamıza enine boyuna 2gün kaldı,2.günün gecesinde artık 2007 yılı sona ermiş olacak.ve böylece bende izmirde ilk defa bir yılbaşı geçirmiş olacağım ve muhtemelende yalnız başıma gireceğim yeni yıla 🙁

aslında bugün bu yazıya başlarkenki niyetim 2007 yılında gerek dünyada gerekse Türkiye’de olan belli başla olayları kendi dilimce yazıp çizmekti ama inanın içimden hiç sağa sola bulaşmak gelmiyor. azıcık güncel hayatla lgisi olan herkes zaten bu yıl içinde neler olup bitiğini biliyorlar.

-bence 2007 yılının gündemi dünya üzerinde küresel ısınmanın etkisini iliklerimize kadar hissetmemizdi,bunun etkilerini ülkemizdede aşikar biçimde gördük,ilk bahardan itibaren başlayan sıcaklar ve susuzluk ülkemizi neredeyse kızarmış piliçe cevirdi.
tabi bu bizim için böyleydi bizim dısımızdaki birçok ülkede sellerle boğustu çünkü küresel ısınma tek boyutlu bir facia değildi..dünyanın her tarafında binlerce insan bu sebeble hayatını kaybetti. Okumaya devam et “Bugün 29.12.2007… 2007’ye bir göz atalım mı?”