Archive for the ‘ siyaset ’ Category

Referandumda EVET

Selamlar Efenim;

Yine bir seçimin arifesinde sizlerle birlikteyiz. Aslında bu sefer bizim zihinlerimizdeki gibi bir seçim değil. Yani bir partiyi ya da onun bize sunduğu adayları değil geçmiş dönemde ülkemizin yönetilmesi için bizlerin önüne sunulan anayasamızın bazı maddeleri oylayacağız. Ya Evet diyeceğiz ya da Hayır yani bir seçim yapacağız. Ya Evet deyip hükümet yanlısı olarak yaftalanacağız ya da Hayır deyip muhalefet yanlısı olarak.

Garip değil mi?

İnsanın verdiği bir karar doğrultusunda ‘ötekileştirilmesi’.

Birisine hiç çekinmeden sen bizden değilsin denilebilmesi.

Bence garip. Hem de çok garip.

Dün Üsküdar meydanında CHP İstanbul il başkanı vardı, müzik olarak Edip Akbayram’ın meşhur nağmeleri çalıyordu; ‘güzel günler göreceğiz çocuklar, vapurları maviliklere süreceğiz, güzel günler göreceğiz güneşli günler’ şeklinde ve şu an arkamdaki caddeden de CHP seçim propaganda aracı yüksek sesle ‘HAYIR’ şeklinde bağırarak geçiyor.

Acaba bu hayır neyin hayrı ya da şerri?

Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Müsvette Siyasi E-Dergi

Bundan 3-4 ay önce bir arkadaşım vasıtasıyla bir e-dergi ile tanıştım. Adı müsvette… Müsvette sanal bi e-dergi. Yani internet üzerinden yayın yapıyorlar. Kullandıkları dilleri de, yazdıkları konuları da gerçekten isimlerinde ki siyasi kelimesini dolduruyor. Kanımca herkese hitap eden bir dergi olmamakla birlikte birçok kişinin okumasa dahi en azından aylık olarak internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanan bu dergiye bir göz atmasından yanayım. Kanımca onların asıl hedef kitlesi içinde ben de yokum, çünkü takip ettiğim kadarıyla (tanıdıktan sonra tüm yazılara mümkün oldukça göz attım) siyasi renklerimiz pek uyuşmuyor. Ama bilmem hatırlar mısınız bir derginin ‘size gazeteler yetmez’ diye bir sloganı vardı. Buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ‘gazete-LER’ buradaki çoğul ekine de sonuna kadar destek veriyorum. Maalesef tek bir gazetenin yetmediği gibi bence gündemi olanı biteni takip etmek için gazetelerde yetmiyor. Blogküre içinde yer almamdan dolayı internet ile baya haşır neşirim bu sayede kendim lay lay lom yazılar yazsam da, geyik muhabbeti yapsam da bir şekilde çok destekli ve güzel yazılar yazan bloglar ile, e-dergiler ile, güzel paylaşımlarda bulunan forum siteleri ile karşılaştığımda mümkün oldukça takip etmeye çalışıyorum. İşte Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi’de bunlardan bir tanesi. Yazıları okurken sizi sıkabilir, dilleri ağır gelebilir, ama bence her ayın neredeyse ilk 5 günü içinde yayınlanan bu dergiye bir göz atmakta fayda var. Ben buna benzer bir platformda yazılar yazsam, onlar beni okurlar mıydı bilmiyorum ama Derginin editörü sevgili Görkem Özizmirli’ye ve ekibine kelimelerinin bitmemesi dileklerimle başarılarının devamını dilerim. Her ne kadar aynı referans çevresini paylaşmasak da mümkün oldukça sizi takip etmeye çalışacağım. Umarım bu küçük tanıtım yazım hoşunuza gider. Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi sitesine gitmek için tıklayınız

Son olarak üst kısmı bitirdikten sonra Müsvette Mart sayısında yer alan, Reklamcılık ile ilgili olan ve Görkem Özizmirli’nin yazdığı bir kitap tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap İncelemesi: “Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji” – Judith Williamson
Orijinal Adı: Decoding Advertisement, Reklamların  Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji, Judith Williamson, çev: Ahmet Fethi, Ütopya Yayınevi, 2001

Judith Williamson’ın Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji kitabı reklamlarda neyin ne şekilde bize ustalıkla aktarıldığını anlatmaktadır. Bu ustalık, insanı ve iradesini metalaştıran reklamlar sisteminin bel kemiğidir iddiasıyla yola çıkan kitap; Lévi-Strauss, Saussure ve Freud üzerine kuruludur ve bu temelle reklam sistemlerini yapısalcı bir yöntemle yaklaşarak çözmeye çalışmaktadır. Kitabın yapısalcı bir analizle yola çıkmış olması, dil analizlerini ve reklamları parçalama yolunu sıklıkla kullanmasına neden olmuş, bu da kitabı edebi yönden daha ilgi çekici hale getirmiştir. Kitap, ideoloji ve reklam çözümlemesini aynı anda ele alarak ideolojinin özel yaşama ve kamu yaşamına müdahalesini apaçık ortaya sermektedir. Unutmamalıyız ki televizyon, gazete ve diğer tüm iletişim araçları ile ideoloji artık evlerimizde, yatak odalarımızdadır. Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

30 Mart sabahı Ümraniye’nin siyasi rengi ne olur???

Başlıktaki soru ne kadar açık değil mi?
Evet 30 mart sabahı İstanbul’un Ümraniye ilçesi hangi partinin adayının olacak?

Şimdi diyeceksiniz ki ‘sen niye direk Ümraniye hakkında böyle bir yazı yazıyorsun’ diye. Cevabım açık; ben Ümraniye’de yaşıyorum ve 30 mart itibari ile önümüzdeki 5 yıl için Ümraniye’yi yönetecek aday, yönetim ve parti hakkında kayıtsız kalmak istemeyip, fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu başlığım altında sizlere 3 başkan adayından bahsedeceğim. Bunlar Ak Parti’nin adayı ve şu anki aktif başkan Sn. Hasan CAN, 94-04 yılları arasında önce Refah Partisinden, sonra Fazilet ve Saadet Partilerinden 10 yıl süreyle Ümraniye Belediye Başkanlığı görevinde bulunmuş ve tekrardan Saadet Partisi Ümraniye Belediye başkan adayı olan Sn. Mehmet BİNGÖL ve son olarak hakkında pek bilgi sahibi olmadığım Cumhuriyet Halk Partisi Ümraniye Belediye Başkan Adayı Sn. Adil AKTAN.

       Ve sözlerime şu an ki aktif belediye başkanı ve seçimin en büyük galibiyet adayı olan Ak Partili Sayın Hasan CAN ile başlamak istiyorum. Hasan CAN 2004 yerel seçimlerinde Ak Parti’den Ümraniye Belediye  Başkanı adayı olmuş ve bu seçimi kazanıp belediye başkanı olma şansını elde etmiş  ve şu gün itibariyle 5 yıldır Ümraniye Belediye Başkanlığını yürütmekte olan biri. 
 
29 Mart 09 yerel seçimlerinde de bence bu görevine devam etmeyi sürdürecek. Çünkü halihazırda Ümraniye’de Ak partinin oyları yüzde 50 civarında seyretmekte. Ak parti yada Hasan Can’a tepki gösterenler, Hasan Can’ın ve ekibinin yaptıkları hizmetlerden çok onların bireysel  özelliklerine karşı tepkiler vermekteler, nasıl mı? Hasan Can soğukmuş, ani ve sert tepkiler veriyormuş, halkla iç içe değilmiş? Ama Ümraniye’ye  20’nin üzerinde kültür merkezi yaptırmış, şu kadar metreküp asfalt döktürmüş, sağlık taramaları yaptırmış, Ümraniye’nin en büyük eksiği olan Nikah Sarayını kazandırmış, tüm kamu kurum kuruluşlarıyla ortak çalışmalarda bulunmuş( emniyet, milli eğitim, devlet hastanesi)  vb. Tabi ki bunları ve bir çok hizmeti Hasan Can kendi başına yapmadı, ekibiyle birlikte, belediye çalışanlarıyla birlikte, bizlerin verdiği paralarla yaptı ama genel olarak bu döngü başkanı öne çıkarır.

Benim bireysel fikrim, Hasan Can’ın son yerel ve genel seçimlere oranla oy kaybederek ama yeniden başkan seçileceğinden yana, yani Ümraniye’yi önümüzdeki 5 yıl içinde Ak partili  Hasan Can ve kuracağı ekibi yönetecek. Ama  bu konuda sizler neler dersiniz, inanın çok merak ediyorum???

Şimdi gelelim 2. adayımız, Sn. Mehmet BİNGÖL’e. 90’lı yılların ortasından itibaren Ümraniye Belediyesi’ni yönetmeye başlayan Bingöl, çöp faciasının ardından Ümraniye’nin değişim ve gelişimine büyük katkı sağlamış bir isim. 10 yıllık  başkanlığı süresinde belki şimdiki kadar çok imkan yoktu ama ben yinede Ümraniye’de güzel işler yaptığı kanısındayım. Birçok nokta ilk onunla asfalt gördü, ilk onunla parkına bahçesine kavuştu. Ümraniye içerisinde de çok sevilen biri, çarşıda pazarda eşiyle dostuyla yürürken, sokakta vatandaşla muhabbet ederken çok rahat bir şekilde görebilirsiniz kendisini. Ama bu seçim için ona pek vermiyorum. Çünkü Ak parti Ümraniye’de gerçekten çok güçlü durumda. Ve son seçimler Saadet Partisinin aldığı oy oranı belli, Mehmet Bingöl kendi ismiyle bu oy oranını artırsa artırsa ne kadar arttırabilir? Taş çatlasın yüzde 10 hatta 15 olsun. Bu bile yarısını yakalayamaz Can’ın yada azcık geçer ama kazanmaya yetemez kesinlikle. Artı olarak ben Saadet Partisinden artık başka bir aday beklerdim. Niye diye sorarsanız? Sn. Bingöl zaten 10 yıl belediye başkanlığı yaptı. Sonra kaybetti, gitti Saadet Partisi İstanbul il teşkilatında görev aldı, sonra genel seçimlerde millet vekili adayı oldu, şimdi tekrardan belediye başkan adayı??? Acaba Saadet Partisi içinde bu görevler için yeterli adam yok mu da, her yerde aynı isim tekrar tekrar aday oluyor???

….

Son adayımız ise Cumhuriyet Halk Partisi adayı Sn. Adil AKTAN. Açıkçası kendisi hakkında internetten bilgi edinmeye çalıştığımla yetinmek zorunda kaldım. Ve çok bir bilgiye de ulaşamadım. Yukarıda ki 2 isime karşıda inan hiç ama hiç şans vermiyorum kendisine. Niye mi? Mehmet Bingöl 2004 yılında Ümraniye’yi bir sol parti belediye başkanından emanet aldı ve bu 3 dönem 15 yıl içerisinde de sağ partiler hizmet ettiler Ümraniye’ye. Ben sol bir partinin 89-94yılları arasında ki kötü intibasının ardından hele de en büyük oy kaynaklarının Ümraniye’den sınırlarından ayrıldığı bir seçimde kazanma şansının olduğunu sanmıyorum ama onlar her hal Hasan Can ve Mehmet Bingöl’ün kapışmasından bir sürpriz yakalamayı hesaplıyor olmalılar. Ama böyle küçük bir ihtimale umut bağladılarsa da ben bir şey diyemem. Buraya Adil AKTAN hakkında pek bir şey yazamıyorum, bu da tamamen benim kendisi hakkında ki bilgisizliğim, belki gerçekten iddialı bir adaydır, Ümraniye’de sevilen sayılan bir isimdir ve yoklamalarda oy oranları iyidir. Eğer onu tanıyan bilen ve savunan arkadaşlar burada onunla ilgili bilgilerini paylaşırlarsa sevinirim.

Evet arkadaşlar ben burada kendimce bir seçim analizi yapmaya çalıştım. Bundan sonra taktir sizindir. Acaba sizler neler dersiniz? Bana katılır mısınız yoksa beni bilginizle aydınlatır mısınız bilemiyorum. Ama bu başlığın altına yorumlarınızı dört gözle bekliyorum?

(not: yapacağınız yorumlar, hakaretvari kelimeler içerdikleri takdirde maalesef onaylanmayacaktır, lütfen karşılıklı saygı çerçevesinde kendi siyasi düşüncelerimizi savunalım yada objektif yorumlar atmaya çalışalım. Şimdiden anlayışınız için teşekkür ederim.)

SocialTwist Tell-a-Friend

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili

 

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de ege-koop tarafından düzenlenen  ‘29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ve Aday Profili’ adlı bir seminere katıldım. Seminere giderken ki aklımda ki tek düşünce İzmir gibi Türkiye için önemli noktaların başında gelen bir ilimizde, ege-koop gibi önemli bir kurumun düzenlediği, oturum başkanlığını Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Ege-Koop Danışma Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Önen üstlendiği, konuşmacı olarak; Gazeteci-Yazar, Ege-Koop Danışma Kurulu Başkanı Öcal Uluç’, Devlet eski Bakanı ve Danışma Kurulu Üyesi Işılay Saygın, Mazhar Zorlu Holding ve Güçbirliği Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zorlu ve Sonar Araştırma A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hakan Bayrakçı’nın katıldığı bir seminerde gerçek anlamda neler konuşulacağı, objektif bir şekilde yerel seçimlerin tartışılıp tartışılmayacağıydı. Neyse seminer, ege-koop genel başkanının sanki bir belediye başkanı edasıyla hazırlattığı reklam videosu ile başladı. İlk açılış konuşması İzmir esnaf ve sanatkarlar odası başkanından geldi. İşte ‘başkan dediğimiz, adil olmalı, o olmalı bu olmalı gibi birçok sıfat saydı konuşması içinde, akabinden gelen cümle önemliydi; ‘başkan bir sandıktan çıkar seçilir ama başkan, sandığın ve partisinin başkanı olursa olmaz, başkan yüreklerden seçilmeli ve yüreklerin başkanı olmalı, ilinde ki ilçesindeki kimseyi dışlamamalı, herkese kuçak açabilecek seviyede biri olmalıdır’ dedi. Daha sonra mikrofonu eline alan ege-koop genel başkanı Sayın Hüseyin Aslan; bir önceki konuşmacıyı tasdikleyerek, daha sert bir tutum aldı ve son sözü (bana kalırsa ben adayım dercesine) ‘İzmir için artık değişim vakti gelmiştir’ oldu. Gerek seminercilere gerek konuşmacılara gerek toplantıya katılanlara baktığımda CHP muhalifi kimseyi pek göremedim. Buna karşın şu an ki aktif İzmir belediye başkanı da chp mensubu biri. Her ne kadar artık Aziz Kocaoğlu’nun istenmediğini sağır sultan dahi duysa bile, bence bu, bu şekilde lanse edilmemeliydi. Seminerin oturum bölümünde söz alan Sayın Işılay Saygı eski bir belediyeci olarak bizlere engin bilgilerini sundu, çok güzel örnek verdi ama Saygı’da aynı uslupla ege- koop başkanını onayladı. İzmir için değişim vaktinin geldiğini üstüne basa basa belirtti. 15 yıldır süre gelen Ahmet Piriştina rüzgarının artık bitmesi gerektiğine yakın cümleler kurdu. Ama ben bu sözden eğer İzmir için değişim vakti geldiyse ve 15 yıldır İzmir i chp yönetiyor ve bir chp milletvekili İzmir için değişim vakti gelmiştir diyorsa artık İzmir için chp defteri kapanmalıdır anlamını çıkardım. Ve seminerin verimli olamayacağına karar vererek orayı terk ettim. Yine de bizlere böyle bir imkan verdiği için, ege- koop a teşekkür ederim. devamını okumak için

Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Çözüm’ü istemeyen Rum kesimi

Geçtiğimiz günlerde okulumuza yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat geldi. Bende böyle bir fırsatı kaçırmamak adına,konferansa katıldım ve kendimce notlar aldım. Sn. Talat, KIbrıs konusunda merak edilen onlarca konuya bizlerin önünde,gayet sempatik ve kendinden emin tavırlarla açıklık getirdi. Yıllardır çözülemeyen konunun çözülmesi için, gerçek anlamda gerek Türkiye Cumhuriyeti yönetimi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi olarak ellerinden gelen tüm çabayla çalıştıklarına bizleri inandırdı.

Talat , Şu an Türk ve Rum yönetimlerinin Birleşmiş Milletler önderliğinde Tam teşekküllü müzakere sürecinde olduğunu ama buna karşın bizlerin izalasyon altında olmamıza rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğine sığınarak, bilinçli kaçış içinde olduğunu üstüne basa basa belirtiyor.

Gerek Denktaş gerekse bundan önce ki Rum başkanının pek fazla çözümden yana olmadığını, buna karşın Talat’ın ve şimdi ki Rum lider Dimitris Hristofyas’ın partilerinin seçilmeden önce Annan planı üzerine ortak çalışmalar yürüttüğünü ama her ne hikmetse Rum liderin seçildikten sonra bu çalışmaları göz arde edip, herşeyi sıfırdan başlattığını söylüyor.

Ki bu gözarde etmenin ötesinde annan planını direk olarak şeytan planı olarak ilan edilmiş Rum yönetici tarafından. Bunların akabinde Rum kesiminin avrupa birliği üyesi olması sonucunda, daha rahat tavırlar sergilediğini, avrupalı devletlerin bilhassa Kıbrıs konusunda Avrupa’da  her türlü taslağı hazırlayan İngiltere’nin büyük desteğini aldığını, şu an ki durumun gerçek bir yapıcı ortamdan çok, yapıcı muğlaklık (belirsizlik) olduğunu üzülerek konuşmasına ekliyor. Çünkü hali hazırda tanınmayan kesim, ekonomik baskılar altında olan kesim Türk bölümü.Bunlarla birlikte herşeyin bir takvimle yapıldığını ama bu takvimin duyurulmasının,resmiyete dökülmesinin Rumlar tarafından engelliğini söylüyor.

Talat konuşmasına şu sözlerle devam ediyor;

Run kesiminin arkasında ki  birçok güvencesine dayanarak, bizleri Kıbrıs’ta bir azınlık grup, sanki özerk bir bölüm olmayı kabul ederek, masadan kalkmayı kabul edeceğimizi sanması ve bunları sürekli bize dayatması, onurumuzu zedeliyor. B,ze göre olması gereken çözüm, bakir doğum denen çözüm yöntemi. Yani 2 milletli, 2 toplumlu ama yepyeni sıfırdan bir devlet kurulması.

Bunun da; Siyasi eşitlik öncelikli olarak, 2 kesimlilik ve 2 toplumluğa devamın, Devletlerin eşit statüde olması, Yeni devletin ortaya çıkışının eş zamanlı yapılacak referandumlarla belirlenmesi ve garanti ve ittifak anlaşmalarının iler ki dönemde de şu an ki gibi devam etmesi durumunda gerçekleşebileceğini söylüyor. Çünkü 1963 ve 74 yılları arasında adada BM ve İngiltere olmasına karşın, çatışmaların, ölümlerin engellenemediği, Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün kıbrıslı türklerden bahsedilemeyeceğini ve Türkiye’nin garantörlüğünün hiçbir zaman ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor.

Sonuc olarak;

Şu an neredeyiz sorusuna;

Madem ki masadayız, bunca dayatmaya bunca zorlamaya karşın hala masadan kalkmıyoruz ve çözüm için umutluyuz demektir ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Çünkü çözüm onlardan çok bizim için önemlidir, bizim için hayati değerdedir, en az bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir, çünkü çözümü bulmak güvenlikten çok ekonomik değerler taşımaktadır ve bu doğrultuda ciddiyetle ve samimetle cözümü arıyoruz diyor.

Ve alkışlar eşliğinde sahneden iniyor.

…..ooooo……..oooooo……………..

Evet arkadaşlar sizler neler dersiniz bu konu üzerine. Uzun yıllardır kafamızı kurcalayan bu olay acep cözüme ulaşır mı? Ulaşın çözüm nelere gebe olur? KIbrıs hiç bir şey olmasın 1571 yılında türk eline geçmiş bir toprak, ve üzerinde binlerce sehidimizin kanı var. Çözüm bulunursa acaba gerçek bir çözüm olmuş olacak mı sizce???

SocialTwist Tell-a-Friend

Samuel P. Huntington – Medeniyetler çatışması

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI ve dünya düzeninin yeniden kurulması. Bu kitap Samuel P. Huntington’un 1993 yılında Foreign Affairs adlı dergi de ki yazmaya başladığı ‘Medeniyetler Çatışması mı’ adlı bir makalenin büyük ilgi görmesi sonucunda tezleşip kitaplsmış hali. Kitap hakkında onlarca prof’un, doçent’in, araştırmacının, çok güzel ve geniş değerlendirmelerini tartışmalarını bulmak mevcut.Onlar dururken benim burada kitap değerlendirmesi yapmam,gerçekten abest kaçar.

Bu kitap öyle, benim yaptığım gibi yani roman gibi ele alınıp okunacak bir kitap değil. İçinde boğulursunuz benden söylemesi. Ama hani derler ya hatır için çiğ tavuk yenirmiş, varsın kafa patlata patlata bir kitap okunsun çok mu? Aslında çok önce okuyacaktım ama yazın sınavlardı, ameliyattı filan derken, bi 10 gün önce anca bitirebildim. Şimdi sırada fukuyama‘nın bir kitabı var inşallah.

Dedim ya kitap derin kitap, 5 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 484 sayfa okuma alanına sahip, artık olarak yaklaşık 50 sayfa notlar bölümü var.Ben kitabı cem kitabevinden aldım. Etiket fiyatı 32 ytl ama güzellik yapıyorlar fiyatta.

Kitap’ın arka sayfasında bence satış politikasından dolayı, Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan’ın bazı sözleri yer alıyor.

‘Avrupa Birliği, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlarsa Medeniyetler Çatışması’nın bir realite olmadığını, medeniyetler arası uyumun mümkün olduğunu İslam dünyası görecektir’ R.T.Erdoğan’ın Wall street journal’a vermiş olduğu röportajdan.

Yine;

Huntington’un bir numaralı ortağı olarak sayabileceğimiz Fukuyama ise kitap hakkında; ‘Alanında çok çarpıçı bir kitap.Günümüzde yaşanan uluslar arası siyasi entrikaları anlamamızı sağlıyor’ diyor.

Medeniyetler Çatışması içeriği,detayları ve reddi hakkında ki birçok bilgiye Wikipedia aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Ama bu beni sarmaz derseniz derinsular.com’da güzel bir kitap analizi yapılmış.

Eh artık olmadı google’ye bir zahmet ‘medeniyetler çatışması’ yazıverin, tabi benim siteme direk olarak gelmediyseniz…

SocialTwist Tell-a-Friend

Yerel seçimlere doğru giderken

 

Bu ara ne kadar çok seçim gördük ya da bu ismi çok fazla duyar olduk. Yereli olsun geneli olsun hatta YÖK üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri vb seçimleri olsun artık anı anına takip eder olduk.

       Bunu yadırgamıyorum ama geçmiş dönemlerde genel ve yerel seçimlerde dahi seçmen kitlesi içinde fazla insanın sandığa gitmediği bir ülkede seçimlerin bu kadar hayatımız içine girmesinin ve takip edilmesinin nedenini merak ettim.

       2002 genel seçimlerinden sonra bu kelimenin hayatımıza çok fazla girmeye başladığı kanısındayım. Ben ilk oyumu 2004 yerel seçimlerinde kullandım. Onun ardından bir genel seçim daha gördüm ve şimdi yine yerel seçimler kapımızda. Eğer bir aksilik, erkenlik çıkmadığı takdirde (şimdilik aralık – ocak gibi erken seçim dedikoduları olsa da) önümüzde ki 2009 yılının Mart ayında bir yerel seçim yaşayacağız. Bunun habercisi olarak son günlerde televizyon ekranlarında gereksiz ve çirkin tartışmalar yaşanmakta. İktidar, ana muhalefet ve medya tasvip edilemeyecek bir şekilde acayip söylemlerini bizlerden esirgemeyerek asıl yüzlerini gösterircesine birbirlerine saldırmaktalar.

        Neyse açıkçası konumuz bu değil.

En son 2004’te yapılan yerel seçimlerde ki oy yüzdeleri şu şekilde.

İl Genel Meclis oylarının yüzdelerine göre dağılımı:
Toplam Sandık: 173.797
Açılan Sandık Oranı: Yüzde 100
Kullanılan Oy: 33.087.895
Açılan Sandık: 173.797
Toplam Seçmen: 43.337.733
Geçerli Oy: 32.101.184
Partilere göre:
 AKP: yüzde 41,67
 CHP: yüzde 18,27
 MHP: yüzde 10,10
 DYP: yüzde 9,95
 SHP: yüzde 5,10
 SP: yüzde 3,97
 GP: yüzde 2,58
 ANAP: yüzde 2,52
 DSP: yüzde 2,13
 BBP: yüzde 1,15
 BGMZ: yüzde 0,70
 BTP: yüzde 0,48
 DP: yüzde 0,39
 YTP: yüzde 0,32
 TKP: yüzde 0,26
 İP: yüzde 0,25
 EMEP: yüzde 0,06
 ÖDP: yüzde 0,04
 ATP: yüzde 0,04
 Millet Partisi: yüzde 0,03
 LDP: yüzde 0,00

Belediye başkanlığı oylarının yüzdelerine göre dağılımı:

 AKP: yüzde 41.9
 CHP: yüzde 21,7
 MHP: yüzde 8,6
 DYP: yüzde 8,2
 SHP: yüzde 5,9
 SP: yüzde 4,5
 GP: yüzde 2,6
 ANAP: yüzde 2,3
 DSP: yüzde 2,0

Yani sizinde tablolardan anlayacağınız üzere Ak Parti 2004 yerel seçimlerinde Türkiye’yi silmiş süpürmüş. Öyle ki muhalefet niteliğindeki ilk 5 partinin oylarını toplayınca anca Ak Parti oylarına denk geliyor. Bu da ki mi kesimler istese de istemese de o her zaman ki söylemi ortaya çıkarıyor; ‘yüzde 40 oyu aldılar … ‘ . İşte bu seçimlere 6 ay kala artık ki mi partiler adaylarını açıklamaya başladı, ki mi partiler ilçe kongrelerini yapıyor, kimileri ise nabız yoklama çalışmalarına devam etmekte. Muhalefettekiler şu an başkanlık koltuklarında oturan kişiler için gerek aslı olan gerek asılsız iddalar ile çeşitli söylemlerde çeşitli yolsuzluk ithamlarında bulunuyor. Bunlara ki misi ateş olmayan yerden duman çıkmaz derken ki misi yalan deyip gülüp geçiyor. Ama benim inancım şu ki; bir yerde gerçek anlamda muhalefet varsa orada kalite ortaya çıkar aynı ticarette rekabetin kaliteyi ortaya çıkardığı gibi. Bu seçimlerde benim en büyük beklentim düzeyli rekabet ve gerçekten yöneticilik yapabilecek kişilerin halkın önüne yönetici adayı olarak çıkmaları. Burada en büyük rol bence yine başbakana düşmekte çünkü o genel seçimlerde yaptığı gibi cesaretli davranıp şimdi ki başkanların neredeyse Psini değiştirmesi ya da gerçekten layıkıyla görev yapan başkanlarla yola devam etmesi. Çünkü eğer bir yerde düzenbazlık varsa yolsuzluk varsa o başkanın oradan gitmesi lazımdır ya da gerçek anlamda yüzde 40 üzeri oy alıp bu 5 yıllık zaman içinde kaliteli bir yönetim sergileyen başkanların devam etmesi de muhalefet partilerinin daha fazla çalışması anlamına gelir.

   Akabinde bir de büyük ilçelerin bölünmesi ya da birkaç tane beldenin bir araya gelmesi ile yeni ilçelerin oluşturulması konusu var. Ben bu konunun sonuna kadar arkasındayım çünkü artık İstanbul ve İzmir gibi illerde ki kimi ilçeler Anadolu’daki illerden büyük ve ilçelerin aldığı ödenekler tüm hizmetleri karşılamaya yetmez durumda. Bu sebeple ilçelerin bölünmesinde ben art niyet aramamaktayım çünkü oraları ille de Ak Parti kazanacak diye bir şeyde yok açıkçası.

    Bu konu bence çok ama çok sular götürür ardından. Ben 2009 yerel seçimlerinin vatanımız için en hayırlı şekilde geçmesini diliyorum. Umuyorum ki hak edenler kazanır ve genel yönetimin temelini oluşturan yerel yönetimler ülkemizde layıkıyla temel görevlerini yerine getirir bir duruma gelir.

SocialTwist Tell-a-Friend

ben ergenekonun avukatıyım…

Ben ergenekonun avukatıyım… Deniz Baykal Chp genel Başkanı

Deniz bey’e buradan biyerimizle gülmekle birlikte, dünkü grup toplantısında ve bundan önceki tüm beyanlarında ergenekoncuları niye desteklediğini şimdi anlamış bulundğumuzu belirtiriz. Meğersem deniz beyde ergenekoncuymus…

saygı ve selamlarımızla

kaynak 1

kaynak 2

lütfen okuyunuz efenim…

SocialTwist Tell-a-Friend

kapatmaya hayır…

Ve sonunda,aylardır beklenen karar açıklandı ve Türkiye tarihinde belki de ilk kez bir demokratik karar verildi. Anayasa mahkemesi asılsız iddealar üzerine açılan davada doğru kararı verdi ve demokrasi tarihimize ilk kez bu kadar büyük ve önemli bir karar eklenmiş oldu. Oysa ki birçok siyaset bilimci dahi anayasa mahkemesinin iç yapısından ve üyelerin özelliklerinden dolayı kapatma kararı çıkacağından emindiler. Neyse ki beklenen olmadı. BENİMDE AYLAR ÖNCE YAZDIĞIM KAPATIN GİTSİN YAZISI BOŞA GİTTİ …

SocialTwist Tell-a-Friend

DESTEKLEYENLER

DESTEKLİYORUM