Archive for the ‘siyaset’ Category

Çözüm’ü istemeyen Rum kesimi

GeçtiÄŸimiz günlerde okulumuza yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin CumhurbaÅŸkanı Sn. Mehmet Ali Talat geldi. Bende böyle bir fırsatı kaçırmamak adına,konferansa katıldım ve kendimce notlar aldım. Sn. Talat, KIbrıs konusunda merak edilen onlarca konuya bizlerin önünde,gayet sempatik ve kendinden emin tavırlarla açıklık getirdi. Yıllardır çözülemeyen konunun çözülmesi için, gerçek anlamda gerek Türkiye Cumhuriyeti yönetimi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi olarak ellerinden gelen tüm çabayla çalıştıklarına bizleri inandırdı.

Talat , Şu an Türk ve Rum yönetimlerinin Birleşmiş Milletler önderliğinde Tam teşekküllü müzakere sürecinde olduğunu ama buna karşın bizlerin izalasyon altında olmamıza rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğine sığınarak, bilinçli kaçış içinde olduğunu üstüne basa basa belirtiyor.

Gerek DenktaÅŸ gerekse bundan önce ki Rum baÅŸkanının pek fazla çözümden yana olmadığını, buna karşın Talat’ın ve ÅŸimdi ki Rum lider Dimitris Hristofyas’ın partilerinin seçilmeden önce Annan planı üzerine ortak çalışmalar yürüttüğünü ama her ne hikmetse Rum liderin seçildikten sonra bu çalışmaları göz arde edip, herÅŸeyi sıfırdan baÅŸlattığını söylüyor.

Ki bu gözarde etmenin ötesinde annan planını direk olarak ÅŸeytan planı olarak ilan edilmiÅŸ Rum yönetici tarafından. Bunların akabinde Rum kesiminin avrupa birliÄŸi üyesi olması sonucunda, daha rahat tavırlar sergilediÄŸini, avrupalı devletlerin bilhassa Kıbrıs konusunda Avrupa’da  her türlü taslağı hazırlayan İngiltere’nin büyük desteÄŸini aldığını, ÅŸu an ki durumun gerçek bir yapıcı ortamdan çok, yapıcı muÄŸlaklık (belirsizlik) olduÄŸunu üzülerek konuÅŸmasına ekliyor. Çünkü hali hazırda tanınmayan kesim, ekonomik baskılar altında olan kesim Türk bölümü.Bunlarla birlikte herÅŸeyin bir takvimle yapıldığını ama bu takvimin duyurulmasının,resmiyete dökülmesinin Rumlar tarafından engelliÄŸini söylüyor.

Talat konuşmasına şu sözlerle devam ediyor;

Run kesiminin arkasında ki  birçok güvencesine dayanarak, bizleri Kıbrıs’ta bir azınlık grup, sanki özerk bir bölüm olmayı kabul ederek, masadan kalkmayı kabul edeceÄŸimizi sanması ve bunları sürekli bize dayatması, onurumuzu zedeliyor. B,ze göre olması gereken çözüm, bakir doÄŸum denen çözüm yöntemi. Yani 2 milletli, 2 toplumlu ama yepyeni sıfırdan bir devlet kurulması.

Bunun da; Siyasi eÅŸitlik öncelikli olarak, 2 kesimlilik ve 2 toplumluÄŸa devamın, Devletlerin eÅŸit statüde olması, Yeni devletin ortaya çıkışının eÅŸ zamanlı yapılacak referandumlarla belirlenmesi ve garanti ve ittifak anlaÅŸmalarının iler ki dönemde de ÅŸu an ki gibi devam etmesi durumunda gerçekleÅŸebileceÄŸini söylüyor. Çünkü 1963 ve 74 yılları arasında adada BM ve İngiltere olmasına karşın, çatışmaların, ölümlerin engellenemediÄŸi, Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün kıbrıslı türklerden bahsedilemeyeceÄŸini ve Türkiye’nin garantörlüğünün hiçbir zaman ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor.

Sonuc olarak;

Åžu an neredeyiz sorusuna;

Madem ki masadayız, bunca dayatmaya bunca zorlamaya karşın hala masadan kalkmıyoruz ve çözüm için umutluyuz demektir ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız. Çünkü çözüm onlardan çok bizim için önemlidir, bizim için hayati değerdedir, en az bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir, çünkü çözümü bulmak güvenlikten çok ekonomik değerler taşımaktadır ve bu doğrultuda ciddiyetle ve samimetle cözümü arıyoruz diyor.

Ve alkışlar eşliğinde sahneden iniyor.

…..ooooo……..oooooo……………..

Evet arkadaşlar sizler neler dersiniz bu konu üzerine. Uzun yıllardır kafamızı kurcalayan bu olay acep cözüme ulaşır mı? Ulaşın çözüm nelere gebe olur? KIbrıs hiç bir şey olmasın 1571 yılında türk eline geçmiş bir toprak, ve üzerinde binlerce sehidimizin kanı var. Çözüm bulunursa acaba gerçek bir çözüm olmuş olacak mı sizce???

 

Samuel P. Huntington - Medeniyetler çatışması

MEDENİYETLER ÇATIÅžMASI ve dünya düzeninin yeniden kurulması. Bu kitap Samuel P. Huntington’un 1993 yılında Foreign Affairs adlı dergi de ki yazmaya baÅŸladığı ‘Medeniyetler Çatışması mı’ adlı bir makalenin büyük ilgi görmesi sonucunda tezleÅŸip kitaplsmış hali. Kitap hakkında onlarca prof’un, doçent’in, araÅŸtırmacının, çok güzel ve geniÅŸ deÄŸerlendirmelerini tartışmalarını bulmak mevcut.Onlar dururken benim burada kitap deÄŸerlendirmesi yapmam,gerçekten abest kaçar.

Bu kitap öyle, benim yaptığım gibi yani roman gibi ele alınıp okunacak bir kitap deÄŸil. İçinde boÄŸulursunuz benden söylemesi. Ama hani derler ya hatır için çiÄŸ tavuk yenirmiÅŸ, varsın kafa patlata patlata bir kitap okunsun çok mu? Aslında çok önce okuyacaktım ama yazın sınavlardı, ameliyattı filan derken, bi 10 gün önce anca bitirebildim. Åžimdi sırada fukuyama‘nın bir kitabı var inÅŸallah.

Dedim ya kitap derin kitap, 5 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 484 sayfa okuma alanına sahip, artık olarak yaklaşık 50 sayfa notlar bölümü var.Ben kitabı cem kitabevinden aldım. Etiket fiyatı 32 ytl ama güzellik yapıyorlar fiyatta.

Kitap’ın arka sayfasında bence satış politikasından dolayı, BaÅŸbakanımız R.Tayyip ErdoÄŸan’ın bazı sözleri yer alıyor.

‘Avrupa BirliÄŸi, Türkiye ile üyelik müzakerelerine baÅŸlarsa Medeniyetler Çatışması’nın bir realite olmadığını, medeniyetler arası uyumun mümkün olduÄŸunu İslam dünyası görecektir’ R.T.ErdoÄŸan’ın Wall street journal’a vermiÅŸ olduÄŸu röportajdan.

Yine;

Huntington’un bir numaralı ortağı olarak sayabileceÄŸimiz Fukuyama ise kitap hakkında; ‘Alanında çok çarpıçı bir kitap.Günümüzde yaÅŸanan uluslar arası siyasi entrikaları anlamamızı saÄŸlıyor’ diyor.

Medeniyetler Çatışması içeriği,detayları ve reddi hakkında ki birçok bilgiye Wikipedia aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Ama bu beni sarmaz derseniz derinsular.com’da güzel bir kitap analizi yapılmış.

Eh artık olmadı google’ye bir zahmet ‘medeniyetler çatışması’ yazıverin, tabi benim siteme direk olarak gelmediyseniz…

 

Yerel seçimlere doğru giderken

 

Bu ara ne kadar çok seçim gördük ya da bu ismi çok fazla duyar olduk. Yereli olsun geneli olsun hatta YÖK üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri vb seçimleri olsun artık anı anına takip eder olduk.

       Bunu yadırgamıyorum ama geçmiş dönemlerde genel ve yerel seçimlerde dahi seçmen kitlesi içinde fazla insanın sandığa gitmediği bir ülkede seçimlerin bu kadar hayatımız içine girmesinin ve takip edilmesinin nedenini merak ettim.

       2002 genel seçimlerinden sonra bu kelimenin hayatımıza çok fazla girmeye başladığı kanısındayım. Ben ilk oyumu 2004 yerel seçimlerinde kullandım. Onun ardından bir genel seçim daha gördüm ve şimdi yine yerel seçimler kapımızda. Eğer bir aksilik, erkenlik çıkmadığı takdirde (şimdilik aralık – ocak gibi erken seçim dedikoduları olsa da) önümüzde ki 2009 yılının Mart ayında bir yerel seçim yaşayacağız. Bunun habercisi olarak son günlerde televizyon ekranlarında gereksiz ve çirkin tartışmalar yaşanmakta. İktidar, ana muhalefet ve medya tasvip edilemeyecek bir şekilde acayip söylemlerini bizlerden esirgemeyerek asıl yüzlerini gösterircesine birbirlerine saldırmaktalar.

        Neyse açıkçası konumuz bu değil.

En son 2004’te yapılan yerel seçimlerde ki oy yüzdeleri şu şekilde.

İl Genel Meclis oylarının yüzdelerine göre dağılımı:
Toplam Sandık: 173.797
Açılan Sandık Oranı: Yüzde 100
Kullanılan Oy: 33.087.895
Açılan Sandık: 173.797
Toplam Seçmen: 43.337.733
Geçerli Oy: 32.101.184
Partilere göre:
 AKP: yüzde 41,67
 CHP: yüzde 18,27
 MHP: yüzde 10,10
 DYP: yüzde 9,95
 SHP: yüzde 5,10
 SP: yüzde 3,97
 GP: yüzde 2,58
 ANAP: yüzde 2,52
 DSP: yüzde 2,13
 BBP: yüzde 1,15
 BGMZ: yüzde 0,70
 BTP: yüzde 0,48
 DP: yüzde 0,39
 YTP: yüzde 0,32
 TKP: yüzde 0,26
 İP: yüzde 0,25
 EMEP: yüzde 0,06
 ÖDP: yüzde 0,04
 ATP: yüzde 0,04
 Millet Partisi: yüzde 0,03
 LDP: yüzde 0,00

Belediye başkanlığı oylarının yüzdelerine göre dağılımı:

 AKP: yüzde 41.9
 CHP: yüzde 21,7
 MHP: yüzde 8,6
 DYP: yüzde 8,2
 SHP: yüzde 5,9
 SP: yüzde 4,5
 GP: yüzde 2,6
 ANAP: yüzde 2,3
 DSP: yüzde 2,0

Yani sizinde tablolardan anlayacağınız üzere Ak Parti 2004 yerel seçimlerinde Türkiye’yi silmiş süpürmüş. Öyle ki muhalefet niteliğindeki ilk 5 partinin oylarını toplayınca anca Ak Parti oylarına denk geliyor. Bu da ki mi kesimler istese de istemese de o her zaman ki söylemi ortaya çıkarıyor; ‘yüzde 40 oyu aldılar … ‘ . İşte bu seçimlere 6 ay kala artık ki mi partiler adaylarını açıklamaya başladı, ki mi partiler ilçe kongrelerini yapıyor, kimileri ise nabız yoklama çalışmalarına devam etmekte. Muhalefettekiler şu an başkanlık koltuklarında oturan kişiler için gerek aslı olan gerek asılsız iddalar ile çeşitli söylemlerde çeşitli yolsuzluk ithamlarında bulunuyor. Bunlara ki misi ateş olmayan yerden duman çıkmaz derken ki misi yalan deyip gülüp geçiyor. Ama benim inancım şu ki; bir yerde gerçek anlamda muhalefet varsa orada kalite ortaya çıkar aynı ticarette rekabetin kaliteyi ortaya çıkardığı gibi. Bu seçimlerde benim en büyük beklentim düzeyli rekabet ve gerçekten yöneticilik yapabilecek kişilerin halkın önüne yönetici adayı olarak çıkmaları. Burada en büyük rol bence yine başbakana düşmekte çünkü o genel seçimlerde yaptığı gibi cesaretli davranıp şimdi ki başkanların neredeyse Psini değiştirmesi ya da gerçekten layıkıyla görev yapan başkanlarla yola devam etmesi. Çünkü eğer bir yerde düzenbazlık varsa yolsuzluk varsa o başkanın oradan gitmesi lazımdır ya da gerçek anlamda yüzde 40 üzeri oy alıp bu 5 yıllık zaman içinde kaliteli bir yönetim sergileyen başkanların devam etmesi de muhalefet partilerinin daha fazla çalışması anlamına gelir.

   Akabinde bir de büyük ilçelerin bölünmesi ya da birkaç tane beldenin bir araya gelmesi ile yeni ilçelerin oluşturulması konusu var. Ben bu konunun sonuna kadar arkasındayım çünkü artık İstanbul ve İzmir gibi illerde ki kimi ilçeler Anadolu’daki illerden büyük ve ilçelerin aldığı ödenekler tüm hizmetleri karşılamaya yetmez durumda. Bu sebeple ilçelerin bölünmesinde ben art niyet aramamaktayım çünkü oraları ille de Ak Parti kazanacak diye bir şeyde yok açıkçası.

    Bu konu bence çok ama çok sular götürür ardından. Ben 2009 yerel seçimlerinin vatanımız için en hayırlı şekilde geçmesini diliyorum. Umuyorum ki hak edenler kazanır ve genel yönetimin temelini oluşturan yerel yönetimler ülkemizde layıkıyla temel görevlerini yerine getirir bir duruma gelir.

 

ben ergenekonun avukatıyım…

Ben ergenekonun avukatıyım… Deniz Baykal Chp genel BaÅŸkanı

Deniz bey’e buradan biyerimizle gülmekle birlikte, dünkü grup toplantısında ve bundan önceki tüm beyanlarında ergenekoncuları niye desteklediÄŸini ÅŸimdi anlamış bulundÄŸumuzu belirtiriz. MeÄŸersem deniz beyde ergenekoncuymus…

saygı ve selamlarımızla

kaynak 1

kaynak 2

lütfen okuyunuz efenim…

 

kapatmaya hayır…

Ve sonunda,aylardır beklenen karar açıklandı ve Türkiye tarihinde belki de ilk kez bir demokratik karar verildi. Anayasa mahkemesi asılsız iddealar üzerine açılan davada doÄŸru kararı verdi ve demokrasi tarihimize ilk kez bu kadar büyük ve önemli bir karar eklenmiÅŸ oldu. Oysa ki birçok siyaset bilimci dahi anayasa mahkemesinin iç yapısından ve üyelerin özelliklerinden dolayı kapatma kararı çıkacağından emindiler. Neyse ki beklenen olmadı. BENİMDE AYLAR ÖNCE YAZDIÄžIM KAPATIN GİTSİN YAZISI BOÅžA GİTTİ …

 

Kapatın gitsin!

Bu siyaset ne garip iştir oldum olası anlamadım gitti.Yıllardır kurulan koalisyonların yanlışlığından yakınan siyasi düzenciler,Türk siyasi tarihinde en çok katılımın olduğu şeçimde şimdiye kadar neredeyse alınmamış bir oyla iktidara gelen bir partiyi yerden yere vurmak için yapmadığını bırakmadı.

Artık siyasi inançlarımı kaybettim diyebilirim.

Anlamıyorum,gerçekten anlamıyorum.

Muhalefet konuştu konuştu hatta saçmalamaya başladı ve sonunda kelimeleri bitti,ve devreye ordu girdi,sanal muhtıra komedisini tüm dünya gülerek izledi. Millet ve yönetimde olan hükümet her 10 yılda bir rutin olarak yapılan darbe lokumunu ilk defa yememişti ve ayakta kalmıştı,bunun üstüne birde şeçim yaşamış ondanda daha da güçlenerek çıkmıştı.

Şimdi silahta son mermi olarak yargı kaldı ve onuda oyuna alet edip hali hazırda süren davanın tarafsız kalması gereken tek tarafı olması gerekmesine rağmen onlarıda kendi taraflarına çektiler.

Neymiş bu partinin suçu?

%47 oyu bu insanlara kendini bu topraklar üstünde ÅŸeçilmiÅŸ ırk olarak görenler deÄŸil,bu ülke topraklarında ki gerçek halk verdi ama pardon unutmuÅŸum gerçek halkın yanına ‘cahil,köylü..vs..’diye bazı sıfatlar eklemeliydim.

Neyse ben herşeyi boşverdim artık,sizde bunları boşverin gitsin.

Ak parti mi gereği kalmadı,kapatılabilir.

Gereksizse söndürün.

Haydi halkçılar halkı halktan fazla düşündüğünü iddea edenler artık güç sizde,elinizden geleni ardınıza koymayın ve son noktayı koyup akp’yide ülkemizde ki parti mezarlığı içinde azcık manzaralı bir noktaya gömün gitsin.

 

mekanlarımız ve sohbetlerimiz

Evet gençler,nasılsınız bakalım? Umuyorum ki ben ortalarda yokken arkamdan iÅŸler çevirmiyorsunuz :) Aramızda ögrenci olanlar,genel olarak toplu taşıma araçlarını kullananlar yada kamuya açık olan (belediye,hastane vs ) yerlerde nadirende olsa sıra bekleyenleriniz varsa el kaldırsın. Bu yazıda yukarda saydığım mekanlarda karşılaÅŸtığımız bir sorun demeyeceÄŸim ama genelde biz gençler olarak sıkılmamıza neden olan bir durum olarak deÄŸerlendirebileceÄŸimiz bir konu hakkında birÅŸeyler yazcam. Otobüste,hastanede… biyerde otururken yanımızda ki bizden yaÅŸlı olan kiÅŸinin,memleketin neresi evladım senin,burada ögrencimisin, (eÄŸer bayansa ay kıyamam canın cıkmış bu sıcakta,bu yaÅŸta çalışıyormusun sen) gibi monolog yaÅŸamdan dialoga geçme çalışmalarının baÅŸlangıç sorularıyla karşılaşırız. Benim için büyüklerle sohbet etmek her zaman büyük zevk vermiÅŸtir. Bilmem bilirmisiniz ‘ÅŸey edibali,osmanlı kurucusu osman bey’e verdiÄŸi nasihat mektubunda da rahmetin büyüklerle birlikte olduÄŸunu özellikle nasihat etmiÅŸtir’. Ayrieten gerek saygıdan dolayı gerekse inaçlardan dolayıda yaÅŸlılara umursamazlık cinsinden bir terbiyesizlik yapmak bizlere yakışmaz. Özellikle ben kendime yakıştırmam çünkü eÄŸer nasipse birgün bizde ak saçlı ak sakallı pamuk ÅŸeker kıvamında yaÅŸlı insanlar olacağız. Ama son 2 seferde karşılaÅŸtığım insanlar gerçekten canımı sıkan dialoglar yaÅŸattılar bana.Bunlardan ilki geçtiÄŸimiz günlerde hastanede muayene sırası beklerken karşılaÅŸtım,çok güzel bir amcamız sen burda öğrencimisin diyerekten sohbete girdi ve sohbet geldi ’sosyal güvenlik yasasına’ dayandı. Amcamı bıraksanız bu ülkeyi 2 dakikada kurtaracak ama amce bey ne konuÅŸtuÄŸundan haberi var ne söylediklerinden,2-3 tane cevap verdim kendisine,verdiÄŸi soruları açıkladım,güzel oldu kıvamına geldi yolladım kendisini ama sonra bir dışarı cıktım geldim,baktım ki baÅŸka bir gençin yanına oturmuÅŸ yine ama yine aynı ÅŸeylerden bahsediyor,bi de beni görünce utandı. İkinci olayda otobüsle İzmir’den İstanbul’a gelirken gerçekleÅŸti. Bu sefer ki kahramanım 40 yaÅŸlarında ama o na kalsa Türkiye tarihini baÅŸtan aÅŸağı yaÅŸamış bir abimiz.Burda da konu otobüste ki host’tan memlun  kalmamaktan açıldı ve siyasi devrimler,ne ak partisi ne cumhuriyet dönemi kaldı ki tüm konusma epi topu 45 dakika içinde gerçekleÅŸti ve iÅŸin ilginçi abim 8 saatlik yolculuÄŸun 7 saati uyudu son 1 saatte maÅŸallah dili açıldı. O da çok radikal bir abiydi, bıraksam Türkiye’de ki tüm saÄŸcıları asacak kesecek ama bunu haklardan hukuklardan eÅŸitliklerde bahsederken el altından hissettiriyor. Neyse o abimizlede güzel bir sohbetimiz oldu,neredeyse tüm dediklerini kitledim boÄŸazına ama kendi kaşınmıştı :)

Şimdi gelelim fasülye nin faydalarına; ben artık kendi adıma böyle sohbetlere girmekten, hiç tanımadığım insanlardan abuk sabuk nasihatlar almaktan sıkıldım,bu ülkede kahvelerde günde binlerce hükümet yıkılır binlercesi yine kurulur,biri olaya sağdan bakar biri soldan,keşke olaylar bu kadar basit ve onlara çözümler bulmakta kahvede oturmak ve okey oynamak kadar kolay olsa. Burdan sakın eleştri olmasın gibi bir anlam cıkmasınben eleştrinin,muhalefetin ve rekabetin her zaman kaliteyi ortaya cıkarcağına inanıyorum.Herkesin her konuda konuşmaya hakkı var ama bu dialoglar hiç bitmeyecek anlaşılan. Ama biri biz gençleri kurtarsın artık :)

 

AK Parti, Güneydoğu ve oligarşik despotizm

Bugün gazeteleri karıstırırken uzun süredir okumadığım güzellikte bir yazı okudum.Yazının yazarı ülkemizin çok iyi tanıdığı isimlerden biri olan Hasan Celal Güzel. Umarım ki içinizde bu ismi ilk kez duyan yoktur. Hasan Bey bu ülke siyasetini ilkiklerine kadar yaÅŸamış ve bu olayı en iyi özümsemiÅŸ biridir.Hasan Bey’in bugün radikal gazetesin de yazdığı yazının baÅŸlıgı benim bu baÅŸlıga attığım baÅŸllık.yazı üzerinde hiçbir oynama yapmadan olduÄŸu gibi buraya copy paste denilen olayı gerekleÅŸtirerek ekliyorum…EÄŸer gazetede bu yazıyı okumadıysanız buradan okumasınızı ÅŸiddetle tavsiye ederim.Çünkü ögrenilecek çok güzel kelimeleri bir araya getirmiÅŸ sevgili yazar..lafı uzatmadan yazıyı sizlerle paylaÅŸayım:

İçinden kıs kıs gülerek ‘Canım, hukuk var; hukukun sonucunu bekleyelim’ diyenlerin dışında, Türkiye’de, hattâ dünyanın her yerinde, AK Parti’nin kapatılma dâvası, bir hukuk meselesi olarak deÄŸil, iktidar mücadelesi olarak görülüyor. AÄŸzınızla kuÅŸ tutsanız, yedi ay önce oyların yarısını alarak parlamentonun beÅŸte üçlük (yüzde 62′lik) çoÄŸunluÄŸunu elde etmiÅŸ ve tek başına iktidara gelmiÅŸ bir siyasî partinin kapatılmak istenmesini, birazcık demokrasi terbiyesi olan kimseciklere anlatamazsınız. Azınlığın çoÄŸunluÄŸa tahakkümünü, ‘çoÄŸunlukçuluk’ gibi yeni terimler icat ederek meÅŸrulaÅŸtırmaya çalışmak, dünyanın yuvarlak olmadığını, iki kere ikinin dört olmadığını iddia etmek gibi bir ÅŸeydir.
Ortada, oligarÅŸik despotizmin lâikliÄŸi bahane ederek yargı üzerinden yürüttüğü bir ‘iktidar kavgası’ vardır. Milletimiz bu kavgayı, 27 Mayıs’tan beri yaşıyor ve mahiyetini de çok iyi biliyor.
* * *

Türkiye’deki jakoben oligarÅŸinin âdeta bir vehim ve paranoya hâline getirdiÄŸi iki senaryo vardır:
Birinci Senaryo’ya göre, câhil halkın(!) seçtiÄŸi iktidardaki çoÄŸunluk, Cumhuriyet’in lâiklik ilkesini aşındıracak ve Türkiye’yi din devleti hâline dönüştürüp ‘çaÄŸdaÅŸ yaÅŸamı’ ve demokrasiyi ortadan kaldıracaktır. Öyleyse, demokrasiyi kaldıracak olanlara demokratik hakların tanınması yanlıştır (Türk jakobenizminin ana tezi).
İkinci Senaryo’ya göre, Türkiye’yi parçalamak isteyen dış güçlerin müdahalesi, iktidardaki popülist(!) politikacıların tavizleriyle ve ayrılıkçı-ırkçı Kürtçü hareketler neticesinde Türkiye bölünecektir. AB süreci de bu bölünmeye hizmet etmektedir.
Türkiye’deki demokrasiyi içine sindirememiÅŸ oligarÅŸik despotizmin dayatma gerekçesinin arkasında bu iki kuruntu yatmaktadır.
AK Parti İktidarı bakımından bu senaryolar incelendiÄŸinde her ikisinin de vârit olmadığı görülür. Her ülkede görülebilecek çok az sayıdaki marjinal gruplar dışında, Türkiye’de din devleti kurulması talebinde bulunan yoktur. Esasen, Osmanlı Dönemi’nden beri bilâkis modernleÅŸme eÄŸilimi ağır basmaktadır. AK Parti’nin beÅŸbuçuk yıllık iktidarı süresince de, hızlı bir demokratikleÅŸme ve modernleÅŸme programının uygulandığı görülmektedir.
DiÄŸer taraftan, Türkiye’nin bölünmesi ve haritasının deÄŸiÅŸtirilmesi, Batı’nın hep gündeminde olmuÅŸtur. Terör örgütünün güdümündeki siyasî Kürtçülük hareketinin nihaî hedefinin, Türkiye’nin bölünmesi olduÄŸu da doÄŸrudur. Lâkin, merhum Özal’dan sonra BaÅŸbakan ErdoÄŸan ve AK Parti Hükûmetleri, -bazı hatâlar haricinde- uyguladıkları doÄŸru politikalarla, GüneydoÄŸu sorununun çözümünde baÅŸarılı bir merhaleye ulaÅŸabilmiÅŸlerdir.
* * *
Irkçı-bölücü Kürtçülerin siyasî temsilcisi olan DEHAP, 2002 Genel Seçimlerinde, toplam oyların yüzde 6,14′ü oranında 1.933.680 oy almıştır. Buna mukabil, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, bağımsız adaylarla seçime giren DTP’nin aldığı oylar yarıya inmiÅŸtir. Şöyle ki, 2007′de bütün bağımsızların toplam oyu yüzde 5,32 oranındadır ve 1.864.971′dir. Bu miktarın içerisinde, Muhsin YazıcıoÄŸlu, Mesut Yılmaz, Ufuk Uras ve diÄŸer DTP’li olmayan bağımsızların önemli miktardaki oyları da vardır. ÇeÅŸitli tahminlere ve hesaplamalara göre, DTP oylarının 1.100.000 ile 1.200.000 civarında olduÄŸu, bunun da yüzde 3-3.5′luk bir orana tekabül ettiÄŸi anlaşılmaktadır.
Ayrıca, PKK mihverindeki siyasî partilerin kalesi sayılan birçok seçim çevresinde AK Parti’nin öne çıktığı görülmektedir.
Bu durum, AK Parti İktidarı’nın GüneydoÄŸu meselesinin çözümünde önemli mesafeler katettiÄŸini göstermektedir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden, devletin üniter yapısından taviz verilmeden bu noktaya ulaşılması, Türkiye bakımından memnuniyet verici bir vakıadır.
Hâl böyleyken, AK Parti’nin kapatılmak istenmesi, oligarÅŸik despotizmin içine düştüğü korkunç bir çeliÅŸkidir. Bu takdirde, sözümona devletin bütünlüğü için demokrasiyi feda etmeye kalkışanlar, aslında bindikleri dalı kesmektedirler.
* * *
Åžu tarihî gerçeÄŸi hiç unutmamalıyız: İttihatçılar da hiç şüphesiz vatansever idiler. Fakat bu vatanseverlikleri, 1909 ile 1914 arasındaki 5 yıllık bir dönemde, koskoca İmparatorluÄŸu dağıtmalarını engelleyemedi. Åžimdi bizim Yeni İttihatçılar, jakoben oligarÅŸik despotlar da, ‘Cumhuriyet, lâiklik’ diye diye, halâskarane, vatanperverane çığlıklar atarak Türkiye’ye en büyük zararı verdiklerinin farkında deÄŸiller…
AK Parti’nin kapatılması, Türkiye’de en fazla bölücü-ırkçı Kürtçülerin iÅŸine yarayacaktır.

HASAN CELAL GÜZEL

yazının kaynagı…

Hasan Celal Güzel’i tanımayan ve kim olduÄŸunu öğrenmek isteyeniniz varsa da burdan o nun hakkında çeÅŸitli bilgilere ulaÅŸabilirsiniz…

Bu yazı için sevgili yazarımıza saygı ve selamlarımı sunar çok ama çok teşekkür ederim.

 

Bugün 29.12.2007… 2007′ye bir göz atalım mı?

soÄŸuk olması gereken kış günlerinde bir cumartesi sabahı izmir’in güneÅŸli ve azcık serin sabahına uyanmanın tadı bir baÅŸka oluyor inanın.2007 yılını tarihin tozlu sayfalarına kaldırmamıza enine boyuna 2gün kaldı,2.günün gecesinde artık 2007 yılı sona ermiÅŸ olacak.ve böylece bende izmirde ilk defa bir yılbaşı geçirmiÅŸ olacağım ve muhtemelende yalnız başıma gireceÄŸim yeni yıla :(

aslında bugün bu yazıya baÅŸlarkenki niyetim 2007 yılında gerek dünyada gerekse Türkiye’de olan belli baÅŸla olayları kendi dilimce yazıp çizmekti ama inanın içimden hiç saÄŸa sola bulaÅŸmak gelmiyor. azıcık güncel hayatla lgisi olan herkes zaten bu yıl içinde neler olup bitiÄŸini biliyorlar.

-bence 2007 yılının gündemi dünya üzerinde küresel ısınmanın etkisini iliklerimize kadar hissetmemizdi,bunun etkilerini ülkemizdede aşikar biçimde gördük,ilk bahardan itibaren başlayan sıcaklar ve susuzluk ülkemizi neredeyse kızarmış piliçe cevirdi.
tabi bu bizim için böyleydi bizim dısımızdaki birçok ülkede sellerle boÄŸustu çünkü küresel ısınma tek boyutlu bir facia deÄŸildi..dünyanın her tarafında binlerce insan bu sebeble hayatını kaybetti. Read the rest of this entry »