Müşteri Çağında Müşteriyi Mağdur Eden Marka Olma Örneği @TEB

2013 yılında çalışmaya başladığım şirket maaş hesaplarımız için TEB – Türk Ekonomi Bankası ile çalışma kararı kaldı. O zaman bu banka ile çalışmaya başladım, 2015 yılında o şirketten ayrılmama karşın yine kredi kartı hesabım, tüm faturalarımın otomatik ödemesi, aracımın hgs geçişi dahil bir çok işlemi o süreçten bugüne TEB üzerinden gerçekleştirdim.

Ama gerçekleştirdiğim işlemlere karşın her ay hesabımdan ekstra ücret kesilmesinden dolayı geçtiğimiz hafta itibariyle otomatik ödemelerim (web sitesi üzerinden), hgs kartım (şubeye giderek) ve kredi kartımı (call center üzerinden) iptal ettirdim. Banka kartımı da iptal ettirecektim ama onu web sitesi üzerinden yaptırabileceğimi düşündüğüm için sonraya bıraktım. Dün de mevcut banka hesap kartımı kapattırmak için TEB internet şubesine giriş yaptım.

19.06.2017 Pazartesi günü defalarca hesap kapama işlemini denemiş olmama karşın sürekli yukarıda ekran altıntısını göreceğiniz hatayı verdi. Bu sebeple ilgili numarayı aramaya başladım. 1, 2, 3, 4, 5, 6… defalarca aradım. Kimisinde 15-16 dakikaya yakın bekledim kimisinde bekleme süresi çok uzun dilerseniz sıranız geldiğinde biz sizi arayalım diye bir sesli not verdikleri için Benim Bankam Beni Arar uygulamalarını kullandım. Ama beni aramamalarına karşın her seferinde aşağıdaki gibi sms attılar. Hat olarak Vodafone kullanıyorum, teyit amaçlı ilgili markadan bilgi alabilirler. Eğer arandıysam ve telefonu açmadıysam yani bana ulaşamadılarsa ben kendilerinden özür dileyeceğim ama çalıştırdıkları yani bu sms’i bana atma yetkisine sahip olan çalışanlar kimse ben onların yalancı ve görevlerini yapmayan çalışanlar olduğundan emin olduğumu söyleyebilirim.

Bana atılan sms’lerin ekran görüntüsü yandaki gibidir ama ben aranmadığıma eminim, (twitterda yaptığım paylaşımlarından ardından genel merkezden arayan kişi, meşgul olduğum için bana ulaşamadığını, ilgili arkadaşların böyle not tuttuğunu söyledi ama telefonumda çağrı bekletme özelliğini kullanırım, telefonum kimseye meşgul çalmaz, gelen çağrıyı ekranımda görürüm)

Bu sms’lerin ardından anladım ki ben bankaya ulaşamayacağım, bu sefer de twitter üzerinden TEB’in resmi twitetr hesabına 2-3 tweet attım. Mention geldi DM geldi derken yaklaşık 6-7 saat sonra saat 16.40 civarında  TEB Genel Merkezden 4441466 numaralı telefondan arandım. Arayan arkadaş sağolsun, gayet ilgili şekilde konuştu, yaşanan aksaklıktan dolayı özür diledi. Daha sonra işlemimin gerçekleşmesi için ben müşteri temsilcisine yönlendirdi. Müşteri temsilcisi arkadaş, önüne düşen bilgilerin benim olmadığımı söyleyerek, işlem yapamayacağını benim daha sonradan tekrar aramamı söyledi, ben de gün boyunca bankaya ulaşmaya çalıştığımı en sonunda genel merkezden aranarak kendisine yönlendirildiğimi bu sebeple kendisinin beni işlemi gerçekleştirebilecek bir kişiye yönlendirmesini rica ettim, o da bir müddet beklettin sonra şu an işlem yapamacağını ama beni geri arattıracağını söyledi ve telefonu kapattı. Bu yazımdan da anlayacağınız üzere tabi ki beni kimse aramadı. Okumaya devam et “Müşteri Çağında Müşteriyi Mağdur Eden Marka Olma Örneği @TEB”

Eğer siz erkekseniz biz değiliz!

Bkadinaban da aslında bir ananın evladıydı oğul, büyümüş güya adam olmuştu evlenmişti hatta eşi hamileydi. Her yerde böbürleniyordu erkek adamın erkek evladı olur diye. Ama annen sana hamileyken ona şiddet uyguladı, dövdü, öldüresiye dövdü, hem seni hem de anneni! Aslında doğumuna da az kalmıştı ama doğamadın be oğul. Bir erkek müşvettesinin kurbanı olarak doğmadan veda ettin hayata. Arkanda gözü yaşlı bir ana bırakarak. Sen bilmezsin ama evlat acısı zordur hem de çok zordur.

Sana bunu yapan erkektiyse, biz değiliz be oğul!

Annen, baban, sen ve küçük kız kardeşin çok güzel bir aileydiniz. Her mevsim bahar her anınız mutluluk doluydu. Ama bir gün okul çıkısı bir erkek müsvettesi daha 10 yaşındaki kız kardeşini kaçırmıştı. Aradınız, aradınız, aradınız ama nafile! Bir gün polisler çaldı kapınızı annen tüm heyecanıyla açtı kapıyı ama gelen kardeşin değil onun ölüm haberiydi! O dünyalar güzeli kız kardeşin pedofili kurbanı olmuş, taciz edilmiş, dövülmüş ve öldürülmüştü. Ardında gözü yaşlı bir baba, ana ve seni bırakarak! Kardeş acısı ne zormuş değil mi?

Kız kardeşine bunu yapan erkektiyse, biz değiliz be oğul! Okumaya devam et “Eğer siz erkekseniz biz değiliz!”

Ümraniye Meydan İstanbul AVM’de Can Güvenliğiniz Yok!

umraniye meydan avm_127.09.2014 Cumartesi akşamı saat 18.00 civarında kardeşimden bir telefon aldım, çocuk feryat figan bir şekilde “abi koş yetiş, önümüzü kestiler abi, bıçakları var abi koşş” diyordu telefonda, “oğlum nerdesiniz dedim, real meydandayız (Ümraniye Meydan İstanbul AVM) abi, çok kötüyüz çabuk gel” dedi, evden nasıl çıktığımı anlatamam. Çevre yolu üzerinden, yine meydan, Buyaka ve IKEA yüzünden olan dehşet trafiği nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum.

Cumartesi günü kardeşim ve sınıf arkadaşı, bayram alışverişi için Meydan’a gidiyorlar, kardeşimin anlattığına göre YKM mağazasından çıktıktan resimde benim kırmızı ile işaretlediğim yerde, sonra 3-4 kişilik bir grup, siz buralarda ne dolaşıyorsunuz, burası bizim mahallemiz, bizim kız kardeşlerimize mi bakıyorsunuz siz deyip kardeşime ve arkadaşına saldırıyorlar. Arkadaşını yumrukluyorlar, kardeşime yumruk atıyorlar, sağ bacağının baldır bölümünde yaklaşık 10 cm’lik bir çizik var, nasıl olduğunu anlamamış. Tam o esnada güvenlik geliyor ve ayırıyor. Saldıran çocukları bırakıyor, bizimkileri de meydanın ortasına kadar getirip, bırakıyorlar. Ben Ümraniye çarşı’da oturuyorum, oradan meydan’a giderken neyle karşılaşacağımı, yetişip, yetişemeyeceğimi bilemediğim için, civarda oturan benden daha çabuk gidebileceğine inandığım herkese haber verdim.  Okumaya devam et “Ümraniye Meydan İstanbul AVM’de Can Güvenliğiniz Yok!”

#soma Günlerimiz kömür karası, yüreklerimiz kan ağlıyor…

SOMAMillet olarak başımız sağolsun. İnşallah bir daha böyle acılar yaşatmasın bizlere. O madende emek şehidi olan tüm kardeşlerimize, ağabeylerimize rahmet, geride kalan ailelerine, sevenlerine, tüm Somalılara ve ülkemize sabırlar dilerim.

Sıkça kullandığım bir söz vardır, “ölüm ölene değil geride kalana zordur” diye. Çünkü ölen kardeşlerimizin, rızkı bitti, kendilerince kıyametleri çoktan koptu ve dünyevi üzüntü, dert keder ve benzeri duyguları çoktan onların ruhlarından alındı. Ama geride kalan, analar, babalar, kardeşler, eşler, çocuklar için durum bu kadar kolay mı? Maalesef çok kolay değil, bunu aile içinde çok yakınlarını kaybetmiş, acılarını her geçen an yüreğinde hisseden bir arkadaşınız olarak söyleyebiliyorum. Kolay değil, hem de hiç! Allah geride kalanlara güçlü sabırlar versin. Yar ve yardımcıları olsun.

İnanç sistemim gereği bu ölümleri sorgulayamıyorum, çünkü çok basit bir kural var, “her canlı bir gün ölümü tadacaktır” diye, bakın her insan demiyor “her canlı” diyor. Ama insan özelinde düşünürsek, elbet bir gün öleceğiz, gecesi olmayan bir gün, sabahı olmayan bir gece muhakkak olacak ve bunun da bir sebebi, nedeni olacak. Kimi zaman kalp krizi diyeceğiz, kimi zaman trafik kazası, kimi zamansa başka sebepler, nedenler.. Alacağımız nefeslerimizin sayısı tamamladığında, yiyeceğimiz lokmalar bittiğinde yüce yaratıcı bizlere ölümün de hayırlısını versin. Babam hep anlatır, “bir kişinin öleceğini, Azrail (a.s) ‘den önce rızık meleği görür. Nasıl mı? Rızık meleği her gün şafak sökmeden göğe yükselir ve bağlı olduğu kulun o günkü rızkını alıp yeryüzüne indirir, ama yukarı çıktığında eğer rızık hanesini boş görürse, o kulun ömrünün biteceğini görür ve onun için af dilemeye başlar..” diye. Kimse bu kadar canın aynı anda yitip gitmesini, o kadar hanenin içine ateş düşmesini istemezdi ama eğer bir şey olacaksa ya da bir kişi ölecekse maalesef ne kadar ağlasak da ne kadar üzülsek de bunun için bizim elimizden bir şey gelemiyor.

Ama işin diğer tarafını düşününce, eğer ihmaller varsa ucu kime dokunursa dokunsun, kimin başı yanacaksa yansın  kesinlikle araştırılmalı,  hükümetse hükümet, muhalefetse muhalefet ve yürekleri şu an kan ağlayan bizler elimizi önce vicdanımıza koymalı, ardından o taşların o madenlerin altına sokmalıyız ki varsa karanlıklar aydınlığa kavuşsun.

 Hz. Ömer (r.a) misali, “eğer o nehrin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, hesabını benden sorarlar.” hassasiyetine başta tüm yöneticilerin ardından elimizden geldiğince bizlerin sahip olması gerekiyor. 

Tekrar ve tekrar ülkemizin başı sağolsun!

  Ez cümle, 

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, hiç güzel olmasa ölür müydü Peygamber?”

Toplu Taşıma Araçları (Özellikle Metro, Otobüs, Metrobüs, Vapur) Kullanan Arkadaşlarımın Dikkatine

sara kriziGeçtiğimiz Cuma akşamı eve dönüşte metrobüste karşılaştığım bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Gayrettepe metrobüs istasyonundan Anadolu yakasına doğru gidilen tarafta, metrobüs beklerken elinde simit tablası olan bir genç yanıma yaklaştı ve Pendik’e gideceğini, hangi araca binmesi gerektiğini söyledi. Ben de yanaşan metrobüslerin hepsine binebileceğini, uzunçayırda inip metroya binmesi gerektiğini söyledim. Sonra ilk gelen metrobüse o en arka kapıdan ben de 3. Kapıdan bindim.
Arka kapıdaki alan dar olunca, elindeki simit tepsisi ile sığamadığını mırıldanarak 3. Kapıdaki boşluk alana geçmeye çalıştı ve tam yanımdaki direkten tutundu. Tipi biraz değişik, üstü başı çok pisti, hani normal simitçi olsa simit alınmayacak bir tip ama hava çok yağmurluydu belki ondan bu durumdadır dedim.

Köprüye yaklaşmışken biraz sendelemeye başladığını hepimiz fark etmiştik tam o anda çocuk yere yığıldı, yerden titremeye ve ağzından köpük gelmeye başladı. (aynı bir sara krizi gibi) Daha önce benzerini görmüştüm, bir an panikle doktor yok mu diye bağırdım ve ne mutlu ki bir doktor varmış, kimliğini gösterip çocukla ilgilendi, ağzını açtırdı, su verdi, yüzünü gözünü yıkadı. Ayıltıp, bir koltuğa oturttu. Okumaya devam et “Toplu Taşıma Araçları (Özellikle Metro, Otobüs, Metrobüs, Vapur) Kullanan Arkadaşlarımın Dikkatine”

Kötü Hizmet Anlayışı Örneği: Finansbank

Finansbank-logoBen prensip gereği markalar hakkında negatif yazmayı pek sevmem. Çünkü benim işim de marka iletişimi yapmak, markaların itibarını korumak, markalar adına iyi iletişim yaparak onların hedef kitleleri ile bağlarını güçlendirmek ve satışı arttırmak. Bu doğrultuda mümkün oldukça markalar hakkında negatif tweet dahi atmamışımdır, arkadaşlarımın attıklarını paylaşmamışımdır. Ama bunun aksine markaların yaptığı iyi işleri her zaman beğeniyle paylaşmışımdır. Örnek: 1, 2

Ama geçtiğimiz haftaiçinde Finansbank ile yaşadığım problem benim için iyi bir, kötü hizmet anlayışı örneği oldu.

Şimdi olayı sizlere anlatmak istiyorum.

Ben 26 Şubatta yeni bir işe başladım. Yeni şirketim Finansbank’la çalışıyormuş. 27 ya da 28 Şubatta Finansbank yetkilileri ajansımıza gelip bizlere maaş kartlarımız için gerekli formları doldutup imzalarımızı aldılar. (O gün o formları doldurtmaktan öte emeklilik satmak için yaptıkları çabalardan hiç bahsetmiyorum.) 2-3 gün sonra geri gelip ben ve 1-2 arkadaşımın formlarında eksikler olduğunu söyleyip yeniden evrak doldurttular, tabletleriyle nufus cüzdanımın fotoğraflarını çekip arşivlerine aldılar. (Bu bilgileri aldıktan sonra kredi kartı hesabı açtırmak için aradıklarından hiç bahsetmiyorum) Normalde bir banka maaş kartı kaç güne gelir bilmiyorum ama daha önce çalıştığım İş Bankası ve Vakıf Bank 1 haftaya göndermişti. Nisan ayının 10’u olduğunda (üzerinden 40 gün geçmesine rağmen) hala kartım gelmemişti. Telefonla Finansbank’a ulaştım, konuşmaya TC Kimlik numaranızı ya da hesap numaranızı girerek başlıyorsunuz.

1. Konuşmam: TC kimlik numaramı girdim, beni tanıdı Yusuf Erdal Erdoğdu deyip beni ilgili şekilde yönlendireceğini söyledi. Peki dedim ve ilgili adımları takip ederek, müşteri temsilcisi ile konuştum, amacım hesabımda para olup olmadığını sorup, ilgili parayı İş Bankankasındaki hesabıma havale ettirmekti. Görevli hesabımda para olmadığını söyledi. Konuşmayı sonlandırıp, muhasebecimle konuştum. Sonrasında hesabıma gerekli para yüklemesini yaptırdım. Sonra tekrardan aradım.

2. Konuşmam: Amacım hesabımda para olup olmadığını doğrulatıp, ilgili parayı İş Bankankasındaki hesabıma havale ettirmekti. Görevli hesabımda para olduğunu söyledi. Kartımın basımında bir hata olduğunu yeniden talep oluşturduğunu söyledi.  Havale işlemini web sitesindeki ilgili bölümden kendim yapabileceğimi söyledi ve bana hesap numaramı verdi. (Önemli not: TC kimlik numaram tanınıyor, hesap numaram var, hesabımda para var, baba adı ve doğum tarihi bilgilerim eşleşiyor) Ama her ne hikmetse site, bilgilerimin yanlış olduğunu söyledi. Sonrasında herhal benim beceriksizliğim dedim, muhasebecimizle konuştum, o da nufus kağıdımla gidip bankadan paramı çekebileceğimi söyledi. Üşenmedim bankaya gittim. Ama bankadaki gişe görevlisi bilgilerimin eksik olduğunu söyledi. (Anladığım kadarıyla üzerinden geçen 40 günlük sürede görevli arkadaşlar, görevlerini yapmayıp benim bilgilerimi sisteme girmemişlerdi. Ama madem öyle kredi kartı satmak için numaramı nereden bulup, beni ismimle aramışlardı.) Saat 16.32’ydi. Mesainin biteceğini form doldurmanın uzun süreceğini söylediler. Ve bankadan da paramı çekemedim.

Ofise dönüp dönüp tekrardan bankayı aradım. Okumaya devam et “Kötü Hizmet Anlayışı Örneği: Finansbank”

Utku Şen’e Suç Duyurumdur!

Bu sabah 10 Kasım yürüyüşleriyle ilgili bir tweet attım. Tweetimin özetinde ya da Türkçesinde şunu demeye çalışmıştım; Hükümetin yürüyüş yasaklarına ithafen, sen ne kadar kapan kurarsan kur, yasak koyarsan koy, doğa onu aşacak şeyler yaratabilir. Yani sen yasaklasan da yasaklamasan eğer insanlar yürümek isterlerse yürürler, ahanda örneği İzmir’liler… Tamamen demek istediğim buydu. Ve çoğu insan da bunu bu şekilde algılayıp RT’ledi hatta İzmir Büyük Şehir Belediyesi bile.

Ama içlerinden biri çıkıp beni bu tweetimden dolayı Atatürk’le hakaretle ve vatansızlıkla suçladı.

Bu benim gibi vatanını, ülkesini ve ülkesinde yaşayan her insanı çok ama çok seven birisi için kabul edilemez bir hakarettir, iftiradır.

Bu tweet üzerine arkadaştan davacı olacağıma dair birkaç tweet attım.

Bunun üzerine sağolsun birkaç arkadaşım da bana destek olmak için tweetler attı.  Malumunuzdur ben markalar için sosyal medya iletişimi yapan ve bu konu üzerine eğitimler veren biriyim. Markalarımızla ilgili olarak her gün birçok itham ile karşı karşıya kalıyoruz. Aslında yürüteceğim tüm işlemleri adım adım biliyorum. O yüzden ekran görüntülerim ve tüm linklerimi kaydetmiştim.

Ama ilgili arkadaş yaptığı hakaretin nereye varacağını görünce hemen ilgili tweeti sildi ve profil ismini değiştirdi.

Ama dedim ya biz de masum köylü değiliz hani. Küçük bir google aratması ile Utku Şen isimli bir web sitesine ulaştım. Tabi bu sitenin bana hakaret eden Utku Şen isimle kişiye ait olduğunu nereden anladın diye sorarsanız,

Ona da bi kanıtımız vardır. Resmi büyüterek yukarda bana hakaret eden kişinin kullanıcı adıyla eşleştirebilirsiniz.

Marka toplantılarında ya da verdiğim eğitimlerde hep, kimse klavyenin ona verdiği güç ya da delikanlılıkla ne bir markaya ne de bir kişiye hakaret etme, onun hakkında asılsız iddalarda bulunma hakkına sahip olamaz. Nasıl ki geleneksel mecralarda bu bir suçtur, sosyal medyada da aynı şekilde suç kabul edilmektedir.

Ama bu arkadaşımız web sitesindeki referanslarından gördüğüm üzere hackermış umuyorum ki blogumu hackler ama önce avukatımla biraz uğraşacak.  Yani aşağıdaki gibi twitter kullanıcı adında  bir değişiklik yapmış olması ve profilini gizliye çevirmiş olması onun için bir kurtuluş teşkil etmiyor. Bu arada umarım web sitesindeki mail adresi doğrudur! [email protected]…..

Kamuoyuna duyurulur.

Bir Gazetecilik Hatası!

Bu sabah kahvaltı yaparken bir arkadaşımız elinde Haber Türk gazetesi ile geldi ve arkadaşlar manşeti gördünüz mü dedi! Keşke görmeseydik! Keşke Haber Türk böyle bir manşeti atmasa, böyle bir fotoğrafı manşet haberine eklemeseydi!

Kadına şiddet ülkemizin kanayan yarası. Çözülemeyen toplumsal bir sorun belki uzun yıllarda çözülemeyecek. Basının bu konuya yer vermesi sahip olduğu kitle iletişim gücü açısından çok ama çok önemli ama bu şekilde değil ya da kesinlikle bu fotoğrafla değil. Ben ilk gördüğümde başımdan kaynar sular döküldü sanki, beni geçiyorum ama geçemeyeceğim kişiler var; peki ya çocuklarımız görse bu fotoğrafı, peki ya geleceğin kadınları diyeceğimiz genç kızlarımız görse/okusa bu haberi onlarda nasıl bir izlenim/etki/intiba bırakacak diye düşünüldü mü acaba?

Ben böyle usta isimlere sahip bir gazetenin bizlerin hata olarak gördüğü ve ileride gazetecilik derslerinde örnek olarak gösterilecek bu haberi yaparken bizim hissettiklerimizin/düşündüklerimizin dışında bir amacı olduğuna inanmak istiyorum ama gazeteyi ilk gördüğümdeki duygularım buna engel oluyor!

Belirtmeliyim ki; belirsiz bir zaman sonra çıkıp ‘işte biz gazete olarak toplumsal bir sorun olan kadına şiddete dikkat çekmek istedik’ gibi bir açıklama beni güldürecektir açıkcası.

Ama yine tüm saf halimle düşünmek istiyorum ki; umarım bu olayın arkasında gazeteyi kitleler tarafından konuşulur hale getirmek yoktur çünkü şu an sosyal medya üzerinde paylaşılanlara göre (her ne kadar 2 gün sonra unutacak olsak bile) Haber Türk’ün başı bir müddet ağıracak gibi ve umuyorum ki beklenilenden de fazla ağırır!

 

Çatlayan ar damarlarımızdan biri olarak Haydar Dümen

Yav geçen gün oda arkadaşlarmdan biri gidip Posta gazetesi almış, derken bütün katın muhabbeti fenomen gazete yazarımız, güya(!) doktor, bana göre teneşir paklayasıca biri olan Haydar Dümen’e geldi. O ne rezalet bi bölümdür, arkadaşlarımdan duyardım ama inanın okuduğumu hiç hatırlamıyorum, o adamı, ama bu kadar muhabebti olunca gayri ihtiyari merak edip okudum bende. Bildiğiniz midem bulandı. Böyle bi toplumsal genleşme olamaz, orada yazılan ve yazan kişiler gerçek olamaz. Muhakak sağlık konusunda bir şey demiyorum, böyle bölümler var, psikoloğu var, üroloji uzmanı var onlara saygımız tam. Ama azıcık aklı başında bir insan oğlunun, haydar amca acaba kızlığım bozuldu mu, haydar dayı benimkisi çok küçük nasıl büyültebilirim, ben 17 yasında bi erkeğim kızlardan değil erkeklerden hoşlanıyorum acaba gay’miyim, sürekli porno film izliyorum, günüm banyoda geçiyor, ne yapmalıyım,  gibi sorular sorabileceğine inanamıyorum. Tamam bu adamcağız doktor olabilir, ama böyle bi gayriahlaki tavırlar üzerinden bu konulara girmesi, ne basın özgürlüğü ne de insanların sağlıkları için önemli bi şey. Benim gözümden rezaletten, basitlikten, toplumsal genleşmeden başla bir şey değil. İnsanlar böyle şeyleri değil gazeteye köşeye yazıp buradan umut beklemek, muaynanede doktorla baş başayken bile kısık sesle söyleyebilir anca. Ve bu gazete Türkiye’de en çok satan gazeteler içindeymiş, tabi benim oda arkadaşım bile bi üniversite öğrencisi olarak alıyorsa, ben daha ne diyeyim ki? Kaç gündür yazacağım bunu ama inanın midemin bulantısı daha yeni geçti. Yav, bu ülkede Haluk Şahin, Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Eser Karakaş, Ahmet Alan, Mehmet Altan, Engin Ardınç,Elif Şafak, Ferhat Kentel, Taha Akyol, Güneri Civaoğlu vb vb vb gibi yazarlar okunmazken (merak etmeyin ben hergün hepsini okuyorum), bu adamın okunması beni rahatsız etti. Yani buradan anlaşılacak durum bizim en büyük derdimiz, ekonomi, eğitim, siyaset, gelecek filan değil düpedüz kasıklarımızın arasıymış(!) Bu da benim delirdiğim andır….

ve bu yazımla birlikte blogumda olmayan rezalet kategorimi de malesef hizmete açmış bulunuyorum.