Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi Söyleşisi Ayrıntıları

Bundan bir önceki yazımda (bakınız) aynı etkinliğin hem benim için önemi anlatan hem de duyurum amaçlı bir yazıydı. Sonrasında etkinlik günü geldi, organizasyon gerçekleştirildi üzerinden 5 gün bile geçti. Bu yazımda size aşama aşama bu organizasyonun nasıl gerçekleştirildiğini anlatmaya çalışıp kendimce konuşmacılardan duyduklarımı sizlere aktaracağım.

1. Aşama: Fikri Bulma: Bu etkinlik uzun süredir benim aklımdaydı. Bunu yapmayı amaçlamaktaki niyetim; tüm ana sektörlerde olduğu gibi sosyal medya’nın da İstanbul’dan yönetilmesi ve tüm iyi isimlerin orada olmasıydı ve onları İzmir’e getirip okulumdaki arkadaşlarımla ve İzmir’deki sosyal medya kullanıcılarıyla bilgilerini paylaşmalarını sağlamaktı.

 2. Aşama: Fikri Açıklama: Tabiki fikri bulmakla ya da bir şeye niyetlenmekle iş bitmiyor. Onu hayata geçirmek için çeşitli destekleri yanınızda bulmanız lazım. Ve bende bu doğrultuda böyle bir fikrim olduğunu öncelikle bölüm hocalarıma ilettim. Onların sıcak bakmasıyla ve fikre inanmaları ile yolum bölümüzün organizasyon ekibi olan Şapka Takımı ile birleşti ve kendimizi etkinlik üzerinde çalışıyorken bulduk bir anda. İlk iş okulumuzun konferans salonunu uygun bir tarih için rezerve ettirmemiz ve tarihimizi almamız oldu. 15 Nisan 2011 Cuma 09.00-18.00

3. Aşama: Konuşmacıların ve konuların netleştirilmesi: Ben hocalarıma ve arkadaşlarıma konu hakkında bilgi verirken zaten aklımda belli başlı isimler ve konuşacakları başlıklar vardı ve ben projeyi o isimler üzerinden anlatmıştım. Ama bakalım onlar o tarihte müsaitler miydi? Galiba biraz şanşlıyım iletişime geçtiğim herkes ilk aşamada teklifimi kabul etmişlerdi. Böylelikle şu isimler ve konular ortaya çıktı. Ömer Ekinci – mobil Pazarlama, Sinan Ata – Dijital Reklam, Sevil Mert – Sosyal CRM, Fatmanur Erdoğan – Sosyal Medya ve Kurumsal/Kişisel Markalama, Çiğdem Özkan – Sosyal Medya ve Google ve son olarak Ercüment Büyükşener ve Necla Zarakol – Sosyal medya Halkla ilişkiler. Ben bu isimlerin çoğuyla sosyal medya üzerinden tanışıyordum. Sonradan bu isimler içine, hocalarımızın isteği ile Dost Karaahmetli’de eklendi. Okumaya devam et “Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi Söyleşisi Ayrıntıları”

İlla kreatif (yaratımcı) olacağım demek!

Kreatif olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu!

İletişim bilimlerinde (pazarlama, halkla ilişkiler, reklamcılık gibi) bir kampanya fikri üretmeye daha doğrusu tasarlamaya, planlamaya çalışırken kreatif (yaratımcı/yaratıcı) olmak gibi bir mecburiyet yükü yüklenir uygulayıcıların omuzlarına. Gerçekten de doğrudur bu. Düşünsenize her yerin aynı slogan ve tasarıma sahip farklı firmalara ait reklam afişleriyle dolu olduğunu. Gerçek anlamda bir clutter (kirlilik) ve boşa harcanan emekler silsilesi olurdu herhal. Çünkü eğer işiniz bir fikir üretmek ve bunu satmak ya da asıl satıcılara yardımcı olmaksa burada diğerlerinden (fikir üreticilerinden) farklı olmanız şarttır. Ama kimi zaman illa kreatif olacağım diye kendi omuzlarındaki yükü arttırmanız, sizi gerçek fikri üretebilmenizden uzaklaştıracaktır. Bu doğrultuda belki de yapılması gereken en doğru şey bu yükü omuzlarınızdan indirip, azıcık dinlenip, gerçeği görebilmeye çalışmak, ayaklarınızı yere basmaya çalışmanızdır daha doğru tabirle sokağa inip sokağın nabzını tutmaya çalışmaktır. İşte o zaman belki çok kreatif bir kampanya, fikir vb yaratmaktan öte, daha doğru bir kampanya, fikir üretebilmeniz mümkün olacaktır. Tabi bu sözlerim (haşa) ustalara değil ama üniversite sıralarında bu işlerin eğitimini alan arkadaşlarım için çok önemli bir nokta bu. İlk önce brief’e (istenilene) uygun işler yapabilmeyi, tasarlayabilmeyi öğrenebilmek ya da yapmak daha sonrasında yine brief’e bağlı ama içinde payınızın daha fazla olduğu (siz bunu istemiştiniz ama biz bunu da yaptık diyebileceğiniz) işler üretmeyi denemek lazım. Yani çok kastırmayın, rahat olmayı deneyin, emin olun rahat olunca daha iyi işler çıkaracaksınız.

Görsel: http://www.rockcliffeschool.org.uk/external/article/?id=140700 

Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?

Geçtiğimiz günler içinde blogum üzerinden bir mail aldım. Gelen mailde; ‘kendimi halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim, bana bu konuda neler önerirsiniz?’ yazıyordu. Elimden geldiğince ve bilgim yettiğince maile cevap vermeye çalıştım, sonrasında benzer bir mail daha aldım ve bu konuyu bloguma yazma kararı verdim.

Evet, acaba; ‘kendimizi bir iletişim bilimi olan, kendi içinde büyük bir deniz olan, günümüz işletmelerinin olmazsa olmazı konumunda olan halkla ilişkiler mesleğinde nasıl geliştirebiliriz?

Bu sorunun cevabı aslında o kadar basit değil. Ama elbet bunun da bir yolu vardır. Mesela üniversitelerimizin iletişim fakülteleri bünyesinde 4 yıllık lisans bölümü olarak bulunan, halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve tanıtım, halkla ilişkiler ve reklamcılık, reklamcılık gibi bölümlerden birine girip 4 yıl boyunca buralarda eğitim alabilir ya da gazetecilik, medya ve iletişim, işletme, davranış bilimleri, kamu yönetimi ve benzeri bölümleri bitirip üzerine halkla ilişkiler yüksek lisansı yaparak diplomalı birer halkla ilişkiler uzmanı olabilirsiniz.

Bu kısım biraz uzun ve zor galiba.

Öyle ise işi biraz daha basitleştirmeye çalışayım.

‘Bireysel eğitim’, ‘self education’, ‘bireysel gelişim’ günümüzün en yaygın terimleri içerisinde. Sizde böyle yapabilirsiniz ama göz ardı etmemeniz gereken en önemli durum, halkla ilişkilerin bir ’iletişim’ bilimi olduğu olmalı. Bizim işimiz sosyal bir bilim, yani bir mühendislik, doktorluk ve benzeri işlerde olduğu gibi çok fazla teknik değil. Bu işe de öncelikle bireysel iletişiminizi geliştirerek başlayabilirsiniz. Bir iletişim uzmanının hayatla iletişimi çok iyi olmalı. Mesela öncelikle ‘okumalıyız’ ne bulursak okumalıyız, çünkü bir iletişimcinin en büyük veri kaynağı yaşadığı hayatta olup bitenler ve kendisine ait olan ‘entelektüel bilgi sermayesi’. Buna artı olarak, bir iletişimci; eğlenmeli, gezmeli, yemeli-içmeli hayattan zevk almasını bilmeli. Kısacası hayatta aktif olabilmeli. Aktif olmayan kişinin zihnide durduğu yerde körelecektir. Buna artı olarak elinde birden fazla yazabilecek, okuyabilecek, konuşabilecek kadar bildiği yabancı dilleri olmalı.‘Anadilini’ etkin kullanabilmeli. Vakti zamanında ders notlarımdan ‘halkla ilişkiler uzmanının nitelikleri hakkında’ bir yazı yazmıştım. Orada bazı önemli noktalar vardır. Ama 3-4 yıl öncesinden bugüne baktığımızda birçok gelişme olmuştur. Mesela hayatımıza internet çok hızlı şekilde girmiş ve ‘sosyal medya’ diye bir kavram türemiştir.

Tabi ki bunlarla bitmedi!

Okumaya devam et “Kendimi Halkla ilişkilerde nasıl geliştirebilirim?”

Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…

Üniversite eğitimi bireyin eğitim hayatında ki en önemli dönemlerin başında geliyor. Çünkü genellikle bireylerin hayatlarını devam ettirecekleri meslekler hakkında kendilerinin geliştirdikleri eğitim buralarda veriliyor. Ama okulda ki teknik bilgi eğitimi ile sektörel olarak dışarıda uygulanan teorikler arasında kısmı farklılıklar oluşuyor. Tabi ki bu noktada öğrenci milletinin insanları her zaman eğitim aldıkları okulları ya da onlara ders veren hocaları suçluyorlar. ‘Bunlar bize okulda öğretilmedi ki.’. Evet emin olmak gerekir ki birçok farklı derste alınan 4-5 yıllık bir eğitim içinde hem müfredat içi hem de dışarıdaki her an gelişen sektörünüz ile ilgili her şeyin bize/size öğretilmesi mümkün değil. Bu noktada bizlerin elini taşın altına elini sokması gerekmekte. Kısacası her şeyi devletten beklememek lazım.

Ama okulun da bir görevi olarak eğitimini üstlendiği öğrencilerin sektör ile entegresini sağlamak, işin mutfağında neler olup bitiyor diye göstermek, bir nevi mezuniyet sonrasına gençleri hazırlamak olmalı.

Bizde bu doğrultuda geçtiğimiz hafta içinde İzmir’den İstanbul’a Medya Gezisi adı altında bir teknik gezi düzenledik. Bu gezi bizim gibi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümü öğrencileri için bence çok faydalı geçti. Çünkü eğitimini aldığımız Halkla ilişkiler/Reklamcılık ve Pazarlama gibi iletişim bilimlerinin şuan mutfak bölümünde yer alan çok etkin kişiyle aynı masada oturma, otururken de sektörlerin geçmişi/şu anı ve geleceğiyle ilgili çok güzel sohbetler yaptık.

İlk günün durağı olarak bizim için mabet sayılabilecek bir yere misafir olduk.  Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfı  adına bizi ağırlayan Sevgili Ömür Hanım, Fisun Hanım ve ve Publicis Yorum’dan Meltem Vardar ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu adres ilerisi için Relamcı olmayı ya da kendini bu alanda geliştirmek isteyen arkadaşlarımız için  iyi bir başlangıçtı. Reklamcılık sektörünün geçmişi/şuanı ve geleceği ile ilgili, bu dernekten ve vakıftan nasıl faydalanabileceğimiz hakkında, sektörde yapılan yarışmalar ve ülkemizin uluslararası reklamcılık alanındaki yeri hakkında çok verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Belirtmeliyim ki; Sohbetimiz ikram edilen kurabiyelerden daha tatlıydı 🙂

İkinci günde  ilk önce MARKOM LEO BURNETT  ofisinde Özgün Özkalay’ın ardından ise ZARAKOL İLETİŞİM HİZMETLERİ’nde  usta isim Necla Zarakol’un ofisinde misafiri olduk. Markom Reklamcılığın önemini vurgularken Zarakol iletişim Halkla ilişkilerin önemini vurguladı. Ama Necla Hanım yılların tecrübesi ile daha etkiliydi ki ileride Reklamcı olmayı düşünen bazı arkadaşların bu fikirlerini tekrardan düşünmelerini sağladı. 🙂 Her ne olursa olsun her iki adreste de  bizim için yapılan sohbetin tadı tarif edilemez, öğrendiğimiz bilgilere paha biçilemez. Ev sahipliği için her iki tarafa ve Zarakol’da Necla Hanım’ın yanında çalışan okulumuz  mezunlarından Zeynep Yüksel’e çok teşekkür ederim. Okumaya devam et “Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…”

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

İnternet her geçen gün gerek bireysel gerekse kurumsal olarak hayatımızda kendine daha da büyük yer edinmeye hızla devam ediyor. Bu nedenle, İnternet üzerinde bir yandan birçok kişi bireysel isim markalaması için çalışırken, bir yandan da firmaların da internet üzerinde kendilerini temsil etme, kurumsal kimliklerini bir kez de bu mecra üzerinden hedef kitlelerine/paydaşlarına gösterme faaliyetleri gelişim gösteriyor.

İnternetin gelişimi ile hayatımıza giren ‘Web 2.0′ ve ‘Sosyal medya ‘ gibi kavramların biri artık bir üst modeline ‘Web 3.0′ geçmek için gün beklemekte bir diğeri ise hala anlaşılmaya çalışıp, acaba ‘sosyal medya var mıdır, yok mudur’ diye tartışılmakta.

Daha önce yazdığım basit bir yazıda ‘bir iletişim kanalı olarak internet’ demiştim, iletişime meraklı ve bunun eğitimini alan biri olarak, internet içinde ki neredeyse tüm yenilikleri hem bir internet meraklısı hem de bir iletişimci olarak takip etmeye çalışmakta Web 2.0’ın ardından iletişim çabaları içinde anılmaya başlanılan PR 2.0, Marketing 2.0, Advertising 2.0 vb kavramların ileride ne gibi bir geliştirme göstereceğini merakla beklemekteyim. Çünkü internetin daha da gelişmesi ile iletişim çabaları olan halkla ilişkiler, reklamcılık ve pazarlama gibi kavramlar onun içinde kendilerine daha çok yer edinecekler, kurumlar ise halen yadırgayarak baktıkları internet olgusunun içinde birbirleri ile daha fazla savaşır hale gelecekler.

 Bundan kısa bir süre önce İzmir Ekonomi Üniversitesinden hocam olan Sevgili Ebru Uzunoğlu ve arkadaşları Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç ve Sinem Yeygel Çakır’ın ‘ İnternet Çağında Kurumsal İletişim’ adlı bir kitap yazdıklarını duydum. Yukarda bahsettiğim üzere kitabın isminden benim de ilgi alanıma giren konular içerdiğini anladığım için hemen aldım ama yavaş yavaş sindirerek okumaya çalıştım.  

 

‘ Sanal dünya, bilgiyi hızla ve yaratıcı bir içerikle dikkat çekici olarak geniş alanlara yansıtan özelliğiyle, şirketler için kurum kültürlerini ifade etmek, kurumsal markalarını anlatmak, imajlarını oluşturmak ya da basınla ilişkilerini yürütmek için vazgeçilemez bir ortamdır. Bu bağlamda “İnternet kullanımı ve sanal dünyada işletmelerin varlık göstermeleri hem yönetim anlayışları hem de pazarlama stratejileri açısından temel bir işletme felsefesi olarak kabul edilmesi gereken bir olgu haline gelmektedir.”

Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. ‘ (kitabın tanıtım yazısı)

 Bu kitap içerisinde gerek teorik olarak olması gereken unsurlar gerekse pratikte yapılması gerekenleri bir arada bulmak mümkün.  Ama öncelikle bilinmesi gereken bir unsurda bu kitap içinde 4 tane usta akademisyen var, ve kitap akademik olarak kaleme alınmış. 4 yazar ile birlikte kitap içinde 4 ayrı bölüm, 4 ayrı giriş ve sonuç yazısı bulunmakta. Kitap ‘Kurum Kültürüne’ genel bakış ile başlıyor, sonrasında Kurumsal  web siteleri, buralarda olması gereken kurumsal kültür öğeleri, kurumların neden internette olmaları gerektikleri, web sitelerin özellikleri, örnek kurumsal web siteleri,  burada hedef kitleleri ile, diğer firmalar ile, paydaşları ile nasıl iletişim kurmaları gerektiği, web 2.0 ın ve sosyal medyanın internet mecrasına neler getirdikleri, firmaların kendilerini buralara nasıl entegre edebilecekleri, halkla ilişkiler, reklamcılık ve pazarlama açısından internetin nasıl kullanılması gerektiği, firmaların online basın bültenleri hazırlaması ve online krizler hakkında birçok bilgi mevcut.

Eğer teknik (iletişim tekniği) açıdan bu konulara meraklıysanız ve bir şeyler öğrenmek istiyorsanız size bu kitabı tavsiye edebilirim. Hocalarıma da bir kez de buradan teşekkür ederim.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Uzun zaman önce okuduğum ama bir türlü yazısını yazamadığım bir kitap vardı elimde, yazarının Ceyda Aydede, adının ise -Yükselen Trend- Kurumsal Sosyal Sorumluluk olan.  Eğer benim gibi bir üniversitenin iletişim fakültesinde Halkla ilişkiler eğitimi alan biriyseniz, okuldan size her türlü bilgiyi vermesini, halkla ilişkiler içerisinde olan konuların hepsini size a’dan z’ye kadar öğretmesini beklememelisiniz bence. En azından benim bireysel görüşüm bu yönde. Okulda bir ders olarak gördüğünüz birçok konunun azcık araştırma yaptıktan sonra ayrı ayrı birer uzmanlık alanı olduğunu görmesiniz çok zor değil. Kurumsal sosyal sorumluluk da bunlardan biri. Kurumsal sosyal sorumluluğu ders olarak okutan üniversitelerimizin sayısı az, genellikle bir başlık olarak birçok bölüm müfredatında var. Bilmiyorum artık modası geçmiş midir yoksa ileride daha moda mı olacaktır ama bilhassa İşletme ve Halkla ilişkiler bölümlerinde bu konunun ders olarak verilmesinden yanayım ben. Çünkü Okumaya devam et “Kurumsal Sosyal Sorumluluk”

Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuarlar, bunların önemi ve 14. İzmir Kitap Fuarı

Pazarlama uygulamaları içinde, ürün yada hizmet üzerinde geçici, ancak güçlü etki yapan sergi ve fuarlar, kapsamlı ve ayrıntılı bir organizasyon gerektirmektedir. Genellikle geniş çaplı ve kamuya açık organizasyonları içeren sergi sözcüğü ile, ticari anlamda olduğu kadar, kar amacı gütmeyen kuruluşlar açışından da herhangi bir şeyin sergilenmesi ve geniş kitlelere sunumu kastedilmektedir.

Bir sergi düzenlemeden önce ilk olarak, o serginin gerekli olup olmadığı ve amacının ne olduğu tespit edilmelidir. Şirketler açısından düşünüldüğünde, fuar ve sergilere katılmak, pazarı görmek, müşteriler ile ilişkiye geçme imkanı kadar rakip firmaların durumlarını görmeye de yarar. Ki bu gerçekten önemli bir noktadır. Sergi ve fuarlarda genel olarak 2 tip hedef kitle mevcuttur, bunlardan biri gerçek anlamda ürün veya fikri satın almaya gelen, bir iki küçük bilgilendirme ile satış yapabileceğiniz hazır kitle, ya da sadece vakit geçirmek için gelen pasif kitle ama bu kitlenin oranı kimi zaman fazladır ve bunları ikna etmek için biraz uğraşmak gerekmektedir.

Şimdi ilk olarak Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuar’ların amaçlarından biraz bahsedelim;

 Kuruluşumuzun tanıtımını yapmak,  mevcut müşteriler ile iletişim kurarak ürün ve hizmete olan ilgilerini arttırmak, potansiyel müşteriler ile iletişim kurarak yeni satış alanları ortaya çıkarmak, yeni ürün veya hizmeti tanıtmak, bölge temsilcilerinin etkinliğini arttırmak, yetkililerle iletişim kurmak, pazar araştırmalarına ve uzun dönem planlamalara katkıda bulunmak ve son olarak sipariş imkanı yaratmak. Okumaya devam et “Halkla ilişkiler’de Sergi ve Fuarlar, bunların önemi ve 14. İzmir Kitap Fuarı”

Reklam,halkla ilişkiler ve ötesi : Kandırmayacaksın

Evet malumunuz blogun başlığını geçtiğimiz zaman içinde değiştirdim, Hayatım ile+işim, bunu hayatım ile işim olarak okumak mümkün olduğu gibi hayatım iletişim gibi okumakta mümkün. Ama şu ana sayfama baktım da hep hayat kısmına yüklenmişim : ) bir iletişimle ya da işimle ilgili yazı yazmam kanısına vardım : ) Bir kitap tanıtımı yapacağım ve kitabın bir bölümünde kısa bi alıntı yapacağım. Kitabımızın adı : Reklam, halkla ilişkiler ve ötesi. MediaCat tarafından yayınlanan derleme bir kitap içinde birden fazla yazar var. Kitabın içinde 22 konu başlığı var. Kitap içinde Eli ACIMAN ve Ali TARAN gibi ustalar hakkında Haluk MESCİ gibi ustaların yaptığı değerlendirme yazılarından, Doç. Dr. Emre BECER gibi akademik kişilerin yazdığı yazılara ulaşmak mümkün. Bu kitap benim, yastık ucu kitaplarım içinde, küçük, sıkıcı olmayan, kısa kısa makalelerden oluştuğu için, işte her gece uyumadan önce 1-2 yazı okuyup uykuya dalabilirsiniz. Biz okuduk, bilgilendik sizlere de tavsiye ederiz.

Artı olarak şimdi kitabımızdan yapacağımız alıntı bölümüne gelelim. Kitapta 7. yazı olarak Haluk MESCİ’nin çevirisini yaptığı Nick COHEN’in 1995 yılında yazdığı Communication Arts (iletişim sanatları) adlı kitabından alınan  KANDIRMAYACAKSIN adlı  genel olarak reklamcılık ile ilgili bi yazı var. Şimdi onun bazı bölümlerini paylaşayım.

…… ooooo……..

Gallup’un yaptığı bir araştırmasında, Amerikalılardan meslekleri saygnlığına göre sıralamaları istenmiş. Listedeki 27 meslekten, eczacılar birinci sıraya, din adamları ikinci sıraya yerleşmiş. Onları az farkla profesörler, tıp doktorları ve diş hekimleri izlemiş.

Çok aşağılarda 26. sırada yer alan, 25. olan sigortacılardan biraz daha az saygın bulunmuş ama en dipteki kullanılmış oto satıcıları kadar da güvenilmez görülmemiş.
…..
…..
…..

Bugün reklamların çoğunluğuna güven duyulmuyor. Gerekli bir musibet gibi ya da daha yaygın olarak, dikkat edilmesi gereken hileli bir şey gibi götürülüyor. Müşteriler reklam konusunda uyanıklaştılar (hatta kendi yararlarından daha fazla uyanıklaştılar) ve reklamlardan hep en kötüsünü umar oldular. Okumaya devam et “Reklam,halkla ilişkiler ve ötesi : Kandırmayacaksın”

Engellerikaldir.com

Benim kısa süre önce farkettiğim bi projeyi sizlere tanıtmak istiyorum dicem ama benim tanıtmama pek gerek yok, onlar kendilerini başlıktaki site içinde çok iyi anlatmışlar. Sitenin ana sayfasına gittiğiniz zaman aşağıdaki yazı ile karşılasacaksınız. Ben sizlei de destek olmaya davet ederken bir kez daha ENGELLERİ KALDIRALIM diyorum.

ENGELLERİKALDIR.COM

Engellerikaldır.com facebook grubu

 

………

Engellerikaldir.com İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı son sınıf öğrencisi Rodin Alper Bingöl’ün tez projesi olarak başlayıp, bir tez projesi olmaktan çıkarak toplumsal bir oluşum haline geldi. Sizlerin desteğiyle hızla yayılıyor.

“İnsan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler”

Engelsizler Derneği” belirli amaçlar üzerine yapılandırılmamış olup, insan hakkı esaslı her alanda faaliyet gösterecektir. Fiziksel ve düşünsel her türlü engelin kaldırıldığı, “insan”ın önündeki tüm sıfatlardan ayrıştırıldığı ve sadece insan olmak sebebiyle değer gördüğü ideal toplum düzenine ulaşmak derneğin nihai amacıdır. Derneğimiz herhangi bir öznel değeri göz önüne dahi almaksızın kişiler ve kurumlar üstü bir platform olma yolunda ilerlemektedir.

Derneğimiz insanın, sadece insan olmak sebebiyle değer gördüğü bir düzene yönelen amaçları çerçevesinde, öncelikli hedefini, toplumun fiziksel engellilere yönelik farkındalığını sağlamak olarak belirlemiştir.

Derneğimiz, bu alanda faaliyet gösteren bir çok kişi ve kurumdan farklı olarak, engellilere, tedavi, araç-gereç, ya da maddi imkanlar değil; toplumla entegre bir hayat vaat etmektedir.

İnancımız, engellerin, engelleri vurgulayarak değil, mesafeleri daraltarak kaldırılabileceği yönündedir.

Bu çerçevede derneğimiz, fiziksel engellilere, konforlu bir yaşam sunmayı değil, “yaşama imkanı” sunmayı ilke edinmiştir.

Bu inançtan hareketle, hedefimiz, engellilerin ihtiyaç duydukları araç gereçlerin temininden çok, engelsizler ve engelliler arasındaki iletişim köprüsünü kurmak; mevcut durumda “muktedir olan” ile “muhtaç sayılan” arasında şekillenen bu ilişkiden, çift yönlü faydaların sağlanacağı gerçek bir sosyal ilişki ağı yaratmaktır.

Bu sebeple derneğimiz maddi yardımları değil, engellileri iş yaşamına davet eden istihdam olanaklarını; evlerinde onlara daha konforlu bir yaşam sunan teknolojik aletleri değil, onları sosyal hayatla buluşturmak için uzanan gönüllü ellerini beklemektedir.

Derneğimiz fiziksel engellerin yanı sıra düşünsel anlamda da her türlü engelin kaldırılması için çaba gösterecektir. Her bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme hakkının tanınması ve bu yolla kişilerin bağımlılıklarının minimize edilmesi hedefinden hareketle derneğimiz, eğitim hakları elinden alınan kız çocuklarının, istismar edilen çocuk ve gençlerin, çalışma hakları engellenen, şiddete maruz kalan kadınların, fiziksel veya zihinsel engelleri sebebiyle toplumsal hayatın dışına itilen tüm bireylerin hayatında bir umut ışığı olmak için yola çıkmıştır.

Bu amaçları gerçekleştirmek adına derneğimiz, kendi projelerini hayata geçirmenin yanı sıra, ilgili tüm STK, kurum ve kuruluşlarla da ortak projeler üretecek, bu anlamda yaratılabilecek her türlü işbirliği için maddi ve fikri tüm imkanlarını seferber edecektir.

Derneğimizin kısa vadede gerçekleştirmeyi planladığı projelerden bazıları aşağıda siz destekleyicilerimizin bilgisine sunulmuştur. İncelemek için tıklayın.

Paylaşmaya bile değer bulmayacağınız kadar ufacık bir destek, bizler için hayal bile edemeyeceğiniz umutlara gebedir.

Her şey inanmakla başlar.