Widgate ile Sosyal Medya İçerik Takvimi Hazırlamak Çok Kolay

Sosyal medya yönetiminin en önemli süreçlerinden birisi içerik yönetimidir. İçeriğin oluşturulması, medya türünün seçilmesi, içeriğin belirli bir takvime göre ayarlanması gibi birçok alt değişkeni olan içerik yönetimi sosyal medya uzmanlarının en çok zorlandıkları alanlardan birisi konumdadır. Özel günlerde içerik üretme, içeriğin ülke ve kültüre göre değişiklik göstermesi, yönetici kontrolü ve onayı gibi zaman alan ve bazen atlanan püf noktaları sosyal medya çalışmasını aksatabilmektedir.

 İşte bu tip sorunları en aza indirecek yapay zeka destekli sosyal medya yönetim uygulaması Widgate kullanıcılarına büyük kolaylık sağlamayı vaad ediyor. İTÜ Çekirdek bünyesinde geliştirilen Widgate, yapay zeka desteği ve sektörün ihtiyacını karşılayacak algoritmasıyla sosyal medya yönetiminde yeni bir dönem başlatacak.

İçerik Takvimi Hazırlamak Artık Çok Kolay

Widgate, kullanıcılarına sunduğu içerik takvimi hazırlama özelliği ile zamana ve mekana uygun içeriklerin oluşturulmasını sağlıyor. Örneğin, Türkiye hedefli sosyal medya yönetimi yapan bir ajans, Widgate’i kullanarak Türkiye’nin sosyal ve kültürel konumuna göre içeriklerini hazırlama imkanı buluyor.

Dini ve milli bayramlar, önemli günler gibi özel içeriklerin oluşturulması gereken zamanlarda kullanıcılarına uyarı veren ve bu içerikler için fikir de sunan Widgate, hem içerik oluşturan sosyal medya uzmanına zaman kazandırıyor hem de içerikleri denetleyen yöneticilere büyük kolaylık sağlıyor.

İçerik Öneri Sistemi

Oluşturulan ülke veya sektör odaklı içerik takvimleri ve İwdgate kullanıcılarının oluşturduğu içeriklere ek olarak Widgate kendi içerik öneri sistemi sayesinde sürekli olarak kullanıcılarına  içerik fikri önerisinde bulunuyor. Widgate kullanıcıları bu sayede bugün ne paylaşsam derdinden kurtulmuş olursunuz.

Başka ülkeler için de benzer şekilde öneriler sunabilen Widgate, yapay zeka destekli altyapısı ile orta ve uzun vadede hava durumu, kriz anı gibi durumlarda uyarılar da sunabilecek ve içerik fikirleri de sağlayacak.

Global Düzeyde İçerik Üretimi

Sadece Türkiye değil dünya çapında birçok ülkeye yönelik içerik fikri üretebilen Widgate bu ülkelere ek olarak sağlık, gıda, teknoloji, donanım, bilişim teknolojileri ve hazır giyim kategorilerinde de içerik fikri üretebiliyor.

“Sosyal Medya Yönetiminde Kolaylık Sağlayacağız”

Widgate kurucusu ve yöneticisi Salih ÇAKTI  Widgate ile ilgili olarak;

“Tüm şirketler ve reklam ajanslarının sosyal medya süreçlerinde yer almak ve hedef kitle odaklı doğru içerik fikrinin üretilmesine destek olmak istiyoruz.”

açıklamalarında bulundu. “Widgate 2019 Ekima yı itibariyle tüm dünyaya içerik fikri üretecek konuma gelecek.” diyerek Widgate’in önemine dikkat çeken Çaktı, sosyal medya yöneticilerine ve ajanslarına fayda sağlamayı umduklarının altını çizdi.

Widgate’e üye olarak içerik takvimi hazırlamak ve ilk deneyimleyenlerden olmak için widgate.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Selam Netflix, Burası Türkiye!

Netflix diye yazılır bazılarına göre Türk sinemasının düşmanı diye okunur!

Sizce de saçma değil mi?

Her şey geçtiğimiz hafta sonu Organize İşler 2 Sazan Sarmalı filminin vizyondayken Netflix isimli dijital yayın platformunda yayınlanmasıyla başladı.

Konuyla ilgili bireysel düşüncemi cumartesi günü sabah kahvaltısı yaparken Organize İşler 2 Sazan Sarmalı filmini izledikten sonra twitter üzerinden paylaşmıştım.

3-4 gündür kendimce konuyu konuyu takip ediyorum. Yılmaz Erdoğan’ı, netflix’i Türk sinemasına ihanet etmekle şuçlayan mı ararsınız yoksa bu yapılanın filmin adı ile ilgili olarak bir sazan sarmalı olduğunu söyleyen mi?

Güya bu yapılanla Türk sineması bitecekmiş!

Arkadaşlar sizler hangi dünyada yaşıyorsunuz?

Bu konuyu anlamak için iletişim bilimci olmaya gerek yok ama bir iletişim fakültesi mezunu olan ve nacizane iletişim sektöründe hizmet veren bir marka iletişimcisi olarak çok kısa bir açıklama yapmak istedim.

Bu kaçınılmaz bir gerçekti, eninde sonunda olacaktı, bunu kimse sorgulamasın bence..

Nasıl mı? Neden mi?

Nasıl ki; plaklar bitti kasetler geldi, kasetler bitti cd’ler geldi, cd’ler bitti dijital yayın platformları geldi!

Nasıl ki; gazete baskıları azaldı, (hatta kimi gazeteler baskıları durdurdu) internet haber siteleri geldi, yetmedi gazeteler mobil uygulamalara dönüştü!

Nasıl ki, TV’ler hem cihaz hem teknoloji bakımından değişti, online TV uygulamaları (Digiturk, Tivibu, Turkcell TV) çıktı, hatta kanallarda yayınlanan programlar TV karşısından çok youtube’da izlenmeye başladı! Ya da mesela nasıl ki, Acun Ilıcalı TV8’i almasının ardından acunn.com ‘u açtı ve kendi ücretsiz online yayın platformunu da kurdu, oradan da gelir elde etmeye başladı.. Hatta son bir şey daha ekleyeyim nasıl ki yılların ulusal yayın kanalı Kral TV’si dijitalleşti..

İşte bu doğrultuda filmler önce kasetlere girdi, ardından cd’lere dönüştü, cd’ler korsana düştü, filmler online platformlarda korsan olarak yayınlandı, her yapımcı kendi youtube kanalını kurup filmlerini kendileri online ve ücretsiz olarak yayınladı, bunun bir tık ötesinde de Netflix gidip parasını vererek vizyondaki bir filmi kendi platformu üzerinden kullanıcılarına sundu.

Bu ne bir ihanet ne de Türk sinemasının sonu..

Bakın 2015 yılında Kanal D ‘de yayınlanan Ulan İstanbul dizisi için ne yapılmış? Normal kanal yayını bırakılarak dizi sadece online olarak yayınlanmaya başlanıldı. Yani bu dizinin yapımcıları bu kapıyı gördüler ama cesur olup sürdürülebilir kılamadılar. Bu da belki TV kanallarının kendi platformları yerine ücretli dijital yayın platformlarına büyüme imkanı sundu.

Diğer taraftan, evimde Turkcell TV, TV + kullandığımı belirtmem lazım. Bu sayede istediğim programı kaydedebiliyorum, program yayınlanırken durdurabiliyorum, geri alabiliyorum, eğer 24 saat içinde yayınlanmış bir programsa geri alıp izleyebiliyorum vb. daha fazlası..

Öte yandan uzunca bir süredir netflix ve blutv abonesiyim.

Netflix’in Organize İşler 2 Sazan Sarmalı yayınlamasını bir kenara bırakın yayınladığı orjinal yani kendi yapımı olan dizi ve filmleri görseniz ilk diyeceğiniz şey bence, “yav bizim kanallarımızda yayınlanan diziler diziymiş mi be!” olur!

Blutv’ye sadece önceden youtube üzerinde izlediğin Sıfır Bir dizisi için abone oldum.

Burada da youtube’a içerik üreten amatör bir ekibin, profesyonel bir tarafa geçişi söz konusu, aslında iş basit, bunu aynı internette söylediği şarkılar popüler olan bir şarkıcıya albüm yapan yapım şirketi olarak düşünebilirsiniz.

Şimdi başa dönelim Yılmaz Erdoğan’ın filmini bir ücretli online platformunda yayınlaması mı suç ya da ihanet mi yoksa bir ücretli online yayın platformunun vizyondaki bir filmi satın alarak (ki 5 milyon TL verildiği söyleniyor) yayınlaması mı?

Daha iki ay öncesinde sinema salonu sahipleri ile yapımcılar arasında yaşanılan sorunlar ve bizlerin de en az onlar kadar kazıklandığımız düşünülünce bu ne bir suç ne de bir ihanet. Bu tamamen dijitalleşen dünyanın kaçınılamaz bir sonucu..

Ve kesinlikle Türk Sinemasının sonu filan da değil, ülkemizde sinema salon yayıncılığını yapan bazı güçlü grupların olayın ciddiyetinin farkına vararak ortaya çıkardıkları spekülasyondan başka bir şey değil. Eğer bu iş büyürse ki büyüyecek ülkemizde sinema salon yayıncılığını yapan bazı güçlü grupların sonu gelmese de artık kazandıkları paralar azalacak, tüm feryat figan da bu yüzden.

Yoksa Türk sineması kendi içeriklerini üretmeye devam edecek ve Türk sinema seyircisi de kendi evinde ayaklarını uzatarak filmini, dizisini izleyecek.

Bazı iyi iş yapan firmaları yorum dışı bırakarak, Türk sinema seyircisi de pis, leş gibi yağ kokan sinema salonlarından kurtulacak ya da sinema gitme meraklısı olanlar bu adetlerini sürdürmeye devam edecek..

Bilmem konuyu az da olsa anlatabildim mi?

Hı Hı, Evet, 25 Kuruşa Hepimiz Birer Reklam Panosuna Dönüşeceğiz

Son günlerde gündemi meşgul eden konuların başında alış veriş poşetlerinin ücretli hale gelmesi ve 25 Kuruşa satılacak olması geliyor. Bir iletişimci olarak bu işe nereden nasıl bir yorum yapacağımı ilk başlarda bilemedim ama üzerinden zaman geçmeye başladıkça bazı şeyler netleşmeye başladı. Bu yazıya bugüne kadar atmadığım tarzda da bir başlık atmayı istedim. Çünkü bu tartışma bana biraz komik geldi.

Biz iletişimciler olarak kendimiz de dahil olmak üzere hedef kitleler içerisinde yer alan bireylerin markanın birer elçisi olması için çalışırız. Bu mantıkla da kişiler, markayı konuşsun, logoyu üzerinde taşısın, sosyal medyada ürün, hizmet ve fikirlerimizi paylaşsın isteriz. Şimdi bir düşünün, çantanıza, masanıza, evinize, dolabınıza bakın ücretini ödeyerek aldığınız kaç ürünün üstünde logo ya da isim yok? Yani ücreti ödemiş olsanız da neredeyse aldığınız tüm ürünlerde markaların ismi ya da logosu muhakkak vardır.  Bu ismi ya da logoyu kimi zaman göğsünüzün üstünde kimi zaman sırtınızda kimi zamanda elinizde taşırsınız. (Hatta kimi zaman o logoyu üzerinde taşımak kişi için bir prestij kaynağıdır)

Şimdi diyeceksiniz ki biz onları isteyerek alıyoruz ama poşetler zorla satılıyor ya da satılmak isteniyor! İş aslında öyle değil, plastik poşet kullanımıyla ilgili olan süreç ne poşet satanlar ne de poşet alanlar tarafından istenilen bir durum değil. Tamamı ile yasal süreçlere dayanan ve asıl amacı zaten markete poşet sattırmamayı, müşteriye poşet aldırmamayı amaçlayan bir proje ile karşı karşıyayız. Her ne kadar eksik olsa da mantıkla düşünüp, poşet kullanımı, çevreye ve ekonomiye zararları vb. çok basit google aramaları ile  durumun önemini çok daha iyi anlayabiliriz.

Bir üstteki cümlede “her ne kadar eksik olsa da” dedim, çünkü çevresel anlamda düşündüğümüz çevreye tek zarar veren şey poşet değil, yazın pikniğe gidip piknik sonrası artıkları toplarken bir poşetin içine koyulan tüm materyalleri düşünün, cam/plastik şişeler, kağıt atıklar, et mamullerinin altındaki plastik malzemeler vb. Eğer hem çevre hem ekonomi düşünülüyorsa bence tüm atıksal malzemeler için benzer bir uygulama ya da muadil uygulamalar geliştirilmeliydi.

Çok iyi hatırlıyorum çocukken, depozitosuz süt şişesi yoktu şimdi neredeyse depozitolu olan yok, eskiden cam şişe kolalar vardı bugünkü gibi küçük değil litrelik şişelerden bahsediyorum, diğer taraftan alkollü içeceklerin şişelerindeki durum ne şu an? Niye firmalar kendi ürün kaplarını geri çağırmıyorlar artık?

Diğer taraftan belediyelerin geri dönüşümlü ürün toplama oranları ne acaba? Kaç binada, kurumda geri dönüşümlü ürün toplama kutuları var? Çöplerden atık toplayan (ortaokuldayken bir Hocam onlar için en iyi çevreciler onlar demişti, hep o gözle bakarım o kişilere) kişiler olmasa çöp atım/arıtma tesislerindeki geri dönüşüm sistemleri ne durumda acaba?

Bu ve benzeri birçok soru zihnimin bir köşesinde dururken gündemimizde 25 kuruşa alışveriş poşeti var, olay birde sadece bazı indirim marketleri üzerine kalmış durumda. Diğer büyük market zincirlerindeki durum ne? Onlar poşetleri bedava mı veriyor yoksa onlardan alışveriş yapanlar 25 kuruşa reklam panosu olmayı çoktan kabul ettiler mi ya da onlar zaten çevreye saygılı kişiler ve hemen bu durumu kabul edip ona göre aksiyonlarını mı aldılar mı? Yine sorular, hep sorular..

Burada iş yine biz iletişimcilere düşüyor, bu poşet olayının taraflarındaki kurum, kuruluş, belediye, bakanlık vb. kim varsa “artık paralı, yasak, bunun yasası var” demek yerine çıkıp, güzel bir bilinçlendirme kampanyası organize edip bu işin faydalarını toplumun her kesimine anlatmak lazım. Yaptık oldu mantığıyla hareket etmek günümüz iletişim toplumunda maalesef çeşitli muğlaklıklara neden olabiliyor.

Spor Pazarlamasına Giriş

Aktif blog yazısı yazamadığım için yazdığım yazılara genellikle “geçtiğimiz günlerde..” girizgahı ile başlar oldum. Bu yazımda da maalesef aynı şekilde bir giriş yapacağım. Aslında bu temalı bir yazıyı çok uzun süredir yazmak istiyordum ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Eğer o zaman yazıyı yazmış olsaydım uzun yıllar Greco-romen güreş ile uğraşmış, hala bir güreş tutkunu olarak Türkiye Güreş Federasyonu üzerinden örnekler verecektim ama bu yazımda örneklerimiz başka kişi ve kurumlar üzerinden olacak. Ama belki yine örneklerimiz içerisinde Güreş Federasyonumuzu da atıfta bulunurum.

Geçtiğimiz günlerde Facebookta yandaki paylaşımı gördüm. Ardından aklıma geldi ve Spor Bakanlığımız, Halter Federasyonumuz, Olimpiyat Komitemizin facebook ve sosyal medya hesaplarına baktım acaba kimse Naim Süleymanoğlu’nu hatırlayıp konu hakkında herhangi bir paylaşım yapmış mı diye. Maalesef herhangi bir paylaşıma denk gelemedim. Buradan hareketle bu kurumların sosyal medya hesaplarına bir göz atmak istedim.

Spor Bakanlığımızın profesyonel bir sosyal medya iletişimi var, ya bu işi kurum içinde bir birimle yapıyorlar ya da bir ajansla çalışıyorlar ama bu işi uzun süredir ciddiye alarak profesyonelce yönetiyorlar. Onların bu konu üzerindeki eksikliği, sosyal medyanın doğası gereği, daha sosyal daha aktif içeriklerin buralarda paylaşılması gerekirken bakanlık isminin ağırlığını çok hissettiriyor olmaları.  Okumaya devam et “Spor Pazarlamasına Giriş”

İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası

Dün akşam facebookta önüme bir video düştü hem hemen izledim hem de şu an Halkla İlişkiler eğitimi alan kardeşimle paylaştım ve izlemesini istedim. Sizler de eğer bu mesleğin öğrencileri ya da uygulayıcıları arasında yer alıyorsanız aşağıdaki videoyu muhakkak izlemelisiniz.

Videoda eli, emeği olan tüm kardeşlerimi canı gönülden tebrik ederim. Ben kısmi bir zamandır (2010’dan bugüne) blogumda iletişim bilimleri özellikle Halkla İlişkiler üzerine yazılar yazmaya çalışıyorum. Nacizane bu sektör içerisinde de işler yapmaya çalışıyor, bu mesleğin ekmeğini yiyorum. Buradan aldığım deneyimle de üniversitelerde öğrenci arkadaşlarımızın ve hocalarımızın misafiri olup arkadaşlarımıza hem nacizane bildiklerimizi anlatıyoruz hem de neredeyse gittiğim her yerde mesleklerine sahip çıkmaları konusunda  tavsiyede bulunuyorum.

Okumaya devam et “İstanbul Aydın Üniversitesi PR ATÖLYESİ Öğrencilerinden “MESLEĞİMİN FARKINDA OL!” Kampanyası”

İşi Uzmanına Bırakmak Lazım – İnternet Reklamcılığı

Sevgili ağabeyim Hamza Şamlıoğlu dün akşam bloguna İşi Uzmanına Bırakmak Lazım başlıklı bir yazı yazmış. Yazının içeriği bizim de merak konularımızdan ve işimizin bir parçası olan SEO konusu ile ilgili olunca hemen girip okumak istedim. Seo dediğimiz konu dijital iletişimin en önemli noktalarından biridir. Yazıyı girip okurken, bitmesine yakın sağ taraftaki reklam alanında

sol tarafta göreceğiniz reklam ile karşılaştım. Google reklam sistemi tarafından sağlanan bu reklam içeriği, geçtiğimiz günlerde Malatya yöresel ürünleri üzerine yaptığım aramalar ve site ziyaretleri üzerine bana gözüküyordu. Bu sebeple doğru reklamdı ve doğru kişiye ulaşmıştı. Dijital reklamcılık da aynı SEO gibi, sosyal medya iletişim faaliyetleri gibi bir bütün düşünüldüğünde dijital iletişimin olmazsa olmazları arasında. Geleneksel reklam işleri ve bütçeleriyle de kıyaslayınca çok daha uygun ve her seviyedeki işletmeye de uygun. Ör: Kayisiiste.com 🙂

Sitedeki iletişim bilgilerinden gördüğüm üzere Malatya Battalgazi’de bulunan bu markamız güzel bir fikirle bu işe girişmiş, Bir e-ticaret sitesi yaptırmış, sosyal medya iletişimi yapıyor, ee üzerine reklam da yapıyorlar. Böyle bakınca bir sıkıntı yok, tebrik eder, başarılarının devamını dilerim. Hatta geçmiş dönemde yazdığım Sosyal Medya İle Yerelden Evrensele İletişim Örneği: Tostçu Mehmet yazım da olduğu gibi bununla gurur duyarım. Çünkü cirosal büyüklüğünü, ticari hacmini bilmesem de Malatya’daki güzel bir ağabeyimin markası bana ulaşıyor ve beni buradaki kuruyemişcilere muhtaç etmeden kendi ürününü satmaya çalışıyorsa bu benim için başarıdır. Ticaretleri bereketli olsun.

Teakolik.com ‘dan çıkıp bir haber sitesine de gittiğimde Kayisiiste.com’un Malatya Köy Peynirli reklamı benimle birlikte geldi. Gittiğim site: Hurriyet.com.tr Okumaya devam et “İşi Uzmanına Bırakmak Lazım – İnternet Reklamcılığı”

Müşteri Çağında Müşteriyi Mağdur Eden Marka Olma Örneği @TEB

2013 yılında çalışmaya başladığım şirket maaş hesaplarımız için TEB – Türk Ekonomi Bankası ile çalışma kararı kaldı. O zaman bu banka ile çalışmaya başladım, 2015 yılında o şirketten ayrılmama karşın yine kredi kartı hesabım, tüm faturalarımın otomatik ödemesi, aracımın hgs geçişi dahil bir çok işlemi o süreçten bugüne TEB üzerinden gerçekleştirdim.

Ama gerçekleştirdiğim işlemlere karşın her ay hesabımdan ekstra ücret kesilmesinden dolayı geçtiğimiz hafta itibariyle otomatik ödemelerim (web sitesi üzerinden), hgs kartım (şubeye giderek) ve kredi kartımı (call center üzerinden) iptal ettirdim. Banka kartımı da iptal ettirecektim ama onu web sitesi üzerinden yaptırabileceğimi düşündüğüm için sonraya bıraktım. Dün de mevcut banka hesap kartımı kapattırmak için TEB internet şubesine giriş yaptım.

19.06.2017 Pazartesi günü defalarca hesap kapama işlemini denemiş olmama karşın sürekli yukarıda ekran altıntısını göreceğiniz hatayı verdi. Bu sebeple ilgili numarayı aramaya başladım. 1, 2, 3, 4, 5, 6… defalarca aradım. Kimisinde 15-16 dakikaya yakın bekledim kimisinde bekleme süresi çok uzun dilerseniz sıranız geldiğinde biz sizi arayalım diye bir sesli not verdikleri için Benim Bankam Beni Arar uygulamalarını kullandım. Ama beni aramamalarına karşın her seferinde aşağıdaki gibi sms attılar. Hat olarak Vodafone kullanıyorum, teyit amaçlı ilgili markadan bilgi alabilirler. Eğer arandıysam ve telefonu açmadıysam yani bana ulaşamadılarsa ben kendilerinden özür dileyeceğim ama çalıştırdıkları yani bu sms’i bana atma yetkisine sahip olan çalışanlar kimse ben onların yalancı ve görevlerini yapmayan çalışanlar olduğundan emin olduğumu söyleyebilirim.

Bana atılan sms’lerin ekran görüntüsü yandaki gibidir ama ben aranmadığıma eminim, (twitterda yaptığım paylaşımlarından ardından genel merkezden arayan kişi, meşgul olduğum için bana ulaşamadığını, ilgili arkadaşların böyle not tuttuğunu söyledi ama telefonumda çağrı bekletme özelliğini kullanırım, telefonum kimseye meşgul çalmaz, gelen çağrıyı ekranımda görürüm)

Bu sms’lerin ardından anladım ki ben bankaya ulaşamayacağım, bu sefer de twitter üzerinden TEB’in resmi twitetr hesabına 2-3 tweet attım. Mention geldi DM geldi derken yaklaşık 6-7 saat sonra saat 16.40 civarında  TEB Genel Merkezden 4441466 numaralı telefondan arandım. Arayan arkadaş sağolsun, gayet ilgili şekilde konuştu, yaşanan aksaklıktan dolayı özür diledi. Daha sonra işlemimin gerçekleşmesi için ben müşteri temsilcisine yönlendirdi. Müşteri temsilcisi arkadaş, önüne düşen bilgilerin benim olmadığımı söyleyerek, işlem yapamayacağını benim daha sonradan tekrar aramamı söyledi, ben de gün boyunca bankaya ulaşmaya çalıştığımı en sonunda genel merkezden aranarak kendisine yönlendirildiğimi bu sebeple kendisinin beni işlemi gerçekleştirebilecek bir kişiye yönlendirmesini rica ettim, o da bir müddet beklettin sonra şu an işlem yapamacağını ama beni geri arattıracağını söyledi ve telefonu kapattı. Bu yazımdan da anlayacağınız üzere tabi ki beni kimse aramadı. Okumaya devam et “Müşteri Çağında Müşteriyi Mağdur Eden Marka Olma Örneği @TEB”

Ajansı İyi Brieflemek

İş yaptığımız sektörün en önemli noktalarının başında, brief vermek, brief almak, alınan briefi iyi anlamak, briefe uygun iş yapmak geliyor.

“Brief nedir diye sorarsanız, brief kısaca, “yapılması istenilen işi iyi şekilde karşı tarafa anlatmaktır.”

Çalışmaya başladığımdan bugüne kadar birçok marka ve bu markalarda çalışan marka temsilcileriyle/yöneticileriyle çalışma iş yapma fırsatı buldum. Bunların içinde çok iyileri de vardı, vasatın altında olanları da..

En çok zorlandığım kişiler, benden istedikleri işi, kendi kafalarında dahi netleştiremeyen, istediği şeyi anlatamayan, bütçesi nedir, süreci ne kadardır, istenilen özellikleri bilmeyen vb. yap getir, yapın getirin bakarız diyenlerdi. Çünkü her şey muğlak!

Benim işimizi anlatırken her zaman verdiğim bir örnek vardır, biz cam bardak satmıyoruz (Elle tutulabilir bir nesneyi satmakla, fikir satmak arasındaki farklar/zorluklar neler?) masanın üstüne koyalım da ürünümüz bu diyelim.

Bizim işimizde biz şöyle bir basın bülteni yazdık gelin aynısını size de yazalım, şöyle bir reklam filmi çektik benzerini size çekelim, yav şu tasarımı yaptık ama marka pek uymadı gelin size verelim, mesela şu web sitesini bir yaptık kı tadından yenmez aynından size de yapalım mı demek pek olmaz!

Bunun yerine biz böyle işler yaptık, bunlardan da şu tecrübeyi elde ettik, size daha iyisini, şöyle farklısını, daha yeni teknolojisini vb. yapabiliriz diyebiliriz.

Ama onun öncesinde markanın size, ben bir lansman yapmak istiyorum, ben şöyle bir sosyal medya yönetimi yapmak istiyorum, web sitemde şu özelliklerin muhakkak olması gerekir, bütçemiz şudur, X zaman süremiz vardır, biz şu şu markaları inceledik, onlardan şu yönlerde farklı olabilirse seviniriz, yapacağımız işin amacı şu, şu an şuradayız bu iş bizi şuraya götürmeli, verilmek istenilen mesajların tonunun nasıl olmasını istediği, bu tonlama ve mesajlarla hangi hedef kitlelerin zihnine ya da gönlüne girmek istediğini anlatması çalıştığı ajansına, danışmanına, uzmanına vb. açık olması gerekmektedir. Hatta biraz da samimi olup, halının altında kir pislik var mı kaldırıp onu da göstermesi gerekir ki, çalıştığı ajans ya da kişi markayı, tanısın, bilsin, öğrensin, benimsesin, içselleştirsin, sahiplensin ve ona göre ortaya en iyi işi çıkarmaya çalışsın. Ekseriyetinde, markaya gelen işe, biraz da “kreatif bi’ şey olmalı”, ‘hmm, güzel ama daha farklı bir şeyler mi denesek”, “hadi şasırtın bizi..” diyen markalar suçu biraz da kendilerinde aramaları gerekmektedir.