Kırmızı Başlıklı Kızın Olay Görüntüleri

Geçen hafta sonu Reina çıkışı ünlü playboy Azgın Kurt ile yakalanan, ama sadece arkadaşız, aramızda bir şey yok deyip, yine de kameralardan kaçan ülkenin en ünlü ailelerinden birinin kızı olan Kırmızı Başlıklı Kız’ı magazin gündemine oturacak olay görüntüleri ile yakaladık. (EHA)

Yıllardır Azgın Kurt ile arasında olan ilişkisini inkâr etmesine rağmen,  Kurt ile ilişkileri ilköğretim kitaplarına bile konu olan Kırmızı Başlıklı Kız’ı bu sefer, anneannesine hazırladığı yemekleri, ormanda kendi elleri ile kurda yedirirken görüntüledik. Oldukça samimi şekilde yakaladığımız Kırmızı Başlıklı Kız kameraları fark edince yanımıza kadar gelip, objektiflerimize sıcak pozlar vererek kısaca gündemi değerlendirdi.

Benim gibi asil biri ile dağdaki çobanın oyunun bir sayıldığı, çocukluk arkadaşım olan Münevver Akbulut’un erkek arkadaşı tarafından hungarca katledildiği, bidebunakon davasında masum insanların cezaevine konulduğu bir ülkede benim Azgın Kurt Bey ile olan ilişkimin bu kadar gündem olmasını tebessümle kınıyorum dedi.

Kurduğu cümlelerde, hunharca yerine hungarca, çocukluk arkadaşım dediği kişinin soyadını yanlış söyleyen, Ergenekon yerine bidebunakon, teessüf yerine tebessümle diyerek yılın gafını yapan, insanlar arasında asil – köylü gibi bir sınıf ayrımı yapan Kırmızı Başlıklı Kız’ın asla gündemden inmeyeceği bir kez daha ortaya koyuldu.

 

PRA – 305  Media Relations & Press Writing  – Erdal ERDOĞDU – Kırmızı Başlıklı Kız haberi

Bu yazı tamamıyla Türk haber sisteminin magazinleşmesi ve her geçen gün içerik sahibi haberlerden yoksun kalmasına ithafen eleştiri mahiyetiyle, affınıza sığınarak yazılmıştır. Yukarda ismi geçen dersim içinde yazdığım ilk haber metnidir, umarım beğenirsiniz… 🙂

To See Modernization and Nationalism from the Lens of Vizontele

Hi Everybody,

We worked on Vizontele for MMC304  Sociology of Communication lesson in University of Izmir Economics. Our work includes MODERNIZATION DISCOURSES AND IDEOLOGIES, MODERNIZATION in TURKEY, NATIONALISM and CULTURAL INSTITUTIONS, IMAGINED COMMUNITIES, and lastly ANALYSIS OF VİZONTELE in communication systems. We worked together with Aysu Gökova and Özge Üçtop for this work. Moreover, we shouldn’t forget my homemade Ebubekir Önder’s helping to translate this work. Ebu thanks a lot.

 

ABSTRACT:

In our article, respectively we mentioned about modernization, nationalism, imaginary communities, discourses, ideologies and cultural studies from general to specific. In this analysis which was made for research it is seen that there is a hidden meaning beyond the scenes we saw in the movie and also some notions about communication are placed into the movie secretly which can be considered as an important communication concept. We analyzed this film in terms of modernization, nationalism, imaginary communities, discourses and ideologies which can be considered as important communication concepts according to our thoughts. It can be said that there is a negotiation between real and official culture in the movie. The characters in the movie portray past period events as a part of real life in our country and portray people who lived and witnessed these events personally.  In this movie portrayed lives are faced with the ideological and sociological problems. Upon entry of television in their lives, which can be considered as a step for modernization for the people of village, as a first effect it makes people conflicted and it changes a lot of ideas in many fields.  From the foundation of our country to 70s, it comes over 50 years, the country’s western regions examined the steps of modernization earlier the same as the general Western concepts of modernization, however it is seen that eastern regions of the country remained the rest. The director, writer and leading actor of this movie Yılmaz Erdoğan, who came from this region and witnessed the difficulties and realities of the region personally at the same direction of the movie, depicted all events of that time by agency of the movie.

Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…

Üniversite eğitimi bireyin eğitim hayatında ki en önemli dönemlerin başında geliyor. Çünkü genellikle bireylerin hayatlarını devam ettirecekleri meslekler hakkında kendilerinin geliştirdikleri eğitim buralarda veriliyor. Ama okulda ki teknik bilgi eğitimi ile sektörel olarak dışarıda uygulanan teorikler arasında kısmı farklılıklar oluşuyor. Tabi ki bu noktada öğrenci milletinin insanları her zaman eğitim aldıkları okulları ya da onlara ders veren hocaları suçluyorlar. ‘Bunlar bize okulda öğretilmedi ki.’. Evet emin olmak gerekir ki birçok farklı derste alınan 4-5 yıllık bir eğitim içinde hem müfredat içi hem de dışarıdaki her an gelişen sektörünüz ile ilgili her şeyin bize/size öğretilmesi mümkün değil. Bu noktada bizlerin elini taşın altına elini sokması gerekmekte. Kısacası her şeyi devletten beklememek lazım.

Ama okulun da bir görevi olarak eğitimini üstlendiği öğrencilerin sektör ile entegresini sağlamak, işin mutfağında neler olup bitiyor diye göstermek, bir nevi mezuniyet sonrasına gençleri hazırlamak olmalı.

Bizde bu doğrultuda geçtiğimiz hafta içinde İzmir’den İstanbul’a Medya Gezisi adı altında bir teknik gezi düzenledik. Bu gezi bizim gibi Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümü öğrencileri için bence çok faydalı geçti. Çünkü eğitimini aldığımız Halkla ilişkiler/Reklamcılık ve Pazarlama gibi iletişim bilimlerinin şuan mutfak bölümünde yer alan çok etkin kişiyle aynı masada oturma, otururken de sektörlerin geçmişi/şu anı ve geleceğiyle ilgili çok güzel sohbetler yaptık.

İlk günün durağı olarak bizim için mabet sayılabilecek bir yere misafir olduk.  Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfı  adına bizi ağırlayan Sevgili Ömür Hanım, Fisun Hanım ve ve Publicis Yorum’dan Meltem Vardar ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu adres ilerisi için Relamcı olmayı ya da kendini bu alanda geliştirmek isteyen arkadaşlarımız için  iyi bir başlangıçtı. Reklamcılık sektörünün geçmişi/şuanı ve geleceği ile ilgili, bu dernekten ve vakıftan nasıl faydalanabileceğimiz hakkında, sektörde yapılan yarışmalar ve ülkemizin uluslararası reklamcılık alanındaki yeri hakkında çok verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Belirtmeliyim ki; Sohbetimiz ikram edilen kurabiyelerden daha tatlıydı 🙂

İkinci günde  ilk önce MARKOM LEO BURNETT  ofisinde Özgün Özkalay’ın ardından ise ZARAKOL İLETİŞİM HİZMETLERİ’nde  usta isim Necla Zarakol’un ofisinde misafiri olduk. Markom Reklamcılığın önemini vurgularken Zarakol iletişim Halkla ilişkilerin önemini vurguladı. Ama Necla Hanım yılların tecrübesi ile daha etkiliydi ki ileride Reklamcı olmayı düşünen bazı arkadaşların bu fikirlerini tekrardan düşünmelerini sağladı. 🙂 Her ne olursa olsun her iki adreste de  bizim için yapılan sohbetin tadı tarif edilemez, öğrendiğimiz bilgilere paha biçilemez. Ev sahipliği için her iki tarafa ve Zarakol’da Necla Hanım’ın yanında çalışan okulumuz  mezunlarından Zeynep Yüksel’e çok teşekkür ederim. Okumaya devam et “Üniversitelerde ‘teknik geziler’ genelde yararlı olur…”

Öğrencinin yüreğine dokunmak

Eğitim hayatımda bu sene içinde yaklaşık 17. senemi kutluyorum. Çok güzel okullarda, çok iyi hocalardan eğitim aldım. Şimdiye kadar ne kaldığım bir ders ne de herhangi bir sebepten dolayı atıştığım, kavga ettiğim bir hoca hatırlarım. Demek ben de az da olsa iyi bir öğrenciyim. Malumunuzdur şu aşamada iletişim bilimleri üzerine eğitim almaktayım. Burada iletişim nedir? Sorusunu sormak isterdim ama kanımca gerek yok, on yedinci eğitim yılım dedim, üniversitede beşinci senem ve ben bu sene ilk defa bir hocamdan bir mektup aldım. Hocamız yaklaşık 100 tane öğrencisini de üşenmeyip tek tek el yazısı ile mektup yazmış. Mektupların içeriğini bilmiyorum ama benim aldığım mektup içerisinde yaklaşık 4 aylık dönem içerinde hocamın benim hakkımda edindiği bilgileri derlediği, bana geleceğim konusunda fikirler verdiği, en önemlisi bu dönem içinde bana göre beni çok iyi incelediği izlenimini veren bir yazı içeriği var. İşte yukarda ki sorunun cevabı bu, yani iletişim bu!

Okumaya devam et “Öğrencinin yüreğine dokunmak”

Etkili konuşmada ayna yöntemi

Etkili konuşmada ayna yöntemi diye bir başlık attım ama doğru başlık; etkili/düzgün/akıcı/verimli (vb) konuşmak için ayna ile konuşma yöntemi mi olmalıydı acaba?

Ben özünde çok konuşan bir insanımdır. Tabi ki çok konuşmak etkili/düzgün/verimli vb konuşmak demek midir, tabi ki hayır! Ama konuştuğum/görüştüğüm insanlardan aldığım geri bildirimler bir iletişim öğrencisi olarak bu konuda az da olsa başarılı olduğumu söylüyor bana. Her ne kadar iyi bir sunumcu olamasam da umuyorum ki, birebirde veya grup konuşmalarımda benim yoğun kelime taarruzuma maruz kalan arkadaşlarım da benimle aynı fikirdeler? Evet canlar ne dersiniz benim sohbeti mi seviyor musunuz? (İçinizden sustuğun zaman seni daha çok seviyoruz deyişlerinizi duyar gibiyim)

Benim genel olarak arkadaşlarıma anlattığım bir hikâyem vardır.

Ben lise öncesi ve lise dönemi içinde içine kapanık, susuk diye tabir edilecek bir çocuktum. Çoğu şeyi içime atar, oradan da kolay kolay çıkarmazdım. ………. ……………

……. O dönemde bir doktor amca, çocuğum ‘bu yaşta derdin ne, kederin ne, niye bu kadar zorluyorsun kendini, sövmen gereken yerde söv, kırman gereken yerde kır, vurman gereken yerde vur, KONUŞMAN GEREKEN YERDE SAKIN SUSMA KONUŞ’ dedi. Şimdi düşündüğümde o kadar da iyi bir öğüt değil hatta feci bir öğüt ama zaman işte.

Tabi ki benim hayatımda ki dönüm noktası bu olmadı. Ama bu sözlerden cesaret almadım dersem yalan olur. Aynı zaman içerisinde bir gün çok sevdiğim bir büyüğüm, bana etkili konuşma konusunda bir yöntem söyledi. Bu yöntem sayesinde doğaçlama olarak daha rahat konuşmalar yapabileceğimi, hazır cevaplar verebileceğimi, beden dilimi daha iyi kullanabilmeyi öğrenebileceğimi vb söyledi.

Bu yöntem ayna karşısında konuşmaktı.

Nasıl mı? Okumaya devam et “Etkili konuşmada ayna yöntemi”

Bir İletişim Kanalı Olarak İnternet

İletişim bilimlerini öğrenmeye nereden başlarsanız başlayın, nereden bakarsanız bakın karşınıza ilk olarak;

 

Kaynak – mesaj – kanal – Alıcı

Source – message – channel – Receiver  – – kalıpları çıkar.

 

Peki, nedir bu iletişim kanalları? Aslında cevap çok basit, sizin mesajınızı hedefinize/alıcınıza ulaştırmanızı sağlayan her şey iletişim kanalı olarak kabul edebiliriz.

 

Telefon ahizesi  🙂  gazete, TV kanalları, radyo kanalları, bilboardlar, dergiler vb ve internet.

İnternet mi? Evet internet! Okumaya devam et “Bir İletişim Kanalı Olarak İnternet”

İletişim kurarken empati kurma yetisine sahip olmak

Çok uzun zaman sonra merhaba,

Empati günümüzde yaygın olarak kullanılan terimlerin başında geliyor ama acaba kaçımız bu kelimenin anlamını biliyor? Mesela geçtiğimiz günlerde İzmir’de ‘Empati Balık Evi’ adlı bir dükkan gördüm, inanın girip dükkan sahibine sorasım geldi, dükkanına niye böyle bir isim verdiğini ama vazgeçtim. Acaba ustamız kendini balıkların yerine mi koyuyordu? Neyse…

Empati, bir insanın yada kurumun hedef olarak gördüğü, kişi yada kişiler (kurumlar) ile ortak paydalarda buluşma çabasıdır. Yani kendisini karşısındakinin yerine koyup, neyi, neden, niçin yaptığını, söylediğini, anlamaya çalışıp, acaba ben onun yerinde olsaydım ne yapardım sorusunu kendi kendine özeleştirel şekilde sorabilmesidir. Tabi bu çoğu zaman kolay olabilecek bir durum değil. Çünkü toplum içinde ki her birey neredeyse farklı özelliklere sahip, eğitimsel, kültürel, yaşayıssal, yetiştirissel, benliksel ve bunlara benzer özellikler bunlar.

Burada Avrupa Yakası dizisinde ki, Burhan Altıntop karakterinin, ‘ben de Nişantaşı çocuğuyum, ben de üniversite mezunuyum’ diye sürekli söylediği replikler geldi aklıma.  Olabilir, herkes üniversite mezunu olabilir, herkes Nişantaşı çocuğu da olabilir belki ama herkes aynı üniversitenin aynı bölümünde klonlanmış gibi bir eğitim ile eğitilebilir mi, herkes aynı aile tarafından aynı kültürel-toplumsal dengeler içinde yetiştirilebilir mi? Diye sormak ve bunlara kısa bir cevap vermek lazım. İşte burada bende ki cevap Hayır.

Çünkü aslında birbirimizden o kadar farklıyız ki. Hayatımızın her safhasında empati kurmalıyız, böylece barış ve sevgi doğrultusunda birleşebiliriz diyoruz. Ama her ne hikmetse her sefer bir pürüz çıkabiliyor karşımıza. İşte burada bu farklılıkları ortadan kaldırmak, gerekiyorsa zıt kutupların birbirini çekme felsefesinden yararlanmak, farklı olsak bile ortak paydalar doğrultunda,ortak referans çercevesinde buluşmaya çalışma eylemi empati oluyor.

Bu eyleme hayatımızın birçok noktasında uygulamaya ihtiyacımız var.

Kendimizi tanıyamadığımız, tabirim caizse zıvanadan çıktığımız anlarda bence kendimizi durdurabilmek için ‘Ben bu değilim, Ben bunu nasıl yaptım’ deyi geri adım atabilmemiz bana göre bireysel empati.

Çift yönlü iletişim süreçlerinde kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilmemiz, herkesi kendimizle bir tutmayıp, benlik duygumuzu, enaniyetimizi bir yana bırakıp karşımızdakinin bizden farklı özelliklere sahip olduğunun farkında olmamız, önyargılarımızı bir yana atıp objektif düşünmemiz, objektif davranışlar bütünü sergilememiz normal empati.

Kurumsal düzlemde baktığımızda yaptığımız pazarlama, halkla ilişkiler ve raklamcılık faaliyetleri gibi birçok uygulamada  kendimizi hedef kitlemiz içinde bulunan insanların yerine koyup, ben olsam bu organizasyondan, bu faaliyetten nasıl etkilenirdim ya da niye etkilenmeliyim, sorusunu sahip olduğumuz statümüzden kendimizi soyutlayarak kurumuz adına alıcı bir gözle sormak kurumsal empati diye nitelendirilmeli.

Peki bunlar gerekli mi? Empati kurmak nasıl bir zorunluluk? Bittabi bunları yapmak gibi bir zorunluluğumuz bireysel olarak yok ama toplumsal düzlemde düşündüğümüzde, karşılıklı ilişkilerimizi düşündüğümüzde bence böyle bir zorunluluğa sahibiz. Kendi adımıza, ailemizle, arkadaşlarımızla, çevremizle, toplumuzla, çalıştığımız şirktimizle, personelimizle, yada müşterilerimizle birlikte daha iyi anlaşabilmek, daha verimli iletişim kurabilmek, ortak paydalarda daha basit bir şekilde buluşabilmek adına buna mecburuz diyebiliyorum.

Herkese bol empatili günler diliyorum.

Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Siyasi E-Dergi

Bundan 3-4 ay önce bir arkadaşım vasıtasıyla bir e-dergi ile tanıştım. Adı müsvette… Müsvette sanal bi e-dergi. Yani internet üzerinden yayın yapıyorlar. Kullandıkları dilleri de, yazdıkları konuları da gerçekten isimlerinde ki siyasi kelimesini dolduruyor. Kanımca herkese hitap eden bir dergi olmamakla birlikte birçok kişinin okumasa dahi en azından aylık olarak internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanan bu dergiye bir göz atmasından yanayım. Kanımca onların asıl hedef kitlesi içinde ben de yokum, çünkü takip ettiğim kadarıyla (tanıdıktan sonra tüm yazılara mümkün oldukça göz attım) siyasi renklerimiz pek uyuşmuyor. Ama bilmem hatırlar mısınız bir derginin ‘size gazeteler yetmez’ diye bir sloganı vardı. Buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ‘gazete-LER’ buradaki çoğul ekine de sonuna kadar destek veriyorum. Maalesef tek bir gazetenin yetmediği gibi bence gündemi olanı biteni takip etmek için gazetelerde yetmiyor. Blogküre içinde yer almamdan dolayı internet ile baya haşır neşirim bu sayede kendim lay lay lom yazılar yazsam da, geyik muhabbeti yapsam da bir şekilde çok destekli ve güzel yazılar yazan bloglar ile, e-dergiler ile, güzel paylaşımlarda bulunan forum siteleri ile karşılaştığımda mümkün oldukça takip etmeye çalışıyorum. İşte Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi’de bunlardan bir tanesi. Yazıları okurken sizi sıkabilir, dilleri ağır gelebilir, ama bence her ayın neredeyse ilk 5 günü içinde yayınlanan bu dergiye bir göz atmakta fayda var. Ben buna benzer bir platformda yazılar yazsam, onlar beni okurlar mıydı bilmiyorum ama Derginin editörü sevgili Görkem Özizmirli’ye ve ekibine kelimelerinin bitmemesi dileklerimle başarılarının devamını dilerim. Her ne kadar aynı referans çevresini paylaşmasak da mümkün oldukça sizi takip etmeye çalışacağım. Umarım bu küçük tanıtım yazım hoşunuza gider. Saygı ve Selamlarımla

Müsvette Aylık Siyasi E-Dergi sitesine gitmek için tıklayınız

Son olarak üst kısmı bitirdikten sonra Müsvette Mart sayısında yer alan, Reklamcılık ile ilgili olan ve Görkem Özizmirli’nin yazdığı bir kitap tanıtım yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kitap İncelemesi: “Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji” – Judith Williamson
Orijinal Adı: Decoding Advertisement, Reklamların  Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji, Judith Williamson, çev: Ahmet Fethi, Ütopya Yayınevi, 2001

Judith Williamson’ın Reklamların Dili: Reklamlarda Anlam Ve İdeoloji kitabı reklamlarda neyin ne şekilde bize ustalıkla aktarıldığını anlatmaktadır. Bu ustalık, insanı ve iradesini metalaştıran reklamlar sisteminin bel kemiğidir iddiasıyla yola çıkan kitap; Lévi-Strauss, Saussure ve Freud üzerine kuruludur ve bu temelle reklam sistemlerini yapısalcı bir yöntemle yaklaşarak çözmeye çalışmaktadır. Kitabın yapısalcı bir analizle yola çıkmış olması, dil analizlerini ve reklamları parçalama yolunu sıklıkla kullanmasına neden olmuş, bu da kitabı edebi yönden daha ilgi çekici hale getirmiştir. Kitap, ideoloji ve reklam çözümlemesini aynı anda ele alarak ideolojinin özel yaşama ve kamu yaşamına müdahalesini apaçık ortaya sermektedir. Unutmamalıyız ki televizyon, gazete ve diğer tüm iletişim araçları ile ideoloji artık evlerimizde, yatak odalarımızdadır. Okumaya devam et “Müsvette Siyasi E-Dergi”

Basic Communication Applications on Films

In this work, I study to analysis a documentary movie/film which calls ‘MUSTAFA’ produced by Can DÜNDAR. Documentary movies are part of mass communication in communications studies. Firstly, I try to description to applications of communications studies on films, after I add my own ideas and opinions. Therefore, I want to start a question. ‘What is communication’ after than go step by step. According to Işık, ‘communications as a systemic process in which people interact with and through symbols to create and interpret meanings.’ (2008: ?)

Communication has got some elements such as sender, message, medium etc. In this movie has got a big prepared group which includes editor, producer, cameraman, music composer etc. I think all of them are senders. They send us, their ideas and opinions to film. ‘What/who is sender and what are messages?’ Sender is a person who encodes or gives expression to the message and source of communications messages.  In this movie, producer Can Dündar shows us, informs us, says us a lot of things, sent us something, all of them are messages and Can Dündar is our main sender. Okumaya devam et “Basic Communication Applications on Films”