Archive for the ‘ gazetelerden ’ Category

Çatlayan ar damarlarımızdan biri olarak Haydar Dümen

Yav geçen gün oda arkadaşlarmdan biri gidip Posta gazetesi almış, derken bütün katın muhabbeti fenomen gazete yazarımız, güya(!) doktor, bana göre teneşir paklayasıca biri olan Haydar Dümen’e geldi. O ne rezalet bi bölümdür, arkadaşlarımdan duyardım ama inanın okuduğumu hiç hatırlamıyorum, o adamı, ama bu kadar muhabebti olunca gayri ihtiyari merak edip okudum bende. Bildiğiniz midem bulandı. Böyle bi toplumsal genleşme olamaz, orada yazılan ve yazan kişiler gerçek olamaz. Muhakak sağlık konusunda bir şey demiyorum, böyle bölümler var, psikoloğu var, üroloji uzmanı var onlara saygımız tam. Ama azıcık aklı başında bir insan oğlunun, haydar amca acaba kızlığım bozuldu mu, haydar dayı benimkisi çok küçük nasıl büyültebilirim, ben 17 yasında bi erkeğim kızlardan değil erkeklerden hoşlanıyorum acaba gay’miyim, sürekli porno film izliyorum, günüm banyoda geçiyor, ne yapmalıyım,  gibi sorular sorabileceğine inanamıyorum. Tamam bu adamcağız doktor olabilir, ama böyle bi gayriahlaki tavırlar üzerinden bu konulara girmesi, ne basın özgürlüğü ne de insanların sağlıkları için önemli bi şey. Benim gözümden rezaletten, basitlikten, toplumsal genleşmeden başla bir şey değil. İnsanlar böyle şeyleri değil gazeteye köşeye yazıp buradan umut beklemek, muaynanede doktorla baş başayken bile kısık sesle söyleyebilir anca. Ve bu gazete Türkiye’de en çok satan gazeteler içindeymiş, tabi benim oda arkadaşım bile bi üniversite öğrencisi olarak alıyorsa, ben daha ne diyeyim ki? Kaç gündür yazacağım bunu ama inanın midemin bulantısı daha yeni geçti. Yav, bu ülkede Haluk Şahin, Mahmut Övür, Ekrem Dumanlı, Eser Karakaş, Ahmet Alan, Mehmet Altan, Engin Ardınç,Elif Şafak, Ferhat Kentel, Taha Akyol, Güneri Civaoğlu vb vb vb gibi yazarlar okunmazken (merak etmeyin ben hergün hepsini okuyorum), bu adamın okunması beni rahatsız etti. Yani buradan anlaşılacak durum bizim en büyük derdimiz, ekonomi, eğitim, siyaset, gelecek filan değil düpedüz kasıklarımızın arasıymış(!) Bu da benim delirdiğim andır….

ve bu yazımla birlikte blogumda olmayan rezalet kategorimi de malesef hizmete açmış bulunuyorum.

SocialTwist Tell-a-Friend

en büyük obama bizim obama(!)

Ben çok uzun süredir hergün muhtemelen 2-3 gazete alırım. Ama dün içimden hiç gazete almak gelmedi. Çünkü biliyordum ki a’dan z’ye tüm gazeteler obamayla yatıp obamayla kalkacaklardı. 3-4 defa farklı gazete bayilerinin önünden gecerken, gazete başlıklarına baktığımda bu konuda haklı olduğumu gördüm. İyi ki almamısım, nasılsa 1 hafta 10 gün yaza yaza bitiremezler dedim. Ama akşam üstü ablam aradı,
-erdal şu yazarı okudun mu?
-hayır abla okumadım
-şunu okudun mu?
-hayır ablacım okumadım
-erdal gazete aldın mı?
-hayır abla almadım
-erdal hayırdır hasta mısın?

Gibisinden bi dialog gecti içimden ve git cabuk kendine gazete al ve oku dedi. Bende emredersiniz komutanım diyerekten okuldan dönerken, 2 tane gazete aldım, ve odada arkadaslarımın, yav yarının gazeteleri basıldı sen hala bayat haberleri okuyorsun, sözleri esliğinde okudum gazetelerimi.
Bu sabah bayii e gittim ve yine 2 tane gazete aldım, saga baktım obama sola baktım obama.
ama beni en çok sasırtan, bi gazetede okuduğum ‘işte obamasız yazı’ başlığıyla yazılmıs yazıydı. ve hakkaten obamasızdı :) )) ne diyelim.. Çok güzel hareketler bunlar

SocialTwist Tell-a-Friend

Başörtülü oy da vermesin!

Bu gün gazetelerden kösemizin konuğu yukardaki başlıkla yazısını yayınlayan Murat Birsel. Bence okunulası bir yazı, ama siz bu konu da ne dersiniz inanın merak ediyorum???

……

Biz kendi aramızda ne zaman beraberce mutlu olacağız acaba? Galiba ilk yapılacak iş birimizin mutluluğunu diğerinin mutsuzluğu olarak tanımlamaktan vazgeçmek!

Gerçekten ben anlamakta güçlük çekiyorum, dağdaki teröriste af üzerine çalışıyoruz, Kürt kimliğini kabul etmeye çeyrek kaldı, Ermeni sınırını açmak üzereyiz, Obama geldiğinden beri Amerikalıları daha çok seviyoruz, bu topraklarda herkes daha mutlu olsun diye TRT Şeş diye ayrı televizyon kurduk, sırada Ermenice, Arapça yayınlar var…

Bütün bu insanları kazanmak istiyoruz, dostluk ve kardeşlik mesajı veriyoruz…

Sandık başında başörtülüye tahammül edemiyoruz!

Ne yapmalı?

Yoksa bir TRT Türban mı kursak?!

Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

‘Taraf’ olmak iyidir…

Malumunuz geçtiğimiz dönemde piyasaya ‘Taraf’ adlı bir gazete çıktı. Gerek ilk başta ki çıkış fiyatıyla (1ytl) gerek yazar kadrosuyla gerek yaptığı haberlerle çok tartışıldı. Hem de bu tartışmaların ana tarafları; ahmet altan’ın, murat belge’nin, etyen mahçupyan’ın yıllarca silah arkadaşlığı yaptığı insanlar ve bu yazarlar oldu. Bi önce ki cümlede yazdığım yazarların benimle hiç bir bağlantısı yok, hatta yıllarca benim inançlarıma, siyasi görüşlerime karşı silahsörlük yapmış insanlar. Gazete ilk çıktığı günden beri Akp yandaşı olarak nitelendiriliyor ama ben okuduğum her sayıda akp karşıtı yazılar buldum.  Aslında bu gazetenin hala ne olduğunu çözememem bile bana onu okutturuyor. Genelde her gün 3 gazete alırım, alamazsamda bu gazeteleri muhakkak bir şekilde okurum. Bunlar Radikal, Zaman ve Taraf. Radikal ve Zaman da çıkan haberler aynıdır, ama içerik kodlamaları farklıdır. Biri ak derken öteki tam kara demese de yinede farklı kodlamalar kullnırlar. Taraf ise tam olarak ikisinin ortasında. Yıllar önce Radikal gazetesinin yapmaya çalışıtığını bugün yapmaya çalışıyorlar ama inşallah sonları Radikal gibi olmaz :) . Tabi Radikal kadar uzun yaşayabilirlerse. Çünkü Taraf gazetesi şu günlerle batmamak için elinden geleni yapıyor, okurlarından destek reklamları almaya kadar, okurlarına 7 kupona 10 kitap vermeye promosyonlar yapmaya (kitapları hala veremediler), fiyat arttırımına gitmeye mecbur kalabiliyor. Bunun nedeni ise, bundan 1-2 ay önce yaptığı ordu ile ilgili haberler. Dağlıca ve Ak tütün baskınlarında ordu ile inatlaşması ve ordunun Taraf gazetesi içinde ki reklamları bir şekilde çektirtmesiymiş. Valla biz ortalıkta dolaşan haberlerin yalancısıyız. Ama yine de ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyorum.(artı olarak bakınız Sevgili Mehmet Altan olayı nasıl açıklamış) Ne olursa olsun sırf bu muhalif seslerinden dolayı, delikanlı mahalle genci tavırlarından dolayı ben Taraf gazetesi ne devam etme, onu okuma TARAFtarıyım.

Bilmiyorum bu konu hakkında sizler neler dersiniz, haydin tartışalım???

Akabinde ve detayında arefe gün ki Taraf gazetesinde Ahmet Altan’ın bir bayram yazısı var, onu sizlerle paylaşmak isterim;

Herkes gibi ben de çocukluğumun bayramlarını severim.
Annemle babam çok gençti ben çocukken.
Para durumları da pek iyi değildi.
Annem, bayramlarda mutlaka çocuklara bir şeyler alınmasını isterdi.
Bir yerlerden para bulunurdu.
Mehmet’le beni alır çarşıya götürürdü.
“Bayramlık” alırdı bize.
Elindeki kıt kanaat parayla mümkün olanın en iyisini almak için uğraşırdı.
Mehmet annemi üzmezdi.
Ama ben daha müşkülpesenttim.
Kazak beğenmezdim, ayakkabı beğenmezdim.
Dükkân dükkân gezdirirdim onları.
Bayram kalabalığının içinde dolaşırdık ben “bu olur” diyene kadar.
Annem bayramın hatırına sabrederdi, gönlüm olsun, bayram öncesi üzülmeyeyim diye elinden geleni yapardı. devamını okumak için… Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Ortancalar ve ölüm

Dünyanın en güzel yarımadalarından birine bakıyorum.

 

Bizans’ın erguvan harmaniyesiyle Osmanlı’nın sorguçlu kavuğunun izlerini taşıyan, kalın minarelerine rağmen hâlâ gür sakallı bir Bizans papazını andıran Ayasofya ile altı zarif minaresini incecik parmaklar gibi gökyüzüne uzatmış Sultanahmet’i kucağında barındıran, sahile kadar inen yeşil gölgelikli bahçesiyle koca bir tarihin sırlarını duvarlarının arasında saklayan Topkapı Sarayı’na asırlardır ev sahipliği yapan, iki imparatorluğun başkentliğini üstlenmiş bu muhteşem yarımada, hayatın hem geçiciliğini hem güzelliğini her gün bir daha anlatıyor bana.

 

Zakkum ağaçlarının, akasyaların, çıtır güllerin, ortancaların arasından geçerek geliyorum buraya.

Her sabah şükredilecek bir armağan gibi başlıyor hayat.
Sonra bu güzelliğin içinde insanlar kıpırdıyor.
Bu kıpırtıların çok azı eldeki güzelliğe bir şeyler katıyor, çoğu karanlık lekelerle kirletiyor bize verileni.
Bombalar patlıyor, cinayetler işleniyor, zehirli planlar yapılıyor.
Hep ölmek ve öldürmek üzerine bu planlar.
Geçenlerde, yoksul bir mahallede patlatılan bombalar on yedi kişinin ölümüne neden olmuştu.
Küçücük bebekler vardı ölenlerin arasında.
Bu alçaklığı PKK’nın yaptığı söylenmişti.
PKK hemen yalanlamıştı bunu.
Masumların ölümünü üstlenmemişti.
Bu alçaklığın altında kendi imzasının bulunmadığını defalarca tekrarlamıştı.
Dün İçişleri Bakanı, katillerin yakalandığını ve yakalananların “bölücü terör örgütü” dediği PKK’nın üyeleri olduğunu söyledi.
Bakan, ellerinde kuvvetli kanıtlar olduğunu da vurguladı.
Ben, resmî açıklamaların doğruluğunu derhal kabul edenlerden değilim ama bir bakan bu kadar iddialı konuşuyorsa, söylediklerinin yalan çıkması halinde bunun bedelinin ağır olacağını, halkın öfkeleneceğini de bilir.
Eğer katiller gerçekten PKK’lıysa… Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

Anadolu’ya anlatın da göreyim…

Gazetelerden kategorimizin bugün ki konuğu Taraf Gazetesi yazarlarından Ahmet Altan.Ahmet Bey’in bugün yazdığı yazıyı gerçekten büyük bir zevkle okudum.Bir çok kişiye ders olabilecek bir yazı yazarak ve saygılarımızı hakketmiştir kendisi.Ben yazıda kısa olarak kendimi buldum çünkü bu yazıda ki birçok şeyi çok farklı mekanlarda çok farklı insanlara bıkmadan usanmadan defalarca söyledim ama onlar beni pek anlayamadılar ama herhal Ahmet Altan onlar için iyi bir isimdir.

….

Osmanlı gibi Cumhuriyet de Anadolu’yu yok saydığı, onu hiçbir zaman siyasi denklemlerin içine yerleştirmediği için şimdi Ankara’nın darbecileri neler olup bittiğini bir türlü kavrayamıyorlar.
Türkiye’yi hâlâ Ankara’yla İstanbul’dan ibaret sanan stratejileri çöküyor.
Ordunun verdiği 27 Nisan muhtırası Anadolu’dan döndü.
Yargının hukuku pervasızca çiğnemesinin cevabı da, göreceksiniz Anadolu’dan gelecek.
Zaten bizim sürmanşette de okuyacağınız gibi Anadolu öfke dolu biçimde açıkça kendi tavrını gösteriyor.
Ordu da, yargı da Türkiye’yi dünyadan koparmaya yönelik her hamlesinde Anadolu’yu karşısında bulacak.
Mesele türban meselesi değil.
Mesele AKP de değil.
Mesele, Anadolu’nun Osmanlıdan bu yana devam eden dengeleri değiştirecek bir güce erişmiş olması.
(benim yorumum : anadolu gencinin elleri artık eskisi gibi,toprak kokmuyor,artık yüzleri güneş yanığı değil,sadece askerlik için köyden çıkmalar artık çok eskilerde kaldı,artık yurdun tüm üniversiteleri anadolunun bağrından kopup gelen mühendis,doktor,öğretmen adayları ile kaynıyor, ama karşıt zihniyet hala benim emirganda ki,bebekte ki oyumla adanada ki bitliste ki oy bir mi diye düşünme gereksizliğini yapıyor) Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

1 mayıs’ın ardından

Ben eskisi gibi her gün nete giremiyorum artık,işte fırsat bulduğum zamanlar bloguma gelip birşeyler ekliyorum.Artık hangisi ne kadar hoşunuza giderse. Malumunuz yaklaşık 1aydır ama yoğunluk olarak son 1 haftadır tüm gündemimiz 1 mayıs işçi bayramı üzerine kurulmus durumdaydı.Acaba hükümet taksimde kutlamaya izin verecek mi,sendikalar ne yapacak,gündeme işçi bayramı bayram olarak mı yoksa karışık olayların yaşandığı bir gün mü olacak,beşiktaşta, eminönünde , kadıköyde bulusanlar acaba taksim dolmusunama yoksa dış güçlerin doldurusuna mı binecek diye tartısıp durduk. Artık 1 mayıs geçti,umuyorum ki en sessiz sakin ve olaysız hali bu olur. İstanbul emliyeti onu yapmıs bunu yapmış diye duyduk gördük ama sartlar belki de bu müdahaleyi gerektirmiştir. Ben her gün yurttan okula giderken radyoda haberleri dinliyorum ve sürekli aynı saat yayınlarını takip ettiğim için genelde ben dinlerken spikerler gazete köşelerinden seçtiklerini okuyolar. Dün sabahta öyle oldu. Spiker star gazetesinden ARDAN ZENTÜRK ün YAPMAYIN YALVARIYORUM adlı yazısını okudu yazı benim hoşuma gitti ve yazı şu şekildeydi;

Yapmayın…Yalvarıyorum… 
 
Jale Yeşilnil’i yakından tanımazdım. O yıllarda, Fenerbahçe Lisesi öğrencisiydi ve Kalamış-Fenerbahçe gençliği olarak ne zaman buluşsak, mutlaka o da aramızda olurdu…

Ama, çok hoş bir genç kız olduğunu dün gibi hatırlıyorum…

Bugün yaşasaydı, 48 yaşında olacaktı ve büyük olasılıkla, hengamelerle geçmiş bir yaşamın içinden süzülmüş boyunca evlatlarına bakıp keyif alacaktı…

Ama olmadı…

Öldüğünde sadece 17 yaşındaydı ve kendisini yaşamdan koparıp götüren kanlı anaforun gerçekten ne olduğunu bile anlayamamıştı…

O’nu, pek çok arkadaşımızla birlikte 1 Mayıs 1977’ nin Taksim Meydanı’nda yaratılan iğrenç bir kan gölünde bıraktık…

‘Geliyorum’ diyen ‘kanlı provokasyonun tezgahçıları’, hoyrat elleriyle koparıp aldılar onu…

Aslında, o gün, 1 Mayıs mitingini düzenleyen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yetkilileri ile bağlantılı gençlik örgütleri İlerici Gençlik Derneği (İGD) üyeleri ‘bizleri de’ Meydan’a almak istememişlerdi.

‘Bizleri de’ diyorum, çünkü asıl almak istemedikleri Saraçhane’de toplanıp Tarlabaşı üzerinden Taksim’e doğru yürüyen Aydınlık Grubu yandaşlarıydı… Devamını okuyun

SocialTwist Tell-a-Friend

AK Parti, Güneydoğu ve oligarşik despotizm

Bugün gazeteleri karıstırırken uzun süredir okumadığım güzellikte bir yazı okudum.Yazının yazarı ülkemizin çok iyi tanıdığı isimlerden biri olan Hasan Celal Güzel. Umarım ki içinizde bu ismi ilk kez duyan yoktur. Hasan Bey bu ülke siyasetini ilkiklerine kadar yaşamış ve bu olayı en iyi özümsemiş biridir.Hasan Bey’in bugün radikal gazetesin de yazdığı yazının başlıgı benim bu başlıga attığım başllık.yazı üzerinde hiçbir oynama yapmadan olduğu gibi buraya copy paste denilen olayı gerekleştirerek ekliyorum…Eğer gazetede bu yazıyı okumadıysanız buradan okumasınızı şiddetle tavsiye ederim.Çünkü ögrenilecek çok güzel kelimeleri bir araya getirmiş sevgili yazar..lafı uzatmadan yazıyı sizlerle paylaşayım:

İçinden kıs kıs gülerek ‘Canım, hukuk var; hukukun sonucunu bekleyelim’ diyenlerin dışında, Türkiye’de, hattâ dünyanın her yerinde, AK Parti’nin kapatılma dâvası, bir hukuk meselesi olarak değil, iktidar mücadelesi olarak görülüyor. Ağzınızla kuş tutsanız, yedi ay önce oyların yarısını alarak parlamentonun beşte üçlük (yüzde 62′lik) çoğunluğunu elde etmiş ve tek başına iktidara gelmiş bir siyasî partinin kapatılmak istenmesini, birazcık demokrasi terbiyesi olan kimseciklere anlatamazsınız. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü, ‘çoğunlukçuluk’ gibi yeni terimler icat ederek meşrulaştırmaya çalışmak, dünyanın yuvarlak olmadığını, iki kere ikinin dört olmadığını iddia etmek gibi bir şeydir.
Ortada, oligarşik despotizmin lâikliği bahane ederek yargı üzerinden yürüttüğü bir ‘iktidar kavgası’ vardır. Milletimiz bu kavgayı, 27 Mayıs’tan beri yaşıyor ve mahiyetini de çok iyi biliyor.
* * *

Türkiye’deki jakoben oligarşinin âdeta bir vehim ve paranoya hâline getirdiği iki senaryo vardır:
Birinci Senaryo’ya göre, câhil halkın(!) seçtiği iktidardaki çoğunluk, Cumhuriyet’in lâiklik ilkesini aşındıracak ve Türkiye’yi din devleti hâline dönüştürüp ‘çağdaş yaşamı’ ve demokrasiyi ortadan kaldıracaktır. Öyleyse, demokrasiyi kaldıracak olanlara demokratik hakların tanınması yanlıştır (Türk jakobenizminin ana tezi).
İkinci Senaryo’ya göre, Türkiye’yi parçalamak isteyen dış güçlerin müdahalesi, iktidardaki popülist(!) politikacıların tavizleriyle ve ayrılıkçı-ırkçı Kürtçü hareketler neticesinde Türkiye bölünecektir. AB süreci de bu bölünmeye hizmet etmektedir.
Türkiye’deki demokrasiyi içine sindirememiş oligarşik despotizmin dayatma gerekçesinin arkasında bu iki kuruntu yatmaktadır.
AK Parti İktidarı bakımından bu senaryolar incelendiğinde her ikisinin de vârit olmadığı görülür. Her ülkede görülebilecek çok az sayıdaki marjinal gruplar dışında, Türkiye’de din devleti kurulması talebinde bulunan yoktur. Esasen, Osmanlı Dönemi’nden beri bilâkis modernleşme eğilimi ağır basmaktadır. AK Parti’nin beşbuçuk yıllık iktidarı süresince de, hızlı bir demokratikleşme ve modernleşme programının uygulandığı görülmektedir.
Diğer taraftan, Türkiye’nin bölünmesi ve haritasının değiştirilmesi, Batı’nın hep gündeminde olmuştur. Terör örgütünün güdümündeki siyasî Kürtçülük hareketinin nihaî hedefinin, Türkiye’nin bölünmesi olduğu da doğrudur. Lâkin, merhum Özal’dan sonra Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükûmetleri, -bazı hatâlar haricinde- uyguladıkları doğru politikalarla, Güneydoğu sorununun çözümünde başarılı bir merhaleye ulaşabilmişlerdir.
* * *
Irkçı-bölücü Kürtçülerin siyasî temsilcisi olan DEHAP, 2002 Genel Seçimlerinde, toplam oyların yüzde 6,14′ü oranında 1.933.680 oy almıştır. Buna mukabil, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, bağımsız adaylarla seçime giren DTP’nin aldığı oylar yarıya inmiştir. Şöyle ki, 2007′de bütün bağımsızların toplam oyu yüzde 5,32 oranındadır ve 1.864.971′dir. Bu miktarın içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu, Mesut Yılmaz, Ufuk Uras ve diğer DTP’li olmayan bağımsızların önemli miktardaki oyları da vardır. Çeşitli tahminlere ve hesaplamalara göre, DTP oylarının 1.100.000 ile 1.200.000 civarında olduğu, bunun da yüzde 3-3.5′luk bir orana tekabül ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, PKK mihverindeki siyasî partilerin kalesi sayılan birçok seçim çevresinde AK Parti’nin öne çıktığı görülmektedir.
Bu durum, AK Parti İktidarı’nın Güneydoğu meselesinin çözümünde önemli mesafeler katettiğini göstermektedir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden, devletin üniter yapısından taviz verilmeden bu noktaya ulaşılması, Türkiye bakımından memnuniyet verici bir vakıadır.
Hâl böyleyken, AK Parti’nin kapatılmak istenmesi, oligarşik despotizmin içine düştüğü korkunç bir çelişkidir. Bu takdirde, sözümona devletin bütünlüğü için demokrasiyi feda etmeye kalkışanlar, aslında bindikleri dalı kesmektedirler.
* * *
Şu tarihî gerçeği hiç unutmamalıyız: İttihatçılar da hiç şüphesiz vatansever idiler. Fakat bu vatanseverlikleri, 1909 ile 1914 arasındaki 5 yıllık bir dönemde, koskoca İmparatorluğu dağıtmalarını engelleyemedi. Şimdi bizim Yeni İttihatçılar, jakoben oligarşik despotlar da, ‘Cumhuriyet, lâiklik’ diye diye, halâskarane, vatanperverane çığlıklar atarak Türkiye’ye en büyük zararı verdiklerinin farkında değiller…
AK Parti’nin kapatılması, Türkiye’de en fazla bölücü-ırkçı Kürtçülerin işine yarayacaktır.

HASAN CELAL GÜZEL

yazının kaynagı…

Hasan Celal Güzel’i tanımayan ve kim olduğunu öğrenmek isteyeniniz varsa da burdan o nun hakkında çeşitli bilgilere ulaşabilirsiniz…

Bu yazı için sevgili yazarımıza saygı ve selamlarımı sunar çok ama çok teşekkür ederim.

SocialTwist Tell-a-Friend

Bu filmi görmeyenler daha çok..

Son 10 gündür cep telefonumun radyo özelliğini çok sık kullanmaya başladım,her sabah yurttan okula giderken yaklasık 1saat boyunca sabah haberlerini ve gazete başlıklarını dinliyorum,o kadar iyi oluyor ki anlatamam.Sizlere de  tavsiye ederim.Dün de okula giderken yine aynı şeyi yaptım ve radyoda sabah haberlerini dinlerken radyo spikeri Mehmet barlasın bir yazısını okudu ve yazı cok hosuma gitti. Yazı benim yukarda yazdığım başlığa sahip.Yazıyı burdan olduğu gibi vercem.Ve sizlerden de yazıyı okumanızı isticem..İster begenin ister begenmeyin ama okuyun…

Bu filmi ilk kez görenlerin sayıları daha fazla…


Kırkpınar çayırında yağlı güreşe çıksanız, herhalde en fazla “Rakibimin neresinden tutayım ki elimden kaymasın” sorusuna cevap ararsınız.
Türkiye’nin sorunlarının bir yerinden yakalamak da, böylesine zor bir iş.
Diyelim ki üniversitelere yine tahrikçi ajanlar dadanmaya başlamış.
Bu durumda ne diyebilirsiniz?
- Aman dikkatli olalım. Biz bu filmi daha önce defalarca gördük.
Bunları yazarken ülkenizin yaş ortalamasını düşünmezsiniz tabii.
“Bu filmi” en son gördüğünüz tarihin 25-30 yıl önceye ait olduğu ve Türkiye nüfusunun yarısının 25 yaşın altında bulunduğu aklınıza bile gelmez.
Sizi okurlarınız uyarır.
Nitekim bir sayın okurumuzdan aşağıdaki uyarı geldi hemen:
- Sayın Barlas, ben bu filmi daha önce görmüştüm diyorsunuz. Bu filmin yapımcısı, yönetmeni ve senaryo yazarı kimdir? Birileri bu filmi çekiyor, yayınlıyor sorumlusu hükümet oluyor. Yaşımdan dolayı ben bu filmi ilk kez görüyorum ve sonunu heyecanla bekliyorum. Saygılarımla. Oral Havlucu

Kimler giremez?
Üniversitelerin sorunlarına eğilirken, moda olduğu üzere, hangi üniversite türbanlıları alıyor, hangileri almıyor benzeri bilimsel yeterlilikle ilgili konulara takılırsınız.
Bu sırada bir başka sayın okurunuz, bazı rektörlerin sadece türbanlılara mı üniversite kapılarını kapattıklarını sorup, sizi yine uyarır:
- İşte kör gözler görmez. Türbanlı giremez ama PKK’lı girer, terörist girer, silahlı girer, öğrenci olmayan girer… Provokatör girer… Nihat Baysu
Gündemin bir diğer maddesi olan AK Parti’nin ve DTP’nin kapatılmaları istemli Anayasa Mahkemesi’ndeki davalara eğilirsiniz. Avrupa Birliği’nin bu duruma gösterdiği tepkileri irdelersiniz.

Ankara zihniyeti
“Avrupa ne düşünüyor” sorusunu irdelerken, aklınıza “Acaba Türk seçmenleri ne düşünüyor “u araştırmak gelmez bile. Çünkü isteseniz de istemeseniz de “Ankara” sizi bir ölçüde kendine benzetmiştir.
Bir sayın okurunuz, bu konuda defalarca sizi uyarmıştır oysa.
Son olarak şunları yazmıştır size:
- Bakıyorum sizler de dahil Ankara zihniyetine karşı hemen yelkenleri suya indiriyorsunuz. AKP dahil bu davaya sözde gönül vermişler de sus pus oluyorlar… Baştan söylemiştik Ankara zihniyetini yok edemeyenleri Ankara zihniyeti yok eder. Mehmet Sipahi
Sayın Sipahi’nin uyarı mesajını okuduktan sonra, bir diğer sayın okurunuzun da “Türk seçmeni ” olarak size ilettiği düşüncelerin bulunduğu email’i açarsınız:
- Merhabalar Sayın Barlas. Demokratik bir ülkede yaşadığımızı düşünerek oyumuzu verdik. Fakat halkın %50′sine yakının oy verdiği parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak isteniyor. Bu durumda kurulmuş olan partiler arasında Anayasa Mahkemesi partileri inceleyip kriterlerine en uygun olanı seçsin. Biz de boşuna kendimizi özgür bir ülke olarak kandırmayalım… Evet eğer AKP kapatılırsa bundan sonra oy kullanmayacağım. Nasılsa çok da önemli değil.Tabii ki seçtiğimiz insanlar sınırsızca yönetim özgürlüğüne sahip olmamalı. Ama bir parti kapatılıyorsa, bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, yönetim şeklini tehdit eden bir durum içine girmişse gerekli olmalıdır. Bundan sonra benim oyumun bir önemi yoksa oy kullanmamaya kararlıyım.
Jale Göl
Sayın Jale Göl’ün mesajını da okuduktan sonra, bilgisayarınızın karşısında düşünmeye başlarsınız.

Hiç yerine koyulmak
Darbeler yapılır, partiler kapatılır, seçilmiş iktidarlar devrilirken, kim bilir kaç milyonlarca Jale Göl, “Meğer benim oyum bir hiçmiş” duygusunu yaşadı…
Sayın genç okurum Oral Havlucu gibi yaşı küçük olanlar için bu duygu kırılması ilk kez yaşanılacak bir olay.
Bu durumlar karşısında izlenebilecek bir yol daha var.
Örneğin Sayın Süleyman Demirel gibi iki kez devrildikten sonra, devirenlere destek verebilirsiniz. Adnan Menderes’in hayaleti de, artık sizi değil Tayyip Erdoğan’ı taciz etmeye başlar.
Kral babanızı öldürüp annenizle evlenen ve tahta el koyan amcanızın yanındaki protokol koltuğuna oturursunuz.
Ankara’nın post-modern Hamlet’i olursunuz böylece.

yazı kaynağı.. Mehmet Barlas’a yazısından dolayı teşekkür ederim..

SocialTwist Tell-a-Friend

DESTEKLEYENLER

DESTEKLİYORUM