Archive for the ‘edebiyat’ Category

cezmi ersöz — senin olmadığın yerde

Geçtiğimiz günler de okulun kütüphanesinden cezmi ersöz’ün derinliğime kimse sevgili olamadı adlı kitabını aldım, o kitabı secmemin sebebi kitabın arkasında ersöz’ün kendi sesiyle usta sanatkarların müzikleri üstüne kendi şiirlerini okumasıydı.Kitabı istanbul’a dönceğim gün otobüste okumak için almıştım aslında hatta o kadar hevesliydim ki 8saatte istanbul’a gidene kadar bitiririm dedim arkadaşlarıma ama nazar ettim kendi kendime.Kitabı okudum okudum ama en sonunda otobüste unuttum..Daha sonra seyahat ettiğim firmayı aradım ama hala bir ses çıkmadı kitabtan..okula zimmetli olmasıda ayrı bir dert artık gibi konuşcam kütüphane göre

 

sunay akın -istanbul’da bir zürafa-

sunay akınBen Sunay AKIN’la lise 1. sınıftayken tanıştım,bir vesile kendisi okulumuza konferansa gelmişti ve o günden itibaren kendisini ailecenek beğeniyle izleyip,takip etmekteyiz.Belki de Sunay Bey’in en büyük özelliğide bu olsa gerek 7′den 70′e hitap edebilmek.Kardeşim bir yanımda babam diğer yanımdayken onu izlemenin keyfide bir başka oluyor.Sunay Akın’ın birçok yazısını okudum,bir çok programını izledim,daha önceleri yöneticilik yaptığım tüm forumlarda onunla ilgili başlıklar açtım yazılar yazdım.Peki bunu niye mi yaptım,tamamen o ve onun gibilere (bir diğeri de nihat gençtir ) saygı duyduğum için. Ne yasayışları beni bağlar,ne de düşünceleri ve bende yanlış analizlerde bulunmadıysam onlarda bu felsefeye sahip kişiler.Kendisiyle yapılan bir söyleşide Sunay Bey diğer yazarların ona papyonsuz şair dediklerini ve bununda ona ayrı bir gurur verdiğini söylemişti.Neyse lafı çok uzatmadan sadete gelelim.Gectiğimiz günlerde okul kütüphanesine neredeyse günlük olarak yaptığım ziyaretlerimden birinde, tolstoy’un savaş ve barış adlı eserinin birinci cildini almak için gitmiştim.Ama ne yazık ki 4 cilt olan kitabın diğer ciltleri ordayken 1.cildi yoktu,tam bunun burukluğunu damarlarımda hissediyordum ki,birden gözüme Sunay AKIN’ın İSTANBUL’DA BİR ZÜRAFA adlı eseri çarptı ve hemen koparttım aldım bu eseri kitapların arasından okumam derslerimin yoğunluğundan ötürü yaklaşık 3gün sürdü ama sindire sindire okudum diyebilirim 179 sayfalık bu küçük kitabı.

istanbulda bir zürafaKitaba gelmek gerekiyor sanırsam konu ve başlık itbari ile.Kitap bildiğiniz Sunay Akın yorumu her satırında bir bilgi her satırında bir tarih,konudan konuya hiç çaktırmadan geçmeyi başaran bağlaçları ustaca başarmış yine yazar.Kitap ne ile mi ilgili?; kitap tarihi tanıklık etmiş hayvanları anlatmış,mesela ilk yazıda bir papağandan bahsediyor yazar,bu papağan kibritle oynama yanarsın deyiminin baş kahramanı,Osmanlı saraylarından birinde küçük bir kızın kibritle cıkardıgı yangını görevlilere haber vermiş bir papağan,başka bir yazıda şavaşta askerlere yardım eden bir ceylan var,bir başka yazıda ise adaya sürgüne göderilen köpekler.Şimdi diyeceksiniz ne alaka yazılar bunlar işte bunu anlamak için Read the rest of this entry »

 

yusuf ile züleyha

yusuf ile züleyha

 YUSUF İLE ZÜLEYHA

kalbin üzerinde titreyen hüzün…

 Ben uzun süre önce kitap okumayı bırakmıştım ama bunun nedenini,niyesini,niçinini hiçbir zaman bilemedim…ama buna bir şekilde dur demeliydim ve geçtiğimiz sömestre tatilinde eniştemin kütüphanesinde Nazan Bekiroğlu’nun YUSUF İLE ZÜLEYHA adlı eserini gördüm ve bir anda tekrardan kitap okuyasım geldi…Bunun üstüne beni bu kitapı okumam konusunda üsteleyen ve sevk eden olaylar silsilesi de birbirini izleyince.Artık bu kitapı okumam kacınılmaz olmutu.Bu konuda bana bu kitabı tavsiye eden ablama ve ankaradaki mülkiyeli arkadasım merve’ye tesekkür etmeden edemeyeceğim..tabi bu kitabı Merveyle birlikte aynı zamanda okuduk ama bloga yazmak daha anca  nasip oldu.Ve ne yalan söyleyeyim kitabıda cok begendim…hepinize tavsiye ederim.muhakkak okunulması gereken kitaplar içinde ama tabi kitap okuma zevki göreceli bir kavram bu konuda herkes aynı zevkleri paylaşmayabilir.ama ben yinede benim gibi bir gurmeyle aynı damak tadına sahip olduguna inandığım sevgili okurlarıma burdan siddetle okumayı tavsiye ediyorum..hadi ne duruyorsunuz okuyun gari :)

bide bir üzüntüm var tabi böyle bir kitabı anca 10.baskısında okumak kada bir gec kalınmıslıgın üzüntüsü bu…ama yinede sağlık olsun..

ve şimdi kitabın girişinden bir bölüm paylaşayım sizlerle..

….

“Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.”
A’raf, 176

Bismihû.
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.
Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.

Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan?

Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.
Cümle gibi aşk da ne senin ne benim.
Söz de,
aşk da,
ne benim ne senin.
Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru
ne kadar Allah’tansa,
mülk gibi söz de ve aşk da
O’ndan.

“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da,
beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor.
Değil mi ki her şey O’ndan,
gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka.

İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı. Read the rest of this entry »

 

Ay vakti - aylık kültür ve edebiyat dergisi

ay vakti

Liseden çok sevdiğimiz bir hocamız olan Şeref AKBABA önderliğinde yıllardır çıkan,çok güzel ve kaliteli bir edebiyat dergisi ay vakti.geçtiğimiz günlerde de hocamızla bir kaç kez görüşme fırsatımız oldu.Bende blogumda kısa da olsa onlardan bahsetmek ve size bu dergimizi tanıtmak istedim.gerçek anlamda edebiyat ile ilgileniyorsanız ve damağınız uzun süredir güzel tatlara hasret ise ay vakti dergisi ve ay vakti dergisinin web sitesi sizin için altın değerinde bir kaynak olabilir.Benden söylemesi.İyi okumalar.

 

Özdemir ASAF şiirleri

az söz,az kelime,az cümle ama çok yoğun anlamlar.Özdemir hocamıza saygıyla…

Burda Özdemir ASAF şiirlerini paylaşcam sizlerle.ilk şiir çok kısa.

Geleceğim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
ölüm gibi birşeydi
Ama kimse ölmedi

 

Sende sevgisizliği sevdim

içimden bir şiir yazmak geldi ama yazamadığım için ekleyemedim…ama içimden şiir eklemek geldi tevafuken bu şiir karşıma çıktı ekledim…umarım ki duygularda yoldaş oluruz beğenmeniz dileklerimle… 

Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin”.

Bu yol korkaklar için değildir
iyi oldu gelmediğin
Bu sulardan her babayiğit içemez,
Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin. Read the rest of this entry »

 

Satırlar arasına hapsettiğimiz geçmişimiz.

şimdi sizinle ailemin bir parçası olan birinden bir yazı paylaşçam,yaznın sahibi benim büyük kuzenlerinden Esra ERDOĞDU.ben esra ablamı bildim bileli o sürekli birşeyler yazar ve çizerdi…yazı çalışmalarının yanında lise döneminden çok güzel kara kalaem çalışmalarını hatırlar gibiyim…daha sonra gitar ve müziklede ilgilenmeye başladı ama o onu pek sarmadı sanırsam…ama benim gitara baslamamda en büyük pay yine onun bana küçük yasta dinlettiği metallica,nirvana,bulutsuz özlemi vb grupların müzikleridir..aşağıda paylasacağım yazının adını bulamadım ama ben kendim yazının içinden bir isim sectim ve onuda yukarda başlık yaptım zaten :) şimdi sizi yazıyla başbaşa bırakıyorum…

…….

 Satırlar arasına hapsetmişiz geçmişi.Defterler doldurmuşuz yıllarca.Yazmışız,yazmışız.Saklamışız anıları.Anlaşılmaz kelimelerle,karıştırmışız gerçeği.Oyunlar oynamışız kendimize,belleğimizi sınamışız.aramışız,özlemişiz,çağırmışız.Bir solukta imdat beklemişiz. Yıllarca huzuru,aşkı,tutkuyu aramışız.Bulmuşmuyuz peki? Bakmak lazım satırlara.Araman lazım.Işığı yakman,mumu söndürmen lazım. Gecelere sığdırman lazım gerçeği.Gündüzlerin yalanından kurtulman. Read the rest of this entry »

 

Sevmek Bazen Söyleyecek Sözün Varken Susmakmış

Sevmek bazen bildiğin halde her şeyi susmakmış
Seni darmadağın edecek her şey olup bitmiş
Yapılıp edilmiş olduğu için sevdiğince
-dileyemediğin için olmamasını da hani-
Sadece susmayı dileyip, susmayı yaşamakmış

Sessiz onurlu bir direnişmiş, aslında bu suskunluk
Fırsat vermekmiş karşındakine
Her insanın ikinci bir şansa ihtiyaç duyacağını
Bilmenin farkındalığı ile
Soluksuz uzun bir bekleyişmiş
Bir şekilde telafi edilsin diye yapılan hatalar
Olur ya insanlık hali herkes yanlış yapabilir
Diyerek yüce gönüllülük göstermekmiş

Read the rest of this entry »

 

bir adın kalmalı geriye :(

Bir adın kalmalı geriye

Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet bir adın kalmalı geriye
Birde o kahreden gurbet
Sen say ki ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi

Geceleri koynuma almadım ihaneti
Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan
Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden

Evet yangın

Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu

Evet isyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
Bu sevda biraz nadan
Biraz da hıçkırık tadı
Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı

Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de
Bir adın kalmalı geriye

Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet
beni affet
kaybetmek için erken
sevmek için çok geç

ibrahim sadri

video izlemek için…tıklayınız…

 

tahta atın süvarisi.. -sunay akın-

Tahta atın süvarisi
 
Kalamış Parkı’nda kocaman bir sallanan tahta at vardır. Yıllar önce düşlerimi süsleyen bu dev oyuncağın üstüne çıkıp, onu kızakları üstünde sallayan çocukları gördükçe Truva’nın (Troya) yedinci kez yıkılmasına neden olan tahta atı anımsarım: Akhalılar, yıllarca süren kuşatmaya rağmen Truva’yı ele geçiremeyince yardım isterler Tanrılarından. Nuh’a bir gemi yapmasını söyleyenler, insanlarla biraz dalga geçmek istemiş olacaklar ki, bu sefer tahtadan büyük bir at yapılmasını önerirler. Akhalılar da, işi ciddiye alırlar ve savaştan vazgeçmiş gibi yaparak tahta atı armağan olarak bırakırlar. Kapıyı açıp tahta atı surların içine alan Truvalılar, kuşatmadan kurtulmuş olmanın keyfiyle o gece tüm şarapları bitirirler.
Sızdıklarında ise tahta atın içine gizlenen Akhalılar kenti kolayca ele geçirirler.
Tahta atın öyküsünü öğrendiğim günden beri Truvalıların böyle bir hileyi yutmuş olmalarına aklım yatmadı. Kendime bir açıklama buldum: Çocuklar!.. Evet, Truvalılar tahta atı bir oyuncak sanan çocuklarını kıramadılar.

Read the rest of this entry »