
YUSUF İLE ZÜLEYHA
kalbin üzerinde titreyen hüzün…
Ben uzun süre önce kitap okumayı bırakmıştım ama bunun nedenini,niyesini,niçinini hiçbir zaman bilemedim…ama buna bir şekilde dur demeliydim ve geçtiğimiz sömestre tatilinde eniştemin kütüphanesinde Nazan Bekiroğlu’nun YUSUF İLE ZÜLEYHA adlı eserini gördüm ve bir anda tekrardan kitap okuyasım geldi…Bunun üstüne beni bu kitapı okumam konusunda üsteleyen ve sevk eden olaylar silsilesi de birbirini izleyince.Artık bu kitapı okumam kacınılmaz olmutu.Bu konuda bana bu kitabı tavsiye eden ablama ve ankaradaki mülkiyeli arkadasım merve’ye tesekkür etmeden edemeyeceğim..tabi bu kitabı Merveyle birlikte aynı zamanda okuduk ama bloga yazmak daha anca nasip oldu.Ve ne yalan söyleyeyim kitabıda cok begendim…hepinize tavsiye ederim.muhakkak okunulması gereken kitaplar içinde ama tabi kitap okuma zevki göreceli bir kavram bu konuda herkes aynı zevkleri paylaşmayabilir.ama ben yinede benim gibi bir gurmeyle aynı damak tadına sahip olduguna inandığım sevgili okurlarıma burdan siddetle okumayı tavsiye ediyorum..hadi ne duruyorsunuz okuyun gari
bide bir üzüntüm var tabi böyle bir kitabı anca 10.baskısında okumak kada bir gec kalınmıslıgın üzüntüsü bu…ama yinede sağlık olsun..
ve şimdi kitabın girişinden bir bölüm paylaşayım sizlerle..
….
“Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.”
A’raf, 176
Bismihû.
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.
Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.
Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan?
Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.
Cümle gibi aşk da ne senin ne benim.
Söz de,
aşk da,
ne benim ne senin.
Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru
ne kadar Allah’tansa,
mülk gibi söz de ve aşk da
O’ndan.
“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da,
beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor.
Değil mi ki her şey O’ndan,
gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka.
İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı. Read the rest of this entry »