istanbul…

istanbulBu resmi en son istanbula geldiğimde vapur Üsküdar iskelesine yanasırken cep telefonumla çektim. O yüzden çok kaliteli bir fotograf değil ama güzellikler görecelidir. VE bana göre güzel :) az önce üzerine bişeyler karaladım, onlar da size güzel gelmeyebilir ama benim için güzeller :) fotoğrafı büyütmek için üstüne tıklamanız yeterli olacaktır. Umarım sizler de beğenirsiniz… Beğenmezsenizde aslında pek bir önemli değil :)

kahve bahaneydi…

Bir zamanlar ben diye bir şey yoktu çünkü sen yoktun. Amacım hiçbir zaman küçük kelimelere büyük anlamlar yüklemek değildi. Her zaman nettim. Çoğu zaman kısa cümleler kurar ya gel derdim ya da git. Gönül her zaman bir gülen yüze bir tatlı sohbete hasretti. Kahve ise her zaman buna bahaneydi. :)

türk kahvesi

An’ın sonbaharı

      Ne zaman gittin ki yanımdan, ne zaman bıraktın beni?

Etrafımın cıvıl cıvıl insan kaynadığı anlarda bile sen yok muydun yanımda?

En güzel anları, ilk sevişleri, ilk öpüşleri, ilk hüzünleri ,ilk ayrılıkları, ilk ölümleri ve bunların getirdiği heyecanları ve buruklukları hep seninle paylaşmadık mı?

Herkesler gitti herkesler bitti. Tek sırdaş sen olmadın mı, gece karanlığında odanın duvarlarıyla konuştuğum? Gitarı her elime alışımda birlikte söylemedik mi en acem aşiran parçaları, gözyaşlarımızla ıslatmadık mı senin dizelerinle dolu kağıt parçalarını?

İlk defa yürekli ol, adam gibi cevap ver bana; niye beni sana mahkum ettin?

Şimdi gelmişsin bunları dostum, arkadaşım olduğun için yaptığını söylüyorsun.

Gülüyorum ağlanacak halime!

Ve şimdi.

Yine aklımın dumanlandığı anlardayım.

Mevsim sonbahar ama sanki ben yazdan yeni çıkmadım?

Radyo’da çalan şarkı, bana nispet yaparcasına;

‘Öyle yürekten seviyorsan, aklı başından atacaksın,  kimi yanında arıyorsan önce içinde bulacaksın’ diyor … 

 Ve ben ‘an’ımın sonbaharında elime aldığım son gülün avuçlarımın içinde bin bir acıyla solup, yapraklarının dağılmasını izliyorum.

Rüzgar bu kadar sert esmek zorunda mı?

1musibet 1000nasihat’ten evveldir…

arkadaşlar böyle bir başlık altında ne anlatılabilir ki insana dimi…benim size akıl vercek kadar ne bilgim ne tecrübem nede baska bişeyim var… ama asagıya 2tane ayrı küçük hikaye gibi seyler yazcam ve sizlerden bunlardan cıkarılacak yada cıkarılabilecek dersleri isticem…bakalım neler anlıcaz yada neler anlayamıcaz :) bu aralar cok canım sıkılıyo zaten önümüzdeki 3günde yurttayım bakalım net olursa blogla ugrasma imkanı bulurum …

1-Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş,hava o kadar soğukmuş ki küçük kuşun kanatları donmuş ve kuşcagız karın üstüne düsüvermiş.kuş çaresiz bir şekilde karın üstünde ölümü beklerken ordan geçen bir inek kuşun üstüne pislemiş,kuş o kadar sinirlenmişki,kanatları donmuş olmasa neredyese ineği dövecekmiş,ama birde bakmışki pisligin sıcaklığı ile kanatları cözülüvermiş,kuş buna o kadar cok sevinmiş ve yüksek sesle ötmeye başlamış,ve oradan geçen bir kedide bu sesi duyup gelip kediyi pisligin içinden çıkarmış,ama kuş tam kediye tessekkür edecekken,kedi kuşu yeyivermiş.Demekki neymiş??? :)

a)her üstüne yapanı düşman sanma,

b)seni her pislikten cıkaranı dostun sanma,

c)en önemlisi pisligin içindeyken mutluysan ses çıkarma…

şimdi gelelim 2.kıssaya bakalım… (daha fazla…)

adını ‘elveda’ koydum…

biraz sonra ekleyeceğim cümleler bana bir mesaj yoluyla geldi,gönderen kişinin bendeki değeri ve önemi çok farklıdır,ben mısralar diyeceğim,sanırsam kendisine ait,benim gerçekten hoşuma gitti,umarım sizlerinde hoşuna gider.attığım başlık bana ait,mesajda bir başlık yoktu,gecenin 3ünde beğenerek ve şaşkınlıkla okudum.Ondan herhangi bir mesaj zaten bekliyodum,O arada bir böyle mesajlar atarak hala var olduğunu gösterir bana,O da beni yanıltmadı yine.

teşekkürler…

….

Camii nin şerefelerine kocaman ELVEDA yazmışlar.Sanki ciğerlerime doldurduğum,canımı yakan son nefesimi verip dünya’ya el sallıyomusum gibi,Sanki bir anda tüm ışıklar sönecek,rüzgar duracak,etraf zifiri sessizliğe bürünecekmiş gibi,Sanki yarım kalmışlıklarla dolu,minik bir tebessümle göz kapaklarım ağır ağır kapanıyormuş gibi,Sanki içimden kopan kıvılcımların dışa yansımasıyla bir hafif titreme,

bir küçük kıpırtıyla koyu,göz ve hayat perdelerim kapanacakmış gibi…

Hayat oyunu,ısık,ses,set,final vee perde…

Gecici derin bir hüzünle salon boşaltılır,

OYUN TARİH’E OYUNCU TOPRAĞA GÖMÜLÜR… :(

sensizim…

ne olur gitme,

gerekiyorsa sana ardımda kocaman bir sevda bırakarak,

bırak ben gideyim,

ne olur gitme,

her yanı gözyaşlarımla yıkanmış,

tertemiz sevdamın içindesin,

ne olur gitme,

gidersen bana değil ona haksızlık edersin…

ama sen bilirsin,bunca şeyin üstüne gitmek istiyorsan artık bende dur demeyeceğim sana,ardından  tekrar dönmen için bir taş su dökmeyeceğim çünkü eğer gidiyorsan bir daha dönmemelisin bana,bir daha kırmamalısın beni,asla girmemelisin bu gereksiz adamın tasıdığı ve kalp denen EN GÜZEL yere…

yine saçlamalama anlarımdayım,birçok çelişkinin keşistiği noktaların en dik açısındayım,

üzgünüm,yorgunum,yalnızım,en önemlisi SENSİZİM…

için rahat olsun…

Gecenin geçmek bilmeyen saatlerin de  yine tamamen daralmışlıklardayım.
Etrafım dört duvar, dört duvarda binlerce sen var!
Sana bakıyorum, bakmıyorsun.
Sana bağırıyorum, duymuyorsun.
Mahalle arasında top oynayan masum bir çocuk, yüreğim
her defasında çembe takıp düşürüyor
ya da her defasında çekinmeden kırabiliyorsun
ve her seferinde beni suçluyorsun.
Tamam öyle olsun!
İşte sana anlamsız iki cümle daha;
Erdal’ın önemi yok!!!
Mühim olan insanlık…
Yeter ki için rahat olsun. :(

er.erdogdu

içimden gelen nagmeler…

sen yoksun,

belki de bir daha olmayacaksın,yanımda yada yakınımda…

gecelerimde gündüzlerim gibi sensiz gececek,

yani geceler sabahlara gündüzler gecelere sensiz erecek…

sensizliğin kıyısında,

yalnızlık akorları basıp özlem dolu ritimler atıyorum,

yüreğimin en gitarımsı köşelerinde…

ne olur artık dön!!!  :(                

erdal erdogdu